Giriş yap
🏺 Anunnaki

Kramer'den Samet'e: Ur Ağıtı'nın yetmiş dört yılı

1940'ta Chicago Üniversitesi'nin Doğu Enstitüsü, ince bir kitap yayımladı: "Lamentation over the Destruction of Ur". Yazarı, o sırada kırklı yaşlarının başında olan Samuel Noah Kramer'di. Kitap, Ur kentinin yıkılışını anlatan uzun bir Sümerce ağıtın ilk bütünlüklü edisyonuydu. 2014'te ise İsrailli araştırmacı Nili Samet, aynı ağıtın yeni bir edisyonunu yayımladı. İki kitap arasında yetmiş dört yıl var.

Bu yetmiş dört yıl, bir metnin nasıl yeniden okunduğunun güzel bir örneği. Ningal'ın ağıtını ve Ur'un yıkılışını, Sümer ve Ur için yakılan diğer ağıtı bu blogda daha önce anlattım. Bu kez Ur Ağıtı'nın okunma tarihine, iki edisyon arasındaki yolculuğa bakmak istiyorum. Bu yazıyla birlikte "nasıl bulundu, kim okudu" dizisini de kapatıyorum.

Kramer'in kaynakları

Kramer, 1940'taki edisyonunu hazırlarken, Nippur ve Ur'dan çıkan tabletlere dayandı. Bu tabletlerin bir kısmı Philadelphia'daki Penn Museum'da, bir kısmı İstanbul'da, bir kısmı da British Museum'daydı. Ur tabletleri, Leonard Woolley'in 1922'den 1934'e kadar süren kazılarından geliyordu.

Kramer'in edisyonu, döneminin bilgisiyle sınırlıydı; ama yine de büyük bir başarıydı. Ağıtın yapısını ilk kez gösterdi: On bir bölümden oluşan, her bölümün sonunda kısa bir nakaratla kapanan uzun bir şiir. Bu bölümlere Sümercede "kirugu" deniyor; her kirugu'nun ardından "gişgigal" adı verilen bir cevap satırı geliyor.

Kramer, bu yapının bir ritüel performansı yansıttığını düşündü. Ağıt, belki de Ur'un yeniden inşası sırasında, eski tapınakların yıkıntıları kaldırılırken okunuyordu. Bu yorum, sonraki araştırmacılar tarafından da büyük ölçüde benimsendi.

Kent ağıtları ailesi

Ur Ağıtı, yalnız değil. Sümer edebiyatında, kentlerin yıkılışını anlatan bir grup ağıt var. Bunlar genellikle "kent ağıtları" olarak anılıyor: Ur Ağıtı, Sümer ve Ur Ağıtı, Nippur Ağıtı, Eridu Ağıtı ve Uruk Ağıtı.

Bu ağıtların hepsi, Ur III hanedanının çöküşü ve sonrasındaki dönemle ilişkilendiriliyor. MÖ yirmi birinci yüzyılın sonunda, Ur'un son kralı İbbi-Sin, Elamlılar tarafından esir alındı ve Ur yağmalandı. Bu olay, Sümer'in kolektif hafızasında derin bir yara bıraktı. Kent ağıtları, bu yaranın edebi ifadesi.

Piotr Michalowski, 1989'da Sümer ve Ur Ağıtı'nın edisyonunu yayımladı. Steve Tinney, 1996'da Nippur Ağıtı'nı yayımladı. Margaret Green, Eridu ve Uruk ağıtları üzerine çalıştı. Bu çalışmalar, Kramer'in açtığı yolu takip ederek kent ağıtlarını bir tür olarak anlamamızı sağladı.

Arkeolojik kanıt

Ur Ağıtı'nın anlattığı yıkım, arkeolojik olarak da izlenebiliyor. Woolley'in Ur kazılarında, Ur III döneminin sonuna ait yıkım ve yangın izleri bulundu. Tapınaklar ve saraylar, bu dönemde ciddi hasar görmüştü.

Ama arkeoloji, ağıtın anlattığı her şeyi doğrulamıyor. Ağıt, Ur'un tamamen yok olduğunu, sokakların cesetlerle dolduğunu, tapınakların tamamen yıkıldığını anlatıyor. Kazılar ise, kentin bir kısmının yıkıldığını, ama sonra hızla yeniden inşa edildiğini gösteriyor. Isin hanedanı kralları, Ur'un tapınaklarını restore ettiler ve kendilerini Ur III krallarının mirasçısı olarak sundular.

Bu fark, ağıtın bir tarih kaydı değil, bir edebi ve ritüel metin olduğunu hatırlatıyor. Ağıt, yıkımı büyütüyor; çünkü amacı, yaşanan acıyı ifade etmek ve tanrıları yeniden kente dönmeye ikna etmek.

Samet'in yeni edisyonu

Nili Samet'in 2014'teki edisyonu, Kramer'den sonra bulunan yeni tabletleri ve parçaları içeriyordu. Samet, ağıtın bütün bilinen kopyalarını karşılaştırdı ve yeni bir metin kurdu. Onun edisyonu, satır satır transliterasyon, çeviri ve ayrıntılı bir yorum sunuyordu.

Samet'in çalışmasının en önemli katkılarından biri, ağıtın edebi yapısını yeniden incelemesiydi. Samet, kirugu bölümlerinin her birinin farklı bir bakış açısından anlatıldığını gösterdi. Bazı bölümlerde anlatıcı, bazılarında Ningal, bazılarında ise kentin kendisi konuşuyor. Bu çok seslilik, ağıtı bir drama gibi okumayı mümkün kılıyor.

Samet ayrıca, ağıtın İbranice ağıtlarla, özellikle Ağıtlar Kitabı'yla ilişkisini tartıştı. Bu karşılaştırma, Kramer'in döneminden beri yapılıyordu; ama Samet daha dikkatli ve sınırlı bir yaklaşım benimsedi. Benzerlikleri kabul etti; ama doğrudan bir etkileşim olduğu iddiasına temkinli yaklaştı.

Ağıt rahipleri ve sonraki gelenek

Ur Ağıtı'nın ardında, bir meslek grubu duruyor: ağıt rahipleri. Sümercede "gala", Akkadcada "kalû" olarak anılan bu rahipler, tapınaklarda tanrıları yatıştırmak için ağıtlar okuyordu. Kent ağıtları, onların repertuvarının erken bir parçası olarak görülüyor.

İlginç olan, bu geleneğin ne kadar uzun yaşadığı. Kent ağıtları, Eski Babil döneminden sonra kopyalanmayı büyük ölçüde bıraktı. Ama onların yerini "balag" ve "eršemma" adı verilen ağıt türleri aldı. Bu ağıtlar, binlerce yıl boyunca, Seleukos dönemine kadar tapınaklarda okunmaya devam etti. Mark Cohen, bu ağıtların büyük bir kısmını derleyip yayımladı.

Yani Ur Ağıtı'nın dili ve imgeleri, kent yeniden inşa edildikten çok sonra da yaşadı. Bir tapınak onarılırken, eski bir duvar yıkılırken, gala rahipleri tanrıların öfkesini yatıştırmak için ağıt okuyordu. Bu ağıtların satırlarında, Ur'un yıkılışının yankısı duyulmaya devam etti.

Kramer bu sürekliliği tam olarak göremedi; çünkü 1940'ta geç dönem ağıtlarının çoğu henüz yayımlanmamıştı. Samet ise, bu uzun geleneği göz önünde bulundurarak Ur Ağıtı'nı bir başlangıç noktası olarak okuyabildi. Bu, iki edisyon arasındaki en büyük farklardan biri.

Kendi adıma, bu süreklilik bana en çok dokunan şey. Bir kentin acısı, bir tören diline dönüşüyor ve o dil, kentin kendisinden daha uzun yaşıyor.

Çeviri sorunları

Ur Ağıtı'nın çevirisinde en büyük zorluk, Emesal lehçesi. Ağıtın bazı bölümleri, özellikle Ningal'ın konuştuğu bölümler, Sümercenin "Emesal" adı verilen bir lehçesiyle yazılmış. Bu lehçe, genellikle tanrıçaların ve ağıt rahiplerinin konuşmalarında kullanılıyor. Kelimelerin bir kısmı standart Sümerceden farklı; çevirmen, iki lehçe arasında sürekli geçiş yapmak zorunda.

Bir başka sorun, tekrarlar. Ağıt, aynı satırları farklı bağlamlarda tekrar ediyor; bazen küçük değişikliklerle. Bu tekrarlar, ritüel bir okumanın ritmini yansıtıyor; ama çeviride monoton görünebiliyor. Kramer ve Samet, bu tekrarları farklı biçimlerde aktardı.

Tanrılar arasındaki ilişki

Ur Ağıtı'nda, Ningal ile Enlil arasındaki ilişki merkezde. Ningal, kentini kurtarmak için Enlil'e ve An'a yalvarıyor; ama onlar yıkım kararını değiştirmiyor. Enlil, fırtınayı gönderiyor ve Ur yıkılıyor.

Bu ilişki, iki edisyon arasında farklı biçimlerde yorumlandı. Kramer, Enlil'in kararını acımasız bir kader olarak gördü. Samet ise, ağıtın Enlil'i doğrudan suçlamadığını, onun kararını kozmik bir düzenin parçası olarak sunduğunu vurguladı. Yani ağıt, tanrıyı eleştirmekten çok, onun kararının ağırlığını taşımaya çalışıyor.

Nanna, Ur'un baş tanrısı, Ningal'ın eşi, ağıtın sonunda kente dönüyor. Bu dönüş, kentin yeniden inşasının başlangıcı. Ağıt, böylece bir umutla bitiyor: Tanrılar kenti terk etmişti, ama geri dönüyorlar.

Ningal'ın konumu da dikkat çekiyor. O, kenti savunan tek tanrı değil; ama sesini en çok duyuran. Ağıtın en dokunaklı bölümleri, onun gece boyunca uyuyamadığını, kentinin yıkılışını izlediğini anlatıyor. Bir tanrıça, karar veren meclisin karşısında çaresiz kalıyor. Bu, Sümer panteonundaki güç dağılımını da gösteriyor: Meclisin kararı, tek bir tanrının sevgisinden ağır basıyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Ur Ağıtı ve diğer kent ağıtlarını, Anunnaki'nin MÖ yirmi birinci yüzyılda kullandığı nükleer silahların yarattığı "kötü rüzgâr"ın kaydı olarak okudu. Ona göre ağıtlarda geçen "kötü fırtına", radyoaktif bir bulut idi.

Akademik okumada ise fırtına, Enlil'in simgesi ve tanrısal öfkenin bir imgesi. Ağıtlarda fırtına, Elamlıların ve diğer düşmanların saldırısının şiirsel bir anlatımı. Arkeolojik kanıtlar da Ur'un düşüşünü Elam istilasına bağlıyor; radyoaktif bir felaketin izini göstermiyor.

Forumlarda Ur Ağıtı

Forumlarda Ur Ağıtı, genellikle Sitchin'in "kötü rüzgâr" yorumuyla birlikte anılıyor. Bir İngilizce tartışmada, bir kullanıcı ağıtın satırlarını alıntılayarak bir nükleer patlamayı anlattığını iddia etti. Bir başkası, aynı satırları Samet'in çevirisinden verdi ve fırtına imgesinin bir tanrısal öfke anlatımı olduğunu açıkladı.

Türkçe forumlarda ise ağıt pek bilinmiyor. Bir kullanıcı, "Sümerlerin de ağıtları var mıydı?" diye sordu. Bu soru, bence önemli; çünkü Sümer edebiyatının yalnızca mitlerden değil, kayıp ve yas üzerine şiirlerden de oluştuğunu gösteriyor.

SohbeX teorisi: Yetmiş dört yılın anlamı

Bu bölüm spekülatif.

Kramer ile Samet arasındaki yetmiş dört yıl, bana ağıtın kendi hikâyesini hatırlatıyor. Ur yıkıldı, sonra yeniden inşa edildi. Kramer'in edisyonu, ağıtı ilk kez okunabilir kıldı; sonra yeni parçalarla, yeni okumalarla, ağıt yeniden kuruldu. Bir metin de bir kent gibi: Yıkılıyor, unutuluyor, sonra yeniden inşa ediliyor.

Bu bir benzetme, kanıt değil. Ama "nasıl bulundu, kim okudu" dizisini kapatırken, bu benzetmenin dizinin bütününe de uyduğunu düşünüyorum.

Size soru

Bir kentin yıkılışına yazılmış bir ağıtı okurken, kendi kentinizi düşünür müsünüz? Ben Ur Ağıtı'nı okurken, İstanbul'un depremlerini, yangınlarını düşündüm. Belki de her ağıt, okuyanın kendi kayıplarına dokunduğu için yaşıyor.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap