Giriş yap
🏺 Anunnaki

Koyun mu, tahıl mı? Lahar ile Aşnan'ın sofrada başlayan kavgası

İki kişinin kim daha önemli diye tartıştığı bir sahneyi hepimiz biliriz. Bir aile yemeğinde, bir iş toplantısında, bir okul bahçesinde. Sümerler de bu sahneyi biliyordu ve onu edebiyatın bir türü haline getirmişti. Münazara şiirleri, iki karakterin, çoğu zaman iki nesnenin ya da iki doğal unsurun, kendi üstünlüklerini savunduğu metinlerdi. Bunların en eskilerinden ve en sevimlilerinden biri, koyun tanrıçası Lahar ile tahıl tanrıçası Aşnan'ın tartışması.

Enkimdu'yu, yani çiftçi tanrıyı, Dumuzi ile olan rekabeti üzerinden daha önce anlatmıştım. Bu kez başka bir rekabet var: Hayvancılık ile tarım arasındaki. Ama bu sefer tartışanlar erkek tanrılar değil, iki tanrıça. Hikâye kısaca ne anlatıyor, hemen bakalım.

Başlangıçta yoktu

Şiir, her şeyin başlangıcını anlatan bir girişle açılıyor. An, gök ile yerin dağında, Anunna tanrılarını doğurduğunda, Aşnan'ın adı henüz yoktu. Dokuma tanrıçası Uttu henüz yaratılmamıştı. Koyun yoktu, kuzu yoktu, keçi yoktu, oğlak yoktu. Tanrılar ekmek yemeyi bilmiyordu, giysi giymeyi bilmiyordu. Koyunlar gibi otla besleniyor, ağızlarıyla su içiyorlardı.

Bu açılış bana her seferinde çok çarpıcı geliyor. Tanrılar, uygarlığın en sıradan unsurları olmadan yaşıyor. Hayvan gibi otluyor, çıplak dolaşıyorlar. Sümerler için tanrılar bile uygarlık öncesi bir dönem geçirmişti. Uygarlık, onlara sonradan gelen bir şeydi.

Duku'da yaratılış

Sonra tanrılar, Duku denen kutsal yerde, Lahar ile Aşnan'ı yaratıyor. Duku, Sümer mitolojisinde "saf tepe" ya da "kutsal höyük" olarak anılan, tanrıların kaderleri belirlediği ve ilk şeylerin yaratıldığı bir yer. Lahar ile Aşnan yaratılınca, tanrılar onların ürünlerini, yani koyun sütünü ve tahıl ekmeğini tüketiyor ama doymuyor.

Bunun üzerine Enki, Enlil'e bir öneride bulunuyor: Lahar ve Aşnan, Duku'dan yeryüzüne indirilsin. Böylece insanlar da onlardan yararlanabilsin. Enlil kabul ediyor ve iki tanrıça yeryüzüne iniyor. Lahar'a bir ağıl kuruluyor, ona ot ve bitkiler veriliyor. Aşnan'a bir tarla veriliyor, ona saban ve boyunduruk bağlanıyor.

Bu sahne, tarım ve hayvancılığın insanlara tanrılar tarafından verildiğini anlatıyor. Bir tür uygarlık armağanı.

Sarhoşluk ve kavga

Ve sonra, her güzel hikâyede olduğu gibi, bir sorun çıkıyor. İki tanrıça, şarap ve bira içip sarhoş oluyor ve tarlalarda kavga etmeye başlıyor. Her biri kendisinin daha önemli olduğunu savunuyor.

Lahar, kendi ürünlerini sayıyor: Yün, süt, yağ, peynir, deri. Kralın giysisini, rahibin elbisesini o sağlıyor. Tanrıların sofrasına o katkıda bulunuyor. Aşnan'ı ise bir tür aşağılık içinde gösteriyor; onun ürünlerinin ancak sıradan insanlara yaradığını ima ediyor.

Aşnan ise kendi üstünlüğünü sayıyor. Ekmek, bira, tahıl. Bütün insanların asıl gıdası o. Lahar'ın çobanlarının bile ekmek yemeden yaşayamadığını söylüyor. Lahar'ın ürünlerinin, koyunların kendisinin, kurtlara ve hastalıklara karşı çok savunmasız olduğunu, oysa Aşnan'ın tarlalarda sağlam durduğunu vurguluyor.

Bu tartışma, iki tarafın birbirine attığı laflarla, bazen esprili, bazen sert bir dille ilerliyor.

Hüküm

Sonunda Enki ve Enlil devreye giriyor. Enki, Aşnan'ın üstün olduğunu söylüyor ve Lahar'ın ona boyun eğmesini istiyor. Şiir, Aşnan'ın bu zaferle bitiyor ve kısa bir övgüyle kapanıyor: Lahar ile Aşnan arasındaki tartışmada Aşnan kazandı, Enki'ye övgüler olsun.

Bu hüküm, Sümer toplumunun değerlerini yansıtıyor olabilir. Güney Mezopotamya'nın ekonomisi büyük ölçüde sulamalı tahıl tarımına dayanıyordu. Arpa, hem ekmeğin hem biranın ana malzemesiydi. Hayvancılık da önemliydi, ama tahıl daha merkezi bir yer tutuyordu.

Tanrılar arasındaki ilişki

Bu şiirde Enki ve Enlil, yine bir çift gibi hareket ediyor. Enki öneriyor, Enlil onaylıyor. Lahar ile Aşnan'ı yeryüzüne indirme kararı ikisinin ortak işi. Tartışmanın sonunda da hüküm Enki'den geliyor ama Enlil'in onayıyla.

Bu, Sümer panteonunda sık gördüğümüz bir iş bölümü. Enki, yaratıcı ve düzenleyici; Enlil, yetki veren ve onaylayan. İkisi birlikte, dünyanın düzeninin kurulmasını sağlıyor.

Lahar ile Aşnan ise kardeş gibi yaratılıyor ama rakip oluyor. Bu, Sümer münazara şiirlerinin genel kalıbı: Birbirine bağımlı iki unsur, birbirine karşı yarışıyor. Kazanan belli olsa da, kaybeden yok olmuyor; ikisi de dünyanın düzeninde yerini koruyor.

Tabletler nereden geliyor?

Şiirin bugün bilinen kopyaları büyük ölçüde Eski Babil dönemine ait ve çoğu Nippur'dan çıkmış. Ur'dan da parçalar var. Bu, metnin yazıcı okullarında kopyalanan standart edebiyat dağarcığının parçası olduğunu gösteriyor. Oxford'daki Sümer edebiyatı elektronik külliyatı (ETCSL), şiiri 5.3.2 numarasıyla, çeşitli kopyalardan birleştirilmiş bir metin olarak sunuyor.

Bu birleştirme işi kolay değil. Kopyalar arasında küçük farklar var: Bir satır bir tablette bulunuyor, öbüründe atlanmış; bir kelime farklı yazılmış. Editörler, hangi okumanın daha eski olduğuna karar vermek zorunda kalıyor. Okuduğumuz metin, aslında hiçbir antik yazıcının tek bir tablette yazmadığı bir bileşim.

Bir de şunu belirtmek isterim: Şiirdeki Uttu, yani dokuma tanrıçası, açılışta "henüz yok" diye anılıyor. Bu, Enki ile Ninhursag mitindeki Uttu'ya bir göndermeyle aynı evreni paylaştığını gösteriyor. Sümer edebiyatı, birbirine göz kırpan metinlerden oluşan bir ağ gibi. Bir şiiri okurken, başka bir şiirin karakteri birden kapıdan içeri giriyor.

Akademik okuma

Bendt Alster ve Herman Vanstiphout, 1987'de bu şiirin kapsamlı bir edisyonunu yayımladılar. Vanstiphout, Sümer münazara şiirleri üzerine yaptığı çalışmalarda, bu türün yapısını ayrıntılı biçimde inceledi. Ona göre münazaralar, bir giriş, bir tartışma ve bir hüküm bölümünden oluşan sabit bir kalıba sahipti.

Münazara şiirlerinin işlevi konusunda farklı görüşler var. Bazı araştırmacılar, bunların okul ortamında öğrencilerin hitabet becerilerini geliştirmek için kullanıldığını düşünüyor. Başkaları ise sarayda ya da bayramlarda bir tür eğlence olarak okunduğunu öne sürüyor. Muhtemelen her iki kullanım da vardı.

Bu şiirin açılışındaki "uygarlık öncesi tanrılar" tasviri ise Sümer düşüncesinde ilerleme kavramının bir izi olarak okunuyor. Sümerler, dünyanın bir zamanlar şimdiki halinden farklı olduğunu, uygarlığın zamanla geldiğini düşünüyordu.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Lahar ve Aşnan şiirini, Anunnaki'nin Dünya'da tarım ve hayvancılığı başlatmasının bir kaydı olarak okudu. Duku, ona göre, Anunnaki'nin bitkileri ve hayvanları genetik olarak geliştirdiği bir laboratuvardı. Tanrıların "ot yemesi", Anunnaki'nin Dünya'ya ilk geldiklerinde kendi besinlerini bulamaması olarak yorumlandı.

Bu okuma, şiirin açılışıyla belli bir uyum içinde. Şiir gerçekten tarımın ve hayvancılığın "yukarıdan" geldiğini anlatıyor. Ama Duku'yu bir laboratuvar olarak okumak, metnin kendisinde bulunmayan bir yorum. Duku, başka metinlerde tanrıların toplanıp kaderleri belirlediği kutsal bir yer olarak anılıyor; bir tür ilahi meclis alanı.

Akademik okumada ise tarımın tanrılardan gelmesi, Mezopotamya'nın yaygın bir inancı. Bu inanç, tarımın insanlar için ne kadar önemli olduğunu ve onun tanrısal bir düzene bağlanması gerektiğini gösteriyor.

Forumlarda Lahar ve Aşnan

Forumlarda bu şiir nadiren konuşuluyor. Ama tarım tarihi üzerine açılan başlıklarda bazen karşımıza çıkıyor. Bir kullanıcı, şiirin Neolitik devrimin bir hatırası olabileceğini öne sürdü: İnsanların avcı toplayıcılıktan tarıma geçişinin mitolojik anlatımı. Bu fikir çekici, ama şiir Neolitik devrimden binlerce yıl sonra yazıldı ve doğrudan bir hafıza aktarımı olduğunu kanıtlamak zor.

Bir başka tartışmada, Aşnan'ın kazanmasının adil olup olmadığı konuşuldu. Bir kullanıcı, Lahar'ın ürünlerinin daha çeşitli olduğunu, bu yüzden onun kazanması gerektiğini yazdı. Bir başkası ise şiirin bir yarışma değil, bir sosyal sıralama olduğunu, Sümer toplumunda tahılın gerçekten daha merkezi olduğunu hatırlattı.

Bir başka forum yorumu da dikkatimi çekti. Kullanıcı, Lahar'ın sayıp döktüğü ürünlerin bir saray envanterine benzediğini yazmıştı: yün, yağ, peynir, deri. Gerçekten de Ur III arşivlerinde bu kalemler sürekli geçiyor. Şiirdeki kavga, kâtiplerin her gün tuttuğu hesap defterlerinin dilinden besleniyor olabilir. Yazıcı öğrenciler, münazarayı ezberlerken bir yandan da ileride kayda geçirecekleri malların adlarını öğreniyordu.

SohbeX teorisi: Sarhoş tanrıçalar ve gerçek tartışma

Bu bölüm spekülatif.

İki tanrıçanın sarhoş olup kavga etmesi, bana şiirin bir festival bağlamında okunduğunu düşündürüyor. Belki de hasat bayramlarında, çobanlar ile çiftçiler bir araya geliyor, bira içiyor ve kendi işlerinin üstünlüğü üzerine şakalaşıyordu. Şiir, bu gerçek sosyal sahneyi tanrıların dünyasına taşıyordu.

Eğer öyleyse, Enki'nin hükmü de bir tür uzlaştırma işlevi görüyordu. Bir tarafın kazandığı ilan ediliyor, ama kaybeden de saygıyla anılıyordu. Bu, iki meslek grubu arasındaki gerilimi yatıştırmanın bir yolu olabilirdi. Şiir okunduktan sonra, çobanlar ve çiftçiler yeniden birlikte içmeye devam ediyordu.

Size kalan soru

Siz olsanız, koyuna mı yoksa tahıla mı oy verirdiniz? Belki de soru yanlış; ikisi olmadan da bir sofra kurulamaz. Ama tarih boyunca insanlar hep bu tür sıralamalar yapmaya çalıştı. Sizin hayatınızda, birbirine bağımlı olduğu halde sürekli yarışan iki şey var mı?

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap