Giriş yap
🏺 Anunnaki

Koyun ile tahılın kardeşleri: Bir tür olarak münazara şiirleri

Kuş ile balık kavga ediyor. Yaz ile kış, Enlil'in önünde hangisinin daha yararlı olduğunu tartışıyor. Çapa, sabanı tembellikle suçluyor. Gümüş ile bakır birbirine üstünlük taslıyor. Ve tabii koyun ile tahıl, yani Lahar ile Aşnan, tanrıların sofrasında kimin daha değerli olduğunu konuşuyor.

Bu sahneler, Sümer edebiyatının en eğlenceli türlerinden birine ait: Münazara şiirleri. Lahar ile Aşnan'ın tartışmasını bu blogda daha önce ayrıntılı anlattım; Alster ve Vanstiphout'un 1987 tarihli edisyonunu da anmıştım. Bu kez o tek şiirden geri çekilip, onun ait olduğu aileye bakmak istiyorum. Çünkü Lahar ve Aşnan'ın nasıl bulunduğunu ve okunduğunu anlamak, onun kardeşlerinin nasıl bulunduğunu anlamakla iç içe.

Bir türün tanınması

Yirminci yüzyılın başında, Nippur'dan çıkan tabletler arasında birbirine benzeyen bir dizi şiir dikkat çekti. Hepsi aynı yapıyı kullanıyordu: İki taraf, sırayla konuşarak kendilerini övüyor ve rakiplerini küçümsüyordu. Sonunda bir tanrı, genellikle Enlil ya da Enki, kararını veriyor ve birini kazanan ilan ediyordu.

Bu yapının bir "tür" olduğunu fark etmek zaman aldı. İlk araştırmacılar, bu şiirleri tek tek yayımladı; aralarındaki benzerliği not ettiler, ama sistemli bir inceleme yapmadılar. Samuel Noah Kramer, bu şiirleri "tartışmalar" ya da "münazaralar" olarak gruplayan ilk kişilerden biriydi.

Bugün araştırmacılar, Sümerce münazara şiirlerinin yedi tanesini ana grup olarak sayıyor: Kuş ve Balık, Yaz ve Kış, Çapa ve Saban, Ağaç ve Kamış, Gümüş ve Bakır, Hurma ve Ilgın ve tabii Koyun ve Tahıl. Bunlara ek olarak, okul hayatıyla ilgili, iki yazıcı ya da iki öğrenci arasında geçen tartışmalar da var.

Vanstiphout'un katkısı

Herman Vanstiphout, Hollandalı bir Sümerolog olarak, münazara şiirlerini bir tür olarak inceleyen en önemli araştırmacılardan biri oldu. Vanstiphout, bu şiirlerin ortak yapısını ayrıntılı biçimde analiz etti. Ona göre her münazara, bir giriş, bir tartışma ve bir hüküm bölümünden oluşuyordu.

Giriş bölümü, çoğu zaman kozmik bir başlangıçla açılıyordu: Gök ile yer ayrıldığında, tanrılar doğduğunda, dünya düzene girdiğinde. Lahar ve Aşnan da böyle başlıyor: Tanrılar henüz koyunu ve tahılı yaratmamışken, Anunnaki ne giyeceğini, ne yiyeceğini bilmiyordu. Bu giriş, tartışmanın konusunu evrensel bir zemine oturtuyor.

Tartışma bölümü, karşılıklı konuşmalardan oluşuyor. Her taraf, kendi yararlarını sayıyor ve karşı tarafın kusurlarını vurguluyor. Hüküm bölümünde ise bir tanrı karar veriyor. Lahar ve Aşnan'da Enki ve Enlil, tahılın üstün olduğuna hükmediyor.

Akadca münazaralar

Münazara türü, Sümerce ile sınırlı kalmadı. Akadca da münazara şiirleri yazıldı. Bunların en ünlüsü, "Ilgın ve Hurma" adlı şiir. Bu şiirin Akadca versiyonları, farklı dönemlere ve farklı yerlere ait kopyalardan biliniyor; Asur'dan ve Suriye'deki Emar'dan çıkan parçalar bunların arasında.

Enrique Jiménez, 2017'de "The Babylonian Disputation Poems" adlı kapsamlı bir çalışma yayımladı. Jiménez, Akadca münazara şiirlerinin bütün bilinen kopyalarını bir araya getirdi ve yeni bir edisyon sundu. Bu çalışma, münazara türünün Sümerceden Akadcaya nasıl geçtiğini, nasıl dönüştüğünü gösterdi.

İlginç bir şekilde, münazara türü Mezopotamya'dan sonra da yaşamaya devam etti. Arami, Arap, Fars ve Türk edebiyatlarında da iki şeyin, iki mevsimin, iki çiçeğin tartıştığı şiirler var. Bazı araştırmacılar, bu geleneğin kökenini Mezopotamya münazaralarına kadar götürüyor. Türk edebiyatındaki münazaralar, örneğin bahar ile kışın, gül ile lalenin tartıştığı şiirler, bu uzak akrabalığın bir halkası olabilir. Doğrudan bir bağ kurmak zor, ama benzerlik dikkate değer.

Koyun ve Tahıl'ın kopyaları

Lahar ve Aşnan'ın kopyaları, diğer münazaralar gibi, büyük ölçüde Nippur ve Ur'dan geliyor. Kopyaların çokluğu, şiirin yazıcı okullarında popüler olduğunu gösteriyor. Münazaralar, okul müfredatında önemli bir yer tutuyordu; çünkü öğrencilere hem kelime hazinesi hem de karşılıklı konuşma yapısını öğretiyordu.

Bir münazarayı kopyalayan öğrenci, aynı zamanda tarım, hayvancılık ve günlük hayat hakkında uzun kelime listelerini de öğreniyordu. Lahar ve Aşnan'da, koyunun yünü, sütü, peyniri, derisi; tahılın ekmeği, birası, unu, samanı sıralanıyor. Bu, bir öğrenci için bir ekonomi dersi gibi.

Kim kazanıyor, neden?

Münazaraların hüküm kısımlarını yan yana koyunca, ilginç bir düzen beliriyor. Kazanan taraf, genellikle daha "alçakgönüllü" ya da daha çok emek isteyen taraf oluyor. Çapa ve Saban'da, gösterişli saban değil, her gün toprağı kazan sıradan çapa kazanıyor. Yaz ve Kış'ta, bereketin sessizce hazırlandığı kış kazanıyor. Lahar ve Aşnan'da ise tahıl.

Bazı araştırmacılar, bu düzende bir toplumsal mesaj görüyor: Sürekli ve sessiz emeğin değeri, gösterişli olanınkinden üstündür. Bu, bir yazıcı okulunda okutulan metinler için şaşırtıcı değil. Yazıcılık da sabır ve tekrar isteyen, gösterişsiz bir meslekti. Öğrencilere, belki de kendi uğraşlarının değerini hatırlatan bir ders veriliyordu.

Ama bu düzen her münazarada aynı değil. Bazılarında kazanan, açıkça daha güçlü olan taraf. Bu yüzden genel bir kural çıkarmak riskli. Yine de Lahar ve Aşnan'ın hükmünü okurken, tahılın neden kazandığını sormak, şiiri daha dikkatli okumaya davet ediyor.

Hükümden sonra

Münazaraların bir başka ortak özelliği, sonlarında bir barış sahnesi olması. Kaybeden taraf, kazananın önünde eğiliyor, ona hediye veriyor ya da onu övüyor. Kimse yok edilmiyor, kimse sürülmüyor. Tartışma, bir uzlaşmayla bitiyor.

Bu, Mezopotamya mitlerinin birçoğundan farklı bir ton. Tanrıların savaştığı, kentlerin yıkıldığı, tufanların geldiği hikâyelerin yanında, münazaralar daha sakin bir dünya anlatıyor. Bir tartışmanın kazananı ve kaybedeni olabilir; ama ikisi de aynı düzenin parçası olarak kalmaya devam ediyor.

Çeviri sorunları

Münazaraların çevirisinde en büyük zorluk, mizah. Sümerce şiirlerdeki kelime oyunları, iğnelemeler, alaycı ifadeler, başka bir dile aktarılırken çoğu zaman kayboluyor. Örneğin bir taraf, ötekini "kuru" ya da "kokuşmuş" diye aşağılarken, Sümercede bu kelimelerin ikinci anlamları da olabiliyor. Çevirmen bu ikinci anlamı yakalayamazsa, şaka kayboluyor.

Bir başka zorluk, tarım terimleri. Sümerce tarım kelime dağarcığı çok zengin; farklı arpa türleri, farklı yün kaliteleri, farklı ekmek çeşitleri için ayrı kelimeler var. Bunların tam karşılıklarını bulmak her zaman mümkün değil.

Tanrılar arasındaki ilişki

Münazaraların hüküm bölümü, tanrılar arasındaki yetki ilişkilerini gösteriyor. Bazı münazaralarda Enlil karar veriyor, bazılarında Enki. Lahar ve Aşnan'da ikisi birlikte konuşuyor. Bu, iki tanrının birlikte bir otoriteyi paylaştığını gösteriyor.

Yaz ve Kış münazarasında Enlil karar veriyor; Kış'ı kazanan ilan ediyor. Çapa ve Saban'da ise Enlil yine hakem. Bu, Enlil'in tarım ve toprak düzeni üzerindeki yetkisini vurguluyor. Enki ise su ve bilgelikle ilgili tartışmalarda öne çıkıyor.

Hurma ve Ilgın münazarası ise bir kralın sarayındaki bahçede geçiyor. Tanrıların sofrası yerine yeryüzündeki bir hükümdarın bahçesi, tartışmanın sahnesi oluyor; bu küçük ama anlamlı bir ayrıntı.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Lahar ve Aşnan'ın giriş bölümünü, Anunnaki'nin tarım ve hayvancılığı Dünya'ya getirmesinin kaydı olarak okudu. Ona göre Anunnaki, kendi gezegenlerinden tohumlar ve hayvanlar getirmişti.

Akademik okumada ise giriş bölümü, bir "öncesi" tasviri. Koyun ve tahıl yaratılmadan önce, tanrılar bile çıplak ve aç; bu, koyunun ve tahılın ne kadar değerli olduğunu vurgulamak için kullanılan bir anlatım tekniği. Diğer münazaralarda da benzer girişler var; hepsi bir tür dünyanın kuruluş sahnesiyle açılıyor.

Forumlarda münazaralar

Forumlarda münazara türü neredeyse hiç konuşulmuyor. Lahar ve Aşnan, ara sıra Kabil ve Habil hikâyesiyle karşılaştırılıyor: Çoban ile çiftçinin çatışması. Bir İngilizce tartışmada, bir kullanıcı bu karşılaştırmanın yüzeysel olduğunu, çünkü Sümer münazarasında kimsenin ölmediğini, tartışmanın tatlıya bağlandığını yazdı.

Türkçe bir forumda ise bir kullanıcı, münazara geleneğinin Türk edebiyatına kadar uzandığını öğrenince şaşırdı. Bu, bence forumlarda en çok eksik olan bilgi: Mezopotamya'nın yalnızca uzaylılar ya da tufan değil, bugün hâlâ yaşayan edebi türleri de bize bıraktığı.

SohbeX teorisi: Münazaralar bir sahne gösterisi miydi?

Bu bölüm spekülatif.

Münazaraların karşılıklı konuşma yapısı, bana iki kişinin seslendirdiği bir gösteriyi hatırlatıyor. Belki de yazıcı okullarında, iki öğrenci birer tarafı üstlenip bu şiirleri yüksek sesle okuyordu. Hatta belki saray şenliklerinde, iki ozan bu rolleri canlandırıyordu.

Bunu doğrudan gösteren bir belge yok. Ama bazı münazaralarda, konuşmaların sonunda dinleyicilere seslenen ifadeler var. Bu da, metnin bir dinleyici kitlesine yönelik olduğunu düşündürüyor.

Size soru

Siz olsaydınız, hangi iki şeyi tartıştırırdınız? Kahve ile çay mı, yaz ile kış mı, yoksa telefon ile kitap mı? Sümer yazıcıları bu soruya koyun ile tahıl diye cevap verdi. Bence bu cevap, onların dünyasının en değerli iki şeyini gösteriyor.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap