Konuşan bir silah ve yargılanan taşlar: Lugal-e
Bir savaş tanrısının silahının konuşabildiğini, ona keşif raporları getirdiğini, onu uyardığını, cesaretlendirdiğini düşünün. Lugal-e adlı Sümer şiirinde Ninurta'nın silahı Şarur tam olarak bunu yapıyor. Şarur, adeta bir yaver, bir casus, bir danışman. Ninurta'nın yanında uçuyor, düşmanın ne yaptığını görüp geri geliyor, efendisine anlatıyor.
Şiirin adı, ilk kelimelerinden geliyor: "Lugal-e ud me-lam-bi nir-ğal", yani "Kral, ihtişamı yüce fırtına". Sümerler, şiirlerine çoğu zaman ilk satırlarıyla ad verirdi. Bugün bu şiir, kısaca Lugal-e ya da "Ninurta'nın Zaferleri" olarak anılıyor.
Ben bu şiiri hep bir tür Mezopotamya süper kahraman hikâyesi gibi okudum. Ama içinde, bir savaş hikâyesinden çok daha fazlası var: Taşların yargılanması, dağların doğuşu, nehirlerin düzenlenmesi.
Asag'ın doğuşu
Şiirin düşmanı Asag. Asag, dağlarda doğmuş bir canavar, bir iblis. An'ın Ki ile, yani gök ile yerin birleşmesinden doğduğu söyleniyor. Dağlarda bir ordu topluyor; bu ordu taşlardan oluşuyor. Taşlar, Asag'ı kendilerine kral seçiyor.
Asag, Sümer'e saldırıyor. Bitkileri kurutuyor, suları bozuyor, kentleri tehdit ediyor. Şarur, bu durumu Ninurta'ya haber veriyor. Ninurta, Nippur'da bir şölende, tanrılarla birlikte oturuyor. Şarur, ona Asag'ın gücünü anlatıyor ve onu savaşa çağırıyor.
Savaş
Ninurta savaşa çıkıyor. İlk saldırısı başarısız oluyor; Asag'ın gücü karşısında geri çekiliyor. Şarur, Enlil'e gidip yardım istiyor. Enlil, Ninurta'yı cesaretlendiren bir mesaj gönderiyor. Ninurta ikinci kez saldırıyor ve Asag'ı yeniyor.
Savaş sahneleri şiirde çok canlı anlatılıyor. Fırtına, sel, gökyüzünü kaplayan toz. Ninurta, bir fırtına tanrısı olarak tüm doğanın gücünü kullanıyor.
Taşların yargılanması
Şiirin en ilginç bölümü, savaştan sonra geliyor. Ninurta, Asag'ın ordusunda yer alan taşları tek tek yargılıyor. Asag'ın tarafını tutanları lanetliyor, onu desteklemeyenleri ödüllendiriyor.
Örneğin, bir taşı ezilmeye, toz olmaya mahkûm ediyor. Bir başkasını, insanların ayakları altında çiğnenmeye. Ama bazı taşlara onur veriyor: Biri kralların heykellerinde kullanılacak, bir başkası mühür yapılacak. Diorit gibi değerli taşlar ödüllendiriliyor.
Bu bölüm, Sümerlerin taşlara bakışını gösteriyor. Mezopotamya'da taş nadir bir hammaddeydi; dağlardan, yabancı ülkelerden getirilmesi gerekiyordu. Her taşın bir değeri, bir kullanım alanı vardı. Şiir, bu değerleri mitolojik bir kökene bağlıyor: Taşlar, Ninurta'nın yargısına göre şimdiki işlevlerini kazandı.
Gudea'nın heykellerinin diorit gibi sert, koyu bir taştan yapıldığını hatırlayınca, bu bölümün ne kadar somut bir dünyaya dayandığı daha iyi anlaşılıyor. Gudea, bu taşları uzak diyarlardan getirtmekle övünüyordu. Şiirdeki onurlandırma, kralların gerçek tercihlerinin bir yansıması gibi.
Dağların doğuşu ve Ninhursag
Asag yenildikten sonra, Ninurta taşları üst üste yığıp bir dağ oluşturuyor. Bu dağ, Sümer'e akan suları düzenliyor; Dicle'nin taşkın suları tarlalara yönlendiriliyor. Ninurta, böylece hem bir savaşçı hem bir sulama mühendisi gibi davranıyor.
Sonra Ninurta'nın annesi Ninmah geliyor. Oğlunun zaferini görmek istiyor. Ninurta ona yeni bir ad veriyor: Ninhursag, yani "dağın hanımı". Taşlardan oluşturduğu dağı ona armağan ediyor.
Bu sahne, Sümer panteonunda bir tanrıçanın adlarının nasıl açıklandığını gösteriyor. Ninmah, Ninhursag, Nintur; bu adlar farklı metinlerde aynı tanrıçaya ya da yakın tanrıçalara işaret ediyor. Lugal-e, bu adlardan birinin kökenini mitolojik olarak açıklıyor.
İki dilli gelenek
Lugal-e, Sümer edebiyatının en uzun ve en karmaşık şiirlerinden biri. Ve bize ulaşan kopyalarının önemli bir kısmı iki dilli. Yani Sümerce satırların altında Akkadca çevirileri var.
Bu iki dilli kopyalar, şiirin Sümerce'nin konuşulmadığı dönemlerde de okunmaya devam ettiğini gösteriyor. Orta Babil ve Yeni Asur dönemlerinde, yazıcılar Sümerce'yi öğrenmek için bu tür iki dilli metinleri kullanıyordu. Akkadca çeviri, Sümerce'yi anlamak için bir kılavuz işlevi görüyordu.
Bu durum, bugünkü araştırmacılar için de çok değerli. Sümerce'nin bazı zor ifadeleri, Akkadca çeviriler sayesinde anlaşılabiliyor. Ama Akkadca çeviriler her zaman doğru değil; bazen geç dönem yazıcılarının Sümerce'yi yanlış anladığı da görülüyor.
Şiirin Eski Babil kopyaları da var; bunlar yalnızca Sümerce. İki dilli kopyalar ise daha geç. Bu, şiirin uzun bir süre boyunca, farklı biçimlerde aktarıldığını gösteriyor.
Nippur'a dönüş ve övgü
Şiir, Ninurta'nın zaferden sonra Nippur'a dönmesiyle de bitmiyor; uzun bir övgü bölümüyle kapanıyor. Bu övgü, Ninurta'nın yaptıklarını yeniden sayıyor ve ona kader belirleme gücü veriliyor. Nisaba'ya da bir selam var; şiirin yazıcılar arasındaki yerini hatırlatan küçük bir imza gibi.
Ninurta'nın dönüşü başka bir şiirin, Angim'in, ana konusu. İki şiir birbirini tamamlıyor gibi: Biri savaşı ve sonrasındaki düzenlemeyi, öbürü kente zaferle girişi anlatıyor. Yazıcı okullarında bu iki metnin birlikte okunduğunu düşünmek için nedenler var; ikisi de Ninurta'nın kahramanlığını yüceltiyor, ikisi de geç dönemde iki dilli olarak kopyalandı.
Bir de şunu belirtmek isterim: Şiirin yapısı, savaşın kendisine ayırdığı yerden çok daha fazlasını savaş sonrasına ayırıyor. Taşların yargılanması, dağın kurulması, suların düzenlenmesi, annenin onurlandırılması. Yani Lugal-e, bir zafer şiirinden çok bir düzen kurma şiiri. Savaşmak kolay; asıl iş, savaştan sonra dünyayı yeniden yerleştirmek.
Tanrılar arasındaki ilişki
Lugal-e, Ninurta ile babası Enlil arasındaki ilişkiyi gösteriyor. Ninurta, Enlil'in oğlu ve savaşçısı. Enlil, oğlunu destekliyor, ona cesaret veriyor. Ama savaşı Ninurta kendisi yapıyor.
Ninurta ile annesi Ninmah arasındaki ilişki ise sevgi dolu. Ninmah, oğlunun güvenliği için endişeleniyor, onun zaferini görmek için geliyor. Ninurta da ona bir dağ ve yeni bir ad armağan ediyor. Bu, bir oğulun annesine olan bağlılığının bir ifadesi.
Şarur ise ilginç bir karakter. Bir silah, ama aynı zamanda bir kişilik. Ninurta ile Şarur arasındaki ilişki, bir efendi ile sadık hizmetkâr arasındaki ilişki gibi. Mezopotamya'da tanrıların silahlarının da tanrısal sayıldığını, kendi adları ve kişilikleri olduğunu akılda tutmak lazım.
Asag ise An ve Ki'nin çocuğu olarak, Ninurta'nın bir tür akrabası. Bu, savaşın bir aile içi çatışma boyutu taşıdığını düşündürüyor. Kaos ve düzen, aynı kaynaktan doğuyor.
Akademik okuma
Jan van Dijk, 1983'te Lugal-e'nin kapsamlı bir edisyonunu yayımladı. Van Dijk, şiirin tüm kopyalarını bir araya getirdi, Sümerce ve Akkadca metinleri karşılaştırdı ve ayrıntılı bir yorum sundu.
Akademide Lugal-e, genellikle bir krallık ideolojisi metni olarak okunuyor. Ninurta'nın zaferi, Sümer krallarının dağlık bölgelerdeki düşmanlarına karşı zaferlerinin bir yansıması olabilir. Dağlardan gelen tehditler, Sümer tarihinin sürekli bir konusuydu.
Taşların yargılanması ise bir tür bilgi metni gibi okunuyor. Şiir, taşların özelliklerini ve kullanım alanlarını sıralıyor; bir tür mineraloji kataloğu. Bu, Mezopotamya'nın ansiklopedik bilgi geleneğiyle bağlantılı.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Lugal-e'yi Anunnaki arasındaki bir savaşın kaydı olarak okudu. Ona göre Ninurta, Anunnaki'nin bir komutanıydı ve Asag, rakip bir grubun lideriydi. Taşların yargılanması ise Sitchin için, bir tür teknolojik yıkımın sonrasını anlatıyordu: Belirli taşların, yani belirli kristallerin ya da cihazların, yok edilmesi ya da korunması.
Bu yorumun en ünlü kısmı, "taşlar"ın aslında bir tür ileri teknoloji cihazı olduğu fikri. Sitchin, bazı taşların "Ekur"un içindeki cihazlar olduğunu düşündü. Ama şiirde taşlar, diorit, akik, lapis lazuli gibi gerçek, bilinen mineraller olarak adlandırılıyor. Bunlar, Mezopotamya'nın ticaret ağlarında dolaşan hammaddeler.
Forumlarda Lugal-e
Forumlarda Lugal-e, nispeten az konuşulan bir şiir. Ama konuşulduğunda, genellikle Şarur'un "akıllı silah" olarak yorumlanmasıyla gündeme geliyor. Bir kullanıcı, Şarur'un bir yapay zekâ ya da insansız hava aracı olduğunu öne sürdü. Bu, eğlenceli bir yorum ama şiirde Şarur, tanrısal bir varlık olarak, bir kişi gibi davranıyor.
Bir başka tartışmada, taşların yargılanması bölümü ele alındı. Bir kullanıcı, bu bölümün antik bir maden kataloğu olduğunu yazdı. Bir başkası ise taşların kişileştirilmesinin, Mezopotamya'nın animistik bir dünya görüşüne sahip olduğunu gösterdiğini savundu.
Ben bu yorumların ikisine de yarı yarıya katılıyorum. Şiir hem bir katalog hem de taşlara ruh veren bir dünyanın ürünü; Sümerler için ikisi çelişmiyordu.
SohbeX teorisi: Taş tüccarlarının şiiri
Bu bölüm spekülatif.
Lugal-e'nin taşlar bölümü, bana bir taş tüccarları loncasının bakış açısını çağrıştırıyor. Mezopotamya'da taş ticareti, uzak diyarlarla bağlantı kuran önemli bir ekonomik faaliyetti. Taşların değeri, nadirliği, kullanım alanı; bunlar tüccarların bilmesi gereken şeylerdi.
Belki de şiirin bu bölümü, yazıcı okullarında taşların adlarını ve özelliklerini öğretmek için kullanıldı. Öğrenciler, taşların hangi işe yaradığını, hangisinin değerli hangisinin değersiz olduğunu, Ninurta'nın yargısı üzerinden öğreniyordu.
Size soru
Bir taşın hikâyesini hiç düşündünüz mü? Bir yüzükteki taşın, bir binanın köşesindeki taşın? Sümerler için her taşın bir geçmişi vardı; bir savaşta kimin tarafını tuttuğu, ona bugünkü yerini veriyordu. Sizin elinizin altındaki bir taş, hangi tarafı tutmuş olurdu?
Giriş yap