Keklik gövdeli, kuzgun yüzlü ordular: Kutha Efsanesi'ni kimler okudu?
Bir kral, karşısına çıkan düşmanın insan olup olmadığını anlamak için askerlerinden birine bir esir yakalatıyor ve onu bir iğneyle deliyor. Kan akıyor. Kral, "kan akıyorsa insandır" diye düşünüyor. Bu sahne, Akadca bir metinden: Bugün "Kutha Efsanesi" ya da "Naram-Sin ve Düşman Ordular" adıyla bilinen anlatıdan.
Antik uzaylı tartışmalarında bu sahne sık sık alıntılanıyor. Ama metnin kendisini, nereden geldiğini ve kimlerin nasıl okuduğunu bilen azınlıkta. Ben bu kez sahneyi bağlamına yerleştirmeye çalışacağım.
Bir stel gibi yazılmış tablet
Kutha Efsanesi'nin tuhaf bir biçimi var. Metin, bir kralın kendi ağzından, bir dikilitaşa, yani "narû"ya kazınmış bir yazıt gibi kurgulanmış. Naram-Sin konuşuyor, başına gelenleri anlatıyor ve sonunda gelecekteki krallara öğüt veriyor. Ama bu bir gerçek stel değil; kil tablete yazılmış bir edebi metin. Asurologlar bu türe "narû edebiyatı" diyor.
Metnin adı da bu kurgudan geliyor. Anlatıya göre Naram-Sin, yazıtını Kutha kentinde, Nergal'in tapınağı Emeslam'da bırakmıştı. Kutha, yeraltı dünyasının tanrısı Nergal'in kentiydi. Bu ayrıntı, metnin karanlık atmosferiyle de uyumlu.
Tabletler ve edisyonlar
Kutha Efsanesi'nin birkaç farklı versiyonu biliniyor. Eski Babil dönemine ait parçalar var. Standart Babil versiyonunun kopyaları ise Ninova'dan, Aşşurbanipal'in kütüphanesinden ve güneydoğu Türkiye'deki Sultantepe'den geliyor.
Sultantepe, Urfa'nın güneyinde, antik adı Huzirina olan bir höyük. 1950'lerde burada yapılan kazılarda, Yeni Asur dönemine ait bir tablet arşivi bulundu. Oliver Gurney, 1955'te Anatolian Studies dergisinde Sultantepe'den gelen Kutha Efsanesi kopyalarını yayımladı. Bu yayın, Ninova parçalarındaki boşlukların önemli bir kısmını doldurdu.
Bütün versiyonları bir araya getiren standart çalışma, Joan Goodnick Westenholz'un 1997'de yayımladığı "Legends of the Kings of Akkade" kitabı. Westenholz, Sargon ve Naram-Sin hakkındaki bütün efsanevi metinleri tek bir ciltte topladı, transliterasyon ve çeviri verdi. Kutha Efsanesi'nin farklı versiyonlarını karşılaştırmak isteyen herkes bugün bu kitaptan başlıyor.
Hikâye
Standart Babil versiyonunda Naram-Sin, eski bir kral olan Enmerkar'ın yazıt bırakmadığı için başına gelenleri anarak başlıyor. Sonra kendi hikâyesine geçiyor.
Uzak dağlardan bir ordu geliyor. Metin bu orduyu tuhaf bir biçimde tarif ediyor: Keklik gövdeli, kuzgun yüzlü savaşçılar. Onları büyük tanrılar yaratmış, Tiamat emzirmiş, ana tanrıça Belet-ili güzelleştirmiş. Başlarında Anubanini adlı bir kral ve onun yedi oğlu var. Bu ordu, kuzeyden ve doğudan ülkeleri yağmalayarak ilerliyor.
Naram-Sin, önce bu yaratıkların ne olduğunu anlamak istiyor. Bir subayını gönderiyor ve bir esiri iğneyle deldiriyor. Kan akınca, bunların insan olduğuna karar veriyor.
Sonra kâhinlerine başvuruyor. Kurban hayvanlarının iç organları incelenerek yapılan kehanetler, savaşmamasını söylüyor. Naram-Sin bu işaretleri dinlemiyor. Kendi gücüne güveniyor ve ordusunu gönderiyor. Ordu yok oluyor. İkinci yıl, üçüncü yıl aynı şey tekrarlanıyor. Metin, kaybedilen askerlerin sayılarını veriyor; ama bu sayılar kopyalara göre değişiyor ve büyük ölçüde abartılı, edebi rakamlar olarak görülüyor.
Sonunda Naram-Sin çaresiz kalıyor. "Ben nasıl bir kralım?" diye kendini sorguluyor. Dördüncü yıl yeniden kehanete başvuruyor ve bu kez tanrıların sözünü dinliyor. Metnin sonunda, gelecekteki krallara öğüt veriyor: Düşman ülkene girerse, sen savaşa çıkma; silahlarını bağla, karınla yat, şehrinin surlarını güçlendir. Bu yazıtı oku ve kendini koru.
Ders veren bir kral
Akademik okumada Kutha Efsanesi, bir bilgelik metni olarak görülüyor. Naram-Sin burada bir kahraman değil, bir uyarı figürü. Akad'ın Laneti'nde olduğu gibi, yine tanrılara karşı gelen bir kral olarak karşımıza çıkıyor; ama bu kez yıkılmıyor, ders alıyor.
Westenholz, metnin Naram-Sin'in tarihsel kişiliğini değil, Mezopotamya'daki "kötü kader" düşüncesini işlediğini vurguladı. Kral, tanrıların iradesini kehanet yoluyla öğrenmeli ve ona uymalı. Bu, Asur ve Babil saraylarında kehanetin ne kadar ciddiye alındığını da gösteriyor. Aşşurbanipal'in kütüphanesinde bu metnin kopyalarının bulunması tesadüf değil; o da kehanet raporlarına göre hareket eden bir kraldı.
Metnin sonundaki öğüt de tartışma konusu. Bazı araştırmacılar bunu pasif bir teslimiyet olarak okudu. Başkaları ise, kralın gücünü korumak için gereksiz savaşlardan kaçınmasını öğütleyen pratik bir siyasi akıl olarak gördü.
Enmerkar'ın gölgesi
Metnin açılışında Enmerkar'ın anılması, çoğu zaman gözden kaçıyor. Enmerkar, Sümer geleneğinde Uruk'un efsanevi kralı; Aratta Beyi'yle olan çekişmesini anlatan destanlarda yazıyı icat eden kral olarak geçiyor. Kutha Efsanesi'nde ise tam tersine, yazıt bırakmadığı için suçlanıyor.
Bu ironik bir durum. Yazının mucidi olarak anılan bir kral, kendi deneyimini bir stele kazıyıp gelecek kuşaklara bırakmadığı için eleştiriliyor. Naram-Sin ise bu hatayı tekrarlamamak için yazıtını Kutha'ya bırakıyor. Metin, kendi varlık nedenini de böylece açıklamış oluyor: Bu tablet, Enmerkar'ın yapmadığını yapan bir kralın mirası.
Westenholz, bu açılışın metni bir zincirin halkası olarak kurduğunu vurguladı. Bir kral, bir öncekinin hatasından ders alıyor ve kendisinden sonra gelene öğüt bırakıyor. Okuyucu da bu zincirin bir sonraki halkası olarak çağrılıyor.
Bu açılış, metni okuyan Asur kralına doğrudan seslenen bir çerçeve kuruyor.
Çeviri sorunları
En büyük sorun, düşman ordunun tarifinde. "Keklik gövdeli" ve "kuzgun yüzlü" ifadeleri, Akadca kelimelerin farklı okunabilmesi nedeniyle değişik biçimlerde çevrildi. Bazı çevirmenler, bu ifadelerin mecazi olduğunu, dağlı halkların yabancı görünüşünü anlatmak için kullanıldığını vurguladı. Akad'ın Laneti'nde Gutilerin "köpek aklı" ve "maymun yüzü" ile tarif edilmesi de benzer bir kalıp.
Bir başka güçlük, versiyonlar arasındaki farklar. Eski Babil versiyonları ile Standart Babil versiyonu aynı hikâyeyi anlatmıyor; bazı sahneler bir versiyonda var, ötekinde yok. Westenholz bu farkları ayrı ayrı sundu; ama popüler alıntılar genellikle versiyonları karıştırıyor.
Tanrılar arasındaki ilişki
Kutha Efsanesi'nde tanrılar, düşman orduyu yaratan güç olarak karşımıza çıkıyor. Bu, metnin en ilginç yanlarından biri: Naram-Sin'i cezalandıran ordu, tanrıların eseri. Tiamat'ın onları emzirmesi, kaotik bir kökeni ima ediyor; Belet-ili'nin onları güzelleştirmesi ise bir yaratılış eylemini.
Bu ikili köken, Mezopotamya düşüncesindeki bir gerilimi yansıtıyor: Kaos ve düzen, ikisi de tanrısal kaynaklı. Enuma Eliş'te Tiamat'ın yarattığı canavarlar Marduk'a karşı savaşıyordu; burada ise tanrıların yarattığı bir ordu, insan bir krala karşı gönderiliyor. Nergal'in Kutha'daki tapınağı, metnin bırakıldığı yer olarak, bu karanlık gücün de bir parçası.
Tanrılar arasında bir çatışma yok; hepsi aynı amaca hizmet ediyor. Naram-Sin'in hatası, bu ortak iradeyi okumaya çalışmaması.
Sitchin ve antik uzaylı okumaları
Antik uzaylı kuramcıları, Kutha Efsanesi'ndeki keklik gövdeli, kuzgun yüzlü savaşçıları insan olmayan varlıklar olarak yorumladı. İğneyle kan testi sahnesi, onların insan mı yoksa yapay varlıklar mı olduğunun anlaşılmaya çalışıldığı bir an olarak okunuyor. Bazı yazarlar, bu ordunun Anunnaki tarafından yaratılmış biyolojik savaşçılar olduğunu öne sürdü.
Akademik okumada ise bu tarif, Mezopotamya edebiyatında yabancı düşmanları tanımlamak için kullanılan bir kalıp. Metin, onların insan olduğunu açıkça söylüyor; kan akıyor ve Naram-Sin bunu doğruluyor. Antik uzaylı okumaları, sahnenin sonucunu değil, sorusunu öne çıkarıyor. Bence bu, metne yapılan en büyük haksızlık: Naram-Sin'in testi, cevabı açık olan bir test.
Forumlarda Kutha Efsanesi
İngilizce forumlarda, "Cuthean Legend" başlığıyla açılan tartışmalarda iğne sahnesi neredeyse her zaman alıntılanıyor. Forumlarda kimi kullanıcılar, bu sahnenin "tarihteki ilk DNA testi" olduğunu yazıyor. Başkaları, aynı başlığın altında Westenholz'un çevirisini paylaştı ve kanın aktığını, yani testin olumlu çıktığını hatırlattı.
Türkçe forumlarda metin pek tanınmıyor. Rastladığım birkaç başlıkta, "Kutha" adı Nergal'in kentiyle ilişkilendirilmeden kullanılıyordu. Bu da metnin karanlık atmosferinin nereden geldiğini kaçırmak demek.
SohbeX teorisi: Kehanet raporlarının gölgesi
Bu bölüm spekülatif.
Kutha Efsanesi'nin Ninova ve Huzirina gibi Asur merkezlerinde kopyalanması, bana onun bir saray metni olarak işlev gördüğünü düşündürüyor. Asur kralları, savaşa çıkmadan önce kâhinlere danışıyordu ve bu danışmaların kayıtları bugün elimizde. Belki de Kutha Efsanesi, kehanetleri dinlemeyen bir kralın ne yaşadığını anlatarak, bu uygulamanın meşruiyetini güçlendiren bir metindi.
Kâhinler, kralın kararlarını etkileme gücünü bu tür hikâyelerle koruyor olabilirdi. Bunu kanıtlayan bir belge yok; ama metnin hangi arşivlerde bulunduğu, bu yönde düşünmeye izin veriyor.
Belki de en iyisi, metni bir saray odasında, bir kâhinin sesinden dinlediğimizi hayal ederek okumak. O zaman keklik gövdeli savaşçılar, bir uzay gemisinden değil, bir kralın korkularından iniyor gibi görünüyor.
Size kalan
Naram-Sin, kanı görünce rahatladı; ama savaşı yine kaybetti. Düşmanın insan olduğunu bilmek, ona hiçbir şey kazandırmadı. Sizce bu hikâyenin asıl sorusu, düşmanın ne olduğu mu, yoksa kralın kimi dinlemesi gerektiği mi?
Giriş yap