Giriş yap
🏺 Anunnaki

Kayıp tablet efsaneleri neden bu kadar yayıldı? Kaderler Tableti, George Smith'in gazetesi ve hâlâ çıkan parçalar

Anunnaki tartışmalarında sık duyulan bir cümle var: "Asıl tabletler saklanıyor." Bu cümlenin farklı sürümleri dolaşıyor. Bazı paylaşımlara göre büyük müzelerin depolarında yayımlanmamış, Anunnaki'nin gerçek hikâyesini anlatan tabletler bekliyor. Bazılarına göre savaşlar sırasında bu tabletler bilinçli olarak ele geçirildi. Bazılarına göre de Sümerlilerin kendileri, en önemli bilgiyi gizli bir tablete yazıp bir yere sakladı.

Bu efsanelerin çekiciliğini anlamak zor değil. Bir gizli belge fikri, her zaman güçlü bir merak yaratır. Ama kayıp tabletlerin gerçek hikâyesi, efsanelerden çok daha ilginç olabilir. Burada hem efsaneye hem de gerçek keşiflere bakacağım; bir de Mezopotamya'nın kendi "kayıp tablet" efsanesine: Kaderler Tableti'ne.

Tanrılar arasındaki ilişki: Kaderler Tableti

Mezopotamya mitolojisinde en değerli tablet, "Kaderler Tableti". Bu tablet, evrenin düzenini ve tanrıların yetkilerini belirleyen bir tür kozmik belge olarak anlatılıyor. Onu elinde tutan, evrenin yönetimini de elinde tutuyor.

Akadca "Anzu Destanı" bu tabletin çalınma hikâyesini anlatıyor. Anzu, aslan başlı dev bir kartal olarak tasvir edilen bir yaratık. Enlil, Anzu'yu kendi tapınağının kapısında bekçi olarak görevlendiriyor. Ama Anzu, Enlil'in yıkanmak için tacını ve Kaderler Tableti'ni bir kenara bıraktığı bir anda tableti kapıp dağlara kaçıyor. Bununla birlikte evrenin düzeni bozuluyor; tanrıların emirleri yerine getirilmiyor, kutsal mekânların ışığı sönüyor.

Tanrılar mecliste toplanıyor. An, sırasıyla birkaç tanrıya Anzu'yla savaşma görevini teklif ediyor; ama her biri, tableti elinde tutan Anzu'nun söylediği her sözün gerçekleşeceğini bildikleri için reddediyor. Sonunda Ea, yani Akadca adıyla Enki, bir çözüm buluyor. Ana tanrıça Belet-ili'den, oğlu Ninurta'yı bu göreve göndermesini istiyor. Belet-ili kabul ediyor ve Ninurta'ya bir savaş planı veriyor.

İlk saldırıda Ninurta'nın okları, Anzu'nun sözüyle geri dönüyor; Anzu her oka "geri dön" diyor ve ok, yapıldığı kamış yatağına geri gidiyor. Ninurta, Ea'dan yardım istiyor. Ea ona bir taktik veriyor: Anzu'nun kanatlarını kesmesini, böylece Anzu'nun "kanadım, kanadım" diye bağırıp sözlerine odaklanamayacağı bir an yaratmasını. Ninurta bu taktikle Anzu'yu yeniyor ve tableti geri alıyor.

Bu hikâyede tanrılar arasındaki iş birliği çok net. Enlil tableti kaybediyor; An meclisi yönetiyor; Ea stratejiyi kuruyor; Belet-ili oğlunu gönderiyor; Ninurta savaşı kazanıyor. Kayıp tablet, tek bir tanrının değil, bütün meclisin ortak çabasıyla geri geliyor.

Gerçek kayıp tabletler: Ninova'dan Londra'ya

Mezopotamya'nın gerçek tabletleri ise binlerce yıl boyunca toprağın altında kaldı. On dokuzuncu yüzyılın ortasında İngiliz arkeolog Austen Henry Layard ve yardımcısı Hormuzd Rassam, bugünkü Musul yakınlarındaki Ninova'da kazılar yaptı. Bu kazılarda Asur kralı Asurbanipal'in sarayında ve kütüphanesinde on binlerce tablet ve tablet parçası bulundu. Bu parçaların büyük kısmı Londra'daki British Museum'a götürüldü.

Bu tabletleri okumak, onlarca yıl süren bir iş oldu. 1872'de British Museum'da çalışan genç bir Asurolog, George Smith, bu parçalar arasında bir tufan anlatısı buldu: Gılgamış destanının on birinci tableti. Smith, bu keşfi Londra'da halka açık bir konuşmada duyurdu; konuşma büyük bir ilgi gördü, çünkü anlatı Kutsal Kitap'taki Nuh tufanına çok benziyordu.

Ama tabletin bir kısmı eksikti. Londra'daki Daily Telegraph gazetesi, Smith'in Ninova'ya gidip eksik parçayı araması için bir sefer finanse etti. Smith 1873'te Ninova'ya gitti ve kazının ilk günlerinde, tufan anlatısının eksik bölümüne ait olduğunu düşündüğü bir parça buldu. Bu hikâye, arkeoloji tarihinin en çok anılan anlarından biri oldu.

Siz bir müzenin deposunda, henüz kimsenin okumadığı on binlerce parça olduğunu düşündüğünüzde ne hissediyorsunuz?

Hâlâ çıkan parçalar

Gerçekten de büyük müzelerin depolarında yayımlanmamış binlerce tablet var. Bunun nedeni bir gizleme değil, uzman sayısının azlığı. Çivi yazısını okuyabilen araştırmacıların sayısı dünyada oldukça sınırlı; her bir tableti temizlemek, kopyalamak, okumak, çevirmek ve yayımlamak yıllar alabiliyor.

Bu yüzden yeni keşifler hâlâ yapılıyor. 2015'te Asurolog Andrew George ve Iraklı araştırmacı Farouk Al-Rawi, Süleymaniye Müzesi'nin satın aldığı bir tablet parçasının Gılgamış destanının beşinci tabletine ait olduğunu ve daha önce bilinmeyen satırlar içerdiğini duyurdu. Bu satırlar, Gılgamış ile Enkidu'nun girdiği Sedir Ormanı'nı, kuşların ve maymunların sesleriyle dolu canlı bir yer olarak anlatıyordu.

Bir başka örnek, "Gılgamış Rüya Tableti" olarak bilinen bir tablet. Bu tablet, yasa dışı yollarla Irak'tan çıkarılmış ve el değiştirerek Amerika'da özel bir koleksiyona girmişti. Uzun bir hukuki sürecin ardından 2021'de Irak'a iade edildi. Bu tablet, kayıp tabletlerin gerçek hayatta nasıl kaybolabildiğinin ve nasıl geri dönebildiğinin bir örneği.

Kayıp tablet fikrinin bir de karanlık yüzü var: antika kaçakçılığı. Savaş dönemlerinde Irak ve Suriye'deki arkeolojik alanlarda yapılan kaçak kazılar, binlerce tableti bağlamından kopardı. Bir tablet, bulunduğu katman ve yer bilinmeden piyasaya çıktığında, onun hangi şehirden, hangi dönemden, hangi arşivden geldiğini bilmek neredeyse imkânsız hale geliyor. Bu, metnin okunmasını değil, ama anlamlandırılmasını ciddi biçimde zorlaştırıyor.

Akademik okuma

Akademisyenler, "saklanan tablet" efsanelerine genellikle şaşkınlıkla bakıyor. Onlar için sorun, tabletlerin saklanması değil, okunacak tabletlerin bolluğu ve okuyacak kişilerin azlığı. Pek çok Asurolog, yayımlanmamış tabletlerin sayısının, yayımlananlardan fazla olabileceğini belirtiyor.

Ayrıca son yıllarda pek çok müze, tablet koleksiyonlarını dijitalleştirip çevrimiçi erişime açtı. "Cuneiform Digital Library Initiative" gibi projeler, yüz binlerce tabletin fotoğraflarını ve kopyalarını herkesin erişimine sundu. Bu, saklanma iddialarıyla tam bir tezat oluşturuyor: Tabletler giderek daha görünür hale geliyor.

Anzu Destanı'na dair akademik yorumlar ise Kaderler Tableti'ni, Mezopotamya'da yazının ve yazılı belgenin taşıdığı gücün bir yansıması olarak okuyor. Bir belgeyi elinde tutmak, yetkiye sahip olmak demekti. Kraliyet fermanları, toprak sözleşmeleri ve yasa metinleri, bu dünyada gerçek bir güç kaynağıydı; tanrıların dünyası da bu düzeni yansıtıyordu.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Kaderler Tableti'ni bir tür kozmik kontrol cihazı, uzay seferlerini yöneten bir teknolojik aygıt olarak yorumladı. Ona göre Anzu'nun tableti çalması, Anunnaki'nin kontrol merkezinin ele geçirilmesiydi; Ninurta'nın savaşı da bir hava savaşının kaydıydı. Bu yorum, kayıp tablet efsanelerine de ilham verdi: Eğer Kaderler Tableti bir aygıtsa, belki de hâlâ bir yerlerde bulunabilir.

Neden bu kadar yayıldı?

İlk neden, gizli belge kültürü. Gizli arşivler, saklanan raporlar ve yasaklı kitaplar, popüler kültürde çok güçlü bir tema. Kayıp tablet efsaneleri bu temaya kolayca uyuyor.

İkinci neden, gerçek kayıpların varlığı. Savaşlar ve yağmalar sırasında gerçekten de pek çok tablet kayboldu, kaçırıldı ya da yok edildi. Bu gerçek kayıplar, efsanelere bir inandırıcılık zemini sağlıyor.

Üçüncü neden, okunmamış tabletlerin gerçekliği. Depolarda bekleyen tabletler gerçekten var. Bu gerçek, "orada ne olduğunu kim bilir?" sorusuna kapı açıyor ve bu soru kolayca "orada gerçeği saklıyorlar" iddiasına dönüşebiliyor.

Dördüncü neden, Mezopotamya mitolojisinin kendisi. Kaderler Tableti gibi bir anlatı, bir tabletin evrenin düzenini belirleyebileceği fikrini zaten taşıyor. Bu fikir, modern efsanelere doğal bir mitolojik kök veriyor.

Forumlarda

Forumlarda kayıp tablet tartışmaları genellikle iki yöne ayrılıyor. Bir taraf, müzelerin ve hükümetlerin bilgi sakladığını düşünüyor ve somut örnekler istiyor. Diğer taraf, dijital arşivlerin bağlantılarını paylaşıyor ve herkesin tabletlere kendisinin bakabileceğini gösteriyor. Bu ikinci tür paylaşımlar bazen tartışmayı çok verimli bir yöne çeviriyor: Kullanıcılar tablet fotoğraflarını inceleyip sorular soruyor. Türkçe forumlarda George Smith'in hikâyesi pek bilinmiyor; bilindiğinde ise genellikle büyük bir ilgiyle karşılanıyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki kayıp tablet efsaneleri, aslında bir hayal kırıklığından doğuyor. Sümer metinlerini okumaya başlayan biri, çoğu zaman beklediği büyük sırları bulamıyor; onun yerine kraliyet ilahileri, muhasebe kayıtları, okul alıştırmaları ve kırık şiirler buluyor. Bu hayal kırıklığı, "asıl tabletler başka bir yerde olmalı" düşüncesine dönüşüyor.

Ama Anzu Destanı bana başka bir şey düşündürüyor. Kaderler Tableti kaybolduğunda, tanrılar onu bir komplo kurarak değil, ortak bir çabayla geri alıyor. Belki de kayıp tabletlerin gerçek hikâyesi de böyle: George Smith'in Ninova yolculuğu, Al-Rawi ile George'un Süleymaniye'deki çalışması, iade edilen Rüya Tableti. Her biri, tabletlerin bir gizleme yüzünden değil, bir sabır ve iş birliği sayesinde ortaya çıktığını gösteriyor.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Bir müze deposunda, henüz okunmamış bir tablet bulabilseydiniz, üzerinde ne yazmasını isterdiniz? Kayıp tablet efsanelerine inanmak ile dijital arşivlerde tablet fotoğraflarına bakmak arasında, hangisi size daha heyecan verici geliyor? Kaderler Tableti'nin çalınma hikâyesini bir güç mücadelesi olarak mı, yoksa bir iş birliği hikâyesi olarak mı okursunuz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap