Kayıp Anunnaki tableti iddiası: İddia ne, kaynağı ne? Bulunmayan tabletler ve bulunanlar
Her gizem anlatısının bir "kayıp belgesi" vardır. Anunnaki anlatısında bu belge, bir kayıp tablet. Forumlarda bu tabletin nerede olduğuna dair sayısız iddia dolaşıyor: Vatikan'ın gizli arşivlerinde, bir milyarderin özel koleksiyonunda, bir savaş sırasında el konulmuş bir sandıkta. Tabletin içeriği ise iddiaya göre değişiyor; bazen Anunnaki'nin gerçek tarihi, bazen insanlığın yaratılışının formülü, bazen de dönüş tarihleri.
Bu iddiayı her duyduğumda, kendime aynı soruyu soruyorum: Kimsenin görmediği bir tabletin içeriğini nasıl bu kadar iyi biliyoruz? Burada bu sorunun peşine düşmek istiyorum. Ama yalnızca bulunmayan tabletlere değil, gerçekten kaybolup bulunan tabletlere de bakacağım. Çünkü Mezopotamya arkeolojisinin kendisi, kayıp tablet hikâyeleriyle dolu; yalnızca bu hikâyelerin sonu, forumlardakinden farklı.
İddia ne söylüyor?
Forumlarda dolaşan anlatıların ortak noktası şu: Anunnaki'nin gerçek hikâyesini anlatan bir ya da birkaç tablet var, ama bunlar güçlü kurumlar tarafından saklanıyor. Saklanma nedeni, tabletlerin dinleri, hükümetleri ya da bilimsel kabulleri sarsacak bilgiler içermesi. Bazı versiyonlarda bu tabletler, Irak'taki savaşlar sırasında el değiştirmiş. Sitchin'in "The Lost Book of Enki" kitabı da bazen yanlışlıkla bu kayıp tabletin çevirisi sanılıyor; oysa yazarın kendisi, kitabın bir yeniden kurgu olduğunu açıkça belirtiyor.
Bir tabletin içeriğini bilmek
İddianın en büyük sorunu, mantıksal yapısında. Bir tablet kayıpsa ya da saklanıyorsa, içeriğini kimse bilemez. Eğer birisi içeriğini biliyorsa, ya tableti görmüştür ya da birisinden duymuştur. Görmüşse, neden bir fotoğrafını, bir çizimini, bir transkripsiyonunu paylaşmıyor? Duymuşsa, kimden ve ne zaman?
Bu soruları forumlarda sorduğumda, genellikle "bunu açıklayamazlar, tehlikeli" yanıtını aldım. Bu yanıt, iddiayı sınanamaz hale getiriyor. Bir iddia sınanamıyorsa, ne doğrulanabilir ne de yanlışlanabilir; yalnızca inanılabilir ya da inanılmayabilir.
Siz bir bilginin kaynağı "tehlikeli olduğu için gösterilemez" dendiğinde, ne hissediyorsunuz? Merak mı, kuşku mu?
George Smith ve eksik parça
Mezopotamya arkeolojisinin en ünlü kayıp tablet hikâyesi, 1872'de Londra'da başlıyor. British Museum'da çalışan genç George Smith, Ninova'dan getirilen tablet parçalarını incelerken, bir tufan anlatısıyla karşılaştı: bir geminin bir dağa oturduğu, bir kuşun gönderildiği bir sahne. Bu, Gılgamış Destanı'nın on birinci tabletiydi. Smith, bu keşfi Society of Biblical Archaeology'de sunduğunda büyük bir heyecan yarattı; çünkü anlatı, Tekvin'deki Nuh tufanına çarpıcı biçimde benziyordu.
Ama tabletin bir kısmı eksikti. Daily Telegraph gazetesi, Smith'in Ninova'ya gidip eksik parçayı araması için bir kazıyı finanse etti. Smith, 1873'te Ninova'ya gitti ve inanılmaz bir şans eseri, birkaç gün içinde tufan anlatısının eksik satırlarını içeren bir parça buldu. Daha sonraki incelemeler, bu parçanın aslında başka bir tufan anlatısına ait olduğunu gösterdi; ama yine de Mezopotamya tufan geleneğinin yeni bir kanıtıydı.
Smith'in hikâyesini okuduğumda, bir kayıp tabletin bulunmasının ne kadar heyecan verici olduğunu, ama aynı zamanda bu heyecanın nasıl açık bir bilimsel süreçle paylaşıldığını görmüştüm. Smith, bulduğu her parçayı yayımladı, çizimlerini paylaştı, okumalarını tartışmaya açtı.
Gemi tableti
2014'te British Museum'dan Asurolog Irving Finkel, "The Ark Before Noah" adlı kitabını yayımladı. Kitap, Finkel'e bir ziyaretçinin getirdiği küçük bir tablet üzerine. Ziyaretçinin babası, tableti 1940'larda Orta Doğu'da edinmişti. Finkel tableti okuduğunda, Atrahasis tufan anlatısının bir versiyonunu buldu; ama bu versiyonda geminin biçimi ayrıntılı olarak tarif ediliyordu: yuvarlak, dev bir sepet gemi, bitümle kaplanmış.
Bu tablet, onlarca yıl bir ailenin evinde, kimsenin farkında olmadan durmuştu. Bulunduğunda ise gizlenmedi; tam tersine, bir kitapla, bir sergiyle ve bir belgeselle kamuoyuyla paylaşıldı. Finkel, tabletin ölçülerine göre yuvarlak geminin küçük bir modelinin Hindistan'da inşa edilmesine bile öncülük etti.
Süleymaniye'deki tablet
2015'te Irak'ın Süleymaniye Müzesi'nden yeni bir haber geldi. Müze, kaçakçılardan satın aldığı bir grup tablet arasında, Gılgamış Destanı'nın beşinci tabletine ait daha önce bilinmeyen satırlar içeren bir parça buldu. Asurolog Farouk Al-Rawi ve Londra Üniversitesi'nden Andrew George, bu parçayı yayımladı. Yeni satırlar, Gılgamış ile Enkidu'nun Sedir Ormanı'na girdiği sahneyi genişletiyordu: ormanın canlı bir yer olduğu, maymunların bağırdığı, kuşların öttüğü, Huwawa'nın bu sesleri bir orkestra gibi dinlediği anlatılıyordu.
Bu bulgu bana çok dokunmuştu. Binlerce yıldır yalnızca bir canavar olarak bildiğimiz Huwawa, bu yeni satırlarla birlikte ormanının müziğini dinleyen bir bekçiye dönüşüyordu. Kayıp bir tablet bulunmuştu ve bize bir Anunnaki sırrı değil, bir ormanın şarkısını anlatıyordu.
Eve dönen rüya tableti
Kayıp tabletlerin bir başka yüzü de var: yanlış ellere geçen ve sonra geri dönen tabletler. Bunun en çarpıcı örneği, "Gılgamış Rüya Tableti". Bu küçük kil tablet, Gılgamış Destanı'nın bir bölümünü, kahramanın rüyalarını anlatan satırları içeriyor. Tablet, 1990'ların başında, Körfez Savaşı'ndan sonra Irak'tan kaçırıldı ve uluslararası antika piyasasında el değiştirdi. Sonunda Amerika'daki bir sanat ve zanaat zincirinin sahipleri tarafından satın alındı ve Washington'daki İncil Müzesi'nde sergilendi.
ABD makamları, tabletin yasa dışı yollarla ülkeye sokulduğunu belirledi ve tablete el koydu. 2021'de tablet, resmi bir törenle Irak'a iade edildi. Bu tören, Irak'ın kültürel mirasını geri kazanma çabalarının bir sembolü oldu.
Bu hikâye bana kayıp tablet iddiasının tam tersini anlattı. Tablet gerçekten kaybolmuştu; ama onu saklayan gizli bir kurum değil, yasa dışı bir pazar ve bu pazarın alıcılarıydı. Onu geri getiren ise savcılar, gümrük memurları ve arkeologlardı. Bir tabletin içeriği değil, yolculuğu bir gizemdi ve bu gizem, sabırlı bir soruşturmayla çözüldü. Siz bir tabletin yolculuğunun, içeriği kadar önemli olabileceğini hiç düşündünüz mü?
Tanrılar arasındaki ilişki
Kayıp tabletler bulundukça, tanrılar arasındaki ilişkilere dair bilgimiz de genişliyor. Gemi tableti, Enki'nin Atrahasis'e verdiği talimatların ne kadar ayrıntılı olduğunu gösterdi; tanrı, bir tersane ustası gibi geminin ölçülerini tarif ediyordu. Süleymaniye tableti, Huwawa'nın tanrıların, özellikle Enlil'in, Sedir Ormanı'na yerleştirdiği bir bekçi olduğunu bir kez daha vurguladı. Gılgamış'ın Huwawa'yı öldürmesi, Enlil'in öfkesine ve sonunda Enkidu'nun ölümüne yol açıyor. Bu, tanrılar ile kahramanlar arasındaki ilişkilerin, bir ormanın kaderiyle iç içe geçtiğini gösteriyor.
Akademik okuma
Akademisyenler için kayıp tabletler gerçek bir mesele. Ninova'daki Aşşurbanipal kütüphanesinden binlerce parça bulundu, ama birçok metin hâlâ eksik. Her yıl, müze depolarında ya da yeni kazılarda bulunan parçalar, bu eksikleri biraz daha tamamlıyor. Bu süreç yavaş, sabırlı ve tamamen açık; yeni bir parça bulunduğunda, akademik dergilerde yayımlanıyor ve herkesin incelemesine sunuluyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, kendi anlatısının bazı boşluklarını, henüz bulunmamış ya da yeterince incelenmemiş metinlere atıf yaparak doldurdu. Bu, kayıp tablet iddiasının erken bir biçimi. Ama Sitchin'in kendisi, "The Lost Book of Enki" kitabının bir kurgu olduğunu açıkça söyledi. Kayıp tabletin gerçek bir nesne olarak dolaşmaya başlaması, onun okurlarının bu kitabı yanlış anlamasının bir sonucu.
Forumlarda
Forumlarda kayıp tablet iddiası, çoğu zaman bir güvensizlik duygusuyla birlikte geliyor: Kurumlar bize her şeyi anlatmıyor. Bu duyguyu anlıyorum; tarihte kurumların bilgi sakladığı gerçek örnekler var. Ama Mezopotamya arkeolojisinde gördüğüm şey, bunun tam tersi: Yeni bulunan her tablet, büyük bir heyecanla paylaşılıyor. Smith'ten Finkel'e, Al-Rawi'den George'a, bu alanın en büyük keşifleri, gizlenen değil, yayımlanan keşifler.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki kayıp tablet iddiası, aslında bulunan tabletlerin yeterince ilgi görmemesinin bir sonucu. Süleymaniye'deki tablet ya da gemi tableti, birkaç haber başlığından sonra unutuldu. Oysa bu tabletler, kayıp tabletin vaat ettiği her şeyi, yani yeni bir bilgi, yeni bir bakış ve yeni bir hayret duygusu sunuyor. Belki de kayıp tableti aramak yerine, bulunanları okumaya biraz daha zaman ayırmalıyız.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Kısacası, Mezopotamya'nın kayıp tabletleri gerçekten var; ama onların hikâyesi bir gizlilik hikâyesi değil, bir sabır, şans ve paylaşım hikâyesi. Bir müze deposunun tozlu rafında, bir ailenin çekmecesinde ya da bir kaçakçının sandığında bekleyen her parça, bir gün bir okurun önüne gelebilir. O okur siz olabilirsiniz.
Ve o gün geldiğinde, ilk iş onu herkesle paylaşmak olmalı.
Size soru
Bir kayıp tablet iddiasıyla karşılaştınız mı? İçeriğinin nereden bilindiğini sordunuz mu? George Smith'in, Irving Finkel'in ya da Süleymaniye tabletinin hikâyesini biliyor muydunuz? Huwawa'nın ormanının şarkısı size ne düşündürüyor? Yorumlarda paylaşın.
Bir sonraki yazıda gerçek bir kayba geçeceğim: 2003'te Bağdat'taki Irak Müzesi'nin yağmalanmasına ve bu olayın Anunnaki iddialarıyla nasıl ilişkilendirildiğine.
Giriş yap