Kassitler: Babil'in unutulan dört yüz yılı
Babil tarihi denince akla genellikle iki dönem gelir: Hammurabi'nin Eski Babil dönemi ve Nebukadnezar'ın Yeni Babil dönemi. Bu iki parlak dönemin arasında, yaklaşık dört yüz yıl süren uzun bir dönem var. Bu dönemde Babil'i, dağlardan gelen, dili Sümerce ya da Akadcayla akraba olmayan bir halk yönetti: Kassitler. Babil'i bu kadar uzun süre yöneten başka bir hanedan yok; ama Kassitler, popüler tarih anlatılarında neredeyse hiç anılmıyor.
Kassitlerin hikâyesi, bir yabancı halkın, yönettiği ülkenin tanrılarını ve kültürünü nasıl benimseyip koruduğunun hikâyesi. Gılgamış Destanı'nın bugün bilinen standart sürümünün, büyük olasılıkla bu dönemde biçimlendiği düşünülüyor. Ben bu dönemi okurken, bir halkın "yabancı" olmasının, onun kültürü korumada ne kadar kararlı olabileceğini hiç engellemediğini görüyorum.
Babil'in düşüşü ve Kassitlerin gelişi
MÖ 1595 civarında, geleneksel kronolojiye göre, Hitit kralı I. Murşili, Anadolu'dan uzun bir sefer düzenleyerek Babil'e ulaştı ve kenti yağmaladı. Hammurabi'nin hanedanının son kralı Samsu-ditana, bu yağmayla birlikte tarihten silindi. Murşili, Babil'i elinde tutmadı; ganimetlerle Anadolu'ya döndü. Ama Babil'de bir güç boşluğu oluştu.
Bu boşluğu dolduran Kassitlerdi. Kassitler, Hammurabi'nin halefleri döneminden beri Mezopotamya'nın kenarlarında, özellikle Zagros dağlarının eteklerinde ve Orta Fırat bölgesinde biliniyordu. Eski Babil metinlerinde, Kassitler bazen tarım işçisi, bazen paralı asker, bazen de tehdit olarak anılıyordu. Babil'in düşüşünden sonra, bir Kassit hanedanı Babil tahtını ele geçirdi ve yaklaşık MÖ 1155'e kadar ülkeyi yönetti.
Kassitlerin kökeni belirsiz. Dilleri, Kassitçe, yalnızca birkaç düzine kelime ve kişi adından biliniyor. Bu dilin bilinen hiçbir dil ailesine ait olmadığı düşünülüyor. Kassitler, Babil'i yönetirken kendi dillerini yazı dili olarak kullanmadı; resmi yazışmalarda ve yazıtlarda Akadca ve Sümerce kullanmaya devam ettiler.
Marduk'un dönüşü
Kassit döneminin başlangıcıyla ilgili en ilginç metinlerden biri, Kassit kralı Agum-kakrime'ye ait olduğu söylenen bir yazıt. Bu yazıt, daha sonraki bir döneme ait bir kopyadan biliniyor; bu yüzden gerçekliği tartışmalı. Yazıtta, Agum-kakrime, Hititlerin Babil'den götürdüğü Marduk ve eşi Zarpanitu'nun heykellerini, Hana ülkesinden geri getirdiğini anlatıyor.
Yazıta göre kral, heykelleri Esagila'ya geri yerleştirdi, onlar için değerli taşlarla süslü yeni giysiler yaptırdı ve tapınağı yeniledi. Bu metin, gerçek bir olayı mı anlatıyor, yoksa daha sonra yazılmış bir meşruiyet hikâyesi mi, bilinmiyor. Ama mesajı açık: yabancı bir kral, Babil'in tanrısını yuvasına geri getirerek, Babil'in gerçek kralı olduğunu kanıtlıyordu.
Bir yabancının, bir halkın tanrısını geri getirerek o halkın kralı olması size ne anlatıyor?
Tanrılar arasındaki ilişki: Şukamuna ve Marduk
Kassitlerin kendi tanrıları vardı. Bunların başında, kraliyet ailesinin koruyucusu olan Şukamuna ve onun eşi Şumaliya geliyordu. Kassit kralları, bu tanrılar adına taç giyiyordu. Ayrıca Harbe adlı bir gök tanrısı ve Buriaş adlı bir fırtına tanrısı da anılıyordu.
Ancak Kassitler, Babil'in tanrılarını kendi tanrılarının yerine koymadı; aksine onları kendi tanrılarının yanına aldı. Kassit kralları, Marduk'a, Enlil'e, Şamaş'a ve diğer Mezopotamya tanrılarına tapınaklar inşa etti ve onları yeniledi. Bazı Kassit dönemi metinlerinde, Kassit tanrıları Mezopotamya tanrılarıyla eşleştiriliyor: Harbe, Enlil ile; Şukamuna, yeraltı tanrısı Nergal ile; Buriaş ise Adad ile.
Bu eşleştirme, Kassitlerin iki tanrılar dünyasını birleştirme çabasını gösteriyor. Kassit kralları, hem kendi soylarının tanrılarına hem de yönettikleri ülkenin tanrılarına bağlıydı. Marduk'un Babil'in baş tanrısı olarak konumu da Kassit döneminde güçlendi; bazı araştırmacılar, Marduk'un tanrıların kralı olarak yükselişinin bu dönemde hız kazandığını düşünüyor.
Kassitler ayrıca, Sümer'in eski dini merkezi Nippur'a büyük önem verdi. Enlil'in Nippur'daki tapınağı Ekur, Kassit döneminde yeniden canlandı. Nippur'da bulunan binlerce Kassit dönemi tableti, bu kentin idari ve dini önemini gösteriyor.
Dur-Kurigalzu
Kassit krallarından I. Kurigalzu, MÖ on dördüncü yüzyılda, Babil'in kuzeyinde, bugünkü Bağdat'ın yakınlarında, yeni bir kent kurdu ve ona kendi adını verdi: Dur-Kurigalzu, "Kurigalzu'nun kalesi". Bu kentin bugün Akar Kuf olarak bilinen kalıntıları arasında, bir zigguratın yüksek çekirdeği hâlâ ayakta duruyor.
Akar Kuf zigguratı, kerpiç katmanlar arasına yerleştirilmiş kamış hasırlar ve bitüm ile sağlamlaştırılmıştı. Bu teknik sayesinde, zigguratın çekirdeği üç bin yılı aşkın süredir ayakta kalabildi. Ziggurat, Enlil'e adanmıştı. Akar Kuf, Bağdat'tan kolayca ulaşılabildiği için, Irak'ın en çok ziyaret edilen antik alanlarından biri oldu.
Uluslararası bir güç
Kassit dönemi, eski Yakın Doğu'nun "uluslararası dönemi" olarak bilinen Geç Tunç Çağı'na denk geliyor. Bu dönemde Mısır, Hitit, Mitanni, Asur ve Babil, birbirleriyle yoğun diplomatik ilişkiler içindeydi. Amarna mektupları arasında, Kassit kralları II. Burnaburiaş ve Kadaşman-Enlil'in Mısır firavunlarına yazdığı mektuplar bulunuyor.
Bu mektuplarda Kassit kralları, firavundan altın istiyor, gönderilen hediyelerin azlığından şikâyet ediyor ve evlilik ittifakları üzerine pazarlık yapıyor. Bir mektupta, Burnaburiaş, firavunun gönderdiği altının fırına konduğunda azaldığını, yani saf olmadığını yazarak sitem ediyor. Bu mektuplar, Kassit Babil'inin, büyük güçler arasında saygın bir yeri olduğunu gösteriyor.
Edebiyatın biçimlenmesi
Kassit dönemi, Mezopotamya edebiyatının standartlaştırıldığı bir dönem olarak görülüyor. Eski Babil döneminden kalan birçok metin, bu dönemde kopyalandı, düzenlendi ve standart biçimlerine kavuştu. Gılgamış Destanı'nın on iki tabletlik standart sürümünün, geleneğe göre Sin-leqi-unninni adlı bir yazıcı tarafından derlendiği düşünülüyor; bu yazıcının Kassit döneminde ya da hemen sonrasında yaşadığı tahmin ediliyor.
Ayrıca kehanet derlemeleri, sözlükler ve büyü metinleri de bu dönemde sistematik biçimde düzenlendi. Sonraki yüzyıllarda Asurbanipal'in kütüphanesine giren metinlerin önemli bir bölümünün, Kassit dönemindeki bu düzenleme çalışmalarına dayandığı düşünülüyor.
Karduniaş ve Dilmun
Kassitler, Babil'i yalnızca bir kent olarak değil, bir ülke olarak yönetti. Bu ülkenin Kassit dönemindeki adı "Karduniaş"tı. Bu ad, Amarna mektuplarında ve Asur kaynaklarında Babil'in tamamı için kullanılıyordu. Kassitlerden önce Mezopotamya'nın güneyi, birbirine rakip kent devletlerinden oluşuyordu; Hammurabi bu kentleri birleştirmişti ama birlik kısa sürmüştü. Kassitler ise güney Mezopotamya'yı uzun süre tek bir siyasi birim olarak yönetti. Bazı araştırmacılar, Babil'in bir ülke olarak kimliğinin bu dönemde yerleştiğini düşünüyor.
Kassit egemenliği, Basra Körfezi'ne kadar uzanıyordu. Bugünkü Bahreyn'de, antik adıyla Dilmun'da, Kassit dönemine ait yapılar ve tabletler bulundu. Dilmun, Sümer geleneğinde Enki'nin cennet ülkesi olarak anılıyordu; "Enki ve Ninhursag" mitinde, Dilmun'un temiz, saf ve parlak bir ülke olduğu anlatılıyordu. Kassit döneminde ise Dilmun, Babil'e bağlı bir valilik olarak yönetiliyordu. Kal'at el-Bahreyn kazılarında ortaya çıkan bir Kassit dönemi yapısı ve buradaki tabletler, bu bağlantıyı gösteriyor.
Enki'nin cennet ülkesinin, bir Kassit valisi tarafından yönetilmesi, size mitler ile tarih arasındaki mesafeyi düşündürüyor mu?
Akademik okuma
Akademik çevrelerde Kassit dönemi, uzun süre "karanlık çağ" olarak görüldü; ama son on yıllarda bu görüş değişti. Araştırmacılar, Kassit döneminin siyasi istikrarını, uluslararası diplomasisini ve kültürel korumacılığını vurguluyor. Nippur'daki tabletlerin yayımlanması ve Kassit dönemi araştırmalarının artması, bu dönemin daha iyi anlaşılmasını sağlıyor.
Kassit döneminin sonu ise ani oldu. MÖ on ikinci yüzyılda, Elam kralı Şutruk-Nahhunte Babil'e saldırdı ve birçok anıtı Susa'ya götürdü. Kısa süre sonra Kassit hanedanı sona erdi.
Bu yeniden değerlendirme, Kassitlerin kendi seslerinin az duyulmasına rağmen, bıraktıkları izlerin çok geniş olduğunu gösteriyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Kassit dönemine özel bir ilgi göstermedi. Anunnaki yorumlarında, Kassitler genellikle Babil'in tanrılarını, yani Anunnaki'yi kabul eden ve onların kültünü sürdüren bir halk olarak geçiyor. Bazı Sitchin izleyicileri, Kassitlerin dağlık kökenini, Anunnaki'nin dağlardaki üslerinden gelen insanlarla ilişkilendiriyor; ama bu yorum, herhangi bir metne dayanmıyor.
Forumlarda
Forumlarda Kassitler nadiren tartışılıyor. Tartışıldığı başlıklarda ise genellikle Kassitlerin kökeni soruluyor: Hint-Avrupalı mıydılar, yoksa bilinmeyen bir halk mı? Bazı kullanıcılar, Kassit tanrı adlarından bazılarının Hint-Avrupa kökenli olabileceğini öne sürüyor; örneğin Şuriaş adının, Hint güneş tanrısı Surya ile ilişkili olabileceği tartışılıyor. Bu konu akademik çevrelerde de tartışmalı.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Kassitler, Mezopotamya tanrılarının en sadık misafirleriydi. Dağlardan geldiler, kendi tanrılarını yanlarında getirdiler; ama Babil'in tanrılarını yerinden etmediler. Aksine, Marduk'u eve geri getirdiler, Enlil'in Nippur'daki evini yenilediler, Gılgamış'ı kopyaladılar.
Belki de Mezopotamya'nın tanrılarının bin yıl daha yaşamasını, bu "yabancıların" özenine borçluyuz. Dili unutulmuş bir halk, başka bir halkın tanrılarının dilini korudu.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Kassitleri daha önce duymuş muydunuz? Bir yabancı hanedanın, yönettiği ülkenin tanrılarını koruması size ne düşündürüyor? Sizce bir halkın dili kaybolduğunda, onun tanrıları da kaybolur mu? Yorumlarda yazın.
Giriş yap