Karadeniz tufanı hipotezi: Ryan ve Pitman
Tufan anlatısının kökenini arayanların, en sık başvurduğu açıklamalardan biri, Mezopotamya'da değil, bizim kıyılarımızda, Karadeniz'de. 1990'ların sonunda, iki Amerikalı jeolog, William Ryan ve Walter Pitman, Karadeniz'in, binlerce yıl önce, Akdeniz'den gelen sularla, ani ve felaket boyutunda bir şekilde dolduğunu öne sürdü. Onlara göre, bu felaket, tufan anlatısının, gerçek kaynağı olabilirdi.
Bu sayfada, Karadeniz tufanı hipotezini, ortaya çıkışını, dayandığı kanıtları ve karşılaştığı eleştirileri anlatmak istiyorum. İstanbul Boğazı, gerçekten bir şelale gibi mi açıldı? Karadeniz'in kıyısında yaşayan insanlar, kaçmak zorunda mı kaldı? Ve bu olay, Mezopotamya'daki tufan anlatısıyla ilişkili olabilir mi? Siz, Boğaz'dan geçerken, bu hikâyeyi hiç düşündünüz mü?
Bir göl olarak Karadeniz
Son buzul çağında, deniz seviyesi, bugünkünden çok daha düşüktü. Bu dönemde, Karadeniz, Akdeniz'le bağlantısı kesilmiş, tatlı ya da az tuzlu sulu, büyük bir göldü. İstanbul Boğazı, o dönemde, kuru bir vadi ya da bir nehir yatağıydı.
Buzullar erimeye başladığında, okyanus ve Akdeniz seviyeleri yükseldi. Bir noktada, Akdeniz'in suları, İstanbul Boğazı'nın eşiğini aştı ve Karadeniz'e akmaya başladı. Bu olay, Karadeniz'i, bir gölden, bugünkü tuzlu denize dönüştürdü. Bu konuda, jeologlar arasında, genel bir uzlaşma var. Tartışma, bu geçişin nasıl gerçekleştiği üzerine. Geçiş ani mi oldu, yoksa yavaş mı? Akdeniz'in suları, Karadeniz'e girdiğinde, Karadeniz'in seviyesi, Akdeniz'den çok mu düşüktü, yoksa yakın mı? Bu soruların cevabı, tufan hipotezinin kaderini belirliyor. Çünkü ani bir felaket için, iki su kütlesi arasında, büyük bir seviye farkı olması gerekiyor.
Ryan ve Pitman'ın tezi
William Ryan ve Walter Pitman, Columbia Üniversitesi'ne bağlı Lamont-Doherty Yer Gözlemevi'nde çalışan deniz jeologlarıydı. 1990'larda, Rus ve Bulgar bilim insanlarıyla birlikte, Karadeniz'in tabanında araştırmalar yaptılar. Bu araştırmalarda, Karadeniz'in şelfinde, bugün deniz seviyesinin yüz metreden fazla altında, eski kıyı çizgilerine ve tatlı su yumuşakçalarının kabuklarına rastladılar.
Bu bulgulara dayanarak, Ryan ve Pitman, 1997'de, bir makale yayınladılar. Onlara göre, yaklaşık MÖ 5600 civarında, Akdeniz'in suları, İstanbul Boğazı'ndan, muazzam bir hızla, Karadeniz'e döküldü. Bu akış, Niagara Şelalesi'nden yüzlerce kat daha güçlüydü. Karadeniz'in seviyesi, günde, birkaç on santimetre yükseldi ve kıyıdaki geniş alanlar, birkaç ay ya da yıl içinde, sular altında kaldı.
1998'de, Ryan ve Pitman, bu tezi, "Noah's Flood" adlı popüler bir kitapta anlattılar. Kitapta, Karadeniz'in kıyısında yaşayan çiftçi toplulukların, bu felaketten kaçarak, Avrupa'ya, Anadolu'ya ve Mezopotamya'ya dağıldığını ve felaketin hatırasını, beraberlerinde götürdüğünü öne sürdüler. Bu hatıra, onlara göre, Mezopotamya tufan anlatısının ve Tevrat'taki Nuh tufanının kaynağı olabilirdi.
Ballard'ın keşifleri
Ryan ve Pitman'ın tezi, büyük bir ilgi uyandırdı. Titanic'in enkazını bulmasıyla tanınan deniz araştırmacısı Robert Ballard, 1999 ve 2000'lerin başında, Türkiye'nin Karadeniz kıyısında, Sinop açıklarında, araştırmalar yaptı. Ballard, deniz tabanında, eski bir kıyı çizgisinin izlerini ve bazı yapı kalıntılarına benzeyen, insan yapımı olabilecek nesneler bulduğunu duyurdu.
Bu keşifler, medyada, büyük bir heyecanla karşılandı. Ama Ballard'ın bulduğu nesnelerin, gerçekten insan yapımı olup olmadığı, sonradan tartışıldı. Bazı araştırmacılar, bu nesnelerin, doğal oluşumlar ya da daha sonraki dönemlere ait kalıntılar olabileceğini öne sürdü. Bu konuda, kesin bir sonuca varılmadı. Deniz tabanında, doğal kaya oluşumları, bazen, insan yapımı duvarları andırabiliyor; bu yüzden, temkin gerekiyor.
Eleştiriler
Ryan ve Pitman'ın tezi, başından itibaren, eleştirildi. En güçlü eleştirilerden bazıları, Kanadalı jeolog Ali Aksu ve meslektaşlarından geldi. Aksu ve ekibi, Marmara Denizi'nde ve Karadeniz'in Boğaz çıkışında yaptıkları araştırmalara dayanarak, farklı bir model öne sürdüler.
Aksu'nun modeline göre, Karadeniz, son buzul çağından sonra, bir göl olarak, zaten oldukça yüksek bir seviyedeydi ve fazla suyunu, İstanbul Boğazı'ndan, Akdeniz'e doğru akıtıyordu. Akdeniz'in sularının Karadeniz'e girişi, ani bir felaket değil, yavaş ve aşamalı bir süreçti. Bu modelde, büyük bir tufana yer yok.
Bu iki model arasındaki tartışma, Karadeniz'in, son buzul çağından sonraki seviyesine, Boğaz'ın tabanının yüksekliğine ve tortu katmanlarının yorumlanmasına dayanıyor. Ayrıca, Rumen ve Bulgar araştırmacılar, Karadeniz'in batı şelfinde, farklı sonuçlar elde ettiler. Bazıları, bir seviye yükselişinin olduğunu ama Ryan ve Pitman'ın önerdiği kadar büyük ve ani olmadığını savunuyor.
Bugün, Karadeniz tufanı, jeologlar arasında, hâlâ tartışmalı bir konu. Bazı araştırmacılar, Ryan ve Pitman'ın tezinin, değiştirilmiş bir versiyonunu destekliyor; bazıları ise, onu tamamen reddediyor. Tartışmanın, yakın zamanda, kesin bir şekilde çözüleceği de pek görünmüyor.
Tufan anlatısıyla ilişki
Karadeniz tufanı gerçekleşmiş olsa bile, onun, Mezopotamya tufan anlatısıyla ilişkisi, ayrı ve daha zor bir soru. Hipotezdeki olay, yaklaşık MÖ 5600'e tarihleniyor; Mezopotamya'daki ilk tufan metinleri ise, MÖ ikinci binyılın başlarına ait. Arada, üç bin yılı aşan bir süre var.
Bir hatıranın, yazının olmadığı bir dönemde, bu kadar uzun süre, sözlü gelenekte yaşayabileceği, bazı araştırmacılar tarafından kabul ediliyor; bazıları ise, buna kuşkuyla yaklaşıyor. Ayrıca, Mezopotamya tufan anlatısında, Karadeniz'e ya da kuzeye dair, herhangi bir coğrafi işaret yok. Anlatı, tamamen Mezopotamya'nın, nehir ve ova coğrafyasında geçiyor.
Bu yüzden, çoğu Asurolog, Karadeniz tufanı ile Mezopotamya tufan anlatısı arasında, doğrudan bir bağlantı kurmaya, temkinle yaklaşıyor. Mezopotamya'nın kendi selleri, anlatıyı açıklamak için, zaten yeterli görünüyor.
Oksijensiz derinlikler
Karadeniz'in, Akdeniz'in tuzlu sularıyla dolmasının, bugün de süren, ilginç bir sonucu var. Tuzlu ve ağır Akdeniz suyu, Karadeniz'in dibine çöktü; daha hafif ve az tuzlu su ise, yüzeyde kaldı. Bu iki katman, birbirine pek karışmıyor. Bu katmanlaşmanın doğal bir uzantısı olarak, Karadeniz'in derin sularında, oksijen neredeyse hiç yok.
Bu oksijensiz ortam, ahşabı yiyen canlıların yaşamasına izin vermiyor. Bu yüzden, Karadeniz'in derinliklerine batan gemiler, olağanüstü iyi korunuyor. 2010'ların ortasında, uluslararası bir araştırma projesi, Bulgaristan açıklarında, yüzlerce yıllık, bazıları antik döneme ait, çok sayıda gemi enkazı belgeledi. Bu enkazların bazılarında, direkler, dümenler ve ahşap gövdeler, hâlâ yerinde duruyor.
Bu korunma koşulları, arkeologlara, umut veriyor. Eğer Karadeniz'in şelfinde, sular altında kalmış eski yerleşimler varsa, onların kalıntıları da, belki, iyi korunmuş olabilir. Ama bu yerleşimleri bulmak, derin sularda, geniş alanları taramayı gerektiriyor. Şimdiye kadar, Ryan ve Pitman'ın öngördüğü türden, sular altında kalmış bir çiftçi köyü, kesin olarak belgelenmiş değil.
Yine de, bu araştırmalar sürüyor. Belki bir gün, Karadeniz'in dibinde, tufan tartışmasına, yeni bir boyut kazandıracak bir keşif yapılır. Siz, böyle bir keşfin, tartışmayı bitireceğini mi, yoksa daha da alevlendireceğini mi düşünürsünüz?
Tanrılar arasındaki ilişki
Mezopotamya tufan anlatısında, tanrılar, tufanın kararını, bir meclis toplantısında alıyor. Enlil, bu kararı yönlendiriyor; Enki ise, insanlığı kurtarmak için, tufan kahramanını uyarıyor. Tufan sırasında, tanrılar bile, sulardan korkup, göğe kaçıyor ve köpekler gibi, duvarların dibine büzülüyor.
Bu tasvir, tufanın, sadece insanlar için değil, tanrılar için de, kontrolden çıkmış bir felaket olduğunu gösteriyor. Ana tanrıça Belet-ili, kendi yarattığı insanların, balıklar gibi denizi doldurduğunu görünce ağlıyor. Bu, tanrıların, kendi kararlarının sonuçlarından, pişmanlık duyabildiğini gösteriyor.
Akademik okuma
Ryan ve Pitman'ın tezi, jeoloji literatüründe, geniş bir tartışma başlattı. 2007'de, Valentina Yanko-Hombach ve meslektaşlarının editörlüğünde yayınlanan "The Black Sea Flood Question" adlı kitap, bu tartışmanın, farklı taraflarını bir araya getiren, kapsamlı bir eser.
Asurologlar ise, genellikle, bu jeolojik tartışmaya, mesafeli duruyor. Onlar için, tufan anlatısının asıl önemi, onun, Mezopotamya düşüncesini nasıl yansıttığı.
Sitchin'in okuması
Sitchin, tufanı, küresel bir felaket olarak yorumladı ve onu, Antarktika'daki buz tabakasının kaymasına bağladı. Karadeniz tufanı hipotezi, Sitchin'in tezinden farklı; ama bazı Anunnaki yazarları, iki tezi birleştirmeye çalışıyor.
Ama Karadeniz tufanı, gerçekleşmiş olsa bile, bölgesel bir olay. Küresel bir felaket değil.
Forumlarda
Forumlarda, Karadeniz tufanı, özellikle Türk kullanıcılar arasında, ilgi çeken bir konu. Bazı kullanıcılar, tufanın, Anadolu'da gerçekleştiğini ve Nuh'un gemisinin, bu yüzden, Ağrı Dağı'na oturduğunu öne sürüyor.
Bence bu tartışma, İstanbul Boğazı'nın, sadece bir su yolu değil, aynı zamanda, jeolojik bir hikâyenin sahnesi olduğunu hatırlatıyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence Karadeniz tufanı hipotezinin asıl çekiciliği, tufan anlatısını, bize, bu kadar yakın bir yere taşıması. Ama Mezopotamya'nın tufan anlatısının, kendi nehirlerinin ve kendi sellerinin hikâyesi olduğunu düşünüyorum. Belki de, farklı halklar, farklı sularla, kendi tufan hikâyelerini yaşadı.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Karadeniz tufanı hipotezini, ikna edici buluyor musunuz? Boğaz'ın açılışı, tufan anlatısına ilham vermiş olabilir mi? Yorumlarda yazın.
Giriş yap