Giriş yap
🏺 Anunnaki

Kadeş Antlaşması: Akadca yazılmış bir barış

New York'taki Birleşmiş Milletler binasında, bir duvarda, büyütülmüş bir kil tablet kopyası asılı. Bu kopya, 1970'te, Türkiye tarafından, Birleşmiş Milletler'e hediye edildi. Orijinali, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde duruyor. Tablet, dünyanın bilinen en eski yazılı barış antlaşmalarından birinin, Hitit kopyası: Kadeş Antlaşması.

Bu antlaşma, MÖ on üçüncü yüzyılda, Mısır firavunu II. Ramses ile Hitit kralı III. Hattuşili arasında imzalandı. Ama işin ilginç yanı, antlaşmanın Hitit kopyasının, ne Hititçe ne de Mısırca, Mezopotamya'nın dili olan Akadca ile yazılmış olması. Bu sayfada, bu antlaşmanın hikâyesini ve Mezopotamya ile olan bağlantısını anlatmak istiyorum. Siz iki düşman imparatorluğun, barışlarını, üçüncü bir halkın dilinde yazmasını, nasıl açıklarsınız?

Kadeş Savaşı

Antlaşmanın arka planında, ünlü bir savaş var. MÖ 1274 civarında, bugünkü Suriye'de, Asi Nehri kıyısındaki Kadeş şehri yakınlarında, Mısır ve Hitit orduları karşılaştı. Mısır ordusunu, genç firavun II. Ramses; Hitit ordusunu ise, kral II. Muvatalli yönetiyordu.

Bu savaş, kadim dünyanın en iyi belgelenmiş savaşlarından biri. Özellikle Mısır tarafında, Ramses, savaşı, tapınak duvarlarına, büyük kabartmalar ve uzun metinlerle kazıttı. Bu metinlerde, Ramses, Hititlerin tuzağına düştüğünü, ama tanrı Amon'un yardımıyla, tek başına, düşman ordusunu yendiğini anlatıyor.

Ama tarihçiler, savaşın sonucunun, Ramses'in anlattığı kadar parlak olmadığını düşünüyor. Büyük olasılıkla, savaş, kesin bir zaferle sonuçlanmadı. Mısır ordusu, geri çekildi ve Kadeş, Hitit kontrolünde kaldı. Hitit kaynakları da, bu savaşı, kendi açılarından anlatıyor; ama onların anlatımı, daha az ayrıntılı. Her iki taraf da, savaşın ardından, kendini galip ilan etmiş olabilir.

Barışa giden yol

Kadeş Savaşı'ndan sonra, iki imparatorluk arasındaki gerginlik, yıllarca sürdü. Ama zamanla, her iki taraf da, barışın, kendi çıkarlarına olduğunu fark etti. Hitit İmparatorluğu, doğuda, giderek güçlenen Asur'un tehdidi altındaydı. Mısır ise, uzun süren savaşların maliyetinden yorulmuştu.

Hitit tahtında da, değişiklikler oldu. Muvatalli öldükten sonra, oğlu Urhi-Teşup, yani III. Murşili, tahta çıktı. Ama Muvatalli'nin kardeşi Hattuşili, yeğenini tahttan indirdi ve III. Hattuşili adıyla, kral oldu. Urhi-Teşup, sürgüne gönderildi ve bir süre sonra, Mısır'a sığındığı düşünülüyor. Bu, iki ülke arasında, yeni bir gerilim kaynağıydı. Hattuşili, kaçak yeğeninin iadesini istiyordu.

Bu karmaşık ortamda, MÖ 1259 civarında, Ramses ve Hattuşili, bir barış antlaşması imzaladı. Bu antlaşma, iki imparatorluk arasında, kalıcı bir barış ve ittifak kurmayı amaçlıyordu.

Antlaşmanın içeriği

Antlaşma, birkaç önemli madde içeriyor. İlk olarak, iki taraf, birbirlerine saldırmamayı taahhüt ediyor. İkinci olarak, bir tarafa, üçüncü bir güç saldırırsa, diğer tarafın, yardıma geleceği belirtiliyor. Bu, bir karşılıklı savunma ittifakı.

Antlaşmanın en ilginç maddelerinden biri, kaçakların iadesiyle ilgili. Bir ülkeden kaçıp diğerine sığınan kişiler, geri iade edilecekti. Ama antlaşma, iade edilen kişilerin, cezalandırılmamasını da öngörüyordu: onların gözleri oyulmayacak, evleri yıkılmayacak ve aileleri zarar görmeyecekti. Bu madde, bazı akademisyenler tarafından, kadim dünyada, insani bir yaklaşımın erken bir örneği olarak yorumlanıyor; ama bu yorumun, modern kavramları, geçmişe yansıtma riski taşıdığını da akılda tutmak gerekiyor.

Antlaşmada, ayrıca, Hattuşili'nin oğlunun, Hitit tahtına geçmesinin, Mısır tarafından desteklenmesi de garanti altına alınıyor. Bu madde, Hattuşili'nin, tahtı gasp etmiş olmasından kaynaklanan meşruiyet kaygısını yansıtıyor olabilir.

İki kopya

Antlaşmanın iki ana kopyası var. Mısır kopyası, hiyeroglif yazısıyla, Karnak'taki Amon Tapınağı'nın ve Ramses'in tapınağı Ramesseum'un duvarlarına kazınmış. Hitit kopyası ise, Akadca, çivi yazısıyla, kil tabletler üzerine yazılmış.

Hitit kopyası, 1906-1907 yıllarında, Alman Asurolog Hugo Winckler'in yönettiği kazılarda, Hitit başkenti Hattuşa'da, yani bugünkü Çorum'un Boğazkale ilçesinde bulundu. Winckler, bu tabletleri okuduğunda, onların, Mısır kopyasıyla, büyük ölçüde örtüştüğünü fark etti. Bu, iki farklı yazı sistemiyle yazılmış, aynı antlaşmanın, iki versiyonunun bulunması anlamına geliyordu.

İki versiyon arasında, bazı farklılıklar da var. Mısır versiyonu, antlaşmayı, Hititlerin barış istediği şekilde sunuyor. Hitit versiyonu ise, daha eşit bir dil kullanıyor. Her iki taraf da, antlaşmayı, kendi halkına, kendi prestijini koruyacak şekilde sunmuş görünüyor.

Neden Akadca?

Antlaşmanın Hitit kopyasının Akadca yazılması, o dönemin uluslararası diplomasisinin, bir özelliğini yansıtıyor. MÖ ikinci binyılda, Akadca, Yakın Doğu'nun, uluslararası diplomasi dili haline gelmişti. Mısır, Hitit, Babil, Mitanni ve Asur kralları, birbirlerine, Akadca yazıyordu.

Bu durum, Mısır'daki Amarna'da bulunan mektuplarla da doğrulanıyor. Amarna mektupları, MÖ on dördüncü yüzyılda, Mısır firavunlarıyla, Yakın Doğu'nun diğer kralları arasındaki yazışmaları içeriyor ve büyük çoğunluğu, Akadca yazılmış. Yani Akadca, o dönemde, bugünkü İngilizcenin ya da Orta Çağ'daki Latincenin işlevine benzer bir işlev görüyordu.

Bu, bence, Mezopotamya'nın, kültürel etkisinin, ne kadar geniş olduğunu gösteriyor. Mezopotamya'nın dili, onun siyasi gücünün çok ötesinde, Anadolu'dan Mısır'a kadar, krallar arasındaki iletişimin dili olmuştu. Hitit kâtipleri, Mısır ile yazışmak için, Mezopotamya'nın yazı sistemini ve dilini öğreniyordu.

Kraliçelerin mektupları

Antlaşmanın ardından, iki saray arasında, yoğun bir yazışma başladı. Bu yazışmalarda, sadece krallar değil, kraliçeler de yer aldı. Hitit kraliçesi Puduhepa ile Ramses'in eşi Nefertari arasında, mektuplar yazıldı. Nefertari'nin, Puduhepa'ya, hediyeler gönderdiği biliniyor.

Puduhepa, Hitit tarihinin, en güçlü kraliçelerinden biri olarak kabul ediliyor. Kendi mührünü kullanıyor, diplomatik yazışmalara katılıyor ve dini işlerde, belirleyici bir söz sahibiydi. Bazı mektuplarda, Ramses'e, bir kral eşi olarak değil, neredeyse eşit bir hükümdar gibi hitap ettiği görülüyor. Antlaşmanın Hitit kopyasının mühür baskıları arasında, onun mührü de bulunuyor.

Antlaşmadan yaklaşık on üç yıl sonra, Ramses, bir Hitit prensesiyle evlendi. Bu evlilik, iki ülke arasındaki ittifakı güçlendiren bir adımdı. Ramses, bu evliliği de, tapınak duvarlarına, büyük bir olay olarak kazıttı.

Tanrılar arasındaki ilişki

Antlaşma, iki ülkenin tanrılarını, tanık olarak çağırıyor. Antlaşmanın sonunda, Hitit ve Mısır'ın "bin tanrısı", antlaşmanın tanıkları olarak sayılıyor. Antlaşmayı bozan taraf, bu tanrıların gazabına uğrayacaktı; antlaşmaya uyan taraf ise, onların kutsamasını alacaktı.

Hitit antlaşmalarında, tanık tanrılar listesi, genellikle çok uzundur ve bazen, "eski tanrılar" denilen, yeraltı dünyasıyla ilişkili bir tanrı grubunu da içerir. Bazı Hitit ritüel metinlerinde, bu eski tanrılar, Mezopotamya kökenli Anunnaki ile ilişkilendiriliyor. Bu, Mezopotamya'nın dini kavramlarının da, Anadolu'ya, dil ile birlikte taşındığını gösteriyor; ama Kadeş Antlaşması'nın kendi tanık listesinde, bu grubun nasıl yer aldığı, metnin korunmuşluğuna bağlı olarak, tartışmalı.

Akademik okuma

Kadeş Antlaşması, akademisyenler tarafından, kadim diplomasinin, en önemli belgelerinden biri olarak inceleniyor. Gary Beckman'ın "Hittite Diplomatic Texts" adlı kitabı, bu antlaşmanın Hitit versiyonunun, İngilizce çevirisini içeriyor ve alanda, standart bir kaynak olarak kullanılıyor.

Akademisyenler, antlaşmanın, sık sık, "ilk barış antlaşması" olarak sunulmasına, temkinli yaklaşıyor. Daha eski antlaşmalar da biliniyor; örneğin, MÖ üçüncü binyılda, Lagaş ve Umma arasında ya da Ebla ile başka şehirler arasında yapılan anlaşmalar. Kadeş Antlaşması, ilk değil; ama iki büyük imparatorluk arasında, her iki tarafın versiyonunun da korunduğu, en eski antlaşmalardan biri.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Hititleri ve Mısırlıları, Anunnaki'nin farklı gruplarının, yönettiği halklar olarak yorumladı. Ona göre, Kadeş Savaşı gibi büyük çatışmalar, aslında, tanrılar arasındaki rekabetin, insan dünyasına yansımasıydı.

Ama Kadeş Antlaşması'nın metni, bu yoruma, pek destek vermiyor. Antlaşma, insan kralların, kendi çıkarları için, birbirleriyle anlaşmasını anlatıyor. Tanrılar, tanık olarak çağrılıyor; ama anlaşmanın tarafları, açıkça, insan krallar. Antlaşmanın maddeleri, kaçakların iadesi, veraset garantisi ve karşılıklı savunma gibi, tamamen insan politikasının konuları.

Forumlarda

Forumlarda, Kadeş Antlaşması, genellikle, Türkiye'nin kültürel mirası açısından, gurur verici bir belge olarak tartışılıyor. Birleşmiş Milletler'deki kopya, sık sık, bu gururun bir sembolü olarak anılıyor.

Bence bu antlaşmanın en ilginç yanı, onun, üç farklı kültürü birleştirmesi: Anadolu'daki Hititler, Nil'deki Mısırlılar ve dilini ödünç aldıkları Mezopotamya. Bir Hitit kâtibi, bir Mısır firavunuyla yapılan antlaşmayı, bir Babil kâtibinin dilinde yazıyordu. Bu, kadim dünyanın, ne kadar bağlantılı olduğunu, çok güzel gösteriyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Kadeş Antlaşması, bize, savaşta galip gelemeyen iki gücün, barışta nasıl bir araya gelebildiğini gösteriyor. Ramses de, Hattuşili de, belki savaşı kazanamadı; ama barışı kazandılar. Belki de bu antlaşmanın, Birleşmiş Milletler'de asılı olması, tesadüf değil: savaşın sınırlarını gören iki kralın, üç bin yıl önce verdiği bir ders.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Kadeş Antlaşması'nın orijinalini, İstanbul'da görmek ister miydiniz? İki düşmanın, barışlarını, üçüncü bir dilde yazmasını, nasıl yorumluyorsunuz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap