Kaçak tablet ticareti: bilginin bedeli
Bir Asurolog, bir gün, önüne bir tablet getirildiğini düşünsün. Tablet, daha önce hiç bilinmeyen bir şehrin arşivinden geliyor. İçinde, belki bir kralın adı, belki bir tapınağın hesapları, belki de bilinmeyen bir mitin satırları var. Ama tabletin nereden geldiği belirsiz; büyük olasılıkla, kaçak bir kazıdan çıkmış. Bu tableti okumalı mı, yayımlamalı mı, yoksa ona hiç dokunmamalı mı?
Bu soru, son otuz yılda, Asuroloji'nin en tartışmalı konularından biri haline geldi. Bu sayfada, kaçak tablet ticaretinin nasıl işlediğini, hangi somut davaların gündeme geldiğini ve akademisyenlerin bu ikilem karşısında nasıl bölündüğünü anlatmak istiyorum. Siz bir akademisyen olsaydınız, bu tableti okur muydunuz?
Tabletler neden bu kadar çok?
Kaçak tablet ticaretinin büyüklüğünü anlamak için, önce, tabletlerin ne kadar yaygın olduğunu bilmek gerekiyor. Mezopotamya'da, kil, en ucuz ve en yaygın yazı malzemesiydi. Üç bin yıl boyunca, kâtipler, milyonlarca tablet yazdı: hesaplar, mektuplar, sözleşmeler, okul alıştırmaları, dualar ve mitler. Bu tabletlerin büyük kısmı, bugün hâlâ, Irak ve Suriye'nin toprağının altında.
Bir heykel ya da bir altın takı, büyük ve dikkat çekicidir. Ama bir tablet, küçük, hafif ve kolayca saklanabilir. Bir kaçakçı, yüzlerce tableti, bir sırt çantasında taşıyabilir. Bu da, tabletleri, kaçak ticaret için, ideal bir mal haline getiriyor. Üstelik, çoğu alıcı, tabletin üzerinde ne yazdığını okuyamaz; tablet, onun için, bir okuma nesnesi değil, kadim bir hatıra.
Yağmanın dalgaları
Irak'ta, arkeolojik alanların yağmalanması, birkaç büyük dalga halinde yaşandı. İlk büyük dalga, 1991 Körfez Savaşı'ndan sonra geldi. Uluslararası yaptırımlar, ülkeyi yoksullaştırdı ve birçok köylü, geçimini sağlamak için, yakınlardaki höyükleri kazmaya başladı. Devletin arkeolojik alanları koruma kapasitesi de, bu dönemde, büyük ölçüde zayıfladı.
İkinci büyük dalga, 2003'teki işgalden sonra yaşandı. Bağdat'taki Irak Ulusal Müzesi yağmalandı ve güneydeki pek çok kazı alanı, tamamen korumasız kaldı. Uydu görüntüleri, Umma, Isin ve Adab gibi antik şehirlerin, binlerce kaçak kazı çukuruyla, adeta bir ay yüzeyine dönüştüğünü gösterdi. Bu görüntüler, arkeologlar arasında, derin bir şok yarattı. Bir höyüğün katmanları, binlerce yıllık bir tarihi, sırasıyla saklar; bir kaçak kazı çukuru ise, bu sırayı, birkaç saatte, geri dönülmez biçimde karıştırır.
Üçüncü dalga, 2014'ten sonra, IŞİD'in Suriye ve Irak'ın bazı bölgelerini kontrol ettiği dönemde yaşandı. Bu dönemde, örgütün, kaçak eser ticaretinden gelir elde ettiği bildirildi; ama bu gelirin büyüklüğü, uzmanlar arasında tartışmalı ve bazı abartılı tahminler, sonradan sorgulandı.
Cornell davası
Kaçak tabletlerle ilgili en çok tartışılan davalardan biri, Cornell Üniversitesi'nin koleksiyonuyla ilgili. 2000'lerin başında, bir Amerikalı koleksiyoncu, Jonathan Rosen, binlerce tableti, Cornell Üniversitesi'ne bağışladı. Bu tabletlerin önemli bir kısmı, Garşana adlı, daha önce pek bilinmeyen bir Sümer kasabasının arşivinden geliyordu. Garşana'nın yeri, bugün hâlâ, kesin olarak tespit edilemedi; çünkü tabletler, bir kazıdan değil, piyasadan geldi.
Cornell'deki akademisyenler, bu tabletleri, yıllarca inceledi ve yayımladı. Garşana arşivi, Ur III dönemindeki ekonomik hayat, işçiler ve kadınların çalışma koşulları hakkında, çok değerli bilgiler sağladı. Ama tabletlerin kökeni, sürekli bir soru işareti olarak kaldı. Sonunda, 2013'te, Cornell, ABD hükümetiyle birlikte yürütülen bir sürecin ardından, bu tabletlerin, Irak'a iade edileceğini açıkladı. Bildirilenlere göre, iade edilen tabletlerin sayısı, on bine yakındı.
İrisagrig arşivi
Benzer bir hikâye, İrisagrig adlı bir başka Sümer şehrinin arşiviyle ilgili. İrisagrig'in tabletleri, 2000'lerde, piyasada ortaya çıktı ve bunların önemli bir kısmı, Hobby Lobby şirketinin sahibi Green ailesinin koleksiyonuna, yani daha sonra İncil Müzesi'ne katıldı. Bu tabletler de, akademisyenler tarafından incelendi ve yayımlandı.
İrisagrig'in de yeri, uzun süre bilinmiyordu. Bazı akademisyenler, tabletlerdeki bilgileri ve kaçak kazı izlerini karşılaştırarak, şehrin, güney Irak'ta, belirli bir höyükte bulunabileceğini önerdi; ama bu da, tabletin kendi bağlamından değil, dolaylı ipuçlarından yapılan bir çıkarım. 2020'lerin başında, İncil Müzesi'ndeki pek çok tablet, Irak'a iade edildi.
Yayımlamak mı, susmak mı?
Bu davalar, akademisyenleri, iki gruba böldü. Bir grup, kaçak tabletlerin yayımlanmasının, onların piyasa değerini artırdığını ve kaçakçılığı teşvik ettiğini savunuyor. Bir tablet, bir akademisyen tarafından okunup yayımlandığında, "önemli" hale geliyor ve fiyatı yükseliyor. Bu grup, kökeni belirsiz tabletlerin, hiç yayımlanmaması gerektiğini düşünüyor. Bazı dergiler ve kurumlar, bu görüş doğrultusunda, kökeni belgelenmemiş eserlerin yayımlanmasına, kısıtlamalar getirdi.
Diğer grup ise, tabletler zaten kazılmışsa, onları okumamanın, bilginin tamamen kaybolması anlamına geleceğini savunuyor. Tablet, bir özel koleksiyonda, okunmadan yok olabilir. Yayımlamak, en azından, metnin içeriğini, insanlık için korur. Ayrıca, yayın, tabletin kaydını tutar ve gelecekte, onun izini sürmeyi ve iadesini kolaylaştırabilir. Siz hangi görüşe daha yakınsınız?
Kırmızı listeler ve gümrük kapıları
Kaçak ticaretle mücadele için, uluslararası kuruluşlar, çeşitli araçlar geliştirdi. Bunlardan biri, Uluslararası Müzeler Konseyi'nin, yani ICOM'un hazırladığı "Kırmızı Liste"ler. ICOM, Irak için de, risk altındaki eser türlerini gösteren bir liste yayımladı. Bu liste, tabletleri, silindir mühürleri ve küçük heykelcikleri, fotoğraflarla birlikte tanıtıyor; amaç, gümrük memurlarının, polislerin ve müzayede evlerinin, şüpheli bir eseri tanıyabilmesi.
Gümrük kapıları, bu mücadelede, kritik bir rol oynuyor. Birçok ülke, son yıllarda, kaçak eserlere el koyduğunu ve onları, Irak'a iade ettiğini açıkladı. Ama gümrük memurlarının, binlerce gönderi arasında, küçük bir kil tableti tanıması, kolay değil. Bir tablet, "el yapımı süs eşyası" ya da "kil hatıra" olarak beyan edilip, fark edilmeden geçebiliyor. Bu yüzden, uzmanlar, eğitimin ve uluslararası işbirliğinin, yasalar kadar önemli olduğunu vurguluyor. Siz bir havalimanında, bir valizin içinde bir kil parçası görseniz, onun üç bin yıllık olabileceğini düşünür müydünüz?
Tanrılar arasındaki ilişki
Kaçak kazılardan çıkan tabletlerin bir kısmı, tanrılar hakkında bilgiler içeriyor: tapınak hesapları, sunu listeleri, dualar ve ilahiler. Bu metinler, tanrıların, günlük hayatta, nasıl tapınıldığını ve hangi tanrıların, hangi şehirlerde öne çıktığını gösteriyor.
Garşana ve İrisagrig gibi arşivler, örneğin, yerel tanrıların, büyük panteonun yanında, ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Ama bağlamları kaybolduğu için, bu tanrıların tapınaklarının nerede olduğunu ve nasıl göründüğünü, bilmiyoruz. Tablet, bize tanrının adını söylüyor; ama tapınağın duvarlarını, sunakları ve tapınanların izlerini, kaçak kazı, sonsuza dek silmiş olabilir.
Akademik okuma
Bu konuda, akademik literatür, giderek büyüyor. Arkeologlar, uydu görüntüleriyle, yağmanın boyutunu belgeliyor. Hukukçular, 1970 UNESCO Sözleşmesi'nin ve ulusal yasaların, kaçak eser ticaretini nasıl düzenlediğini inceliyor. Asurologlar ise, kendi meslek etiklerini tartışıyor.
Bazı akademisyenler, "köken araştırması" adı verilen bir alanın, Asuroloji'de, daha fazla gelişmesi gerektiğini savunuyor. Bu, bir eserin, nereden geldiğini, kimin elinden geçtiğini ve hangi yasal süreçlerden geçtiğini araştırmak anlamına geliyor. Müzeler de, son yıllarda, koleksiyonlarının kökenlerini, daha dikkatli incelemeye başladı. Bu inceleme, bazen, onlarca yıllık bağışların, yeniden sorgulanması anlamına geliyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, çalışmalarında, tabletleri, çoğunlukla, yayımlanmış çevirilerden alıntıladı. Tabletlerin nasıl bulunduğu, nereden geldiği ve bağlamlarının ne olduğu, onun ilgi alanının dışındaydı. Ona göre, bir tabletin içeriği, kendi başına, yeterliydi.
Ama kaçak ticaret, bu yaklaşımın sınırlarını gösteriyor. Bağlamı bilinmeyen bir tablet, kolayca yanlış yorumlanabilir. Tabletin hangi dönemden, hangi şehirden ve hangi tür bir binadan geldiği, onun anlamını kökten değiştirebilir. Bir okul alıştırması ile bir tapınak metni, aynı kelimeleri içerse bile, çok farklı şeyler anlatabilir.
Forumlarda
Forumlarda, kaçak tablet ticareti, bazen, beklenmedik bir şekilde tartışılıyor. Bazı kullanıcılar, internette, "gerçek Sümer tableti" ilanlarını paylaşıyor ve bunları satın almayı düşündüklerini söylüyor. Bu ilanların bir kısmı, uydurma kopyalar; bir kısmı ise, gerçekten kaçak kazılardan gelen eserler olabilir.
Bence bu, Anunnaki ile ilgilenen herkesin, düşünmesi gereken bir konu. Bu tabletlere duyduğumuz merak, eğer onları satın alma isteğine dönüşürse, istemeden de olsa, yağmanın bir parçası haline gelebiliriz. Bir tableti sevmek, onu bir rafa koymak değil, onun hikâyesinin korunmasını desteklemek olmalı.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence kaçak tablet ticareti, Anunnaki tartışmalarının, en az konuşulan ama en gerçek tarafı. Biz, tabletlerin içindeki tanrıları tartışırken, tabletlerin kendileri, sessizce, yok oluyor ya da bağlamlarından koparılıyor. Belki de en büyük kayıp, hiç okunmayacak bir mit değil, hiç bilinmeyecek bir bağlam.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Bağlamı kaybolmuş bir tableti okumak, sizce, onu hiç okumamaktan daha mı iyi? İnternette bir "Sümer tableti" ilanı görseniz, ne yapardınız? Yorumlarda yazın.
Giriş yap