K harfiyle başlayan yüz binlik bir bulmaca: Aşşurbanipal'in kütüphanesi nasıl yeniden kuruluyor?
British Museum'un Ninova tabletlerinin çoğunun envanter numarası K harfiyle başlıyor. K, Kuyuncuk'un baş harfi; Musul'un karşısındaki büyük höyüğün adı. Bir tabletin numarası K ile başlıyorsa, büyük ihtimalle on dokuzuncu yüzyılda Layard, Rassam ya da onların ardından gelenlerin kazılarından geliyor demektir. Bu numaraların arkasında, yüz elli yıldır süren bir bulmaca var.
Aşşurbanipal'in kolofonlarını, "tufandan önceki taşları okudum" diye övünen kralı daha önce anlattım. Bu kez kütüphanenin kendisinin, binlerce parçaya bölünmüş hâlde nasıl yeniden kurulmaya çalışıldığına bakmak istiyorum.
Parçalanmış bir kütüphane
Ninova, MÖ 612'de Med ve Babil ordularının saldırısıyla düştü. Saraylar yandı; tabletler raflarından düştü, kırıldı, toprağın altında kaldı. Layard'ın 1840'ların sonunda başlattığı kazılar ve Hormuzd Rassam'ın 1850'lerde Kuzey Saray'da yaptığı buluntular, bu kırık tabletlerin büyük kısmını gün ışığına çıkardı.
Ama kazı yöntemleri o dönemde kaba idi. Tabletler sandıklara doldurulup Londra'ya gönderildi. Hangi tabletin sarayın hangi odasından çıktığı çoğu zaman kaydedilmedi. Farklı saraylardan gelen tabletler birbirine karıştı. Bugün "Aşşurbanipal'in kütüphanesi" dediğimiz koleksiyon, aslında Güney-Batı Sarayı ve Kuzey Saray'dan, belki başka yapılardan da gelen tabletlerin karışımı.
Bezold'un kataloğu
Carl Bezold, 1889 ile 1899 arasında British Museum'un Kuyuncuk koleksiyonunun beş ciltlik kataloğunu yayımladı. Bu katalog, her K numaralı tableti kısaca tanımlıyordu: içeriği, boyutu, durumu. Bezold'un kataloğu, bir asırdan uzun süre koleksiyonu kullanmak isteyen herkesin başvurduğu kaynak oldu.
Sonra ekler geldi. Leonard William King, yirminci yüzyılın başında bir ek cilt hazırladı. Wilfred Lambert ve Anthony Millard, 1960'larda ikinci bir ek yayımladı. Lambert, ölümüne kadar Kuyuncuk tabletleri üzerinde çalıştı ve sayısız parçayı birbirine birleştirdi.
Birleştirme sanatı
Kuyuncuk koleksiyonunun en büyük sorunu, parçaların dağınıklığı. Bir tabletin bir parçası K numarasıyla, öteki parçası Sm numarasıyla, bir üçüncüsü DT ya da Rm numarasıyla kayıtlı olabiliyor. Bu harfler, farklı kazı ve bağış partilerini gösteriyor: Sm, George Smith'in 1870'lerdeki kazılarını; DT, Daily Telegraph'ın finanse ettiği seferi; Rm ise Rassam'ın sonraki kazılarını.
Asurologlar, bu parçaları birbirine eklemeye "join" diyor. Bir join, iki parçanın kırık kenarlarının birbirine uyduğunun ya da metnin bir parçadan ötekine kesintisiz devam ettiğinin gösterilmesi. Gılgamış Destanı'nın bugünkü metni, yüzlerce bu türden join'in sonucu. Andrew George'un 2003'teki Gılgamış edisyonu, Ninova parçalarının nasıl birleştirildiğini ayrıntılı olarak gösteriyor.
George Smith ve bir join'in ünü
Join'lerin en ünlüsü, belki de George Smith'in 1872'deki keşfi. Smith, British Museum'da Kuyuncuk parçalarını incelerken, Gılgamış Destanı'nın on birinci tabletine ait bir parçada tufan hikâyesini tanıdı. Gemi, dağa oturuşu, gönderilen kuşlar: Tevrat'taki Nuh hikâyesine benzeyen bir anlatı.
Smith'in buluşu, Londra'da büyük yankı uyandırdı. Daily Telegraph gazetesi, eksik parçaları bulması için Smith'i Ninova'ya gönderdi. Smith, Kuyuncuk'ta kısa bir süre kazı yaptı ve tufan anlatısının eksik satırlarını içeren bir parça buldu. Bu, arkeoloji tarihinde nadir görülen bir şans olarak anılıyor. DT harfiyle başlayan numaralar, bu seferden gelen tabletleri gösteriyor.
Smith'in hikâyesi, join'lerin yalnızca teknik bir iş olmadığını da gösteriyor. Bir parça doğru yere oturduğunda, bazen bütün bir kültürün dünyaya bakışı değişiyor.
Aşşurbanipal Kütüphanesi Projesi
2002'de British Museum ile Musul Üniversitesi, Aşşurbanipal Kütüphanesi Projesi'ni başlattı. Projenin amacı, Ninova tabletlerinin bütün parçalarını yeniden kataloglamak, fotoğraflamak ve çevrimiçi erişime açmaktı. Proje, Jon Taylor'ın yürütücülüğünde uzun yıllar sürdü.
Projenin önemli bir hedefi, Musul'da bir araştırma ve eğitim merkezi kurmaktı. Irak'taki genç araştırmacıların, kendi ülkelerinden çıkan tabletlere doğrudan ulaşabilmesi amaçlanıyordu. Bu hedef, 2014'te Musul'un IŞİD tarafından işgaliyle sekteye uğradı. Ninova'daki bazı kalıntılar da bu dönemde zarar gördü.
Bugün Kuyuncuk tabletlerinin büyük kısmı, Cuneiform Digital Library Initiative ve British Museum'un kendi veri tabanı aracılığıyla çevrimiçi olarak görülebiliyor. Ben bir tableti ilk kez yüksek çözünürlüklü bir fotoğrafta, işaretlerin içindeki kalem izlerini görebilecek kadar yakından incelediğimde, kütüphanenin bir parçasına dokunuyormuş gibi hissetmiştim.
Kütüphane nasıl toplandı?
Aşşurbanipal'in kütüphanesi, yalnızca Asur'da yazılmış tabletlerden oluşmuyordu. Kral, Babil'deki bilginlerin evlerinden tablet toplatıyordu. Bunu gösteren önemli bir mektup var: Aşşurbanipal'in Şadunu adlı bir görevliye yazdığı ve Borsippa'daki bilginlerin evlerinden belirli türde tabletlerin toplanmasını emrettiği bir mektup. Mektup, hangi türden metinlerin aranacağını da sıralıyor: büyü metinleri, dualar, kehanet metinleri.
Simo Parpola, 1983'te Journal of Near Eastern Studies'de yayımladığı bir makalede, kütüphaneye giren tabletlerin kayıtlarını inceledi. Bu kayıtlar, belirli bir dönemde Babil'den Ninova'ya çok sayıda tabletin getirildiğini gösteriyor. Parpola, bu toplamanın, Aşşurbanipal'in kardeşi Şamaş-şum-ukin'in Babil'deki isyanının bastırılmasından sonraki döneme denk geldiğini öne sürdü. Yani kütüphanenin bir kısmı, bir savaşın ganimeti olabilir.
Bu bilgi, kütüphaneye romantik bir bilgi merkezi olarak bakan anlatıları biraz karmaşıklaştırıyor. Aşşurbanipal bilgiyi seviyordu; ama bilgiyi elde etme yolları her zaman barışçıl değildi.
Kütüphanede ne vardı?
Kütüphanenin içeriğinin büyük kısmı, edebi metinler değil. Kehanet metinleri, yani göksel olaylardan ve kurban hayvanlarının iç organlarından gelecek okuma rehberleri, en büyük grubu oluşturuyor. Bunları büyü ve dua metinleri, tıp metinleri ve sözlükler izliyor. Gılgamış, Enuma Eliş, Atrahasis gibi edebi metinler, koleksiyonun küçük bir kısmı.
Bu oran, kütüphanenin amacını gösteriyor. Aşşurbanipal'in kütüphanesi, kralın tanrıların iradesini doğru okuması için gerekli bilgiyi toplamaya yönelikti. Edebiyat, bu bilgi sisteminin bir parçasıydı; ama merkezde değildi.
Çeviri sorunları
Ninova tabletlerinin bir avantajı, Standart Babil lehçesiyle, düzenli bir Yeni Asur yazısıyla yazılmış olmaları. Ama parçalar o kadar küçük olabiliyor ki, tek bir satırın birkaç işareti bile bir parçanın hangi metne ait olduğunu belirlemekte zorlanılmasına neden oluyor. Bazı parçalar, onlarca yıl "tanımlanmamış" olarak kalıyor.
Bir başka sorun, iki dilli metinler. Kütüphanedeki bazı tabletler, Sümerce bir satırın altına Akadca çevirisini veriyor. Bu tabletler, Sümercenin anlaşılmasında büyük yardım sağladı; ama Akadca çevirinin Sümerce aslını her zaman doğru yansıtmadığı da biliniyor. Yeni Asur yazıcıları, eski Sümerce metinleri kendi anlayışlarıyla yorumluyordu.
Tanrılar arasındaki ilişki
Kütüphanedeki tanrı tasviri, Asur'un kendi panteonuyla Babil'in panteonu arasındaki gerilimi taşıyor. Enuma Eliş'in Babil versiyonunda Marduk evrenin efendisi; Asur kentinde bulunan bazı kopyalarda ise Marduk'un yerine Asur tanrısı Aşşur'un adı geçiyor. Bu değişiklik, metinlerin siyasi bir araç olarak kullanıldığını gösteriyor.
Nabu, yazıcıların tanrısı olarak kütüphanede özel bir yere sahipti. Pek çok kolofon, tabletin Nabu'nun bilgeliğiyle yazıldığını söylüyor. Ninova'da Nabu'nun bir tapınağı vardı ve bazı tabletlerin orada saklandığı düşünülüyor. Enlil, Anu ve Ea'nın da kütüphanedeki kehanet metinlerinde yeri büyük: Göksel olaylar, bu üç tanrının "yolları"na göre sınıflandırılıyordu.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Aşşurbanipal'in kütüphanesini Anunnaki bilgisinin son büyük arşivi olarak gördü. Ona göre kral, tufan öncesinden kalan "taşları" okuyabildiğini söylerken, Anunnaki'nin bıraktığı orijinal kayıtlara erişimini anlatıyordu.
Akademik okumada ise kütüphane, bir kralın kehanet ve büyü bilgisini merkezileştirme çabası. Tabletlerin önemli bir kısmının Babil'den zorla toplandığını gösteren kayıtlar, bu çabanın siyasi yanını ortaya koyuyor. Kütüphane, Anunnaki'nin arşivi değil, Asur sarayının arşivi.
Forumlarda Ninova
Forumlarda Aşşurbanipal'in kütüphanesi genellikle "İskenderiye'den önce bir İskenderiye" gibi başlıklarla anılıyor. Forumlarda kimi kullanıcılar kütüphanenin "binlerce yıllık gizli bilgiyi" sakladığını yazıyor. Başkaları, içeriğin çoğunun kehanet rehberleri olduğunu hatırlattı ve bunların bugün bize çoğu zaman sıkıcı geleceğini söyledi. Bence ikisi de kendine göre haklı.
Türkçe forumlarda ise kütüphane genellikle Gılgamış'ın bulunduğu yer olarak anılıyor. Join sorunu, K numaraları, Babil'den toplanan tabletler gibi konular neredeyse hiç konuşulmuyor.
SohbeX teorisi: Ganimet olarak bilgi
Bu bölüm spekülatif.
Parpola'nın yayımladığı kayıtlar doğruysa, bugün Gılgamış'ı, Enuma Eliş'i, Atrahasis'i okuyabiliyor olmamızın nedenlerinden biri, bir kardeş savaşı. Şamaş-şum-ukin'in isyanı bastırılmasaydı, Babil bilginlerinin evlerindeki tabletler belki Babil'de kalacak ve başka bir yıkımda kaybolacaktı. Ninova'ya taşınan tabletler ise sarayın yangınında pişti ve bugüne ulaştı.
Bu, tarihin ironik bir yanı. Bir yıkım, bilgiyi korudu. Bunu kesin bir neden-sonuç ilişkisi olarak öne sürmüyorum; ama Kuyuncuk koleksiyonuna bakarken bu ironiyi aklımdan çıkaramıyorum.
Kütüphanenin yeniden kurulması da bitmiş değil. Her yıl birkaç yeni join yayımlanıyor; her biri, Aşşurbanipal'in raflarından düşmüş bir tableti yeniden ayağa kaldırıyor. Bu bulmacanın tamamlanacağı bir gün gelir mi, bilmiyorum.
Size soru
Bir kütüphaneyi değerli kılan, içindeki kitaplar mı, yoksa onları kimin, nasıl topladığı mı? Aşşurbanipal'in tabletlerinin bir kısmının savaş ganimeti olduğunu bilmek, onlara bakışınızı değiştirir mi?
Giriş yap