Giriş yap
🏺 Anunnaki

Jetonlar: yazıdan önce elde tutulan kil parçaları

Bir arkeoloji deposunda, küçük kil nesnelerle dolu kutular düşünün. Koniler, küreler, diskler, silindirler, üçgenler. Bazıları parmak ucu büyüklüğünde, bazılarının üzerinde çizgiler ya da noktalar var. On yıllar boyunca, bu nesneler kazı raporlarında "belirsiz amaçlı kil nesneler", "oyun taşları" ya da "muska" olarak kaydedildi. Pek kimse onlara dikkat etmedi.

1970'lerde, Fransız kökenli Amerikalı arkeolog Denise Schmandt-Besserat, bu nesnelerin aslında bir sayma ve kayıt sistemi olduğunu öne sürdü. Ona göre, bu küçük kil parçaları, binlerce yıl boyunca Yakın Doğu'da malları kaydetmek için kullanılmış ve sonunda yazının doğuşuna yol açmıştı. Bu teori, "jeton teorisi" olarak biliniyor. Ben bu teoriyi, yazının kökenine dair en etkili ve en çok tartışılan açıklamalardan biri olarak görüyorum.

Küçük kil nesneler

Schmandt-Besserat'nın incelediği jetonlar, Yakın Doğu'nun pek çok yerleşim yerinde bulunmuştu: Anadolu'dan İran'a, Suriye'den Güney Irak'a. En eski örneklerin, MÖ sekizinci binyıla, yani tarımın başladığı döneme ait olduğu düşünülüyor.

Schmandt-Besserat'ya göre, her jeton biçimi belirli bir malı ve miktarı temsil ediyordu. Örneğin bir koni, belirli bir ölçü tahılı; bir silindir, bir hayvanı; bir disk, belki bir ölçü kumaşı ya da başka bir malı gösterebilirdi. Bir çiftçi, ambara verdiği tahılı, belirli sayıda koni jetonla kaydedebilirdi.

Bu sistem, binlerce yıl boyunca, büyük değişikliklere uğramadan kullanıldı. MÖ dördüncü binyılda, şehirlerin büyümesiyle birlikte, jetonların biçimleri çeşitlendi. Üzerlerine çizgiler ve işaretler eklenen "karmaşık jetonlar" ortaya çıktı. Bu jetonlar, yağ, ekmek, bira, giysi gibi işlenmiş malları gösteriyor olabilirdi.

Kil zarflar

Jetonların yazıya nasıl dönüştüğü sorusunun cevabı, "bulla" adı verilen kil zarflarda yatıyor. Bunlar, içi boş kil toplardı. İçlerine jetonlar konuyor ve sonra kapatılıyordu. Bu zarflar, örneğin bir mal teslimatının belgesi olarak kullanılabilirdi: teslim edilen malları gösteren jetonlar zarfa konuyor, zarf mühürleniyor ve malları alan kişi, zarfı kırarak teslimatın doğru olup olmadığını kontrol edebiliyordu.

Ama bir sorun vardı. Zarfın içinde ne olduğunu görmek için zarfı kırmak gerekiyordu. Bu sorunu çözmek için, zarfın içine konan jetonlar, kapatılmadan önce zarfın dış yüzeyine bastırılıyordu. Böylece, zarfın üzerindeki izler, içinde ne olduğunu gösteriyordu.

Bu tür zarfların önemli bir kısmı, İran'daki Susa'da bulundu. Ayrıca Uruk ve başka yerlerde de örnekleri var.

Schmandt-Besserat'ya göre, bu noktada önemli bir sıçrama oldu. Zarfın üzerindeki izler, içindeki jetonları gösteriyorsa, jetonlara ne gerek vardı? İzler yeterliydi. Böylece, zarflar yassılaştı ve jetonların yerini, kil üzerine bastırılan ya da çizilen işaretler aldı. İlk kil tabletler ortaya çıktı.

Bir kil zarfın, yazının ilk sayfası olduğunu düşünmek size nasıl geliyor?

Sayılar ve nesneler ayrılıyor

Schmandt-Besserat'nın teorisinin bir başka önemli unsuru, sayıların nesnelerden ayrılmasıyla ilgili. Jeton sisteminde, beş ölçü tahılı göstermek için beş koni jeton kullanılıyordu. Yani sayı ve nesne birlikteydi.

İlk tabletlerde de, başlangıçta benzer bir yöntem kullanıldı: beş ölçü tahıl, beş tahıl işaretiyle gösteriliyordu. Ama zamanla, sayılar ayrı işaretlerle yazılmaya başlandı. Beş ölçü tahıl, "beş" işareti ve "tahıl" işaretiyle gösterilebiliyordu. Schmandt-Besserat'ya göre bu, soyut sayının doğuşuydu ve yazının gelişiminde kritik bir adımdı.

Tanrılar arasındaki ilişki: İnanna'nın ambarları

Jetonların ve kil zarfların yazıya dönüştüğü yerlerden biri, Uruk'tu. Uruk'ta, en eski yazılı tabletlerin büyük bir kısmı, Eanna adı verilen tapınak bölgesinde bulundu. Eanna, Sümerce "gökyüzünün evi" anlamına geliyor ve tanrıça İnanna'nın kutsal alanıydı.

Bu, ilk yazının bir tanrıçanın tapınak ekonomisiyle iç içe olduğunu gösteriyor. İnanna'nın tapınağı, büyük miktarda tahıl, hayvan, kumaş ve başka malları topluyor, depoluyor ve dağıtıyordu. Bu malları kaydetme ihtiyacı, yazının gelişimini hızlandırmış olabilir.

Sümer mitlerinde de, İnanna ile kayıt ve bilgi arasında bir bağ kuruluyor. "İnanna ve Enki" adlı mitte, İnanna, Eridu'ya gidip Enki'den "me" adı verilen uygarlık güçlerini alıyor ve bunları Uruk'a getiriyor. Bu güçler arasında çeşitli zanaatlar ve bilgi alanları sayılıyor. Bazı araştırmacılar, bu mitin, Uruk'un bölgedeki kültürel ve dinsel önemini yansıttığını düşünüyor.

Yani yazının doğduğu yer, mitolojide uygarlığın güçlerinin taşındığı yerle aynı. Bu bir rastlantı mı, yoksa Sümerlerin kendi tarihlerine dair bir hatırası mı?

Anadolu'daki jetonlar

Jetonlar yalnızca Mezopotamya'ya özgü değildi. Schmandt-Besserat'nın incelediği koleksiyonlar arasında, bugünkü Türkiye topraklarındaki erken yerleşim yerlerinden gelen örnekler de vardı. Güneydoğu Anadolu'daki Çayönü gibi Neolitik yerleşimlerde ve Orta Anadolu'daki Çatalhöyük'te, küçük kil nesneler bulundu. Bu nesnelerin bir kısmı, jeton olarak yorumlandı.

Bu, bizim için ayrıca ilginç. Çünkü yazının uzak kökenlerinden biri, belki de Anadolu'nun Neolitik köylerinde sayılan tahıllara ve hayvanlara dayanıyor. Ancak bu nesnelerin hepsinin sayma amacıyla kullanıldığı kesin değil; bazı araştırmacılar, bunların bir kısmının farklı işlevleri olabileceğini vurguluyor.

Mühürler ve sahiplik

Jetonların yanında, yazının gelişiminde önemli olduğu düşünülen bir başka araç da mühürlerdi. Uruk döneminde, silindir mühürler ortaya çıktı. Bunlar, üzerine sahneler kazınmış küçük taş silindirlerdi. Yaş kilin üzerinde yuvarlandıklarında, sürekli bir resim şeridi bırakıyorlardı.

Mühürler, kil zarfların ve kapların üzerine basılarak, sahipliği ya da sorumluluğu gösteriyordu. İlk tabletlerin önemli bir kısmında da mühür baskıları bulunuyor. Yani yazının ilk kullanıcıları, sayıları ve malları kaydetmenin yanında, kimin sorumlu olduğunu da gösterme ihtiyacı duyuyordu.

Uruk dönemi mühürlerinde, tapınak sahneleri, hayvan sürüleri ve bazen İnanna'nın simgesi olarak yorumlanan düğümlü kamış demetleri görülüyor. Bu sahneler, yazının ortaya çıktığı yönetimin dinsel bağlamını da gösteriyor.

Bir mührü, bir imzanın atası olarak düşünmek size nasıl geliyor?

Akademik okuma

Schmandt-Besserat'nın teorisi, 1992'de yayımlanan iki ciltlik "Before Writing" adlı eserinde ayrıntılı olarak sunuldu. Teori, popüler bilim alanında büyük ilgi gördü ve pek çok ders kitabına girdi.

Ancak akademik çevrelerde, teorinin bazı yönleri eleştirildi. Eleştirmenler, jetonların farklı biçimlerinin her zaman belirli mallara karşılık geldiğinin kanıtlanamadığını öne sürdü. Bazı jeton türlerinin, oyun taşları ya da başka amaçlarla kullanılmış olabileceği belirtildi. Ayrıca, karmaşık jetonların biçimleri ile ilk tabletlerdeki işaretler arasındaki eşleştirmelerin bazılarının zayıf olduğu tartışıldı.

Arkeolog Paul Zimansky gibi eleştirmenler, Schmandt-Besserat'nın veri kullanımına dair ciddi itirazlar dile getirdi. Bugün araştırmacıların önemli bir kısmı, jetonların ve kil zarfların sayısal kayıtların gelişiminde bir rol oynadığını kabul ediyor; ama yazının yalnızca jetonlardan doğduğu görüşünü fazla dar buluyor. Mühürler, işaretler ve tapınak yönetiminin genel ihtiyaçları da bu süreçte etkili görülüyor.

Teorinin popülerliği ise sürüyor. Schmandt-Besserat'nın çalışmaları, pek çok müze sergisinde ve yazının tarihini anlatan kitaplarda yer almaya devam ediyor. Teori, eleştirilere rağmen, yazının kökenini düşünürken akla gelen ilk açıklamalardan biri olarak kaldı. Belki de bunun nedeni, karmaşık bir süreci elle tutulur küçük nesnelerle anlatabilmesi.

Sitchin'in okuması

Sitchin, yazının birdenbire ortaya çıktığını ve Sümerlere tanrılar tarafından verildiğini savundu. Jeton teorisi ise, yazının binlerce yıl süren bir gelişimin ürünü olduğunu öne sürüyor. Bu iki görüş, birbirine tamamen karşıt.

Sitchin'in okurları için jeton teorisi, ciddi bir meydan okuma. Eğer yazı, çiftçilerin tahıl saymak için kullandığı kil parçalarından yavaş yavaş geliştiyse, "tanrıların armağanı" anlatısına ne kadar yer kalıyor?

Sitchin'in yaklaşımında, yazının öncesine ait bu kil nesnelere neredeyse hiç yer verilmiyor.

Forumlarda

Forumlarda jeton teorisi, genellikle yazının kökeni tartışmalarında karşımıza çıkıyor. Bazı kullanıcılar, teoriyi, Sümer uygarlığının "birdenbire" ortaya çıkmadığının kanıtı olarak gösteriyor. Diğerleri ise, jetonlardan yazıya geçişin yine de açıklanması gereken bir sıçrama olduğunu ve bu sıçramanın neden Uruk'ta gerçekleştiğini soruyor.

Bazı başlıklarda, jetonların fotoğrafları paylaşılıyor ve bu küçük nesnelerin şaşırtıcı derecede sade ama düzenli biçimleri tartışılıyor.

Bazı kullanıcılar da müzelerde gördükleri jetonları anlatıyor ve bu nesnelerin vitrinlerde çoğu zaman fark edilmeden geçildiğini söylüyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki jeton teorisinin en ilginç yanı, yazının sözcüklerle değil, mallarla başlamış olması. İlk yazılar, şiir ya da dua değil, tahıl ve hayvan kayıtlarıydı. Tanrıların adları, ancak çok sonra yazılmaya başlandı.

Belki de Anunnaki'nin hikâyesi de, bir kayıt ihtiyacıyla başladı. Tanrıların ambarları, tanrıların hesaplarını gerektirdi; hesaplar yazıyı doğurdu; yazı da sonunda tanrıların hikâyelerini kaydetmeye başladı.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Jeton teorisini daha önce duymuş muydunuz? Yazının tahıl saymaktan doğduğunu düşünmek size nasıl geliyor? Sizce yazı, yavaş bir gelişimin mi yoksa ani bir buluşun mu ürünü? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap