Giriş yap
🏺 Anunnaki

İştar Kapısı: Babil'in mavi girişi

Berlin'deki Pergamon Müzesi'nin bir salonuna girdiğinizde, karşınıza masmavi bir duvar çıkar. Parlak sırlı tuğlaların üzerinde, sarı ve beyaz renkli boğalar ve ejderhalar, sıra sıra yükselir. Bu, Babil'in İştar Kapısı'nın yeniden kurulmuş hali. Kapının önünde, aslanlarla süslü Tören Yolu'nun duvarlarından parçalar uzanır. İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde de bu aslanlardan ve ejderhalardan birkaç pano var; yani İştar Kapısı'nın bir parçasını görmek için Berlin'e gitmek şart değil.

İştar Kapısı, MÖ altıncı yüzyılda, Babil kralı II. Nebukadnezar tarafından inşa edildi. Kapı, Babil'in iç surlarındaki sekiz kapıdan biriydi ve kentin en görkemli girişiydi. Ben bu kapıyı düşündüğümde, onun bir savunma yapısından çok, tanrıların kente girişini sahneleyen bir tören kapısı olduğunu hatırlamaya çalışıyorum.

Nebukadnezar'ın kapısı

II. Nebukadnezar, MÖ 605 ile 562 arasında Babil'i yönetti. Onun döneminde Babil, eski dünyanın en büyük ve en görkemli kentlerinden biri haline geldi. Nebukadnezar, kentin surlarını, saraylarını ve tapınaklarını yeniden inşa etti ya da genişletti.

İştar Kapısı, bu inşaat programının bir parçasıydı. Kapının birkaç aşamada inşa edildiği düşünülüyor. İlk aşamalarda, tuğlalar sırsızdı ve hayvan figürleri kabartma olarak işlenmişti. Son aşamada ise, kapı sırlı tuğlalarla kaplandı. Kapının bugün Berlin'de görülen kısmı, bu son aşamaya ait.

Kapının üzerinde, Nebukadnezar'ın bir yazıtı bulunuyordu. Bu yazıtta kral, kapıyı nasıl inşa ettiğini, yer altı sularının seviyesine kadar kazdığını, sırlı tuğlalarla ve hayvan figürleriyle süslediğini ve sedir ağacından kapı kanatları yaptırdığını anlatıyor. Kral, kapıyı "insanlığın hayranlıkla bakması için" süslediğini söylüyor.

Kapının hayvanları

İştar Kapısı'nın tuğlalarında iki tür hayvan figürü bulunuyor: boğalar ve ejderhalar. Boğalar, araştırmacıların yorumuna göre, yaban öküzü olarak tasvir edilmiş ve fırtına tanrısı Adad'ın simgesi. Ejderhalar ise "muşhuşşu" denen, yılan başlı, aslan ön ayaklı, kartal arka ayaklı, akrep kuyruklu bir yaratık; bu yaratık, Babil'in baş tanrısı Marduk'un simgesi.

Bu figürler, kapının yüzeyinde dikey sıralar halinde, birbirini izleyerek yükseliyordu. Toplam figür sayısının birkaç yüzü bulduğu tahmin ediliyor. Kapının önündeki Tören Yolu'nun duvarlarında ise aslanlar vardı; aslan, İştar'ın simgesiydi.

Böylece kapıdan geçen biri, üç büyük tanrının simgeleri arasında yürüyordu: İştar'ın aslanları, Adad'ın boğaları ve Marduk'un ejderhaları. Kapı, bu tanrıların koruması altında, kente giriş yapmanın sembolik bir anlatımıydı.

Bir kente girerken, tanrıların hayvanları arasında yürümek size nasıl bir duygu verirdi?

Tanrılar arasındaki ilişki: İştar, Adad ve Marduk

Kapının adı İştar'dan geliyor; ama kapı, Marduk'un kentinin girişiydi. Babil'in baş tanrısı Marduk'tu; Esagila tapınağı ve Etemenanki zigguratı onun içindi. Peki kapı neden İştar'ın adını taşıyordu?

Kapının Akadca adı, "İştar-sakipat-tebişa" olarak biliniyor; bu ad, "İştar, düşmanlarını devirir" anlamına geliyor. Babil'in kapılarının her biri, bir tanrının adını taşıyordu: Marduk Kapısı, Enlil Kapısı, Zababa Kapısı, Adad Kapısı ve diğerleri. İştar Kapısı, kentin kuzey girişiydi ve savaşçı yönüyle İştar'a adanmıştı.

Bu düzen, Babil'in tanrılar dünyasındaki ilişkileri yansıtıyor. Marduk, kentin ve imparatorluğun efendisiydi; ama diğer tanrılar da kentin farklı bölümlerinin koruyucusuydu. İştar, kuzeyden gelebilecek düşmanlara karşı kentin savunucusuydu. Kapının üzerinde Marduk'un ejderhasının ve Adad'ın boğasının bulunması ise, İştar'ın bu görevi diğer büyük tanrılarla birlikte yerine getirdiğini gösteriyordu.

Tören Yolu ve Akitu

İştar Kapısı'ndan geçen Tören Yolu, Babil'in en önemli caddesiydi. Bu yol, kentin kuzeyinden güneyine, Marduk'un Esagila tapınağına doğru uzanıyordu. Yolun Akadca adı, "Ay-ibur-şabu", "düşman galip gelmesin" anlamına geliyordu.

Yeni Yıl festivali Akitu sırasında, tanrıların heykelleri bu yol boyunca taşınıyordu. Marduk'un heykeli, Esagila'dan çıkarılarak İştar Kapısı'ndan geçiriliyor ve kentin dışındaki Akitu evine götürülüyordu. Nabu'nun heykeli de Borsippa'dan getirilerek bu törene katılıyordu. Festivalin sonunda heykeller, aynı yoldan kente geri dönüyordu.

Bu tören, Marduk'un kozmik zaferini, Enuma Eliş'te anlatılan Tiamat'a karşı kazandığı zaferi, yeniden canlandırıyordu. İştar Kapısı, bu zafer alayının geçtiği kutsal eşikti.

Koldewey'in kazıları

Babil, 1899 ile 1917 arasında, Alman Doğu Derneği adına Robert Koldewey tarafından kazıldı. Koldewey'in ekibi, İştar Kapısı'nın kalıntılarını ve Tören Yolu'nu ortaya çıkardı. Kapının alt kısımları, sırsız tuğlalardan oluşuyordu ve yerinde kaldı. Üst kısımların sırlı tuğlaları ise binlerce parça halinde bulundu.

Bu parçalar, Berlin'e gönderildi ve uzun bir çalışmayla bir araya getirildi. Eksik kısımlar, yeni yapılmış tuğlalarla tamamlandı. Kapının ön kısmı, 1930'da açılan Pergamon Müzesi'nde yeniden kuruldu. Kapının arka kısmı ise, müzede yer olmadığı için kurulmadı.

Tören Yolu'nun aslan panoları ise, Berlin dışındaki birçok müzeye dağıtıldı. İstanbul, Paris, New York, Chicago ve başka kentlerdeki müzelerde, bu aslanlardan örnekler bulunuyor. İstanbul'daki panolar, Osmanlı döneminde, kazının yapıldığı topraklar Osmanlı egemenliğinde olduğu için, bulunan eserlerin bir kısmının İstanbul'a verilmesinin bir sonucu.

Pergamon Müzesi, uzun bir yenileme çalışması için 2023'te kapatıldı; İştar Kapısı'nın yeniden ziyarete açılması da bu çalışmanın sonuna bağlı.

Sırlı tuğlanın tekniği

İştar Kapısı'nın en çok dikkat çeken yanı, tuğlalarının parlak renkleri. Bu renkler, tuğlaların yüzeyine sürülen ve yüksek ısıda pişirilen sır tabakasından geliyor. Mavi renk, araştırmacıların analizlerine göre, kobalt ya da bakır bileşikleriyle elde edilmiş olabilir; sarı ve beyaz renkler ise farklı mineral bileşikleriyle. Sırlı tuğla tekniği, Mezopotamya'da yüzyıllardır biliniyordu; Asur saraylarında ve daha önce Elam'da da kullanılmıştı. Ama Nebukadnezar'ın ustaları, bu tekniği büyük bir ölçekte ve olağanüstü bir ustalıkla uyguladı.

Kabartmalı figürlerin yapımı ayrı bir zorluktu. Her hayvan figürü, birçok tuğlanın bir araya gelmesiyle oluşuyordu. Ustalar, tuğlaları kalıplarda şekillendiriyor, figürün parçalarını tuğlaların yüzeyine kabartma olarak işliyor, sonra sırlayıp pişiriyordu. Pişirme sırasında renklerin birbirine karışmaması için, figürlerin konturları ince bir siyah çizgiyle ayrılıyordu. Tuğlaların duvara doğru sırayla yerleştirilmesi için, arka yüzlerine işaretler konduğu düşünülüyor.

Berlin'deki yeniden kurma çalışması da kendi başına bir başarıydı. Koldewey'in ekibi, binlerce kırık sırlı tuğla parçasını, ıslak tuzlu topraktan çıkardıktan sonra, tuzdan arındırmak için uzun süre suda bekletti. Sonra bu parçalar, bir yapboz gibi bir araya getirildi. Bu çalışma yıllar sürdü.

İki buçuk bin yıl önce pişirilmiş bir tuğlanın rengini bugün hâlâ parlak görmek, size zamanın ne kadar uzun ya da ne kadar kısa olduğunu düşündürüyor?

Akademik okuma

Akademik çevrelerde İştar Kapısı, Yeni Babil mimarisinin ve sanatının en önemli örneklerinden biri olarak görülüyor. Araştırmacılar, kapının hem bir savunma yapısı hem de bir tören ve propaganda aracı olduğunu vurguluyor. Nebukadnezar, kapıyı, Babil'in ve Marduk'un gücünü gösteren bir anıt olarak tasarladı.

Kapının Berlin'de bulunması, eserlerin geri verilmesi tartışmalarında da sıkça gündeme geliyor. Irak, zaman zaman kapının geri verilmesi talebini dile getirdi.

Bir başka tartışma konusu da kapının gerçek boyutu. Berlin'deki yeniden kurulmuş kapı, aslında orijinal yapının yalnızca ön kısmı; tam yapının çok daha büyük olduğu biliniyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, İştar Kapısı'nı, İnanna/İştar'ın Anunnaki arasındaki önemli konumunun bir göstergesi olarak yorumladı. Bazı Sitchin izleyicileri, muşhuşşu ejderhasını, Anunnaki'nin getirdiği ya da yarattığı bir canlı türünün hatırası olarak sundu.

Ancak muşhuşşu, Mezopotamya sanatında birçok farklı hayvanın özelliklerini birleştiren sembolik bir yaratık. Bu tür birleşik yaratıklar, Mezopotamya'nın sembolik dilinin bir parçasıydı.

Forumlarda

Forumlarda İştar Kapısı, genellikle eski dünyanın en güzel yapıları arasında anılıyor. Bazı kullanıcılar, muşhuşşunun bir dinozor tasviri olduğunu öne sürüyor. Bu iddia, yaratığın farklı hayvanların parçalarından oluşan sembolik bir figür olduğunu gözden kaçırıyor.

Diğer başlıklarda ise kapının Berlin'de mi, yoksa Babil'de mi olması gerektiği tartışılıyor. Babil'deki kalıntıların yanında, Saddam Hüseyin döneminde yapılmış küçük ölçekli bir kopya da bulunuyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki İştar Kapısı, tanrılar arasındaki iş bölümünün mimariye dönüşmüş haliydi. İştar kapıyı korudu, Adad'ın boğaları ve Marduk'un ejderhaları onun yanında durdu, Tören Yolu ise Marduk'un zafer alayına yol açtı. Kapı, tanrıların bir arada, ama her birinin kendi yerinde durduğu bir düzeni gösteriyordu.

Bugün bu kapının parçaları, Berlin'de, İstanbul'da, Paris'te ve başka kentlerde dağınık halde duruyor. Belki de tanrıların hayvanları, bir zamanlar korudukları kentten ayrılıp dünyaya dağılmış birer sürgün gibi.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

İştar Kapısı'nı ya da İstanbul'daki aslan panolarını gördünüz mü? Sizce kapı Berlin'de mi kalmalı, yoksa Babil'e mi dönmeli? Bir kente girerken tanrıların simgeleri arasında yürümek size ne hissettirirdi? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap