Giriş yap
🏺 Anunnaki

Isin ve Larsa: iki kentin yüzyıllık rekabeti ve tahtta oturan bahçıvan

Ur'un düşüşünden sonra, Güney Mezopotamya'da, iki kent, Ur III'ün mirasına sahip çıkmak için yarıştı: Isin ve Larsa. Yaklaşık iki yüz yıl süren bu dönem, akademisyenler tarafından "Isin-Larsa dönemi" olarak adlandırılıyor. Bu dönem, büyük savaşlardan çok, kanallar, su hakları, ittifaklar ve sürekli değişen sınırlarla dolu.

Ama bu dönemin en ilginç hikâyelerinden biri, bir savaşla değil, bir kehanetle ilgili. Isin kralı Erra-imitti, kötü bir alameti savuşturmak için, bahçıvanını, geçici olarak tahta oturttu. Ama gerçek kral, bu sırada, sıcak bir çorbayı içerken öldü. Bahçıvan, tahttan inmedi ve yıllarca kral olarak hüküm sürdü. Bir oyunun gerçeğe dönüştüğü bu hikâye size ne düşündürüyor?

Isin'in yükselişi

Isin hanedanlığını, İşbi-Erra kurdu. İşbi-Erra, Ur'un son kralı İbbi-Sin'in görevlisiydi; ama Ur'un çöküşü sırasında, kendi krallığını kurdu. Elamlıları Ur'dan çıkardıktan sonra, kendini, Ur III'ün meşru mirasçısı olarak sundu.

Isin kralları, Ur III'ün geleneklerini sürdürdü. Kendilerini tanrı olarak sundular; Nippur'daki Enlil tapınağına adaklar gönderdiler; Ur'daki Nanna tapınağını yeniden inşa ettirdiler ve kızlarını, Ur'da yüksek rahibe olarak atadılar. Bu, Isin'in, Sümer'in dinsel düzeninin koruyucusu olarak görülmek istediğini gösteriyor.

Isin'in en ünlü kralı, Lipit-İştar. Lipit-İştar, kendi adını taşıyan bir yasa metni yazdırdı. Bu metin, Hammurabi Yasaları'ndan yaklaşık yüz elli yıl daha eski. Lipit-İştar Yasaları'nın önsözünde, kral, An ve Enlil tarafından, ülkeye adalet getirmek için seçildiğini anlatıyor.

Isin'in köpekleri

Isin'in baş tanrıçası, Ninisina'ydı. Ninisina, "Isin'in hanımı" anlamına geliyor ve bir şifa tanrıçasıydı. Daha sonraki dönemlerde, Gula adlı bir başka şifa tanrıçasıyla özdeşleştirildi. Ninisina'nın sembolü, köpekti.

1970'lerden itibaren, Barthel Hrouda'nın yönettiği Alman kazıları, Isin'de, Ninisina'nın tapınağının yakınında, çok sayıda köpek gömüsü buldu. Köpekler, özenle gömülmüştü. Bazı araştırmacılar, bu köpeklerin, tapınakta, şifa ritüellerinde kullanıldığını düşünüyor. Köpeklerin yaraları yalamasının, iyileştirici bir etkisi olduğuna inanılıyor olabilir.

Tapınağın çevresinde, köpek figürinleri de bulundu. Bu figürinlerin bazılarının üzerinde, tanrıçaya sunulan dualar yazılıydı. Bir figürinde, bir adamın, Ninisina'dan, kendisinin ya da bir yakınının iyileşmesini dilediği anlaşılıyor.

Bahçıvan kral

Isin hanedanlığının en garip hikâyesi, Erra-imitti ile Enlil-bani'nin hikâyesi. Bu hikâye, sonraki dönemlerin kroniklerinde, özellikle "Erken Krallar Kroniği" adlı bir Babil metninde anlatılıyor.

Hikâyeye göre, Isin kralı Erra-imitti, kötü bir alametle karşılaştı. Mezopotamya'da, kral için kötü bir alamet görüldüğünde, bazen, bir "yedek kral" tahta oturtulurdu. Bu yedek kral, kötü alametin etkisini üzerine alır ve tehlike geçtikten sonra, genellikle öldürülürdü. Gerçek kral ise, tehlike geçene kadar, saklanırdı.

Erra-imitti, bahçıvanı Enlil-bani'yi yedek kral olarak seçti ve başına kraliyet tacını koydu. Ama Erra-imitti, sarayında, sıcak bir çorbayı yudumlarken öldü. Enlil-bani, tahttan inmedi ve yirmi dört yıl boyunca Isin'in kralı olarak hüküm sürdü.

Bu hikâyenin tarihsel doğruluğu, tartışmalı. Enlil-bani, gerçekten de, Erra-imitti'den sonra Isin'in kralı oldu. Ama onun bir bahçıvan olarak başladığı ve bir yedek kral olarak tahta çıktığı, yalnızca sonraki dönemlerin kroniklerinde anlatılıyor. Enlil-bani'nin kendi yazıtlarında, bu hikâyeden söz edilmiyor.

Yedek kral geleneği ise, tarihsel olarak belgelenmiş bir uygulama. Yeni Asur döneminde, Esarhaddon ve Asurbanipal'in yazışmalarında, bu ritüelin uygulandığına dair ayrıntılı kayıtlar var.

Larsa'nın yükselişi

Larsa, Isin'in güneyinde, güneş tanrısı Utu'nun, yani Akadca adıyla Şamaş'ın kentiydi. Utu'nun Larsa'daki tapınağının adı, "Ebabbar", yani "parlayan ev" idi.

Larsa, Isin hanedanlığının ilk yıllarında, Isin'in egemenliği altındaydı. Ama Larsa kralı Gungunum, MÖ yaklaşık 1932'de, Ur'u ele geçirdi. Ur, Basra Körfezi'ne açılan ticaret yollarının merkeziydi; Ur'u kontrol eden, Dilmun ile, yani bugünkü Bahreyn ile, yapılan ticareti de kontrol ediyordu. Gungunum'un bu zaferi, Larsa'yı, Isin'in ciddi bir rakibi haline getirdi.

İki kent arasındaki rekabet, büyük ölçüde, su yolları üzerinden yürüdü. Isin, Fırat'ın yukarı kesimlerinde; Larsa ise, aşağı kesimlerinde bulunuyordu. Kanalların kontrolü, iki kentin de hayatta kalması için kritikti. Larsa kralları, yıl adlarında, sık sık, kanal açtıklarını ya da onarttıklarını anlatıyor.

Rim-Sin ve Isin'in düşüşü

Larsa'nın en güçlü kralı, Rim-Sin'di. Rim-Sin, yaklaşık altmış yıl hüküm sürdü; bu, Mezopotamya tarihinin en uzun hükümdarlıklarından biri. Rim-Sin, MÖ yaklaşık 1794'te, Isin'i ele geçirdi.

Rim-Sin, bu zaferi o kadar önemli buldu ki, sonraki yıllarda, yıl adlarını, "Isin'in ele geçirildiği yıldan sonraki yıl", "Isin'in ele geçirildiği yıldan sonraki ikinci yıl" ve böyle devam ederek adlandırdı. Bu sayım, yaklaşık otuz yıl sürdü. Bu, bir zaferin, bir takvimin dayanağı haline gelmesinin çarpıcı bir örneği.

Ama Rim-Sin'in zaferi de kalıcı olmadı. Babil kralı Hammurabi, MÖ yaklaşık 1763'te, Larsa'yı ele geçirdi ve Rim-Sin'i esir aldı. Bununla, Isin-Larsa dönemi sona erdi ve Babil'in yükselişi başladı.

Tanrılar arasındaki ilişki

Isin-Larsa döneminde, tanrılar arasındaki ilişki, kentler arasındaki rekabeti yansıtıyordu. Isin'in Ninisina'sı, Larsa'nın Utu'su; ama her iki kent de, Nippur'daki Enlil'e bağlılıklarını vurguluyordu. Nippur'u kontrol eden kent, Enlil'in onayını aldığını iddia edebiliyordu. Bu nedenle, Nippur, iki kent arasında, sık sık el değiştirdi.

Bu durum, bir yıl adından ötekine izlenebiliyor. Nippur'daki tabletlerde kullanılan yıl adları, kentin hangi kralın egemenliğinde olduğunu gösteriyor. Bazı dönemlerde, Nippur'da, birkaç yıl içinde, Isin ve Larsa kralları arasında el değiştiren yıl adları görülüyor.

Ur'un tüccarları ve Dilmun

Isin-Larsa döneminde, Ur, bir ticaret merkezi olarak gelişti. Leonard Woolley'nin Ur'daki konut mahallelerinde yaptığı kazılar, bu döneme ait çok sayıda özel evi gün ışığına çıkardı. Bu evlerin bazılarında, tüccarların arşivleri bulundu.

Bu arşivlerden en ünlüsü, Ea-nasir adlı bir bakır tüccarına ait. Ea-nasir, Dilmun'dan bakır getiren bir tüccardı. Arşivinde bulunan bir tablet, bugün, "tarihin ilk müşteri şikâyeti" olarak biliniyor. Nanni adlı bir müşteri, bu tablette, Ea-nasir'e, kendisine düşük kaliteli bakır gönderdiğini ve elçisine kaba davrandığını söyleyerek şikâyet ediyor. Tablet, British Museum'da korunuyor.

Bu tür arşivler, Isin-Larsa döneminde, ticaretin, büyük ölçüde, özel tüccarların elinde olduğunu gösteriyor. Ur III döneminde, devlet, ekonominin büyük kısmını denetliyordu; Isin-Larsa döneminde ise, özel girişim, daha belirgin bir rol oynamaya başladı. A. Leo Oppenheim, 1954'te yayımladığı bir makalede, Ur'un Dilmun ticaretini ayrıntılı olarak inceledi.

Ur tüccarları, ticaret yolculuklarına çıkmadan önce, tanrıça Ningal'in tapınağına adaklar sunuyordu. Tapınak kayıtlarında, tüccarların, Dilmun'dan döndükten sonra, kazançlarının bir kısmını, tanrıçaya bağışladığı görülüyor.

Bir tüccarın kazancının bir kısmını bir tanrıçaya bağışlaması, size bugünkü hangi uygulamaları hatırlatıyor?

Amurru kralları

Isin-Larsa döneminin bir başka özelliği, Amurru kökenli hanedanlıkların yükselişi. Larsa'nın kralları, Babil'in kralları ve diğer birçok kentin yöneticileri, Amurru adlarını taşıyordu. Bu, Ur III döneminde, sınırın dışında tutulmaya çalışılan Amurruların, bir iki kuşak içinde, Mezopotamya'nın yönetici sınıfına dönüştüğünü gösteriyor.

Rim-Sin'in babası Kudur-Mabuk ise, Elam kökenli bir isim taşıyordu. Kudur-Mabuk, kendini, "Amurru'nun babası" olarak tanıtıyordu. Bu, Larsa'nın yönetici ailesinin, hem Elam hem de Amurru bağlantıları olduğunu düşündürüyor. Kudur-Mabuk, oğullarını, Warad-Sin ve Rim-Sin'i, Larsa'nın tahtına oturttu.

Bu karışık kimlikler, Isin-Larsa döneminin, farklı halkların, Sümer'in dinsel ve siyasi geleneklerini benimseyerek bir arada yaşadığı bir dönem olduğunu gösteriyor.

Akademik okuma

Akademisyenler, Isin-Larsa dönemini, Mezopotamya'da, merkezi devletlerin yerini, birbirleriyle rekabet eden bölgesel güçlerin aldığı bir dönem olarak görüyor. Marc Van De Mieroop, bu dönemin, özel ticaretin ve özel mülkiyetin geliştiği bir dönem olduğunu vurguladı. Ur'daki tüccar evlerinden kalan arşivler, Dilmun ticaretinin, devletin değil, özel girişimcilerin elinde olduğunu gösteriyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, bu dönemi, Ur'un düşüşünden sonra, Anunnaki'nin Mezopotamya'dan çekildiği bir dönem olarak yorumladı. Ona göre, tanrıların fiziksel olarak yeryüzünde bulunmaması, kentler arasındaki rekabetin artmasına yol açtı.

Akademik okumada, bu dönem, ekonomik ve siyasi dönüşümlerin bir dönemi olarak değerlendiriliyor.

Forumlarda

Forumlarda Isin-Larsa dönemi, çoğunlukla, Enlil-bani'nin bahçıvan kral hikâyesi üzerinden konuşuluyor. Bazı kullanıcılar, bu hikâyeyi, şansın ve kaderin, tarihte nasıl rol oynayabileceğinin bir örneği olarak görüyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Enlil-bani'nin hikâyesi, Mezopotamya'da krallığın, kişiden çok, bir rol olarak düşünüldüğünü gösteriyor. Tacı takan kişi, kralın gücünü ve kaderini üzerine alıyordu. Alametin etkisini taşıması için seçilen bir bahçıvan, bu rolü, beklenmedik biçimde, kalıcı olarak üstlenebildi.

Belki de bu yüzden, hikâye, sonraki dönemlerde, ilginç bulunup tekrar tekrar anlatıldı: krallığın, bir kişinin değil, tacın kendisinin olduğunu hatırlatıyordu.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Bir yedek kralın tahttan inmemesi size ne düşündürüyor? Bir zaferin otuz yıl boyunca takvim olarak kullanılması hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap