Giriş yap
🏺 Anunnaki

Irak Müzesi yağması söylentileri neden bu kadar yayıldı? Bağdat 2003, Warka Vazosu ve Ningal'in ağıtı

Nisan 2003'te, Amerikan öncülüğündeki koalisyon güçleri Bağdat'a girdiğinde, şehirde büyük bir kaos yaşandı. Bu kaosun en acı sahnelerinden biri, Irak Ulusal Müzesi'nin yağmalanmasıydı. Müze, Mezopotamya'nın binlerce yıllık tarihine ait dünyanın en önemli koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyordu. Birkaç gün içinde vitrinler kırıldı, depolar boşaltıldı ve paha biçilemez eserler kayboldu.

Bu olay, kısa sürede Anunnaki anlatılarının da bir parçası oldu. İnternette dolaşan söylentilere göre savaşın asıl amacı, müzede saklanan ve Anunnaki'nin gerçek hikâyesini anlatan tabletleri ya da nesneleri ele geçirmekti. Bazı anlatılar bunu "yıldız kapısı" adı verilen gizli bir teknolojiyle ilişkilendirdi. Burada yağmanın gerçekte nasıl yaşandığına, söylentilerin neden ortaya çıktığına ve kaybolan eserlerin bir kısmının nasıl geri döndüğüne bakmak istiyorum.

Ne oldu?

Yağmanın boyutu, ilk günlerde büyük bir karmaşa içinde raporlandı. İlk haberlerde müzedeki bütün koleksiyonun, yani yüz binlerce eserin çalındığı söylendi. Sonraki araştırmalar bu rakamın abartılı olduğunu gösterdi; müze çalışanları, savaştan önce pek çok değerli eseri güvenli yerlere taşımıştı.

Ama kayıp yine de çok büyüktü. Yağmayı araştırmakla görevlendirilen Amerikalı savcı ve deniz piyadesi albay Matthew Bogdanos, yaklaşık on beş bin eserin çalındığını tespit etti. Bogdanos, daha sonra bu araştırmayı "Thieves of Baghdad" adlı kitabında anlattı. Kitapta, yağmanın farklı türlerini ayırıyordu: rastgele yağmacılar, müze içinden bilgi sahibi kişiler ve belirli eserleri hedefleyen profesyonel hırsızlar.

Bu son grup, söylentilerin en çok beslendiği nokta oldu. Eğer bazı hırsızlar neyi aradıklarını biliyorsa, kimin adına çalışıyorlardı?

Geri dönen eserler

Yağmanın en sembolik kayıplarından biri, Warka Vazosu'ydu. Uruk'tan çıkarılmış, yaklaşık beş bin yıllık bu kaymaktaşı vazo, üzerindeki kabartmalarla Mezopotamya sanatının en önemli eserlerinden biri sayılıyor. Kabartmalarda, çıplak adamların taşıdığı sunular, bir alay halinde tanrıça İnanna'ya ya da onun temsilcisine getiriliyor.

Vazo, yağmadan birkaç ay sonra, Haziran 2003'te bir arabanın bagajında müzeye geri getirildi. Kırılmıştı, ama parçalar onarılabilecek durumdaydı.

Bir diğer önemli eser, "Warka Maskesi" ya da "Uruk Kadını" adıyla bilinen, bir kadın yüzünü gösteren mermer bir baştı. Bu baş da Eylül 2003'te, Bağdat'ın kuzeyinde bir çiftlikte toprağa gömülmüş halde bulundu.

Bu geri dönüşler, uluslararası bir çabanın sonucuydu. Iraklı müze çalışanları, Amerikalı araştırmacılar, Interpol ve pek çok ülkenin gümrük birimleri birlikte çalıştı. Binlerce eser yıllar içinde Irak'a geri döndü; ama binlercesi hâlâ kayıp.

Siz bir müzede, binlerce yıl önce yapılmış bir eserin önünde durduğunuzda, onun kaybolma ihtimalini hiç düşündünüz mü?

Tanrılar arasındaki ilişki: Ningal'in ağıtı

Mezopotamya'nın kendi tarihinde de büyük yıkımlar ve yağmalar yaşandı. Bunların en dokunaklı anlatımı, Sümerce "Ur'un Yıkılışına Ağıt" adlı uzun şiir. Bu şiir, MÖ 2000 civarında Ur şehrinin Elamlılar tarafından yıkılışını anlatıyor.

Şiirde Ur'un koruyucu tanrıçası Ningal, şehrinin yıkılacağını öğrendiğinde bunu engellemek için çabalıyor. Önce An'ın ve Enlil'in önünde ağlıyor, onlara yalvarıyor: "Şehrim yıkılmasın, halkım yok olmasın." Ama tanrıların meclisi kararını vermiş. An ve Enlil, Ningal'in yakarışlarını dinliyor ama kararı değiştirmiyor. Enlil, fırtınayı çağırıyor ve fırtına şehri yıkıyor.

Şiirin en acı bölümleri, Ningal'in yıkılmış şehrinin içinde dolaşıp ağladığı sahneler. Tapınağı yağmalanmış, eşyaları dağıtılmış, halkı öldürülmüş ya da sürgüne gönderilmiş. Ningal, "Benim evim, benim şehrim" diye ağlıyor.

Bu şiirde tanrılar arasındaki ilişki çok trajik. Bir şehrin koruyucusu, şehrini kurtaramıyor; çünkü daha yüksek tanrıların kararı karşısında güçsüz. Ningal'in sevgisi, Enlil'in kararıyla çatışıyor ve kaybediyor. Ama şiirin sonunda Nanna, Ningal'in eşi ve Ur'un ay tanrısı, babası Enlil'e yalvarıyor ve Enlil, şehrin yeniden kurulacağına söz veriyor.

Şiirin bir başka çarpıcı yanı, yıkımın ayrıntılarını sayma biçimi. Şehrin kapılarında cesetlerin yığıldığı, kanalların kuruduğu, tarlaların otla kaplandığı, sığırların ağıllarını terk ettiği tek tek anlatılıyor. Her satır, kaybolan bir şeyin adını koyuyor. Bu, bir envanter gibi; tıpkı yağmadan sonra müze çalışanlarının kaybolan eserlerin listesini çıkarması gibi. Ağıt, bir yıkımın içinde düzen kurmanın, kaybı saymanın ve böylece onu unutulmaktan korumanın bir yolu.

Sümer şehir ağıtlarının birden fazla örneği var: Sümer ve Ur'a Ağıt, Nippur'a Ağıt, Uruk'a Ağıt ve Eridu'ya Ağıt bunların bilinenleri. Her biri, bir şehrin yıkılışını ve tanrılarının yasını farklı bir biçimde anlatıyor.

Akademik okuma

Arkeologlar ve tarihçiler, Irak Müzesi yağmasını savaş zamanında kültürel mirasın korunması konusunda büyük bir başarısızlık olarak değerlendiriyor. Pek çok uzman, savaştan önce müzenin korunması gerektiği konusunda uyarılar yapıldığını, ama bu uyarıların yeterince dikkate alınmadığını belirtiyor. Bu tartışma, uluslararası hukukta kültürel varlıkların korunmasına dair 1954 tarihli Lahey Sözleşmesi'ne dair tartışmaları da yeniden canlandırdı.

Yağmanın Anunnaki'yle ilgili bir amaca hizmet ettiği iddiası ise akademik çevrelerde hiçbir karşılık bulmuyor. Çalınan eserlerin çoğu, uluslararası antika pazarında satılabilecek küçük nesneler: silindir mühürler, takılar, küçük heykeller. Bu, hırsızların motivasyonunun gizli bir bilgi değil, para olduğunu gösteriyor.

Akademisyenler, "Ur'un Yıkılışına Ağıt" şiirini ise Mezopotamya'da şehir ağıtları adı verilen bir türün örneği olarak okuyor. Bu tür ağıtlar, bir şehrin yıkılışını tanrıların kararına bağlıyor ve ardından şehrin yeniden kurulmasını meşrulaştırıyor. Bazı araştırmacılar, bu ağıtların tapınakların yeniden inşası sırasında okunduğunu düşünüyor: Geçmişin acısını anmak, yeni bir başlangıcın parçası.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Ur'un yıkılışını anlatan ağıtları, Anunnaki arasında yaşanan bir nükleer savaşın sonucu olarak yorumladı. Ona göre şiirdeki "kötü rüzgâr", radyoaktif bir bulut; şehrin yıkılışı da bu savaşın bir sonucuydu. Bu yorum, "The Wars of Gods and Men" kitabında ayrıntılı biçimde anlatıldı. Irak Müzesi yağması söylentileri de bu çerçeveye bağlandı: Eğer Sümerliler bir nükleer savaşı kaydettiyse, bu kayıtlar savaşın modern taraflarının ilgisini çekmiş olabilir miydi?

Neden bu kadar yayıldı?

İlk neden, zamanlama. 2003, internetin yaygınlaştığı ve forum kültürünün güçlendiği bir dönemdi. Yağma haberleri, ilk günlerdeki abartılı rakamlarla birlikte hızla yayıldı ve söylentilere zemin hazırladı.

İkinci neden, savaşa duyulan güvensizlik. Irak Savaşı'nın gerekçeleri, savaş boyunca ve sonrasında yoğun biçimde sorgulandı. Bu güvensizlik ortamında, savaşın açıklanmayan başka nedenleri olabileceği fikri, pek çok insana mantıklı geldi.

Üçüncü neden, profesyonel hırsızların varlığı. Bogdanos'un tespit ettiği, belirli eserleri hedefleyen hırsızlar, gerçek bir olguydu. Bu olgu, "kim için çalıştılar?" sorusunu doğurdu ve bu soru söylentilere kapı açtı.

Dördüncü neden, Mezopotamya'nın Anunnaki anlatılarındaki merkezi yeri. Eğer Anunnaki'nin hikâyesi Sümer'de başladıysa, onun en önemli izleri de Irak'ta olmalıydı. Bu mantık, Irak'ta yaşanan her büyük olayı Anunnaki anlatısına bağlamayı kolaylaştırdı.

Forumlarda

Forumlarda yağma söylentileri hâlâ dolaşıyor. Bazı kullanıcılar, "yıldız kapısı" iddialarını ciddiye alıyor ve savaşın gizli nedenlerini tartışıyor. Eleştirel kullanıcılar ise Bogdanos'un kitabını, geri dönen eserlerin listelerini ve kaçakçılık ağlarına dair araştırmaları paylaşıyor. Bu tartışmalarda bazen ilginç bir ortak nokta ortaya çıkıyor: Her iki taraf da yağmanın büyük bir kayıp olduğunu ve eserlerin geri getirilmesi gerektiğini kabul ediyor. Türkçe forumlarda bu konu genellikle Ortadoğu'daki savaşlara dair daha geniş tartışmaların bir parçası olarak ele alınıyor.

Kaybolan eserlerin bir kısmı, yıllar sonra uluslararası açık artırmalarda ya da özel koleksiyonlarda ortaya çıkıyor. Her geri dönüş haberi, bu tartışmalara yeni bir halka ekliyor.

Bu haberler, bir eserin hikâyesinin çalındığı gün bitmediğini hatırlatıyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Irak Müzesi yağması söylentileri, bir kayıp karşısında anlam arama ihtiyacından doğuyor. Binlerce yıllık bir mirasın birkaç gün içinde dağılması, kabullenilmesi çok zor bir olay. Bunun sıradan hırsızlar ve bir savaşın kaosu yüzünden olduğunu kabul etmek, onun büyük bir planın parçası olduğunu düşünmekten daha acı verici olabilir.

Ningal'in ağıtı bana bu noktada çok şey söylüyor. Ningal, şehrinin yıkılışını engelleyemiyor; ama onu anlatıyor, ağlıyor ve hatırlıyor. Şiir, yıkımın nedenini tanrıların kararına bağlasa da, asıl gücü yıkımı anlamlandırmasında değil, onu kayda geçirmesinde. Belki de Irak Müzesi'nin hikâyesinde de en değerli şey, söylentiler değil, kaybolan her eseri tek tek kaydeden, arayan ve geri getiren insanların çabası.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Irak Müzesi'nin yağmalandığı günleri hatırlıyor musunuz, yoksa bu olayı ilk kez mi duyuyorsunuz? Büyük bir kaybı sıradan nedenlere mi, yoksa gizli bir plana mı bağlamak size daha kolay geliyor? Ningal'in ağıtını bir teslimiyet olarak mı, yoksa bir hatırlama ve direniş biçimi olarak mı okursunuz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap