Giriş yap
🏺 Anunnaki

Irak Müzesi yağması 2003: kaybolan ve geri gelen tanrılar

Nisan 2003'te, Bağdat'ın düştüğü günlerde, dünyanın dört bir yanındaki televizyon ekranlarında, şaşırtıcı görüntüler belirdi. Irak Müzesi'nin galerilerinde, kırık vitrinler, yere devrilmiş heykeller, dağılmış belgeler. Müzenin çalışanları, gözyaşları içinde, kaybolan eserleri sayıyordu. İlk haberlerde, müzenin neredeyse tamamen boşaltıldığı, yüz yetmiş bin eserin çalındığı söylendi.

Sonraki aylarda, bu rakamın abartılı olduğu ortaya çıktı. Ama gerçek kayıp da büyüktü: binlerce eser kaybolmuştu. Bunlar arasında, Mezopotamya tanrılarının en değerli tasvirleri de vardı. Ben bu olayı, Anunnaki tartışmalarında sık sık "gizlenen eserler" iddialarıyla birlikte anılan ama gerçek hikâyesi çok daha somut olan bir trajedi olarak görüyorum. 2003'te Bağdat'tan gelen o görüntüleri hatırlıyor musunuz?

Üç gün

Amerikan askerleri, 2003 Nisanı'nın ilk haftasında Bağdat'a girdi. Müze, iki ordu arasındaki çatışma bölgesinde kalıyordu. Müze çalışanları, çatışmalar şiddetlendiğinde binayı terk etmek zorunda kaldı.

Yaklaşık 10 ile 12 Nisan arasında, müze yağmalandı. Yağmacıların bir kısmı, sergi salonlarına girip vitrinleri kırdı ve ellerine geçeni aldı. Bir kısmı ise, depolara girip daha seçici davrandı; bu, bazı araştırmacılara göre, yağmanın en azından bir kısmının, ne aradığını bilen kişiler tarafından yapıldığını düşündürdü.

Müze çalışanları, savaştan önce, en değerli eserlerin bir kısmını gizli yerlere taşımıştı. Bu önlem, birçok eserin kurtulmasını sağladı. Örneğin Nimrud'daki Asur kraliçelerinin mezarlarından çıkan altın takılar, Bağdat'taki Merkez Bankası'nın su basmış bir kasasında güvendeydi.

Bogdanos soruşturması

Yağmanın ardından, Amerikan ordusu, kaybolan eserleri bulmak için bir soruşturma ekibi kurdu. Ekibin başında, New York'ta savcı olarak çalışan ve aynı zamanda deniz piyadeleri yedek subayı olan Matthew Bogdanos vardı. Bogdanos, klasik eğitim almış ve antik dünyaya ilgi duyan biriydi.

Bogdanos'un ekibi, müze çalışanlarıyla birlikte, kaybolan eserlerin listesini çıkardı. Bu çalışmaya göre, müzeden yaklaşık on beş bin eser çalınmıştı. Bunların büyük kısmı, depolardan alınan küçük nesnelerdi: silindir mühürler, boncuklar, muskalar, küçük heykelcikler.

Bogdanos, eserlerin geri getirilmesi için, bir af programı başlattı. Eserleri iade edenlere soru sorulmayacağı ilan edildi. Bu program, camilerin ve yerel liderlerin desteğiyle, binlerce eserin geri gelmesini sağladı. Ayrıca baskınlar ve uluslararası işbirliğiyle, başka ülkelerde ele geçirilen eserler de geri getirildi.

Bogdanos, bu deneyimlerini, 2005'te yayımlanan "Thieves of Baghdad" adlı kitabında anlattı.

Uruk Vazosu

Kaybolan eserlerin en ünlüsü, Uruk Vazosu'ydu. Bu kabartmalı taş vazo, Uruk dönemine ait ve tanrıça İnanna'ya sunulan bir adağı gösteriyor. Vazo, yağma sırasında, sergilendiği yerden koparılmıştı.

Haziran 2003'te, üç genç, vazoyu bir arabanın bagajında müzeye geri getirdi. Vazo, parçalara ayrılmıştı; ama parçaların büyük kısmı mevcuttu. Sonraki yıllarda, vazo restore edildi.

Warka Maskesi

Bir başka önemli kayıp, "Uruk'un Hanımı" ya da "Warka Maskesi" olarak bilinen mermer kadın yüzüydü. Bu yüz, Uruk döneminin en etkileyici heykel eserlerinden biri ve İnanna'yı ya da onun bir rahibesini temsil ettiği düşünülüyor.

Eylül 2003'te, Irak polisi ve Amerikan askerleri, Bağdat'ın kuzeyindeki bir çiftlikte, toprağa gömülmüş halde bu yüzü buldu. Yüz, küçük hasarlarla kurtarılmıştı.

Bassetki heykeli

Akad kralı Naram-Sin dönemine ait, bakırdan yapılmış bir heykel parçası olan Bassetki heykeli de çalınan eserler arasındaydı. Bu heykel, bir figürün oturan alt gövdesini gösteriyor ve tabanında, Naram-Sin'in adının önünde tanrı belirleyicisi bulunan bir yazıt var. Yani bu heykel, kendini tanrı ilan eden bir kralın döneminden kalma.

Ekim 2003'te, heykel, Bağdat'ta bir foseptik çukurunda, yağa bulanmış halde bulundu.

Tanrılar arasındaki ilişki: kaybolan heykel, dönen tanrı

Mezopotamya'da, bir tanrının heykelinin kaybolması, çok ciddi bir olay olarak görülüyordu. Heykel, tanrının bir temsilinden öte, onun yeryüzündeki varlığıydı. Bir düşman kenti ele geçirdiğinde, tanrıların heykellerini kendi kentine götürmesi, tanrıların o kenti terk ettiği anlamına geliyordu.

Babil'in tanrısı Marduk'un heykeli, tarih boyunca birkaç kez Babil'den götürüldü. Hititler, Asurlular ve Elamlılar, farklı dönemlerde heykeli kendi ülkelerine taşıdı. Babil metinlerinde, bu olaylar, Marduk'un kendi isteğiyle yolculuğa çıkması olarak anlatıldı. "Marduk Kehaneti" adlı bir metinde, Marduk, kendi ağzından, Hatti ülkesine, Asur'a ve Elam'a yaptığı yolculukları anlatıyor ve sonunda Babil'e döneceğini bildiriyor.

Heykelin geri dönüşü ise, büyük bir bayram olarak kutlanıyordu. I. Nebukadnezar, MÖ on ikinci yüzyılda, Elam'dan Marduk'un heykelini geri getirdiğinde, bu olay şiirlerle ve yazıtlarla kutlandı.

Uruk Vazosu'nun ve Warka Maskesi'nin Bağdat'a dönüşü de, bir anlamda, bu antik hikâyenin modern bir tekrarı gibiydi. İnanna'nın tasvirleri, bir süre kaybolmuş, sonra yeniden evine dönmüştü.

Gılgamış Rüya Tableti

Yağmanın etkileri, yıllar sonra da sürdü. Irak'tan çıkarılan eserlerin bir kısmı, uluslararası antika pazarına girdi. Bunlardan biri, Gılgamış Destanı'nın bir bölümünü içeren ve "Gılgamış Rüya Tableti" olarak bilinen bir tabletti. Bu tablet, 2003'te Irak'tan kaçırıldığı düşünülen eserler arasında değildi; ama Irak'tan yasa dışı yollarla çıkarılmıştı.

Tablet, 2014'te Amerika'daki bir müze için satın alındı. Amerikan makamları, tabletin yasa dışı yollarla ithal edildiğini belirledi ve el koydu. 2021'de, tablet Irak'a iade edildi. Aynı yıl, Amerika'dan Irak'a, binlerce başka eser de iade edildi.

Müzenin yeniden açılışı

Yağmanın ardından, Irak Müzesi uzun yıllar kapalı kaldı. Müze çalışanları, uluslararası kurumların desteğiyle, kalan eserleri envantere aldı, hasarlı eserleri restore etti ve galerileri yeniden düzenledi. Bu çalışma, ülkedeki güvenlik sorunları nedeniyle sık sık kesintiye uğradı.

Müze, Şubat 2015'te, kamuoyuna yeniden açıldı. Açılışın zamanlaması da dikkat çekiciydi: aynı günlerde, IŞİD militanlarının Musul Müzesi'nde Asur heykellerini çekiçlerle parçaladığı görüntüler yayımlanmıştı. Irak hükümeti, müzenin açılışını, bu yıkıma karşı bir mesaj olarak sundu.

Bugün müzenin galerilerinde, Uruk Vazosu, Warka Maskesi ve Bassetki heykeli yeniden sergileniyor. Ziyaretçiler, bu eserlerin bir zamanlar kaybolduğunu, bazen eserlerin yanındaki açıklamalardan öğreniyor.

Müzenin dijital kayıtları da bu süreçte önem kazandı. Yağmadan önce, eserlerin önemli bir kısmının fotoğrafı ve kaydı yoktu; bu, kaybolan eserlerin tanınmasını zorlaştırdı. Yağmanın ardından, uluslararası kuruluşlar, kaybolan eserlerin listesini ve fotoğraflarını yayımladı. Bu listeler, gümrük görevlilerinin ve müzayede evlerinin şüpheli eserleri tanımasını kolaylaştırdı.

Akademik okuma

Akademik çevrelerde, 2003 yağması, savaş zamanında kültürel mirasın korunmasının en önemli örneklerinden biri olarak ele alınıyor. Araştırmacılar, yağmanın önlenebileceğini ve işgal güçlerinin, uluslararası hukuka göre, müzeyi koruma sorumluluğu taşıdığını vurguluyor. Pek çok arkeolog, savaştan önce Amerikan yetkililerini müzenin korunması konusunda uyardığını belirtti.

Ancak daha büyük kaybın, müzeden değil, Irak'ın dört bir yanındaki arkeolojik alanlardan geldiği de vurgulanıyor. Savaş ve sonrasındaki kaos döneminde, binlerce höyük yağmacılar tarafından kazıldı. Bu kazılardan çıkan tabletler ve eserler, bağlamlarından koparılarak satıldı. Bu, bilimsel açıdan telafisi imkânsız bir kayıp.

Sitchin'in okuması

Sitchin, 2003 yağmasından birkaç yıl sonra, 2010'da hayatını kaybetti. Ancak onun okurları arasında, yağmanın arkasında, Anunnaki ile ilgili eserleri ele geçirmek isteyen gizli güçlerin olduğu iddiaları yayıldı. Bu iddialara göre, savaşın asıl amacı, Irak'taki "gizli" Anunnaki eserlerine ulaşmaktı.

Bu iddialar, hiçbir kanıta dayanmıyor. Çalınan eserlerin listesi biliniyor ve bunların büyük kısmı, silindir mühürler ve küçük nesneler gibi, antika pazarında kolayca satılabilecek eserler. Geri dönen eserler arasında da, bilinmeyen ya da gizli tutulan bir şey bulunmadı.

Ayrıca müzenin çalışanlarının savaş öncesinde aldığı önlemler, gizlenecek bir şey olmadığını, tam tersine eserlerin korunmaya çalışıldığını gösteriyor. Bir sırrı saklamak isteyen biri, eserlerini bankanın kasasına mı koyardı?

Forumlarda

Forumlarda 2003 yağması, Anunnaki tartışmalarında sık sık gündeme geliyor. Bazı kullanıcılar, yağmanın planlı olduğunu ve belirli eserlerin hedef alındığını savunuyor. Diğerleri ise, yağmanın, savaşın kaosu ve antika pazarındaki talep nedeniyle gerçekleştiğini belirtiyor.

Bazı başlıklarda ise, kaybolan eserlerin hâlâ bulunamadığı ve bunların bir kısmının özel koleksiyonlarda olabileceği tartışılıyor. Bu doğru; binlerce eser hâlâ kayıp.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki 2003 yağması, Mezopotamya'nın tanrılarının modern dünyada ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Binlerce yıl toprağın altında güvende kalan eserler, birkaç gün içinde yok olabildi.

Belki de Anunnaki'nin gerçek gizemi, onların nereden geldiği değil, tasvirlerinin bugün nerede olduğu. Kaybolan her silindir mühür, belki de bilmediğimiz bir tanrı sahnesini, bilmediğimiz bir hikâyeyi alıp götürdü.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

2003'teki yağmayı hatırlıyor musunuz? Sizce kaybolan eserler bir gün geri gelecek mi? Savaş zamanında kültürel mirası korumak kimin sorumluluğunda olmalı? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap