Giriş yap
🏺 Anunnaki

İnanna'nın İnişi'nde Anunnaki nerede geçiyor? İki sahne, iki farklı yüz

İnanna'nın yeraltına inişi, Sümer edebiyatının en çok okunan metinlerinden biri. Yedi kapı, yedi giysi, Ereşkigal'in ölüm bakışı, çengele asılan ceset. Anunnaki tartışmalarında bu şiir genellikle "yedi yargıç" sahnesiyle anılıyor. Ama metni baştan sona okuyunca, Anuna kelimesinin iki ayrı yerde geçtiğini fark ettim; ve bu iki yer, Anuna'nın birbirinden çok farklı iki yüzünü gösteriyor.

İlki, bilinen sahne: yargı. İkincisi, daha az konuşulan sahne: İnanna yukarı çıkmaya hazırlanırken onu yakalayan Anuna. Bu kez kelimenin metindeki yerlerini sırayla takip etmek istiyorum. Hangi satırda, kimin yanında, hangi eylemle geçiyor?

Metnin kaynağı

Şiir, Sümerce olarak eski Babil dönemine ait tabletlerden biliniyor. Kopyaların büyük çoğunluğu Nippur'dan geliyor; Ur'dan da parçalar var. Samuel Noah Kramer, 1940'larda ve 1950'lerde parçaları birleştirerek metnin ilk kapsamlı yayınlarını yaptı. Bugün Oxford'un Sümer edebiyatı elektronik metin derlemesinde, ETCSL'de, "İnanna'nın Yeraltına İnişi" başlığıyla okunabiliyor.

Daha sonraki Akadca versiyon, "İştar'ın İnişi", çok daha kısa ve farklı bir son içeriyor. Akadca versiyonda Anunnaki farklı bir bağlamda geçiyor; bu yazının konusu Sümerce metin.

Birinci sahne: yargı

İnanna yedi kapıdan geçip her kapıda bir giysisini ya da süsünü bıraktıktan sonra, çıplak olarak Ereşkigal'in önüne geliyor. Ereşkigal'i tahtından kaldırıp onun yerine oturuyor. Tam bu anda Anuna, yedi yargıç, onun aleyhine bir hüküm veriyor. Ona ölüm bakışıyla bakıyorlar, ona öfkenin sözünü söylüyorlar, ona suçun çığlığını atıyorlar. İnanna bir cesede dönüşüyor ve çengele asılıyor.

Bu sahnede Anuna, yeraltının yargıçları. Sayıları yedi olarak verilmiş. Ereşkigal'in kendisi değil, onlar hüküm veriyor. İnanna'nın Ereşkigal'in tahtına oturması, belki de onların hükmünü tetikleyen şey: yeraltının düzenine bir saldırı.

Bu yargının içeriği ayrıntılı değil. Bir suçlama yapılmıyor, bir savunma alınmıyor. Hüküm, üç bakış ve söz biçiminde veriliyor ve anında uygulanıyor. Yeraltında yargı, bir mahkeme değil; bir etki.

Arada geçen üç gün

İnanna'nın bedeni üç gün üç gece çengelde asılı kalıyor. Bu sürede yardımcısı Ninşubur, İnanna'nın önceden verdiği talimata uyuyor. Önce Nippur'a, Enlil'e gidiyor; Enlil yardım etmiyor. Sonra Ur'a, Nanna'ya gidiyor; Nanna da yardım etmiyor. Sonunda Eridu'ya, Enki'ye gidiyor.

Enki, tırnaklarının altındaki kirden iki varlık yaratıyor: kurgarra ve galatur. Onlara yaşam bitkisini ve yaşam suyunu veriyor. Bu iki varlık yeraltına iniyor, doğum sancısı çeken Ereşkigal'in acısına ortak oluyor ve ödül olarak İnanna'nın cesedini istiyor. Cesede yaşam bitkisi ve yaşam suyu serpiliyor; İnanna ayağa kalkıyor.

Bu bölümde Anuna yok. Enlil ve Nanna, büyük tanrılar, ama bir kolektif olarak değil, bireyler olarak çağrılıyor. Yardımı reddetmeleri, kendi kararları.

İkinci sahne: yakalama

İnanna dirilip yeraltından çıkmaya hazırlandığında, Anuna onu yakalıyor. Ve bir soru soruyorlar: Yeraltından kim zarar görmeden çıkmıştır? Eğer İnanna yukarı çıkacaksa, yerine birini vermesi gerekiyor.

Bu sahnede Anuna'nın rolü değişiyor. Artık yargıç değil, yeraltının kurallarının bekçisi. Bir kural koyuyorlar: kimse yeraltından karşılıksız çıkamaz. İnanna, galla iblislerinin eşliğinde yukarı çıkıyor; iblisler onun yerine birini alacak.

Bu kural, şiirin geri kalanını belirliyor. İnanna, Ninşubur'u, Şara'yı ve Lulal'ı korumak için iblislere teslim etmiyor; çünkü onlar onun yasını tutmuş. Ama Kulaba'da tahtında oturan, yas tutmayan Dumuzi'yi görünce, ona ölüm bakışını yöneltiyor. Aynı bakış; yeraltında kendisine yöneltilen bakış.

İki yüz arasındaki bağ

Bu iki sahneyi yan yana koyunca, Anuna'nın şiirdeki işlevi daha net görünüyor. İlk sahnede hüküm veriyorlar; ikinci sahnede o hükmün bedelini belirliyorlar. Yargı ve takas. Ölüm ve ikame.

Ve bu bedel, sonunda İnanna'nın kendi eliyle ödeniyor. İnanna, Anuna'nın kendisine yaptığını Dumuzi'ye yapıyor. Şiir, yeraltının mantığını yukarıya taşıyor: Anuna'nın ölüm bakışı, İnanna'nın ölüm bakışına dönüşüyor.

Bu bağı ilk okumada fark etmemiştim. Yedi yargıç sahnesi o kadar güçlü ki, ikinci sahneyi bir ara bölüm gibi okumuştum. Siz bu şiiri okurken, Anuna'nın ikinci görünüşünü hatırlıyor muydunuz?

Yedi kapı ve yedi yargıç

Şiirde yedi sayısı sürekli tekrar ediyor. İnanna yedi me'yi, yani yedi ilahi gücü üzerine alarak yola çıkıyor. Yeraltının yedi kapısından geçiyor; her kapıda bir süsünü bırakıyor: başındaki taç, boynundaki boncuklar, göğsündeki çift boncuk, göğüs süsü, altın yüzük, lapis lazuli ölçme çubuğu ve ipi, sonunda da üzerindeki elbise. Ve yeraltının dibinde yedi yargıçla karşılaşıyor.

Bu tekrar, bence bilinçli bir yapı. Yedi kapıdan geçerken İnanna'nın gücü parça parça elinden alınıyor; yedi yargıç ise bu sürecin son halkası. Kapılarda çıkarılan her süs, bir anlamda yargının bir parçası. Yargıçların önüne geldiğinde İnanna'nın elinde hiçbir şey kalmamış oluyor.

Bu yüzden yargı sahnesi, şiirin içinde ani bir olay değil. Yedi kapıdan beri hazırlanan bir sonuç. Anuna, bu sonucu yalnızca söze döküyor.

Neti ve kapıların düzeni

Kapılarda İnanna'yı karşılayan, yeraltının baş kapıcısı Neti. Neti, Ereşkigal'in emriyle kapıları birer birer açıyor ve İnanna her itiraz ettiğinde aynı cevabı veriyor: yeraltının usulleri mükemmeldir, bunlara karşı çıkılmaz.

Bu cevap, Anuna'nın daha sonra uygulayacağı kuralların ilk ifadesi gibi. Neti usulden söz ediyor; Anuna o usulü hükme dönüştürüyor.

Tanrılar arasındaki ilişki

Şiirdeki tanrılar arasındaki ilişkiler, bir aile ve bir hiyerarşi karışımı. Ereşkigal, İnanna'nın ablası. Enlil, Nanna ve Enki, İnanna'nın akrabaları ya da büyükleri. Anuna ise bu aile ilişkilerinin dışında duruyor; onlar bir kurum.

Bu kurumun Ereşkigal'e bağlı olup olmadığı açık değil. Ereşkigal'in sarayında hüküm veriyorlar, ama Ereşkigal'in emriyle mi, yoksa kendi yetkileriyle mi, metin söylemiyor. Sümer düşüncesinde yeraltının kendi kuralları vardı ve bu kurallar, yeraltının kraliçesinden bile daha eski olabilirdi.

Akademik okuma

Akademisyenler bu şiiri farklı açılardan okuyor. Thorkild Jacobsen, şiiri bir doğa döngüsü olarak, Dumuzi'nin ölümünü ve dönüşünü mevsimlerle ilişkilendirerek yorumladı. Dina Katz, 2003'te yayımlanan The Image of the Netherworld in the Sumerian Sources adlı kitabında, Sümer yeraltı tasavvurunu ayrıntılı olarak inceledi ve Anuna'nın yeraltıyla ilişkisini tartıştı.

Katz'ın vurguladığı nokta, Anuna'nın her zaman yeraltının tanrıları olmadığı. Erken Sümer metinlerinde Anuna, gök ve yer tanrılarının genel adı; yeraltıyla özel olarak bağlantıları sonraki dönemlerde güçleniyor. İnanna'nın İnişi, bu geçişin bir aşamasını yansıtıyor olabilir.

Sitchin'in okuması

Sitchin, İnanna'nın inişini Anunnaki arasındaki bir siyasi çatışma olarak okudu. Ereşkigal'in yeraltı krallığını, Anunnaki'nin Afrika'daki maden bölgesi olarak yorumladı; İnanna'nın inişini ise o bölgeye yapılan bir ziyaret ve bir taht kavgası olarak. Yedi yargıç, onun okumasında Anunnaki'nin bir yönetim kurulu.

Bu okuma, şiirin bazı öğelerini, özellikle İnanna'nın tahta oturmasını, siyasi bir hamle olarak görmesi açısından ilginç. Ama yeraltını bir maden bölgesi olarak tanımlamak, Sümer metinlerinin kendisinden çıkmıyor. Metinlerde yeraltı, ölülerin ülkesi; "dönüşü olmayan ülke".

Akadca versiyondaki farklılık

İştar'ın İnişi'nde Anunnaki, yeraltında başka bir sahnede beliriyor: Ereşkigal, kapıcısına İştar'ı içeri almasını söylerken kendi yazgısından yakınırken Anunnaki ile birlikte su içtiğinden, ekmek yerine çamur yediğinden söz ediyor. Burada Anunnaki, yeraltı sarayının sakinleri gibi.

Sümerce metindeki yargıçlar, Akadca metinde Ereşkigal'in yoksul sofrasını paylaşan bir topluluk. Bu fark, kelimenin yüzyıllar içinde nasıl yeni anlamlar kazandığını gösteren küçük ama net bir örnek.

Forumlarda

Forumlarda yedi yargıç sahnesi çok konuşuluyor. Forumlarda kimi kullanıcılar, yedi yargıcın "Anunnaki'nin yüksek mahkemesi" olduğunu yazıyor. Başka kullanıcılar ise yargıçların sayısının yedi olmasını, yedi gezegenle ilişkilendirdi.

İkinci sahne, yakalama, forumlarda neredeyse hiç geçmiyor. Türkçe tartışmalarda İnanna'nın Dumuzi'yi feda etmesini "Anunnaki'nin kuralı" olarak tanımlayan yorumlar arada bir çıkıyor. Bunlar ikinci sahneyi dolaylı olarak hatırlayan nadir yorumlar.

SohbeX teorisi

Şimdi bir spekülasyon; metinde doğrudan bir dayanağı yok.

İnanna'nın İnişi'nde Anuna'nın iki görünüşü, bence yeraltının iki ilkesini temsil ediyor: hiç kimse yeraltının düzenini bozamaz ve hiç kimse yeraltından karşılıksız çıkamaz. İlki yargı sahnesinde, ikincisi yakalama sahnesinde. İkisi birlikte, ölümün mantığını oluşturuyor.

Bu mantıkta Anuna, ölümün kendisi değil; ölümün kurallarının sesi. Ereşkigal yeraltının kraliçesi olabilir, ama kuralları o koymuyor. Kuralları bir kolektif, bir meclis koyuyor. Bu bir spekülasyon; Sümerlerin yeraltını gerçekte nasıl düşündüğünü tam olarak bilmiyoruz.

Size soru

Bir kuralın hem bir yargıç hem de bir bekçi tarafından uygulanması, size bir şey hatırlatıyor mu? Sizce Anuna'nın iki görünüşü aynı ilkenin iki yüzü mü, yoksa iki farklı ilke mi?

Ben şiiri her okuduğumda, en çok o soruda duruyorum: Yeraltından kim zarar görmeden çıkmıştır? Anuna bu soruyu İnanna'ya soruyor; ama soru, şiiri okuyan herkese de yöneltilmiş gibi.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap