Giriş yap
🏺 Anunnaki

Inanna Agade'den neden ayrıldı? Bir kentin parladığı ve söndüğü şiir

Agade'nin Laneti'ni çoğumuz sonuyla biliriz: Naram-Sin'in Ekur'a saldırısı, Enlil'in öfkesi, dağlardan inen Gutiler, sekiz tanrının kenti lanetlemesi. Bunlardan daha önce, Enlil üzerine yazdığım yazılarda da söz etmiştim. Bu kez şiirin daha az konuşulan başına dönmek istiyorum: Agade'nin altın çağına ve Inanna'nın kenti sessizce terk edişine.

Şiirin ilk bölümü, bir kentin nasıl zengin olduğunu anlatan en canlı Sümer metinlerinden biri. Ve o bölümü okuyunca, sonraki yıkımın neden bu kadar ağır geldiğini daha iyi anlıyorsunuz.

Enlil'in kaşı

Şiir, Enlil'in kaşlarını çatmasıyla açılıyor. Enlil, Kiş'i ve Uruk'u, sanki gökten inen bir boğa gibi, toza bulamıştı. Sonra krallığı Akkad'a, Sargon'a verdi. Bu açılış, şiirin bütün mantığını kuruyor: Krallık, Enlil'in kaşı oynadığında el değiştirir.

Ardından Inanna'nın kentle ilişkisi anlatılıyor. Inanna, Agade'deki tapınağı Ulmaş'ı kuruyor; kente yerleşiyor. Sümerce metinde Inanna, kentini kuran ve süsleyen, ambarlarını dolduran bir ev hanımı gibi tasvir ediliyor.

Altın çağın betimlemesi

Agade'nin refahı uzun bir bölümde sayılıyor. Kentin ambarları altınla, gümüşle, bakırla, lapis lazuliyle dolu. Yaşlı kadınlar akıl veriyor, yaşlı adamlar konuşma sanatını biliyor, genç kadınlar dans ediyor, gençler silahlarının gücünü taşıyor. Küçük çocukların kalbi neşeli.

Kentin rıhtımlarına yabancı ülkelerden gemiler yanaşıyor. Melluha'dan, yani Hint vadisinden gelen siyah adamlar ürünlerini getiriyor. Elam ve Şubur halkı yük taşıyor. Martu'lar, yani batının göçebeleri, Agade'ye kadar geliyor ve oraya hediyeler sunuyor. Kentin kapıları açık, içerisi bolluk içinde.

Bu bölüm bana bir şehrin reklam afişi gibi geliyor. Ama içinde gerçek bir tarih var. Sargon'un yazıtlarında da Melluha, Magan ve Dilmun gemilerinin Agade rıhtımına yanaştığı söyleniyor. Şiirin yazarı, bu kraliyet söylemini biliyordu ve onu kendi metnine taşıdı.

Ulmaş'ın sessizleşmesi

Ve sonra, şiirin dönüm noktası: Inanna, Ulmaş'tan çıkıyor. Bir açıklama yapılmıyor. Yalnızca Ekur'dan, yani Enlil'in tapınağından gelen bir "söz" ile Ulmaş'ın sessizleştiği söyleniyor. Inanna, bir kız çocuğun anne evini terk etmesi gibi tapınağını terk ediyor. Silahını alıp savaştan ayrılıyor.

Ardından başka tanrılar da kendi armağanlarını geri alıyor. Ninurta, krallık simgelerini Ekur'a geri götürüyor. Utu, kentin öğüt verme yeteneğini alıyor. Enki, bilgeliği geri çekiyor. An, kentin ihtişamını göğe yükseltiyor.

Bu sahne, bana bir evin eşyalarının tek tek götürülmesini hatırlatıyor. Kent hâlâ ayakta, ama içinden ruhu çekilip alınıyor.

Naram-Sin'in yedi yılı

Naram-Sin, bu durumu bir rüyada görüyor. Akad'ın geleceğinin karanlık olduğunu anlıyor. Yedi yıl boyunca yas tutuyor; arabasını örtüyor, saçlarını kesmiyor. Tanrılardan bir işaret bekliyor. İki kez kehanet alıyor; her ikisinde de Ekur'u inşa etme izni çıkmıyor.

Yedi yılın sonunda, Naram-Sin sabrını kaybediyor. Ekur'a saldırıyor. Bu kısmı daha önce anlatmıştım; şiirde tapınağın yıkılışı, kutsal eşyaların yağmalanması ayrıntılı biçimde tasvir ediliyor.

Ama burada dikkatimi çeken şey şu: Şiire göre kentin düşüşü, Naram-Sin'in saldırısından önce başlıyor. Inanna zaten gitmiş, tanrılar armağanlarını zaten geri almış. Naram-Sin'in saldırısı, düşüşün nedeni değil, belki de çaresiz bir tepkisi.

Naram-Sin'in yedi yıllık sabrı, bana bu şiirin en trajik yanı gibi geliyor. Bekledi, işaret istedi, alamadı. Sonunda beklemeye dayanamayan bir kral, bütün suçu üstlenen kişi oldu.

Gutiler

Enlil'in cevabı Gutiler oluyor. Şiir onları, belki de Sümer edebiyatındaki en sert sözlerle tanımlıyor: İnsanlar arasında sayılmayan, ülkeye ait olmayan, insan aklına ve köpek davranışına, maymun yüzüne sahip bir halk. Yollar kapanıyor, haberciler yolda kalıyor, gemiler nehirde batıyor.

Kıtlık sahneleri de çok canlı. Şiirde, bir koyun karşılığında ne kadar yağ ya da tahıl alınabileceğine dair fiyatlar veriliyor; bu fiyatlar, olağan dönemlere göre çok kötü. Yani şiir, felaketi bir ekonomik çöküş olarak da anlatıyor.

Lanetin kendisi

Sekiz tanrının söylediği lanet, şiirin en uzun ve en etkileyici bölümlerinden biri. Lanetler tek tek sıralanıyor ve her biri, altın çağ bölümündeki bir güzelliği tersine çeviriyor. Kentin yaşlı kadınları akıl verirken, şimdi onlar için ağlayan kimse olmayacak. Rıhtımlarına gemiler yanaşırken, şimdi orada otlar bitecek. Kanallarında sular akarken, şimdi oralarda tuz birikecek.

Bu ayna yapısı, şiirin ne kadar dikkatle kurulduğunu gösteriyor. Şair, kentin zenginliğini önce bilerek ayrıntılı anlatıyor ki laneti okuyunca okur o kaybı tek tek hissetsin.

Son satırlar ise bir tür kapanış formülü: Agade yıkıldı, Inanna'ya övgüler olsun. Burada bir tuhaflık var. Kentini terk eden tanrıça, onun yıkılışının sonunda övülüyor. Bu övgü, bir zafer çığlığından çok bir kabulleniş gibi okunuyor. Inanna, Agade'yi kaybetti ama kendisi kaybetmedi; tanrılar dünyasında yeri sarsılmadı.

Şiirin kopyaları, Eski Babil dönemine ait çok sayıda tablet halinde, büyük ölçüde Nippur'dan geliyor. Ur III dönemine ait daha eski birkaç parça da var; bu da şiirin Akad'ın çöküşünden çok uzun süre sonra değil, nispeten erken yazıldığını gösteriyor.

Tanrılar arasındaki ilişki

Bu şiirde Inanna ile Enlil arasındaki ilişki dikkat çekici. Inanna, Agade'nin koruyucusu; ama Enlil'in kararına karşı çıkmıyor. Ekur'dan bir söz geliyor ve Inanna sessizce kentinden çıkıyor. Bir başka metinde, Inanna ile Ebih Dağı'nda, An'ın sözünü dinlemeyen bir savaşçı tanrıça görürüz. Burada ise Inanna, yukarıdan gelen karar karşısında boyun eğiyor.

Diğer tanrılar da öyle: Ninurta, Utu, Enki, An. Her biri, kendi armağanını Agade'den geri alıyor. Bu, bir kentin varlığının tanrısal armağanların toplamı olduğunu gösteriyor. Armağanlar gidince kent de gidiyor.

Enlil ise kentin kaderini belirleyen. Ama şiirin sonunda Enlil'i yatıştırmak için sekiz tanrı devreye giriyor; yani Enlil'in öfkesi bile bir meclis tarafından dengeleniyor.

Akademik okuma

Jerrold Cooper, 1983'te "The Curse of Agade" adlı kitabında şiirin kapsamlı bir edisyonunu yayımladı. Cooper, metnin Ur III ya da Eski Babil döneminde yazıldığını ve Akad'ın çöküşünü teolojik bir çerçevede yorumladığını gösterdi.

Akademide en çok tartışılan konu, şiirin tarihsel doğruluğu. Naram-Sin'in Ekur'u yıktığına dair kendi döneminden bir kanıt yok; aksine onun Ekur'da inşa faaliyetinde bulunduğu biliniyor. Ayrıca Akad, Naram-Sin'den sonra da bir süre ayakta kaldı; oğlu Şarkališarri döneminde çöküş hızlandı.

Bu yüzden şiir, tarihsel bir kayıt olarak değil, tarihin bir yorumu olarak okunuyor. Bir imparatorluğun neden çöktüğünü açıklamak için bir kralın kibri ve bir tanrının öfkesi kullanılıyor.

Bazı araştırmacılar, şiiri Akad'ın çöküşüyle eş zamanlı olduğu ileri sürülen bir iklim kuraklığıyla da ilişkilendirdi. Bu tartışma hâlâ sürüyor; ama şiirdeki kıtlık sahneleri, bu fikre ilgi duyanların sık başvurduğu bir kaynak.

Şiirin kendi çağındaki okurları için ders açıktı: Tanrının sözünü beklemek, ne kadar uzun sürerse sürsün, beklememekten iyidir.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Agade'nin Laneti'ni Inanna ile Enlil arasındaki bir güç mücadelesinin parçası olarak okudu. Ona göre Inanna, Naram-Sin'i kullanarak Enlil'in otoritesine meydan okumuştu; Agade'nin yıkılışı, Enlil'in bu meydan okumaya cevabıydı. Gutiler ise Enlil'in emrindeki bir askeri gücün temsilcileriydi.

Bu okuma, şiirin Inanna'nın tutumunu tersine çeviriyor. Şiirde Inanna, kentini terk ediyor; Naram-Sin'i desteklemiyor. Saldırı, Inanna gittikten sonra geliyor. Ayrıca Gutiler, tarihsel olarak Zagros dağlarından gelen ve Akad sonrası Sümer'in bir kısmını yöneten bir halk; Kral Listesi'nde Guti kralları da sayılıyor.

Forumlarda Agade

Forumlarda Agade, sık sık "kayıp şehir" başlıklarında anılıyor. Gerçekten de Agade'nin yeri bugün hâlâ bilinmiyor. Bu, onu gizem meraklıları için cazip bir konu yapıyor. Bir kullanıcı, kentin lanet yüzünden yeryüzünden silindiğini, bu yüzden bulunamadığını yazdı. Daha temkinli bir cevap, kentin büyük olasılıkla Dicle ya da Fırat yakınında, alüvyon tabakalarının altında olduğuydu.

Bir başka forum tartışmasında, Inanna'nın kenti neden terk ettiği soruldu. Cevaplar çeşitliydi: Enlil'in emri, Naram-Sin'in kibri, ya da sadece bir edebi kurgu.

Bir başka okur ise lanetin bugün bile tartışıldığını, çünkü Agade'nin henüz bulunmadığını yazdı; sanki lanet hâlâ işliyor. Bu bir şaka, ama kentin kayıp olması gerçekten de şiire bir hayalet havası veriyor.

SohbeX teorisi: Önce giden tanrıça

Bu bölüm spekülatif.

Şiirde Inanna'nın Naram-Sin'in saldırısından önce gitmesi, bana bir ipucu gibi geliyor. Belki de şiirin yazarı, Akad'ın çöküşünün tek bir kralın hatası değil, daha uzun bir sürecin sonucu olduğunu biliyordu. Inanna'nın gidişi, bu sürecin edebi ifadesi. Bir imparatorluk, en parlak döneminde bile çöküşün tohumlarını taşıyor.

Son soru

Bir kentin ruhunun gittiğini hissettiğiniz oldu mu? Binalar yerinde, sokaklar aynı, ama bir şey eksik. Agade'nin şairi bu duyguyu, Inanna'nın Ulmaş'tan çıkışıyla anlattı. Sizin kentinizde, kim gitti?

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap