İklim ve tufan: Mezopotamya'da suyun hafızası
Tufan anlatısı, Mezopotamya'nın en ünlü hikâyelerinden biri. Ziusudra, Atrahasis ve Utnapiştim adlarıyla anılan bir kahraman, tanrılardan birinin uyarısıyla bir gemi yapıyor ve insanlığı, büyük bir sel felaketinden kurtarıyor. Anunnaki tartışmalarında, bu anlatı, çoğu zaman, gerçek ve küresel bir felaketin kaydı olarak okunuyor. Ama Mezopotamya'nın iklim tarihi, bu anlatının arkasında, daha karmaşık ve daha ilginç bir hikâye olduğunu gösteriyor.
Bu sayfada, Mezopotamya'nın iklim tarihini ve tufan anlatısıyla ilişkisini ele almak istiyorum. Arkeologlar, gerçekten bir tufan izi buldu mu? Basra Körfezi'nin binlerce yıl önceki hali, nasıldı? Ve Akad İmparatorluğu'nun çöküşü, bir iklim değişikliğiyle ilişkili miydi? Siz, tufan anlatısını, bir hatıra mı, yoksa bir ders mi olarak okursunuz?
Woolley'nin sel tabakası
1929'da, Ur'da kazı yapan Leonard Woolley, derin bir sondaj sırasında, yaklaşık üç metre kalınlığında, temiz bir kil tabakası buldu. Bu tabakanın altında ve üstünde, insan yerleşimine ait kalıntılar vardı; ama tabakanın kendisi, herhangi bir insan izi taşımıyordu.
Woolley, bu tabakayı, büyük bir selin bıraktığı tortu olarak yorumladı ve onu, Tevrat'taki ve Mezopotamya'daki tufan anlatısıyla ilişkilendirdi. Bu keşif, dünya basınında, büyük bir heyecan yarattı. Woolley, bulgusunu, "Ur of the Chaldees" kitabında, etkileyici bir dille anlattı.
Ama Woolley'nin yorumu, zamanla, sorgulandı. Sel tabakası, Ur'un sadece bazı bölümlerinde bulundu; şehrin her yerini kaplamıyordu. Ayrıca, Woolley'nin tabakası, Ubeyd dönemine, yani yaklaşık MÖ beşinci ya da dördüncü binyıla tarihleniyordu. Bu, Sumer kral listesindeki tufan tarihiyle uyuşmuyordu.
Farklı şehirler, farklı seller
Woolley'nin keşfinden sonra, başka Mezopotamya şehirlerinde de, sel tabakaları bulundu. Kiş'te, Şuruppak'ta ve Uruk'ta, farklı derinliklerde, sel tortuları tespit edildi. Ama bu tabakalar, farklı dönemlere tarihleniyordu. Kiş'teki sel tabakası, Ur'dakinden daha geç bir döneme aitti. Şuruppak'taki tabaka ise, Erken Hanedanlık döneminin başlarına tarihleniyordu.
Bu farklılık, Mezopotamya'da, tek bir büyük tufan değil, farklı zamanlarda, farklı yerleri etkileyen, birçok yerel sel olduğunu gösteriyor. Dicle ve Fırat, ilkbaharda, karların erimesiyle, sık sık taşıyordu. Bazı yıllarda, bu taşkınlar, felaket boyutuna ulaşabiliyordu. Mezopotamyalılar, bu taşkınlarla, yüzyıllar boyunca, iç içe yaşadı. Bazı yıllarda, bir taşkın, bir köyü ya da bir mahalleyi tamamen yok edebiliyordu.
Şuruppak'ın sel tabakası, özellikle ilginç. Çünkü Şuruppak, Mezopotamya tufan anlatısında, tufan kahramanının şehri olarak geçiyor. Ziusudra ve Utnapiştim, Şuruppak'tan geliyor. Bazı akademisyenler, bu şehirdeki gerçek bir selin, tufan anlatısına ilham vermiş olabileceğini öne sürüyor; ama bu, kanıtlanması zor bir bağlantı.
Körfez'in yükselişi
Mezopotamya'nın iklim tarihindeki bir başka önemli olay, Basra Körfezi'nin, son buzul çağından sonra, sularla dolmasıydı. Son buzul çağının sonunda, yaklaşık yirmi bin yıl önce, deniz seviyesi, bugünkünden, yüz metreden fazla düşüktü. Basra Körfezi, o dönemde, büyük ölçüde kuru bir vadiydi ve Dicle ile Fırat, bu vadinin içinden akarak, Hürmüz Boğazı'na ulaşıyordu.
Buzullar eridikçe, deniz seviyesi yükseldi ve Körfez, yavaş yavaş sularla doldu. Bu süreç, binlerce yıl sürdü. Bazı araştırmacılar, Körfez'in dolduğu dönemde, deniz seviyesinin yükselişinin, bazı dönemlerde, oldukça hızlı olduğunu öne sürüyor. Körfez'in kıyı çizgisi, bir insan ömrü içinde bile, fark edilir şekilde ilerleyebiliyordu.
Arkeolog Jeffrey Rose, 2010'da yayınladığı bir makalede, "Körfez Vahası" hipotezini öne sürdü. Rose'a göre, Körfez'in kuru olduğu dönemde, bu vadi, tatlı su kaynaklarıyla beslenen, verimli bir bölgeydi ve insanlar için bir sığınaktı. Körfez dolduğunda, bu insanlar, kıyılara göç etmek zorunda kaldı. Bu hipotez, ilginç ama henüz kanıtlanmış değil; Körfez'in tabanı, arkeolojik olarak, büyük ölçüde keşfedilmemiş durumda.
Bazı yorumcular, bu deniz yükselişinin, insanlığın kolektif hafızasında, bir tufan anısı olarak kalmış olabileceğini düşünüyor. Ama bu yükseliş, Sumer uygarlığından binlerce yıl önce gerçekleşmişti. Bir anının, yazının icadından önce, bu kadar uzun süre, sözlü gelenekte yaşayıp yaşayamayacağı, cevaplanması zor bir soru.
4.2 bin yıl olayı
Mezopotamya'nın iklim tarihindeki, belki de en çok tartışılan olay, yaklaşık dört bin iki yüz yıl önce, yani MÖ 2200 civarında yaşanan, kuraklık dönemi. İklim bilimciler, bu olayı, "4.2 bin yıl olayı" olarak adlandırıyor. Bu dönemde, Ortadoğu'nun, Hindistan'ın ve başka bölgelerin, uzun süreli bir kuraklık yaşadığına dair, çeşitli iklim kayıtları var.
Amerikalı arkeolog Harvey Weiss, Suriye'deki Tell Leilan'da yaptığı kazılarda, bu dönemde, şehrin terk edildiğini ve toprak katmanlarında, kuraklık işaretleri bulunduğunu öne sürdü. Weiss, 1993'te, Science dergisinde yayınlanan bir makalede, Akad İmparatorluğu'nun çöküşünü, bu kuraklıkla ilişkilendirdi.
Bu tez, büyük ilgi gördü; ama aynı zamanda, eleştirildi. Bazı akademisyenler, Tell Leilan'daki kanıtların, tüm Mezopotamya için genelleştirilemeyeceğini ve Akad'ın çöküşünün, siyasi ve askeri nedenlerle de açıklanabileceğini savundu. Bugün, 4.2 bin yıl olayının gerçekliği, genel olarak kabul ediliyor; ama onun, Akad'ın çöküşündeki rolü, hâlâ tartışılıyor.
Akad'ın Laneti
İlginç bir şekilde, Mezopotamyalılar da, Akad'ın çöküşünü, bir felaket olarak anlattı. "Akad'ın Laneti" adlı Sumer metni, Akad kralı Naram-Sin'in, Nippur'daki Enlil tapınağını yağmaladığını ve bu yüzden, tanrıların, Akad'ı lanetlediğini anlatıyor.
Metinde, tanrıların gazabı, Gutilerin istilası ve büyük bir kıtlık olarak tasvir ediliyor. Tarlalar ürün vermiyor, nehirler balık vermiyor, bahçeler meyve vermiyor. Bu tasvir, bazı akademisyenlere göre, 4.2 bin yıl olayının, Mezopotamya'nın kolektif hafızasındaki bir yansıması olabilir. Ama metin, aynı zamanda, siyasi bir propaganda metni; Naram-Sin'i, Enlil'e saygısızlık eden bir kral olarak gösteriyor.
Mağaralardan ve göllerden gelen kayıtlar
Geçmiş iklimleri anlamak için, bilim insanları, sadece arkeolojik kazılara değil, doğanın kendi arşivlerine de bakıyor. Mağaralardaki sarkıt ve dikitler, göllerin dibindeki tortular ve okyanus tabanındaki çökeltiler, binlerce yıllık iklim değişikliklerini kaydediyor. Bu kayıtlara, iklim bilimcileri, "vekil veriler" adını veriyor.
Ortadoğu için, özellikle önemli kayıtlardan biri, Umman Körfezi'nin tabanından alınan çökelti örnekleri. Bu örneklerde, MÖ 2200 civarında, Mezopotamya'dan rüzgârla taşınan toz miktarının, belirgin bir şekilde arttığı tespit edildi. Bu artış, bölgede, kuraklığın şiddetlendiğine işaret ediyor olabilir. Türkiye'deki ve İran'daki bazı göllerden ve mağaralardan alınan kayıtlar da, benzer dönemlerde, iklim değişikliklerine dair ipuçları sunuyor.
Bu kayıtlar, Mezopotamya tarihine, yeni bir boyut kazandırıyor. Ama onları, tabletlerdeki olaylarla eşleştirmek, kolay değil. İklim kayıtlarının tarihlendirilmesi, genellikle, birkaç on yıllık, bazen birkaç yüzyıllık bir belirsizlik payı içeriyor. Bir kuraklığın, bir kralın düşüşüyle aynı yıla denk gelip gelmediğini söylemek, bu yüzden, çoğu zaman mümkün olmuyor. Bu belirsizliği, siz nasıl karşılardınız?
Tanrılar arasındaki ilişki
Mezopotamya tufan anlatısında, tufanı gönderen tanrı, Enlil'dir. Enlil, insanların gürültüsünden rahatsız olur ve onları yok etmeye karar verir. Enki ise, bu karara karşı çıkar ve tufan kahramanını, bir sazlık duvar aracılığıyla, dolaylı olarak uyarır.
Tufandan sonra, tanrılar, insanların yokluğunda, kurbanlardan mahrum kaldıklarını fark eder. Utnapiştim, gemiden çıkıp kurban sunduğunda, tanrılar, "sinekler gibi" kurbanın etrafına toplanır. Ana tanrıça, tufanı gönderdiği için, Enlil'i suçlar. Bu sahne, tanrıların, insanlara, ne kadar bağımlı olduğunu gösteriyor.
Akademik okuma
Akademisyenler, tufan anlatısını, genellikle, Mezopotamya'nın, sellere karşı savunmasız coğrafyasının, edebi bir yansıması olarak görüyor. Wilfred Lambert ve Alan Millard'ın Atrahasis üzerine çalışması, Andrew George'un Gilgamış çevirisi ve Irving Finkel'in "The Ark Before Noah" kitabı, bu alandaki önemli eserler arasında.
Sitchin'in okuması
Sitchin, tufanı, Nibiru'nun Dünya'ya yaklaşmasının neden olduğu, Antarktika buz tabakasının kayması sonucu oluşan, küresel bir felaket olarak yorumladı. Ona göre, Anunnaki, bu felaketi önceden biliyordu ve insanlığı yok olmaya terk etmeye karar vermişti.
Ama jeolojik kayıtlar, Sitchin'in öne sürdüğü türden, küresel bir buz kayması felaketinin izlerini göstermiyor. Mezopotamya'daki sel tabakaları, yerel ve farklı dönemlere ait.
Forumlarda
Forumlarda, tufan, Anunnaki tartışmalarının, en sevilen konularından biri. Kullanıcılar, Woolley'nin sel tabakasını, Körfez'in dolmasını ve Karadeniz tufanı hipotezini, sıkça, tufanın kanıtı olarak paylaşıyor.
Bence bu kanıtların her biri, kendi başına ilginç; ama hiçbiri, tek bir küresel tufanı kanıtlamıyor. Onlar, daha çok, Mezopotamyalıların, sularla ne kadar iç içe yaşadığını gösteriyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence tufan anlatısı, tek bir olayın değil, binlerce yıllık bir su deneyiminin, edebi bir özetiydi. Taşan nehirler, yükselen Körfez, kuruyan tarlalar ve yağmayan yağmurlar: Mezopotamyalılar, suyun hem fazlasını hem de eksikliğini yaşadı. Tufan, bu deneyimin, en dramatik ifadesi olabilir.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Tufan anlatısının, gerçek bir olaya dayandığını düşünüyor musunuz? Akad'ın çöküşünü, iklimle mi, yoksa siyasetle mi açıklarsınız? Yorumlarda yazın.
Giriş yap