Giriş yap
🏺 Anunnaki

İki silindir mi, üç silindir mi? Gudea'nın eksik parçası

Louvre'un Mezopotamya salonunda, iki büyük kil silindir yan yana duruyor. İçleri boş, yüzeyleri sıkı sıkıya dizilmiş çivi yazısı sütunlarıyla kaplı. Gudea Silindirleri A ve B. Sümer edebiyatının bize ulaşan en uzun tek parça metni. Ama birçok araştırmacıya göre bu ikili, aslında eksik. Belki de bir zamanlar üçüncü bir silindir vardı ve hiç bulunmadı.

Bu fikir beni çok uzun süredir meşgul ediyor. Silindir B'yi, tapınağa taşınma törenini bu blogda daha önce anlattım; Girsu kazılarını ve de Sarzec'in sezonlarını da konuştuk. Bu kez silindirlerin okunma tarihine ve o kayıp parçanın izine bakmak istiyorum.

De Sarzec'in buluntusu

Silindirler, Fransız konsolos Ernest de Sarzec'in Tello'da, yani antik Girsu'da yürüttüğü kazıların ilk yıllarında, 1877 civarında bulundu. De Sarzec, bir diplomat olarak bu kazıyı yürütüyordu; profesyonel bir arkeolog değildi. Kazı kayıtları, bugünkü ölçütlere göre eksik. Silindirlerin tam olarak nerede, hangi bağlamda bulunduğuna dair bilgiler sınırlı.

Silindirler Paris'e götürüldü ve Louvre'a yerleştirildi. Gudea'nın heykelleriyle birlikte, Sümer'in Avrupa'da tanınmasını sağlayan ilk büyük buluntular arasında yer aldılar. Hatta "Sümer" adının bir halk ve dil olarak kabul edilmesinde, Tello buluntularının önemli bir payı oldu.

İlk okumalar

Silindirleri okumak, Sümercenin henüz yeni çözüldüğü bir dönemde büyük bir meydan okumaydı. İlk kopyalar ve kısmi çeviriler, on dokuzuncu yüzyılın sonunda yayımlandı. 1905'te François Thureau-Dangin, Gudea'nın yazıtlarını, silindirler dahil, Fransızca çevirisiyle yayımladı; iki yıl sonra Almancası çıktı. Bu çalışma, uzun yıllar boyunca standart başvuru kaynağı oldu.

Thureau-Dangin'in çevirisi, dönemine göre çok başarılıydı. Ama Sümerce dilbilgisi henüz tam anlaşılmadığı için, bazı bölümler belirsiz kaldı. Sonraki yıllarda Adam Falkenstein gibi Alman araştırmacılar, silindirlerin dilbilgisini daha ayrıntılı inceledi. Thorkild Jacobsen, 1987'deki antolojisinde silindirlerin şiirsel bir İngilizce çevirisini sundu.

Dietz Otto Edzard, 1997'de Gudea'nın bütün yazıtlarını, Toronto'daki "Mezopotamya'nın Kraliyet Yazıtları" dizisinde yayımladı. Bu edisyon, silindirlerin bugünkü standart metni oldu. Claudia Suter ise 2000'de yayımladığı kitabında, silindirlerdeki metni Gudea'nın heykelleri ve diğer görsel eserleriyle birlikte inceledi; metin ile görüntü arasındaki ilişkiyi araştırdı.

Kayıp silindir fikri

Peki üçüncü silindir fikri nereden geliyor? Silindir A, Ningirsu'nun Gudea'ya rüyasında görünmesiyle başlıyor ve tapınağın inşasını anlatıyor. Silindir B, tapınağın tamamlanmasını ve tanrının yeni evine taşınmasını anlatıyor. İki silindir birbirini takip ediyor; ama Silindir A'nın açılışı, sanki bir önceki metne gönderme yapıyormuş gibi okunabiliyor.

Bazı araştırmacılar, Silindir A'dan önce gelen bir silindir olduğunu, bu silindirin tapınağın yapılmasına neden olan olayları, belki Lagaş'ın daha önceki durumunu, Ningirsu'nun neden yeni bir ev istediğini anlattığını öne sürdü. Bu fikir, Girsu'dan çıkan bazı kil silindir parçalarıyla da desteklenmeye çalışıldı. Bu parçalar, Silindir A ya da B'ye ait değil; ama benzer bir kil silindir biçimine sahip. Bunların başka bir Gudea silindirine ait olabileceği düşünülüyor.

Ama bu fikir tartışmalı. Bazı araştırmacılar, Silindir A'nın açılışının bağımsız bir başlangıç olduğunu, bir önceki silindire ihtiyaç duymadığını savunuyor. Parçaların ise başka bir metne, belki Gudea'nın başka bir tapınak için yaptırdığı bir yazıta ait olabileceğini düşünüyorlar.

Ben bu tartışmada kesin bir taraf tutamıyorum. Ama üçüncü bir silindirin varlığı olasılığı, bana her zaman Mezopotamya arkeolojisinin en heyecan verici yanını hatırlatıyor: Elimizdekiler, bir zamanlar var olanın yalnızca bir parçası.

Silindirler nasıl yazılmış?

Silindirlerin fiziksel yapısı da keşif hikâyesinin bir parçası. Her biri, içi boş, büyük bir kil silindir. Yüzeyleri, dikey sütunlara bölünmüş; her sütunda çok sayıda satır var. Yazıcı, silindiri döndürerek bütün yüzeyi yazıyla kaplamış. Bu, bir tablete yazmaktan çok daha zor bir iş; çünkü yazıcının hem silindiri hem de satırların düzenini sürekli kontrol etmesi gerekiyordu.

Silindirlerin her birinin sonunda, bir kolofon benzeri ifade var. Silindir A, "ortadaki" ya da "ilk" yarı anlamına gelebilecek bir ifadeyle bitiyor; Silindir B ise "son" yarıyı belirten bir ifadeyle. Bu ifadelerin nasıl okunduğu, üçüncü silindir tartışmasının merkezinde. Eğer Silindir A'nın sonundaki ifade "ortadaki" anlamına geliyorsa, ondan önce bir silindir olması gerekiyor. Eğer "ilk" anlamına geliyorsa, iki silindir yeterli.

Bu, bir kelimenin çevirisinin, kayıp bir eserin varlığını ya da yokluğunu belirleyebildiği nadir durumlardan biri. Edzard ve diğer araştırmacılar bu ifadeyi farklı biçimlerde değerlendirdi. Henüz bir uzlaşma yok.

Silindirlerin neden kil silindir biçiminde yapıldığı da ilginç bir soru. Tapınak altlarına gömülen yazıtlar genellikle daha küçük çiviler ya da tabletler biçimindeydi. Bu büyük silindirler ise, belki tapınağın içinde, bir sergileme amacıyla duruyordu. Ya da belki bir arşivde saklanıyordu. Kesin olarak bilmiyoruz; ama boyutları, onların görülmek ve okunmak için yapıldığını düşündürüyor.

Heykel B ve plan

Silindirlerle ilgili bir başka ilginç buluntu, Louvre'daki Gudea Heykeli B. Bu heykelde Gudea, oturur halde, kucağında bir tapınak planı tutuyor. Planın yanında bir cetvel ve bir kalem var. Bu heykel, "Mimar Gudea" olarak da biliniyor.

Silindir A'da, Gudea'nın rüyasında bir tanrının ona bir tapınak planı gösterdiği anlatılıyor. Heykel B'deki plan, bu rüyanın bir yansıması olarak yorumlanıyor. Yani metin ile heykel, aynı hikâyeyi iki farklı biçimde anlatıyor. Suter'in çalışması, bu türden metin ile görüntü arasındaki bağlantıları ayrıntılı biçimde inceledi.

Çeviri sorunları

Silindirlerin dili, Sümerce edebi dilin en incelikli örneklerinden biri. Uzun cümleler, tekrarlar, benzetmeler. Bazı bölümler, tapınağın parçalarını tek tek anlatıyor ve her parçayı bir benzetmeyle süslüyor. Bu benzetmeleri çevirmek zor; çünkü Sümercedeki imgelerin bizdeki karşılığı her zaman aynı duyguyu uyandırmıyor.

Bir başka zorluk, mimari terimler. Silindirler, tapınağın farklı bölümlerinin adlarını veriyor: Avlular, kapılar, odalar, kutsal alanlar. Bu terimlerin tam olarak hangi mimari öğeyi anlattığı her zaman net değil. Girsu'da yürütülen yeni kazılar, bu terimlerin bazılarını gerçek yapı kalıntılarıyla eşleştirmeye yardım edebilir.

Tanrılar arasındaki ilişki

Silindirlerde tanrılar arasındaki ilişkiler, bir aile ve bir saray hiyerarşisi gibi anlatılıyor. Ningirsu, Enlil'in oğlu ve Lagaş'ın tanrısı. Nanşe, Ningirsu'nun kız kardeşi ve rüyaların yorumcusu. Nisaba, yazının ve yıldızların tanrıçası. Hepsi, Gudea'nın tapınak inşasına bir şekilde katkıda bulunuyor.

Bu ilişkiler, silindirlerin okunma tarihinde giderek daha net anlaşıldı. İlk çeviriler, tanrıların adlarını ve rollerini karıştırıyordu. Sonraki çalışmalar, her tanrının belirli bir görevi olduğunu, tapınak inşasının bir tanrılar topluluğunun ortak işi gibi sunulduğunu gösterdi.

Enki'nin de silindirlerde bir yeri var: Tapınağın planının çizilmesi ve kutsal ölçülerin belirlenmesi, onun bilgeliğine bağlanıyor. Enlil ise Ningirsu'nun babası olarak, oğlunun yeni evini onaylayan otorite.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Gudea Silindirleri'ni Ningirsu'nun, yani Ninurta'nın, kendi "hava aracı" için bir iniş alanı yaptırmasının kaydı olarak okudu. Ona göre tapınaktaki bazı özel bölümler, bir aracın park yeriydi; silindirlerde geçen "kara kuş" ifadesi ise Ninurta'nın uçan aracıydı.

Akademik okumada "kara kuş", yani İmdugud ya da Anzu, Ningirsu'nun simgesi olan aslan başlı kartal. Bu figür, Lagaş'ın sanatında sık görülüyor; Eannatum'un Akbabalar Steli'nde de var. Tapınaktaki bölümler ise, Mezopotamya tapınak mimarisinin bilinen unsurları.

Forumlarda silindirler

Forumlarda Gudea Silindirleri, genellikle Sitchin'in yorumları üzerinden konuşuluyor. Ama üçüncü silindir fikri pek bilinmiyor. Bir İngilizce tartışmada, bir kullanıcı bu fikri paylaştı; diğerleri hemen kayıp silindirin "gizli bilgiler" içerdiğini öne sürdü. Bir başkası ise, kayıp silindirin büyük olasılıkla tapınağın inşasına giden olayları anlatan bir giriş olacağını, gizli bilgilerden çok sıradan bir anlatı içereceğini yazdı.

Bu bana, kayıp bir metnin nasıl hayal gücünü harekete geçirdiğini gösterdi. Elimizde olmayan bir şey, elimizde olanlardan daha çok konuşuluyor.

SohbeX teorisi: Kırılmış bir silindir

Bu bölüm spekülatif.

Belki üçüncü silindir gerçekten vardı ve bir zaman kırıldı. Belki parçaları Girsu'nun toprağında dağıldı; belki de de Sarzec döneminde, kayıtsız kalan bir kazı alanında kayboldu. Ya da belki, bugün bir müze deposunda, tanınmamış bir parça olarak duruyor.

Bunu kanıtlayacak bir şey yok. Ama British Museum'un Girsu'daki yeni kazıları, bir gün bu soruya beklenmedik bir cevap verebilir.

O güne kadar, iki silindirin anlattığı hikâye kendi başına yeterince zengin.

Size soru

Bir kitabın ilk cildi kayıpsa ve yalnızca ikinci ve üçüncü ciltleri elinizdeyse, hikâyeyi yine de okur musunuz? Gudea Silindirleri'ni okuyan herkes, belki de tam olarak bunu yapıyor. Ben okuyorum; ve her seferinde, ilk cildin ne anlattığını hayal etmeden duramıyorum.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap