Giriş yap
🏺 Anunnaki

Hormuzd Rassam: Asurbanipal'in kütüphanesini bulan Musullu

1853'ün bir aralık gecesi, Ninova'daki Kuyuncik höyüğünde, bir grup işçi ay ışığında sessizce kazı yapıyordu. Gündüzleri bu alanda çalışmaları mümkün değildi; çünkü höyüğün bu bölümü, bir anlaşmayla Fransız kazı ekibine bırakılmıştı. İşçileri yöneten genç adam, Fransızlar fark etmeden önce bir şey bulmak istiyordu. Üçüncü gece, toprağın altından, bir aslan avı sahnesini gösteren kabartmalar çıkmaya başladı. Kısa süre sonra, binlerce kil tablet parçası da ortaya çıktı.

Bu genç adam, Hormuzd Rassam'dı. Bulduğu yapı, Asur kralı Asurbanipal'in Kuzey Sarayı'ydı. Bulduğu tabletler arasında, yıllar sonra dünyayı sarsacak olan Gılgamış Destanı'nın tufan tableti de vardı. Ama Rassam'ın adı, bu keşiflerin hikâyelerinde çoğu zaman bir dipnot olarak kaldı. Ben bu yazıyı, o dipnotu biraz büyütmek için yazdım. Gılgamış'ın tufan tabletini kimin bulduğunu biliyor muydunuz?

Musul'dan Oxford'a

Rassam, 1826'da Musul'da, Keldani Hristiyan bir ailede doğdu. Ağabeyi Christian Rassam, Musul'da İngiliz yardımcı konsolosu olarak görev yapıyordu. Bu bağlantı sayesinde, Hormuzd, genç yaşta İngilizlerle tanıştı.

1845'te Layard Nimrud'da kazılara başladığında, Rassam onun yanında çalışmaya başladı. Kazıların yönetiminde, işçilerin örgütlenmesinde ve yerel aşiretlerle ilişkilerde büyük rol oynadı. Arapçayı, Süryaniceyi ve Türkçeyi biliyordu; bu, onu Layard için vazgeçilmez kıldı.

Layard'ın desteğiyle, Rassam bir süre Oxford'da eğitim aldı. Sonra, 1852'de, British Museum adına kendi başına kazı yapmak üzere Musul'a döndü.

Gece kazısı

Rassam döndüğünde, Kuyuncik höyüğü, İngilizler ve Fransızlar arasında bölünmüştü. Höyüğün kuzey bölümü, Fransız konsolos Victor Place'in ekibine bırakılmıştı. Rassam ise, bu bölümde önemli bir yapı olduğuna inanıyordu.

Rassam, kendi anlatımına göre, Fransızların henüz çalışmaya başlamadığı bu alanda, gece gizlice kazı yaptı. Dönemin kurallarına göre, bir yapıyı ilk bulan kişi, onun üzerinde hak iddia edebiliyordu. Kabartmalar ortaya çıkınca, Rassam bu hakkı İngilizler adına ileri sürdü.

Bu olay, bugün etik açıdan tartışmalı bulunuyor. Ama sonuçları büyüktü. Rassam'ın bulduğu Kuzey Saray, Asurbanipal'in aslan avı kabartmalarını içeriyordu. Bu kabartmalar, bugün British Museum'un en ünlü eserleri arasında; daha önce ayrı bir yazıda ele almıştım.

Kütüphane

Kuzey Saray'ın odalarında, Rassam, binlerce kil tablet ve parça buldu. Layard da daha önce Sanherib'in Güneybatı Sarayı'nda tabletler bulmuştu. Bu iki buluntu grubu, bugün birlikte "Asurbanipal'in kütüphanesi" olarak anılıyor.

Tabletler, Londra'ya gönderildi ve British Museum'un depolarına yerleştirildi. Yıllarca, büyük kısmı okunmadan kaldı. 1872'de, müzede çalışan genç bir gravür ustası olan George Smith, bu tabletlerden birinde, bir tufan hikâyesi okudu. Bu hikâye, Kitab-ı Mukaddes'teki Nuh tufanına şaşırtıcı derecede benziyordu. Smith'in keşfi, büyük bir sansasyon yarattı.

Bu tablet, Gılgamış Destanı'nın on birinci tabletiydi ve Rassam'ın Kuzey Saray'dan çıkardığı tabletler arasındaydı. Ancak hikâye anlatılırken, genellikle Smith'in adı öne çıktı; Rassam'ın adı ise çoğu zaman anılmadı.

Habeşistan'da esaret

Rassam'ın hayatı, arkeolojinin dışında da maceralarla doluydu. 1860'larda, İngiltere'nin Aden'deki temsilciliğinde çalıştı. 1864'te, Habeşistan imparatoru II. Tewodros'un elinde tutsak olan İngiliz yetkilileri kurtarmak için elçi olarak gönderildi.

Ancak Rassam da, imparator tarafından tutuklandı ve yaklaşık iki yıl esaret altında kaldı. 1868'de, İngiliz askeri seferi sırasında serbest bırakıldı. Bu deneyimini, sonradan bir kitapta anlattı.

İkinci kazı dönemi

1878'den 1882'ye kadar, Rassam, British Museum adına Mezopotamya'da yeniden kazılar yaptı. Bu dönemde, birçok önemli buluntuya imza attı.

Balavat'ta, Asur kralı III. Salmanasar'ın bir sarayının ya da tapınağının kapılarını süsleyen bronz şeritleri buldu. Bu şeritlerde, kralın seferleri ayrıntılı olarak tasvir ediliyordu.

Babil'de, 1879'da, Pers kralı Kiros'un adını taşıyan kil silindiri buldu. Bu silindir, bugün "Kiros Silindiri" olarak biliniyor ve Marduk'un Kiros'u Babil'in kralı olarak seçtiğini anlatıyor.

Sippar'da, güneş tanrısı Şamaş'ın tapınağında kazılar yaptı ve on binlerce tablet buldu. Bu tabletler, Babil'in ekonomik ve dinsel hayatı hakkında çok zengin bilgiler içeriyor.

Tanrılar arasındaki ilişki: Şamaş tableti

Rassam'ın Sippar'da bulduğu eserlerden biri, tanrılar açısından özellikle önemli. 1881'de, Şamaş tapınağının bir odasında, bir kil kutu içinde, taş bir tablet buldu. Bu tablet, bugün "Şamaş Tableti" ya da "Sippar Güneş Tanrısı Tableti" olarak biliniyor.

Tabletin üst kısmında, bir kabartma var. Kabartmada, güneş tanrısı Şamaş, tahtında oturuyor; elinde bir halka ve değnek tutuyor. Önünde, büyük bir güneş diski, bir sunak üzerinde duruyor. Diskin üzerinde, iki küçük figür, ipler yardımıyla diski tutuyor. Sol tarafta, Babil kralı Nabu-apla-iddina, iki tanrısal figür eşliğinde, Şamaş'ın önüne getiriliyor. Kabartmanın üst kısmında, ay, güneş ve Venüs'ün simgeleri yer alıyor.

Tabletin yazıtı, ilginç bir hikâye anlatıyor. Şamaş'ın tapınağındaki kült heykeli, Sutu adlı bir halkın saldırıları sırasında kaybolmuştu. Uzun süre, tanrı yalnızca bir güneş diskiyle temsil edildi. Sonra, MÖ dokuzuncu yüzyılda, Fırat kıyısında, tanrının bir kabartma modeli bulundu. Kral Nabu-apla-iddina, bu modele dayanarak yeni bir heykel yaptırdı ve tanrıyı tapınağına geri yerleştirdi.

Bu hikâye, Mezopotamyalılar için bir tanrının heykelinin ne kadar önemli olduğunu ve bir heykelin kaybının, tanrının yokluğu anlamına gelebileceğini gösteriyor. Ayrıca Şamaş'ın gökteki diğer güçlerle, yani ay tanrısı Sin ve İştar'la birlikte tasvir edilmesi, gök tanrıları arasındaki aile ilişkisini de yansıtıyor: Şamaş ile İştar, Sin'in çocukları olarak görülüyordu.

Unutulan katkı

Rassam'ın adının neden unutulduğu, araştırmacılar arasında tartışılan bir konu. Bazıları, bunun nedeninin, onun Musullu ve Hristiyan bir Doğulu olması olduğunu düşünüyor. Dönemin İngiliz kurumlarında, Doğulu bir kişinin, Avrupalı araştırmacılarla eşit bir şekilde anılması kolay değildi.

Ayrıca Rassam, British Museum'daki bazı yetkililerle anlaşmazlıklar yaşadı. Özellikle müzenin Mısır ve Asur bölümünde çalışan E. A. Wallis Budge, Rassam'ı kazılardaki ihmaller ve eserlerin kaybolmasıyla suçladı. Rassam, Budge'a karşı bir iftira davası açtı ve davayı kazandı; ama bu süreç, onun itibarını zedeledi.

Rassam, anılarını 1897'de yayımlanan "Asshur and the Land of Nimrod" adlı kitabında anlattı. Hayatının son yıllarını İngiltere'nin Brighton kentinde geçirdi ve 1910'da orada hayatını kaybetti.

Balavat kapıları

Balavat'taki bronz şeritler, Rassam'ın ikinci dönem buluntularının belki de en göz alıcı olanları. Bu şeritler, büyük ahşap kapıların üzerine çakılmış, kabartmalı bronz bantlardı. Ahşap çürümüş, ama bronz şeritler toprağın içinde kalmıştı.

Şeritlerde, III. Salmanasar'ın seferleri, kentlerin kuşatılması, haraç getiren halklar ve kralın Dicle'nin kaynağına yaptığı ziyaret tasvir ediliyor. Bu son sahnede, askerlerin bir mağaranın içine girdiği ve kralın yazıtının kayaya oyulduğu görülüyor. Bu mağara, bugün Türkiye'de, Diyarbakır yakınlarındaki Dicle tüneli ile ilişkilendiriliyor.

Yani Rassam'ın bulduğu bir eser, Asur kralının bizim topraklarımızdaki bir yolculuğunu gösteriyor.

Akademik okuma

Son yıllarda, akademik çevrelerde Rassam'ın katkıları yeniden değerlendiriliyor. Araştırmacılar, onun, Mezopotamya'nın ilk yerli arkeoloğu olarak görülebileceğini ve keşiflerinin, Asuroloji'nin gelişiminde kritik bir rol oynadığını vurguluyor. Bazı yayınlar, Rassam'ın hikâyesini, arkeolojide sömürgecilik ve yerel katkıların görmezden gelinmesi konularının bir örneği olarak ele alıyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Gılgamış Destanı'nın tufan tabletini ve Şamaş tabletini kitaplarında kullandı. Şamaş tabletindeki güneş diskini ve onu tutan figürleri, kendine özgü biçimde yorumladı. Ancak Rassam'ın adı, Sitchin'in anlatısında geçmiyor. Bu tabletlerin nasıl bulunduğu, hangi bağlamda ve kim tarafından çıkarıldığı, onun yorumunda önemli bir yer tutmuyor.

Oysa Şamaş tabletinin yazıtı, tabletin kendi hikâyesini anlatıyor: kaybolan bir heykel, bulunan bir model ve yeniden yapılan bir tanrı. Bu yazıt, kabartmanın ne anlattığını doğrudan açıklıyor.

Forumlarda

Forumlarda Rassam'ın adı, son yıllarda daha sık geçmeye başladı. Özellikle Süryani ve Keldani toplulukların forumlarında, Rassam, kendi topluluklarından çıkan bir kaşif olarak gururla anılıyor. Bazı kullanıcılar, onun adının müzelerdeki eser etiketlerinde yer alması gerektiğini savunuyor.

Anunnaki forumlarında ise, Şamaş tableti sık paylaşılıyor; ama tabletin bulunuş hikâyesi pek bilinmiyor.

Siz bu tableti hangi hikâyesiyle hatırlıyorsunuz?

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Rassam'ın hikâyesi, Şamaş tabletinin hikâyesine benziyor. Şamaş'ın heykeli kaybolmuş, uzun süre unutulmuş, sonra bir model sayesinde yeniden yapılmıştı. Rassam'ın adı da uzun süre unutuldu; şimdi ise, bıraktığı buluntular sayesinde yeniden hatırlanıyor.

Belki de tarih, kayıp heykelleri ve unutulan adları yeniden bulmakla ilgili. Güneş tanrısı nasıl tapınağına geri döndüyse, Musullu bir kaşif de hikâyedeki yerine geri dönebilir.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Rassam'ın adını daha önce duymuş muydunuz? Şamaş tabletini gördünüz mü? Sizce arkeolojide yerel kaşiflerin katkıları yeterince tanınıyor mu? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap