Giriş yap
🏺 Anunnaki

Harran'da Sin kültü: Asur'dan Sabiilere

Şanlıurfa'nın güneyinde, Suriye sınırına yakın düz bir ovada, konik kubbeli kerpiç evleriyle tanınan bir yer var: Harran. Bugün, turistler buraya, bu "kümbet evleri" fotoğraflamak ve yıkık Ulu Cami'nin kulesine bakmak için gelir. Ama Harran'ın asıl hikâyesi, çok daha eskiye, iki buçuk bin yılı aşkın bir süre boyunca, burada tapınılan bir tanrıya uzanıyor: ay tanrısı Sin.

Harran'daki Sin kültü, kadim dünyanın, en uzun ömürlü dini geleneklerinden biri. Asur krallarının taç giydiği, son Asur kralının sığındığı ve İslam döneminde bile, eski tanrılara tapınanların yaşadığı bir şehir. Bu sayfada, bu uzun hikâyeyi, kronolojik olarak izlemek istiyorum. Daha önce, Nabonid ve Harran üzerine bir yazı yazmıştım; bu kez, Nabonid'i kısaca geçip, Harran'ın, ondan önceki ve sonraki yüzyıllarına odaklanacağım. Siz bir tanrının, bir şehirde, iki bin yıldan fazla tapınılmasını, nasıl hayal ediyorsunuz?

Yolların kavşağı

Harran'ın adı, Akadca "harranu", yani "yol" ya da "kervan yolu" kelimesiyle ilişkilendiriliyor. Bu ad, şehrin konumunu çok iyi anlatıyor. Harran, Mezopotamya'yı, Anadolu'ya ve Akdeniz kıyısına bağlayan ticaret yollarının, önemli bir kavşağında yer alıyordu. Kervanlar, Dicle ve Fırat boylarından, Anadolu'nun içlerine ve Suriye'ye giderken, buradan geçiyordu.

Harran, MÖ ikinci binyılın başlarından itibaren, Mezopotamya kaynaklarında geçiyor. Mari arşivlerinde, yani MÖ on sekizinci yüzyıla ait tabletlerde, Harran'daki Sin tapınağında yapılan bir antlaşmadan söz ediliyor. Bu, Sin kültünün, burada, en azından bu dönemden beri var olduğunu gösteriyor. Daha sonraki dönemlerde, Harran, Hurri ve Mitanni krallıklarının da etki alanında kaldı.

Ehulhul tapınağı

Harran'daki Sin tapınağının adı, Sümerce "E-hul-hul", yani "sevinçlerin evi" idi. Bu tapınak, yüzyıllar boyunca, birçok kez yıkıldı ve yeniden inşa edildi. Asur kralları, özellikle MÖ birinci binyılda, bu tapınağa, büyük bir önem verdi.

Asur kralları, Harran'daki Sin'i, Ur'daki Sin ile birlikte, ay tanrısının, iki büyük merkezinden biri olarak görüyordu. Ur, güneyde; Harran ise, kuzeyde, Asur'un batıya açılan kapısındaydı. III. Salmanassar, Asarhaddon ve Asurbanipal gibi krallar, yazıtlarında, Ehulhul'u onardıklarını ya da süslediklerini anlatıyor.

Asarhaddon ile ilgili bir metinde, kralın, Mısır seferine giderken, Harran'daki Sin'e danıştığı ve bir kehanet aldığı anlatılıyor. Bu metne göre, Sin, krala, bir taç verdi ve ona, zafer vaat etti. Bu anlatının, ne kadar tarihsel olduğu tartışmalı; ama Harran'ın, Asur kralları için, ne kadar önemli bir kehanet merkezi olduğunu gösteriyor.

Asur'un son kalesi

Harran'ın tarihindeki en dramatik dönemlerden biri, Asur İmparatorluğu'nun çöküşü. MÖ 612'de, Babil ve Med orduları, Asur'un başkenti Ninova'yı yıktı. Ama Asur, hemen yok olmadı. Hayatta kalan Asur soyluları, batıya, Harran'a çekildi ve orada, II. Aşur-uballit'i, kral ilan etti.

Harran, birkaç yıl boyunca, Asur'un son başkenti oldu. Mısır, Asur'un yanında yer aldı; çünkü Babil'in güçlenmesinden korkuyordu. Ama MÖ 610'da, Babil ve Med orduları, Harran'ı da ele geçirdi. Aşur-uballit, Mısır desteğiyle, şehri geri almaya çalıştı; ama başarısız oldu. Bu tarihten sonra, Asur, bir devlet olarak, tarihten silindi.

Babil Kroniği, bu son yılları, kuru bir dille kaydediyor. Harran'ın düşüşüyle birlikte, Ehulhul tapınağı da, büyük ölçüde yıkıldı. Tapınak, yaklaşık yarım yüzyıl boyunca, harabe halinde kaldı. Sonraki kaynaklar, bu yıkımı, Medlerin, yani Babil'in müttefiklerinin, işi olarak anlatıyor. Nabonid'in yazıtlarında, Sin'in, kendi şehrine öfkelenip onu terk ettiği ve bu yüzden, Ehulhul'un, yıllarca ıssız kaldığı anlatılıyor. Bu tema, yani bir tanrının öfkelenip şehrini terk etmesi, Mezopotamya edebiyatında, çok eski ve yaygın bir motif; Ur Ağıtı ve Akkad'ın Laneti gibi metinlerde de, benzer anlatılar var.

Nabonid ve annesi

Ehulhul'un yeniden inşası, Babil'in son kralı Nabonid'e nasip oldu. Nabonid'in annesi Adad-guppi, Harran'lıydı ve Sin'in, ateşli bir tapınanıydı. 1956'da, İngiliz arkeolog D. S. Rice, Harran'daki Ulu Cami'nin kalıntılarında yaptığı araştırmalarda, Nabonid ve annesine ait yazıtlı stelleri buldu. Bu steller, caminin döşemesinde ve basamaklarında, yeniden kullanılmıştı.

Adad-guppi'nin stelinde, onun, yüz yaşını aşkın bir ömür sürdüğü ve Sin'e olan bağlılığı anlatılıyor. Nabonid'in stelleri ise, onun, Sin'in emriyle, Ehulhul'u yeniden inşa ettiğini anlatıyor. Bu konuyu, önceki yazımda daha ayrıntılı ele aldığım için, burada kısa geçiyorum. Ama stellerin, bir caminin basamaklarında bulunması, bence, Harran'ın katmanlı tarihinin, çok güzel bir simgesi.

Sabiiler

Harran'ın en şaşırtıcı dönemi, belki de, İslam'ın gelişinden sonra yaşandı. Harran, yedinci yüzyılda, Müslüman orduları tarafından fethedildi. Ama şehirde, eski tanrılara tapınan bir topluluk, yüzyıllar boyunca, varlığını sürdürdü. Bu topluluk, İslam kaynaklarında, "Harranlı Sabiiler" olarak anılıyor.

İslam kaynaklarına göre, Harranlı Sabiiler, gezegenlere ve yıldızlara tapınıyordu. Ay, bu inançta, önemli bir yer tutuyordu. Bazı akademisyenler, bu inancın, Mezopotamya'nın Sin kültünün, Yunan felsefesi ve astrolojisiyle karışmış, geç bir devamı olabileceğini düşünüyor. Ama bu bağlantı, tartışmalı; Sabiiler hakkındaki bilgilerimiz, büyük ölçüde, onların düşmanları ya da dışarıdan gözlemciler tarafından yazılmış kaynaklardan geliyor.

Harranlı Sabiiler, Abbasi döneminde, bilim dünyasına da önemli katkılar yaptı. En ünlüsü, matematikçi ve astronom Sabit bin Kurra. Dokuzuncu yüzyılda, Bağdat'ta çalışan Sabit, Yunanca matematik ve astronomi eserlerini, Arapçaya çevirdi ve kendi özgün çalışmalarını yazdı. Harran, bu dönemde, Yunan biliminin, İslam dünyasına aktarıldığı merkezlerden biri olarak da anılıyor.

Sonun başlangıcı

Harran'daki eski kült, on birinci yüzyıl civarında, büyük ölçüde sona erdi. Bazı kaynaklar, son pagan tapınağının, bu dönemde yıkıldığını ya da camiye dönüştürüldüğünü anlatıyor. Harran'ın Ulu Cami'sinin, eski bir tapınağın yerine inşa edildiği düşünülüyor; ama bunun, Ehulhul'un tam yerinde olup olmadığı, kesin değil.

On üçüncü yüzyılda, Moğol istilası, Harran'ı, büyük ölçüde yıktı. Şehir, bundan sonra, bir daha eski parlaklığına kavuşamadı. Bugün, Harran'da, Ulu Cami'nin kalıntıları, surlar, bir kale ve kümbet evler duruyor. Şanlıurfa'daki Harran Üniversitesi, adını, bu kadim şehirden alıyor.

Tanrılar arasındaki ilişki

Mezopotamya mitolojisinde, Sin, Enlil ve Ninlil'in oğlu olarak biliniyor. Güneş tanrısı Şamaş ve İnanna, yani İştar, onun çocukları olarak kabul ediliyordu. Bu aile ilişkisi, gökyüzündeki üç büyük ışığı, yani ayı, güneşi ve Venüs'ü, birbirine bağlıyordu.

Harran'da, Sin'in eşi Ningal ve oğlu Nusku da, tapınılıyordu. Nusku, ateşin ve ışığın tanrısıydı ve Sin'in veziri olarak görülüyordu. Harran'daki kült, bu üçlüyü, birlikte onurlandırıyordu. Nabonid'in yazıtlarında da, Sin, Ningal ve Nusku, birlikte anılıyor.

Akademik okuma

Harran'daki Sin kültü üzerine, Tamara Green'in "The City of the Moon God: Religious Traditions of Harran" adlı kitabı, kapsamlı bir çalışma. Green, Harran'ın, Asur döneminden İslam dönemine kadar uzanan dini tarihini, kaynakların sınırlarını da tartışarak, inceliyor.

Akademisyenler, Sabiilerin, Mezopotamya Sin kültünün doğrudan bir devamı olup olmadığını, temkinle tartışıyor. Bazıları, aradaki süreklilik vurgusunu, aşırı romantik buluyor; bazıları ise, şehrin, yüzyıllar boyunca, ay tanrısıyla özdeşleşmiş kimliğini, bir süreklilik işareti olarak görüyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Harran'ı, İbrahim'in yolculuğuyla ve Anunnaki'nin, kuzeydeki bir üssüyle ilişkilendirdi. Ona göre, Nannar, yani Sin, Ur'dan Harran'a, Anunnaki arasındaki bir çatışma nedeniyle taşınmıştı ve Nabonid'in hikâyesi, bu tanrının, gökten geri dönüşünü anlatıyordu.

Ama Harran'ın tarihi, bu yoruma, pek uymuyor. Harran'daki Sin kültü, Mari döneminden, yani Ur'un büyük dönemlerinden önce de, var olabilir. Ayrıca, kültün, İslam dönemine kadar sürmesi, onun, bir tanrının fiziksel varlığına değil, insanların uzun soluklu inancına dayandığını gösteriyor.

Forumlarda

Forumlarda, Harran, genellikle, İbrahim ve Sabiiler ile birlikte anılıyor. Bazı kullanıcılar, Harran'ı, Anunnaki'nin, Anadolu'daki gizli merkezi olarak yorumluyor; bazıları ise, Göbeklitepe ile Harran arasında, bir bağlantı kurmaya çalışıyor.

Bence Harran'ın en etkileyici yanı, onun, katman katman bir tarih sunması. Bir Asur tapınağının taşları, bir Babil kralının stelleri, bir İslam camisinin basamakları ve bir Moğol yıkımının izleri, aynı toprak parçasında üst üste duruyor. Bu, bence, Anunnaki hikâyelerinden daha zengin bir hikâye.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Harran, bize, bir inancın, ne kadar dirençli olabileceğini gösteriyor. Asur çöktü, Babil yıkıldı, imparatorluklar ve dinler değişti; ama Harran'da, ay, yüzyıllar boyunca, kutsal kalmaya devam etti. Belki de bazı yerler, bir tanrıyla o kadar özdeşleşir ki, o tanrının adı unutulsa bile, ona duyulan saygı, farklı biçimlerde yaşamaya devam eder.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Harran'ı ziyaret ettiniz mi? Bir caminin basamaklarında, bir ay tanrısına adanmış stellerin bulunması, size ne düşündürüyor? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap