Hammurabi Kanunları Steli ve Şamaş'ın verdiği yetki
Louvre'da, Naram-Sin Steli'nin birkaç adım ötesinde, iki metreyi aşan, koyu renkli, parmak gibi yukarı uzanan bir taş duruyor. Yüzeyinin neredeyse tamamı, sık ve düzenli çivi yazısı satırlarıyla kaplı. Üst kısmında ise bir kabartma var: Ayakta duran bir adam, tahtında oturan ve omuzlarından ışınlar yükselen bir tanrının karşısında. Adam Babil kralı Hammurabi, tanrı ise güneş ve adalet tanrısı Şamaş.
Bu stel, okul kitaplarında "ilk yazılı kanunlar" olarak tanıtılıyor; ama hem ilk değil, hem de bugünkü anlamda bir kanun kitabı olup olmadığı tartışmalı. Benim bu yazı için asıl merak ettiğim şey ise metnin en başında ve en sonunda yazanlar: Hammurabi, bu yasaları yazma yetkisini nereden aldığını söylüyor? Bu soru, bizi doğrudan Anunnaki'nin büyük tanrılarına götürüyor.
Susa'da bulunan Babil steli
Naram-Sin Steli gibi, Hammurabi Steli de Susa'da bulundu. Jacques de Morgan'ın yönettiği Fransız heyeti, 1901-1902 kış kazı mevsiminde, stelin üç parçasını ortaya çıkardı. Parçalar birleştirildi ve kısa süre içinde Jean-Vincent Scheil tarafından çevrilerek yayımlandı. Bu yayın, Babil hukukunun dünyaya tanıtılmasında bir dönüm noktası oldu.
Stel, büyük olasılıkla, Elam kralı Şutruk-Nahhunte'nin MÖ on ikinci yüzyıldaki seferinde, Sippar kentinden ganimet olarak alınmıştı. Sippar, Şamaş'ın kutsal kentiydi; stelin Şamaş'ın tapınağında durması, kabartmadaki sahneyle de uyumlu. Stelin ön yüzünün alt kısmında birkaç sütunun silinmiş olduğu görülüyor; araştırmacılar, Şutruk-Nahhunte'nin buraya kendi yazıtını eklemeyi planladığını, ama bunu yapmadığını düşünüyor.
Silinen yasaların bir kısmı, başka nüshalardan tamamlandı. Çünkü Hammurabi'nin yasaları, yalnızca bu stelde değil, sonraki yüzyıllar boyunca kâtip okullarında kopyalanan tabletlerde de korunmuştu.
Kabartma: güneş tanrısının önünde
Kabartmada Şamaş, bir dağı ya da tapınak kulesini andıran basamaklı bir tahtta oturuyor. Başında birkaç kat boynuzlu bir taç var; omuzlarından alevi andıran ışınlar yükseliyor. Sağ elinde bir halka ve bir çubuk tutuyor ve bunları Hammurabi'ye doğru uzatıyor.
Halka ve çubuk, Mezopotamya sanatında sık görülen bir simge çifti. Bunların ne olduğu tartışılıyor: Bazıları bir ölçüm ipini ve bir ölçüm çubuğunu, yani bir yapının ilk taşını koymak için kullanılan araçları gördüğünü düşünüyor; bazıları ise bunları krallık ve adalet simgesi olarak okuyor. Her iki yorumda da tanrı, krala bir yetki veriyor.
Hammurabi, sağ elini ağzının önüne kaldırmış, saygı gösteren bir duruşta. Başında yuvarlak bir başlık var; boynuzlu taç yok. Naram-Sin'den farklı olarak, Hammurabi kendini bir tanrı olarak değil, tanrının seçtiği bir kral olarak gösteriyor.
Önsöz: Anu, Enlil ve Marduk
Stelin metni, yasalardan önce uzun bir önsözle başlıyor. Bu önsöz, Anunnaki'nin büyük tanrıları arasındaki bir yetki devriyle açılıyor. Metne göre, Anunnaki'nin kralı yüce Anu ve gök ile yerin efendisi Enlil, Ea'nın oğlu Marduk'a bütün insanlar üzerinde "Enlil'lik" yetkisini verdiler, onu İgigi arasında yücelttiler ve Babil'i dünyanın en üstün kenti yaptılar.
Bu açılış, Hammurabi'nin dönemindeki dinî bir dönüşümü yansıtıyor. Babil'in yükselişiyle birlikte, kentin tanrısı Marduk, Sümer'in eski tanrılar düzeninin içinde öne çıkarılıyordu. Önsöz, bu yükselişi Anu ve Enlil'in onayıyla meşrulaştırıyor: Marduk, eski büyük tanrıların yerini zorla almamış, onlar tarafından yetkilendirilmişti.
Ardından önsöz, Anu ve Enlil'in Hammurabi'yi, "ülkede adaleti görünür kılmak, kötüyü ve haksızı yok etmek, güçlünün zayıfa zulmetmesini önlemek" için çağırdığını anlatıyor. Hammurabi, kendini "Şamaş gibi kara başlı insanların üzerinde yükselen" bir kral olarak tanımlıyor. Önsözde, Hammurabi'nin onardığı ya da zenginleştirdiği tapınaklar ve kentler tek tek sayılıyor: Nippur, Eridu, Ur, Sippar, Larsa, Uruk ve diğerleri.
Bir kralın, kendi yasalarını eski tanrıların onayına bağlaması, sizce bir inanç ifadesi mi, yoksa ustaca bir siyasi hamle mi?
Yasalar ve "göze göz"
Yasaların sayısı, geleneksel olarak iki yüz seksen iki olarak veriliyor; ama bu numaralandırma, modern araştırmacıların yaptığı bir düzenleme. Yasalar, "eğer bir adam şunu yaparsa, şu olur" kalıbıyla yazılmış durum kuralları. Hırsızlık, ticaret, kiralama, evlilik, boşanma, miras, köleler, yaralanma ve tarım gibi konuları kapsıyor.
En ünlü kural, bir adamın başka bir adamın gözünü çıkarması durumunda, onun da gözünün çıkarılacağını söyleyen kural. Ama bu kural, yalnızca eşit toplumsal sınıftaki kişiler için geçerli. Bir soylu, bir sıradan kişinin ya da bir kölenin gözüne zarar verirse, ceza para olarak ödeniyor. Yasalar, bugünkü anlamda eşitlik üzerine değil, sınıflara göre ayrışmış bir toplum üzerine kurulu.
Yasalar arasında, nehir sınamasıyla ilgili kurallar da var. Bir kişi büyücülükle suçlanırsa ve suç kanıtlanamazsa, suçlanan kişi nehre atlıyordu; nehir onu boğarsa suçlu, sağ çıkarırsa suçsuz sayılıyordu. Nehir, bu sınamada bir tanrı olarak düşünülüyordu. Yani yasaların içinde bile, karar bazen tanrılara bırakılıyordu.
Daha önceki yasalar
Hammurabi'nin yasaları ilk değildi. Ur'un Üçüncü Hanedanlığı'nın kurucusu Ur-Namma'ya atfedilen Sümerce yasalar, yaklaşık üç yüzyıl daha eskiydi. Isin kralı Lipit-İştar'ın yasaları ve Eşnunna kentinin yasaları da Hammurabi'den önce yazılmıştı. Bu yasaların hepsi, benzer bir durum kuralı biçimini kullanıyordu.
Ur-Namma'nın yasalarında, yaralanma durumları için çoğunlukla para cezaları öngörülüyordu. Hammurabi'nin yasalarında ise bedensel cezalar daha sık görülüyor. Bu fark, bazı araştırmacılara göre, Babil'in farklı bir hukuk geleneğinden gelen etkileri yansıtıyor.
Stelin kopyaları ve okulları
Hammurabi'nin yasaları, sonraki bin yıl boyunca kâtip okullarında okunmaya ve kopyalanmaya devam etti. Asurbanipal'in Ninova'daki kütüphanesinde de yasaların parçalarını içeren tabletler bulundu. Yani metin, Hammurabi'nin ölümünden yüzyıllar sonra bile, Mezopotamya'nın yazılı kültürünün bir parçası olarak yaşıyordu.
Kâtip okullarında öğrenciler, bu metni yalnızca bir hukuk belgesi olarak değil, iyi yazılmış bir Akadca örneği olarak da çalışıyordu. Önsöz ve sonsöz, edebi bir dil kullanıyor; tanrıların sıfatları, kentlerin adları ve kralın erdemleri, uzun ve ritimli cümlelerle sıralanıyor. Bu da stelin ne kadar özenle hazırlandığını gösteriyor.
Akademik okuma
Hukuk tarihçileri arasında, Hammurabi Steli'nin gerçekten mahkemelerde uygulanan bir kanun kitabı olup olmadığı uzun süredir tartışılıyor. Hammurabi dönemine ait binlerce dava ve sözleşme tableti biliniyor; ama bunların hiçbirinde stele ya da yasaların bir maddesine doğrudan atıf yapılmıyor. Bu yüzden birçok araştırmacı, steli bir kanun kitabından çok, bir kralın adaletini kanıtlamak için yazdırdığı bir anıt, bir tür siyasi bildiri olarak görüyor.
Stelin sonsözü bu yorumu destekliyor. Hammurabi, sonsözde haksızlığa uğramış bir kişinin stelin önüne gelip yazıları okutmasını ve davasını anlamasını istiyor. Ayrıca, sonraki kralların stele dokunmaması, yazılarını silmemesi için uzun bir lanet listesi ekliyor; bu lanetlerde Anu, Enlil, Ea, Şamaş, Sin, Adad, Zababa, İştar ve diğer büyük tanrılar tek tek anılıyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Hammurabi dönemini, Marduk'un Anunnaki arasında üstünlük kazandığı bir dönem olarak yorumladı. Ona göre önsözdeki Marduk'a verilen "Enlil'lik", Anunnaki arasında gerçek bir iktidar değişiminin kaydıydı: Enlil'in soyu, yerini Enki'nin oğlu Marduk'a bırakmıştı. Sitchin, bu değişimi, kendi kronolojisinde gökteki bir çağ değişimine de bağladı.
Bu okuma, önsözdeki dinî dili bir siyasi tarih belgesi gibi alıyor. Akademik yorumda ise önsöz, Babil'in yükselişini, eski Sümer tanrılarının onayıyla meşrulaştıran bir teolojik anlatı olarak görülüyor. Marduk'un tam anlamıyla en yüce tanrı konumuna yükselmesi, Hammurabi'den sonraki yüzyıllarda, özellikle Enuma Eliş'in yaygınlaştığı dönemde tamamlandı.
Forumlarda
Forumlarda Hammurabi Steli, çoğu zaman "tanrının yasa veren eli" görüntüsüyle tartışılıyor. Bazı kullanıcılar, Şamaş'ın Hammurabi'ye yasaları verdiğini, bunun da Anunnaki'nin insanlara doğrudan kurallar dikte ettiğinin bir kanıtı olduğunu öne sürüyor. Oysa stelin metni, yasaların Şamaş tarafından yazıldığını değil, Hammurabi'nin onları "Şamaş'ın verdiği adaletle" yazdığını söylüyor.
Bazı başlıklarda ise stel, Musa'ya verilen yasa tabletleriyle karşılaştırılıyor. Bu karşılaştırma, akademik çevrelerde de yapılan bir karşılaştırma; çünkü Tevrat'taki bazı yasalar, Mezopotamya hukuk geleneğiyle biçim ve içerik bakımından benzerlik gösteriyor. Ama bu benzerliğin doğrudan bir alıntıdan mı, yoksa ortak bir hukuk kültüründen mi kaynaklandığı tartışılıyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Hammurabi Steli'nin en ilginç yanı, yasaların kendisi değil, onları çevreleyen tanrılar. Önsözde Anu ve Enlil, Marduk'a yetki veriyor; kabartmada Şamaş, Hammurabi'ye simgeler uzatıyor; sonsözde bütün büyük tanrılar, stele dokunanları lanetlemek için çağrılıyor. Yasalar, bu tanrılarla dolu bir çerçevenin içine yerleştirilmiş.
Belki de Hammurabi, yasaların gücünü insanların itaatinden değil, tanrıların tanıklığından almak istiyordu. Bir insan yasası, eninde sonunda tartışılabilir; ama tanrıların önünde yazılmış bir yasa, çok daha zor değiştirilir. Belki de bu, eski bir kralın, bir yasayı kalıcı kılmanın en etkili yolu olarak bulduğu yöntemdi.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Hammurabi Steli'ni bir kanun kitabı olarak mı, yoksa bir siyasi bildiri olarak mı görüyorsunuz? Önsözdeki Marduk'a verilen yetkiyi nasıl yorumluyorsunuz? Bugün yasaların meşruiyetini neye dayandırıyoruz, ve bu eski yöntemden ne kadar farklı? Yorumlarda yazın.
Giriş yap