Habercinin ağzı ağırlaşınca: Enmerkar, Aratta ve kile basılan ilk mektup
Uzun bir mesajı ezberleyip başka bir şehre götürmeniz gerektiğini düşünün. Yol günlerce sürüyor, dağlar aşılıyor. Vardığınızda mesajı kelimesi kelimesine tekrarlamanız lazım. Ve mesaj her seferinde biraz daha uzuyor. Bir noktada, dil düğümleniyor.
Sümerce Enmerkar ve Aratta Beyi şiirinde, Uruk kralı Enmerkar'ın habercisi tam olarak bu durumda kalıyor. Kralın son mesajı o kadar uzun ve karmaşık ki, habercinin "ağzı ağırlaşıyor", onu tekrarlayamıyor. Ve Enmerkar, bir çözüm buluyor: Bir parça kili düzeltiyor ve sözleri onun üzerine koyuyor. Şiire göre, o güne kadar sözleri kile koymak diye bir şey yoktu.
Bu, Sümerlerin yazının icadına dair anlattığı tek hikâye. Ve bence dünyanın en sevimli icat hikâyelerinden biri.
İki kent, bir rekabet
Şiirin arka planı, Uruk ile Aratta arasındaki rekabet. Aratta, Sümer'in doğusunda, dağların ötesinde, değerli taşlar ve metallerle zengin, efsanevi bir kent. Yeri bugün hâlâ tartışmalı; İran'ın dağlık bölgelerinde bir yer olduğu düşünülüyor.
Enmerkar, Inanna'nın gözdesi olmak istiyor. Inanna'dan, Aratta'yı Uruk'a boyun eğdirmesini istiyor. Aratta'nın halkı, Uruk'a altın, gümüş, lapis lazuli getirsin; Inanna'nın tapınağını süslesin. Inanna kabul ediyor ve Enmerkar'a bir haberci göndermesini öğütlüyor.
Mesajlar ve bilmeceler
Haberci, yedi dağı aşarak Aratta'ya varıyor ve Enmerkar'ın mesajını iletiyor: Aratta boyun eğsin, yoksa yıkılacak. Aratta Beyi reddediyor; Inanna'nın kendi tarafında olduğunu söylüyor. Haberci, Inanna'nın Enmerkar'ı seçtiğini bildirince, Aratta Beyi sarsılıyor ama hemen teslim olmuyor.
Bunun yerine bir dizi bilmece ya da imkânsız görev ortaya koyuyor. Önce, Uruk'un tahılını ağlar içinde, eşeklerin sırtında Aratta'ya getirmesini istiyor. Enmerkar, tahılı filizlendirip ağların gözlerinden dökülmeyecek hale getiriyor ve gönderiyor.
Sonra, ne ağaçtan ne metalden ne taştan yapılmış bir asa istiyor. Enmerkar, Enki'nin yardımıyla, bir tür kamış ya da başka bir malzemeden böyle bir asa hazırlıyor; bu bölümün ayrıntıları tam anlaşılamıyor.
Sonra, ne siyah ne beyaz ne kahverengi ne kırmızı ne sarı ne de alacalı bir köpek istiyor; iki köpek dövüşsün, kazanan belli olsun. Enmerkar buna da bir cevap buluyor: Rengi olmayan bir kumaşla sarılmış bir köpek.
Her mesaj, bir öncekinden daha uzun. Haberci yorulmaya başlıyor.
Kil ve söz
Ve son mesaj geliyor. Enmerkar'ın sözleri o kadar ağır ki, haberci onu tekrarlayamıyor. İşte o anda Enmerkar, kili düzeltip sözleri üzerine yazıyor. Haberci, tableti Aratta'ya götürüyor. Aratta Beyi tableti eline alıyor, ona bakıyor. Şiirde şöyle bir ifade var: Söylenen söz, bir çivi gibiydi; yüzü kaşlarını çattı.
Aratta Beyi'nin tableti okuyup okuyamadığı belirsiz. Bazı çevirmenler, onun yalnızca baktığını, anlamadığını düşünüyor. Bazıları ise okuduğunu, ama mesajın sertliği karşısında kaşlarını çattığını.
Sonra beklenmedik bir şey oluyor. Fırtına tanrısı İşkur, Aratta'ya yağmur yağdırıyor. Kurumuş tarlalar yeşeriyor, buğday biter. Aratta'nın kıtlığı sona eriyor. Bu, Aratta Beyi'ne güven veriyor. Şiirin sonu ise kırık ve tartışmalı, ama genel olarak iki kent arasında bir tür ticaret ilişkisinin kurulduğu anlaşılıyor: Uruk tahıl, Aratta değerli taşlar veriyor.
Bu sahnede beni en çok etkileyen, yazının bir zorunluluktan doğması. Enmerkar bir dahi gibi oturup yazıyı tasarlamıyor; yorgun bir habercinin tıkanan dili karşısında çaresiz kalıyor ve elindeki kili kullanıyor. İcat, bir sıkıntının cevabı.
Nudimmud'un büyüsü
Şiirin içinde, ayrı bir parça gibi duran bir bölüm var. Enmerkar'ın habercisine öğrettiği bir büyü sözü. Bu sözde, bir zamanlar bütün ülkelerin, Şubur'un, Hamazi'nin, Sümer'in, Uri'nin, Martu'nun, tek bir dille Enlil'e seslendiği bir çağdan söz ediliyor. Sonra Enki, yani Nudimmud, ağızlarındaki dili değiştiriyor; ya da başka bir okumaya göre, dillerin birliğini sağlıyor.
Bu bölüm, Babil Kulesi hikâyesiyle sık sık karşılaştırılıyor. Ama çeviri tartışmalı. Bazı araştırmacılar, Enki'nin dilleri çoğalttığını; başkaları ise dilleri birleştirdiğini, bunun gelecekteki bir altın çağa ait bir dilek olduğunu düşünüyor.
Dört şiirlik bir döngü
Enmerkar ile Aratta arasındaki rekabet, tek bir şiirle sınırlı değil. Sümer edebiyatında bu iki kent hakkında dört şiir var. İkisi Lugalbanda'nın maceralarını anlatıyor; Uruk ordusunun Aratta'ya yürüyüşü sırasında hastalanıp bir mağarada bırakılan Lugalbanda'yı. Bir diğeri, Enmerkar ve Ensuhgirana; orada Aratta'nın beyi Ensuhgirana adıyla anılıyor ve iki kent arasındaki yarış, iki büyücünün yarışmasına dönüşüyor.
Bu dört şiir birlikte okununca, Uruk'un doğudaki dağ ülkesiyle ilişkisini anlatan bir döngü ortaya çıkıyor. Hepsinde Uruk sonunda üstün geliyor; ama Aratta hiçbir zaman tamamen yıkılmıyor. Zengin, uzak, inatçı bir rakip olarak kalıyor.
Ben bu döngüde bir tür saygı da görüyorum. Uruk'un şairleri, Aratta'yı küçümsemiyor. Kentin zenginliğini, sanatkârlarını, beyinin gururunu ciddiye alıyorlar. Belki de çünkü Uruk'un tapınaklarını süsleyen lapis lazuli ve altın, gerçekten o dağlardan geliyordu. Bağımlı olduğunuz birini tamamen aşağılamak zordur.
Şiirin bilinen kopyaları büyük ölçüde Eski Babil dönemine ait ve Nippur ile Ur'dan geliyor. Metin uzun; Sümer destan şiirlerinin en uzunlarından biri.
Tanrılar arasındaki ilişki
Bu şiirde Inanna, iki kral arasında bir hakem gibi. Hem Uruk'un hem Aratta'nın tanrıçası; ama Enmerkar'ı seçiyor. Bu, onun Uruk'la, Eanna tapınağıyla olan özel bağını vurguluyor.
Enki, Enmerkar'ın akıl hocası. Bilmecelere çözüm bulmasında, büyü sözünde Enki'nin bilgeliği görülüyor. İşkur ise beklenmedik bir aktör; Aratta'ya yağmur göndererek dengeyi değiştiriyor. Bu, tanrıların tek bir tarafı mutlak desteklemediğini, her iki kente de bir şeyler verdiğini gösteriyor.
Nisaba, yazı tanrıçası, bu şiirde doğrudan bir rol oynamıyor; ama şiirin sonunda Nisaba'ya bir övgü var. Yazının icadını anlatan bir şiirin onunla bitmesi, çok yerinde.
Akademik okuma
Herman Vanstiphout, 2003'te yayımladığı "Epics of Sumerian Kings" adlı kitabında, Enmerkar ve Aratta Beyi'nin yeni bir çevirisini sundu. Daha önce Sol Cohen, 1973'teki doktora tezinde metnin ilk kapsamlı edisyonunu hazırlamıştı.
Akademide şiir, birkaç açıdan inceleniyor. Biri, yazının kökeni. Arkeolojik olarak, yazı Uruk'ta, MÖ dördüncü binyılın sonlarında ortaya çıktı. Şiirin yazının Uruk'ta icat edildiğini anlatması, bu açıdan ilginç bir örtüşme. Ama şiirdeki yazı, bir mektup; oysa en eski Uruk tabletleri, idari kayıtlar, hesap tutma belgeleri. Yazının ilk kullanımı, bir haberciye yardım değil, tahıl ve koyun saymaktı.
Bir başka açı, ticaret. Uruk ile Aratta arasındaki ilişki, Mezopotamya ile İran yaylası arasındaki uzun mesafe ticaretinin bir yansıması olarak okunuyor. Mezopotamya'da taş ve metal yoktu; bunlar doğudan gelmek zorundaydı. Şiir, bu ekonomik ilişkiyi bir tanrısal ve kraliyet rekabeti olarak anlatıyor.
Arkeolojinin anlattığı icat ile şiirin anlattığı icat farklı, ama ikisi de aynı kentte geçiyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Enmerkar ve Aratta Beyi'ni, Inanna'nın iki farklı kenti kendi çıkarları için kullandığı bir hikâye olarak okudu. Aratta, Sitchin'e göre, Inanna'nın İndus vadisindeki ya da İran'daki bir başka yerleşimiydi.
Nudimmud'un büyüsü ise Sitchin için, dillerin karıştırılmasının, Anunnaki'nin insanları bölmek için yaptığı bir müdahalenin kaydıydı. Babil Kulesi'nin Mezopotamya versiyonu.
Bu okuma, büyü bölümünün tartışmalı çevirisinin bir yorumuna dayanıyor. Ama metinde Enki'nin bir kule yüzünden dilleri karıştırdığına dair bir ifade yok.
Forumlarda Enmerkar
Forumlarda Enmerkar, çoğu zaman Babil Kulesi tartışmalarında anılıyor. "Babil Kulesi'nin Sümer kökeni" başlıklarında, Nudimmud'un büyüsü bir kanıt olarak gösteriliyor. Bazı kullanıcılar, Enmerkar'ın Nemrut ile aynı kişi olduğunu iddia ediyor. Bu iddia, adların benzerliğine dayanıyor ama akademik olarak pek kabul görmüyor.
Bir başka forum tartışmasında, yazının icadı hikâyesi konuşuldu. Bir kullanıcı, bunun "dünyanın ilk patent başvurusu" olduğunu esprili bir şekilde yazdı. Bir başkası ise hikâyenin, yazının icadından yüzyıllar sonra yazıldığını, yani bir efsane olduğunu hatırlattı.
Bir başka okurun sorusu da aklımda kaldı: Aratta Beyi tableti okuyamıyorsa, Enmerkar neden yazdı? Belki de cevap şu: İlk mektup, alıcıyı bilgilendirmekten çok onu etkilemek için yazıldı.
SohbeX teorisi: Yorgun haberci
Bu bölüm spekülatif.
Enmerkar'ın habercisinin ağzının ağırlaşması, bana bir gerçek deneyimin edebi yansıması gibi geliyor. Belki de şiirin yazarı, kendisi bir haberci ya da bir yazıcıydı. Uzun mesajları ezberlemenin, hatasız aktarmanın zorluğunu biliyordu. Ve yazıyı, bu zorluğa bir çözüm olarak gördü.
Eğer öyleyse, şiir, yazıcıların kendi mesleklerine bir övgü. Yazı, insanların hafızasını rahatlatan, haberciyi yükten kurtaran bir armağan.
Size soru
Bir mesajı unutmamak için yazıya geçirdiğiniz ilk anı hatırlıyor musunuz? Belki bir alışveriş listesi, belki bir not. Enmerkar'ın habercisi, bunu ilk yapan kişi olarak hayal edildi. Bugün telefonumuza not alırken, aynı yolu yürüyoruz.
Giriş yap