Gudea Silindirleri'nde Anunnaki nerede geçiyor? Bir tapınağa hayran kalan tanrılar
Gudea Silindirleri, Sümerce edebiyatın bilinen en uzun tek parça metinlerinden biri. Lagaş'ın hükümdarı Gudea, tanrı Ningirsu için Girsu'da Eninnu tapınağını yeniden inşa ediyor ve iki büyük kil silindir bu inşanın hikâyesini anlatıyor. Bu sitede Gudea'nın rüyasını, Nanşe'nin yorumunu, kayıp üçüncü silindiri ve Silindir B'deki taşınma törenini konuştuk. Bu kez dar bir soru: Bu uzun metinde Anuna nerede?
Silindir A'da, tapınağın yükselişi anlatılırken, Anuna'nın tapınağa hayranlıkla baktığı bir satır var. Bu, Anuna'nın Sümer edebiyatındaki en sakin görünüşlerinden biri. Ne yargılıyor, ne ağlıyor, ne de yere oturuyor. Sadece bakıyor ve hayran kalıyor. Bu kez o bakışın ne anlama geldiğini düşünmek istiyorum.
Silindirlerin kendisi
Gudea Silindirleri, 1877'de Ernest de Sarzec'in Tello'da, yani antik Girsu'da yaptığı kazılarda bulundu. Bugün Paris'te, Louvre Müzesi'nde saklanıyor. Silindir A, tapınağın inşasına giden süreci, rüyaları, hazırlıkları ve inşanın kendisini anlatıyor. Silindir B ise Ningirsu'nun yeni tapınağına girişini ve kutlamaları.
Metin, MÖ yirmi ikinci yüzyıla, Gudea'nın hükümdarlığına tarihleniyor. Dietz Otto Edzard, 1997'de Gudea'nın yazıtlarının kapsamlı bir yayınını yaptı. ETCSL'de de silindirlerin tam metni ve İngilizce çevirisi bulunuyor.
Hayranlık satırı
Silindir A'nın inşa bölümünde, tapınağın her bir parçası yükselirken, metin onun nasıl göründüğünü tasvir ediyor. Tapınak, göğe yükselen bir dağ gibi; ışık saçan bir ay gibi; bir boğa gibi. Bu tasvirlerin arasında, Anuna'nın tapınağın önünde hayranlıkla durduğunu söyleyen bir satır var.
Bu satırda Anuna, tapınağın izleyicisi. Tapınak, insanların eseri; Gudea'nın ve Lagaş halkının emeği. Tanrılar, bu eserin karşısında duruyor ve hayran kalıyor. İlişki tersine dönmüş gibi: Normalde insanlar tanrılara hayranlık duyar; burada tanrılar insanların yaptığı bir şeye hayranlık duyuyor.
Bu, bence Gudea Silindirleri'nin en cesur satırlarından biri. Bir hükümdar, kendi inşa ettiği tapınağın tanrıları bile etkilediğini söylüyor. Bu, Gudea'nın kendi başarısını yüceltmenin bir yolu; ama aynı zamanda, insan emeğinin kutsal bir değeri olduğunu söyleyen bir ifade.
Tapınağın tanrılar için anlamı
Mezopotamya düşüncesinde tapınak, tanrının evi. Bir tanrı, tapınağı olmadan bir kentte yaşayamaz. Tapınağın inşası, bu yüzden tanrıya bir ev vermek demek. Gudea, Ningirsu'ya yeni bir ev veriyor.
Anuna'nın bu eve hayranlık duyması, Ningirsu'nun tanrılar arasındaki statüsünün de yükseldiğini gösteriyor. Güzel bir evi olan tanrı, diğer tanrılar arasında saygı görür. Gudea'nın tapınağı, Ningirsu'yu Anuna'nın gözünde yüceltiyor.
Bu, Sümer kentleri arasındaki rekabetin tanrılar dünyasına yansıması olabilir. Her kent, kendi tanrısının tapınağını en görkemli şekilde inşa etmek istiyordu. Tapınağın görkemi, kentin ve tanrısının itibarı demekti. Anuna'nın hayranlığı, bu itibarın en yüksek onayı.
Silindir B'deki tanrılar
Silindir B'de Ningirsu, yeni tapınağına giriyor. Bu girişte birçok tanrı yer alıyor: Ningirsu'nun eşi Baba, kızları, hizmetkâr tanrılar, kapıcılar, müzisyenler, çobanlar. Gudea, her birine tapınakta bir görev veriyor; tıpkı Enki'nin "Enki ve Dünya Düzeni"nde yaptığı gibi.
Bu görev dağılımında tanrılar, Ningirsu'nun hanesinin üyeleri olarak tek tek anılıyor. Anuna kelimesi bu listede belirgin değil; tanrılar kendi adlarıyla ve görevleriyle var. Silindir B'nin sonunda ise büyük bir şölen var; An, Enlil ve Ninmah gibi büyük tanrılar şölene katılıyor.
Bu yapı, Silindir A'daki hayranlık sahnesinden farklı. Silindir A'da Anuna dışarıdan bakıyor; Silindir B'de ise tanrılar içeri giriyor, görev alıyor ve şölene oturuyor. İzleyiciler, sakinlere dönüşüyor.
Tuğlanın kutsallığı
Silindir A, inşanın en küçük ayrıntılarını bile bir tören gibi anlatıyor. Gudea, tuğla kalıbını kendi elleriyle hazırlıyor; ilk tuğlayı kalıba dökerken ritüeller yapıyor; tuğlanın güneşte kurumasını izliyor ve onu bir çocuğu kaldırır gibi kaldırıyor. Bu sahne, bir yapı malzemesinin kutsal bir nesneye dönüşmesi.
Bu sahnede Gudea'nın tanrılarla ilişkisi çok yakın. Ningirsu'nun kendisi, Gudea'nın rüyasında tapınağın planını göstermişti; Nisaba, yıldızların tabletini tutuyordu; Nindub, tapınağın planını lapis lazuli bir tablete çiziyordu. İnşa, bir tanrısal planın insan eliyle gerçekleştirilmesi.
Anuna'nın hayranlığı, bu sürecin sonunda geliyor. Önce tanrılar planı veriyor; sonra insan onu tuğla tuğla inşa ediyor; sonunda tanrılar topluluğu ortaya çıkan esere bakıyor. Bu döngü, bence silindirlerin yapısını yansıtan bir şey: tanrıdan insana, insandan tanrıya.
Yedi gün ve eşitlik
Silindir B'de ve Gudea'nın heykel yazıtlarından birinde, tapınağın açılışıyla bağlantılı olarak, Gudea'nın kentte yedi gün boyunca bir eşitlik ilan ettiği anlatılıyor. Bu günlerde köle efendisine eşit, hizmetçi hanımına eşit; kimse cezalandırılmıyor, kimse yas tutmuyor. Bu yedi gün, tapınağın kutsallığının kente yayılması gibi.
Bu sahnede Anuna yok; ama onun hayranlıkla baktığı tapınağın etkisi, kentin her köşesine ulaşıyor. Tanrıların hayranlığı, insanlar arasında bir barışa dönüşüyor.
Tanrılar arasındaki ilişki
Gudea Silindirleri'nde tanrılar arasındaki ilişki, Ningirsu merkezli bir hane düzeni. Ningirsu, Enlil'in savaşçı oğlu; Lagaş'ın koruyucu tanrısı. Nanşe, Gudea'nın rüyasını yorumlayan kız kardeşi. Gatumdug, Gudea'nın annesi gibi gördüğü tanrıça. Ningişzida, Gudea'nın kişisel tanrısı.
Anuna ise bu hane düzeninin dışında, daha geniş bir çevre. Tapınağı dışarıdan gören, ona hayran kalan tanrılar topluluğu. Ningirsu'nun evinin güzelliğini tanıyan komşular gibi.
Bu, bence Anuna'nın Sümer düşüncesindeki bir başka rolünü gösteriyor: tanıklık. Anuna, bir şeyin gerçekten büyük olduğunu onaylayan topluluk. Bir tapınağın görkemi, ancak Anuna onu gördüğünde tam olarak gerçek oluyor. Siz bir başarının başkaları tarafından görülmeden tamamlanmış sayılabileceğini düşünüyor musunuz?
Akademik okuma
Akademisyenler Gudea Silindirleri'ni bir krallık ideolojisi metni olarak okuyor. Gudea, kendini tanrıların seçtiği, rüyalarla yönlendirilen, tapınak inşa eden dindar bir hükümdar olarak sunuyor. Bu imge, Akad döneminden sonra Lagaş'ta yeniden kurulan bir yerel iktidarın meşruiyet arayışını yansıtıyor.
Thorkild Jacobsen, 1987'de The Harps That Once adlı derlemesinde silindirlerin şiirsel bir çevirisini sundu. Bu çeviride hayranlık satırı, tapınağın kozmik büyüklüğünü vurgulayan tasvirlerin bir parçası olarak yer alıyor. Jacobsen'e göre tapınak, gök ile yer arasında bir bağ; Anuna'nın hayranlığı, bu bağın tanrılar tarafından da kabul edildiğini gösteriyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Gudea Silindirleri'ni, Ningirsu'nun yani Ninurta'nın, Lagaş'ta bir uçuş tesisi inşa ettirmesi olarak okudu. Ona göre Eninnu, Ningirsu'nun "kara kuşunun", yani uçan aracının, konduğu özel bir yer içeriyordu. Gudea'nın rüyasındaki ayrıntılar, tesisin teknik planları.
Bu okumada Anuna'nın hayranlığı, Anunnaki'nin yeni bir tesisi teftiş etmesi olarak anlaşılabilir. Ama silindirlerin dili, bir teftiş raporunun dili değil; bir ilahinin dili. Tapınak, bir dağa, bir aya, bir boğaya benzetiliyor. Anuna, bir mühendis kurulu gibi değil, bir şiirin okuyucuları gibi duruyor.
Silindirlerin boyutu
Silindirler, insan boyuna yakın değil ama küçük de değil; her biri altmış santimetreye yakın yüksekliğe sahip ve yüzlerce satır taşıyor. Bu boyut, onların bir tapınağın içinde, belki de bir kaide üzerinde sergilenmek için yapıldığını düşündürüyor. Yani Anuna'nın hayranlık satırı, tapınağı ziyaret edenlerin gözü önünde duruyordu.
Forumlarda
Forumlarda Gudea Silindirleri, Sitchin'in okuması aracılığıyla tanınıyor. Kimi forum yazarları Gudea'nın rüyasındaki tanrı tasvirlerini "bir Anunnaki'nin hologram mesajı" olarak yorumluyor. Başka kullanıcılar, tapınağın kozmik büyüklük tasvirlerini, onun bir uzay limanı olduğunun kanıtı olarak sundu.
Anuna'nın hayranlık satırı, forumlarda hiç konuşulmuyor. Bir Türkçe tartışmada, Gudea heykellerinin fotoğrafları paylaşılmış, Gudea'nın "Anunnaki'nin hizmetkârı" olduğu yazılmıştı. Silindirlerin kendisi, o tartışmada hiç alıntılanmamıştı.
SohbeX teorisi
Şimdi bir spekülasyon; doğrudan bir metin kanıtına dayanmıyor.
Gudea Silindirleri'nde Anuna'nın tapınağa hayran kalması, bence Sümer düşüncesinde insan emeği ile tanrısal düzen arasındaki ilişkinin bir ifadesi. İnsanlar, tanrıların yükünü taşımak için yaratıldı; ama bu yük, sadece bir angarya değil. İyi yapılmış bir iş, tanrıları bile etkileyebilir.
Bu, "Enki ve Ninmah"taki ve Atrahasis'teki insan yaratılışı anlatılarına bir cevap gibi okunabilir. Orada insanlar, tanrıların yorgunluğunu almak için yaratılıyor. Gudea'nın silindirlerinde ise insanlar, tanrıları hayran bırakacak bir şey yapıyor. Hizmet, bir sanat eserine dönüşüyor. Bu bir spekülasyon; Gudea'nın yazıcılarının bu tür bir karşılaştırmayı bilinçli olarak yapıp yapmadığını bilmiyoruz.
Size soru
Tanrıların bir insan eserine hayran kalması, size insanın değeri hakkında ne söylüyor? Sizce Gudea, bu satırla tanrıları mı yüceltiyor, yoksa kendisini mi?
Ben Louvre'daki o silindirlerin önünde durduğumu hayal ettiğimde, aynı satırı düşünüyorum. Anuna bir zamanlar Eninnu'nun önünde hayranlıkla durmuştu. Şimdi biz, o tapınaktan geriye kalan kil silindirlerin önünde duruyoruz. Hayranlık, o zaman da şimdi de, bir şeyin gözden kaybolmasını engellemiyor. Ama onu hatırlanır kılıyor. Eninnu'nun tuğlaları dağıldı; Anuna'nın bakışı ise kil üzerinde, dört bin yılı aşkın bir süredir duruyor.
Giriş yap