Giriş yap
🏺 Anunnaki

Grotefend: bir iddia, üç kral adı ve çivi yazısının ilk kapısı

1802'nin yazında, Almanya'nın Göttingen kentinde, yirmi yedi yaşında bir okul öğretmeni, bir arkadaşıyla iddiaya girdi. İddia şuydu: o güne kadar kimsenin okuyamadığı Persepolis yazıtlarını çözebilirdi. Öğretmenin elinde, Persepolis'e hiç gitmemiş biri için yalnızca birkaç yazıtın kopyası vardı. Birkaç hafta sonra, bu yazıtlardaki üç kral adını okuduğunu ilan etti.

Bu öğretmen, Georg Friedrich Grotefend'di. Onun bu iddiası, çivi yazısının çözümünün ilk adımı oldu. Grotefend'in okuduğu yazıtlar Eski Farsçaydı, Mezopotamya'nın dili Akadca değil. Ama Eski Farsçanın çözülmesi olmadan, Behistun'un üç dilli yazıtı da çözülemezdi; Behistun olmadan da Akadca ve sonra Sümerce okunamazdı. Yani Anunnaki metinlerine giden yol, Göttingen'de bir iddia ile başladı. Ben bu hikâyede, bir tahminin, doğru sorularla birleştiğinde ne kadar ileri gidebildiğini görüyorum.

Niebuhr'un kopyaları

Grotefend'in çalıştığı kopyalar, bir başka maceranın ürünüydü. 1761'de Danimarka kralı, Arabistan ve Yakın Doğu'yu keşfetmek için bir bilimsel heyet gönderdi. Heyetin altı üyesinden beşi, yolculuk sırasında hastalıklar nedeniyle öldü. Hayatta kalan tek üye, Alman kökenli matematikçi ve haritacı Carsten Niebuhr'du.

Niebuhr, 1765'te Persepolis'i ziyaret etti ve buradaki yazıtları büyük bir özenle kopyaladı. Kopyalarında, yazıtların üç farklı türde çivi yazısıyla yazıldığını fark etti ve bunları ayırt etti. Ayrıca en sade görünen yazı türünün yaklaşık kırk iki işaretten oluştuğunu ve bu yüzden alfabetik bir yazı olabileceğini öne sürdü. Bu gözlem, sonraki çözüm çalışmaları için çok değerliydi.

Niebuhr'un kopyaları, 1770'lerde yayımlandı ve Avrupa'daki araştırmacıların elinde Persepolis yazıtlarının ilk güvenilir kopyaları oldu.

Grotefend'in yöntemi

Grotefend'in yöntemi, dikkatli bir mantık yürütmeye dayanıyordu. İlk olarak, Persepolis'in Ahameniş kralları tarafından inşa edildiğini biliyordu. Yazıtların, bu kralların adlarını ve unvanlarını içermesi muhtemeldi.

İkinci olarak, Fransız dil bilimci Silvestre de Sacy'nin, Sasani dönemine ait Orta Farsça yazıtlar üzerine yaptığı çalışmaları biliyordu. Bu yazıtlarda, krallar genellikle aynı kalıpla tanıtılıyordu: "X, büyük kral, kralların kralı, Y'nin oğlu". Grotefend, Ahameniş yazıtlarının da benzer bir kalıp kullanmış olabileceğini düşündü.

Üçüncü olarak, Persepolis yazıtlarında, sık sık tekrarlanan bir işaret grubunun, "kral" kelimesi olabileceğini tahmin etti. Sonra, iki farklı yazıtta, farklı kral adlarıyla başlayan ama aynı kalıbı izleyen metinler buldu. Bir yazıtta, kralın babasının adı, "kral" unvanı olmadan geçiyordu. Yani bu kralın babası kral değildi.

Grotefend, Ahameniş hanedanının tarihini Yunan kaynaklarından biliyordu. Babası kral olmayan bir Ahameniş kralı kimdi? Dareios'tu; babası Hystaspes, yani Farsça adıyla Vištaspa, kral değildi. Dareios'un oğlu ise Kserkses'ti. Grotefend, bu mantıkla, iki yazıttaki adları Dareios, Kserkses ve Hystaspes olarak okudu.

Bir yazıyı, harflerini bilmeden, yalnızca bir hanedanın soy ağacını düşünerek okumaya çalışmak size nasıl görünüyor?

Kabul görmeyen başarı

Grotefend, bulgularını 1802'de Göttingen Bilimler Akademisi'ne sundu. Ancak akademi, bulgularını tam olarak yayımlamadı. Bir okul öğretmeninin, profesyonel bir dil bilimci olmadan, böyle bir iddiada bulunması, şüpheyle karşılandı. Grotefend'in çalışması, ancak 1815'te, tarihçi Arnold Heeren'in bir kitabının ekinde geniş olarak yayımlandı.

Grotefend, üç kral adını doğru okumuştu; ama işaretlerin ses değerlerinin bir kısmını yanlış belirlemişti. Ayrıca Eski Farsça dilini yeterince bilmediği için, yazıtların geri kalanını okuyamadı. Sonraki on yıllarda, Rasmus Rask, Eugène Burnouf, Christian Lassen ve Henry Rawlinson gibi araştırmacılar, Eski Farsça çivi yazısının çözümünü tamamladı.

Çözümün tamamlanması

Grotefend'den sonra, Eski Farsça çivi yazısının çözümü, birkaç araştırmacının katkılarıyla ilerledi. Danimarkalı dil bilimci Rasmus Rask, 1820'lerde, Eski Farsçanın Avesta diliyle yakın akraba olduğunu fark etti ve çoğul eki gibi bazı işaretleri doğru okudu. Fransız Eugène Burnouf ve Norveç kökenli Alman Christian Lassen, 1836'da birbirinden bağımsız olarak, Persepolis yakınlarındaki Nakş-ı Rüstem'deki bir yazıtta geçen halk adları listesini kullanarak, işaretlerin çoğunun ses değerini belirledi.

Bu çalışmalar, Eski Farsça yazısının yarı alfabetik bir sistem olduğunu, yani işaretlerin çoğunun bir ünsüz ve bir ünlüyü birlikte gösterdiğini ortaya koydu. Rawlinson ise, Behistun'daki uzun Eski Farsça metni kopyalayıp çözerek, bu çalışmaları tamamladı.

Tanrılar arasındaki ilişki: Kserkses'in "daiva" yazıtı

Grotefend'in ilk okuduğu adlardan biri olan Kserkses, Mezopotamya tanrılarının tarihinde ilginç bir yere sahip. 1930'larda Persepolis'te bulunan ve "daiva yazıtı" olarak bilinen bir yazıtta, Kserkses, bir ülkede "daiva"lara tapınıldığını, kendisinin bu tapınakları yıktığını ve daivalara tapınmayı yasakladığını söylüyor. Bunun yerine, Ahuramazda'ya tapınılmasını emrettiğini anlatıyor.

Daivaların kim olduğu ve hangi ülkeden söz edildiği tartışmalı. Bazı araştırmacılar, bu yazıtın, Kserkses'in saltanatının başında Babil'de çıkan isyanlarla ilişkili olabileceğini öne sürdü. Bu görüşe göre, Kserkses, isyanları bastırdıktan sonra, Babil'in tanrılarına karşı sert önlemler almış olabilir. Herodot, Kserkses'in Babil'deki Bel tapınağından büyük bir altın heykeli götürdüğünü anlatıyor; bazı araştırmacılar bunu Marduk'un heykeliyle ilişkilendiriyor.

Ancak bu yorumlar tartışmalı. Son yıllarda araştırmacılar, Babil kaynaklarında Kserkses döneminde Marduk kültünün sona erdiğine dair açık bir kanıt olmadığını vurguluyor. Esagila'daki ritüellerin, sonraki dönemlerde de sürdüğü biliniyor.

Bu tartışma, Grotefend'in Persepolis'te okuduğu ilk adların, Mezopotamya tanrılarının kaderiyle nasıl kesiştiğini gösteriyor. Ahuramazda'nın kralı, belki de Marduk'un rakibiydi.

Persepolis'in tabletleri ve başka tanrılar

Persepolis'in yazıtları yalnızca saray duvarlarında değildi. 1930'larda, Chicago Üniversitesi Doğu Enstitüsü'nün kazıları sırasında, Persepolis'in surlarında on binlerce kil tablet ve parça bulundu. Bunlar, "Persepolis Tahkimat Tabletleri" olarak biliniyor ve çoğunlukla Elamca yazılmış idari belgeler. Tabletler, Dareios döneminde, işçilere, memurlara ve yolculara dağıtılan erzakları kaydediyor.

Bu tabletler, tanrılar açısından da şaşırtıcı bilgiler içeriyor. Bazı tabletlerde, çeşitli tanrılara yapılan sunular için verilen erzaklar kaydediliyor. Bu tanrılar arasında Ahuramazda var; ama Elam tanrısı Humban ve Mezopotamya kökenli fırtına tanrısı Adad gibi başka tanrılar da var. Hollandalı araştırmacı Wouter Henkelman, bu tabletler üzerine yaptığı çalışmada, Ahameniş devletinin farklı halkların tanrılarına sunular için kaynak ayırdığını gösterdi.

Bu bulgu, Kserkses'in daiva yazıtını da farklı bir bağlama yerleştiriyor. Dareios döneminde, saray yönetimi, yalnızca Ahuramazda'yı değil, Elam ve Mezopotamya tanrılarını da destekliyordu. Bu, Ahameniş dininin, sonraki Zerdüştçülükten farklı olarak, daha kapsayıcı bir yapıya sahip olabileceğini düşündürüyor.

Grotefend'in okuduğu kralların sarayında, Adad'a sunu yapıldığını bilmek, size Pers ve Mezopotamya dünyalarının ne kadar iç içe olduğunu göstermiyor mu?

Akademik okuma

Akademik çevrelerde Grotefend, çivi yazısının çözümünün öncüsü olarak kabul ediliyor. Araştırmacılar, onun yönteminin, bilinmeyen bir yazıyı çözmek için kullanılan klasik bir yaklaşımın örneği olduğunu vurguluyor: bilinen tarihsel bilgileri, özellikle özel adları, kullanarak işaretlerin ses değerlerini belirlemek. Champollion da Mısır hiyerogliflerini çözerken, Ptolemaios ve Kleopatra adlarından yola çıkmıştı.

Grotefend'in çalışmasının geç kabul görmesi, bilim tarihinde dışarıdan gelen araştırmacıların karşılaştığı zorlukların bir örneği olarak anılıyor.

Grotefend, Göttingen'de öğretmenlik yapmayı sürdürdü ve sonra Hannover'de bir lisenin müdürü oldu. Hayatı boyunca, çivi yazısı üzerine çalışmaya devam etti; ama ilk keşfinin ününe bir daha ulaşamadı.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Grotefend'den söz etmedi. Ama Grotefend'in yöntemi, Sitchin'in yöntemiyle ilginç bir karşıtlık oluşturuyor. Grotefend, bilinen tarihsel bilgileri kullanarak, sınanabilir tahminler yaptı ve bu tahminler sonraki çalışmalarla doğrulandı. Sitchin ise, Sümerce kelimelere yeni anlamlar yüklerken, bu anlamları bağımsız olarak sınanabilir biçimde ortaya koymadı.

Forumlarda

Forumlarda Grotefend'in hikâyesi, genellikle "iddiaya girip bir yazıyı çözen öğretmen" olarak anlatılıyor. Bu anlatı, çoğu zaman romantikleştiriliyor ve Grotefend'in tüm yazıyı çözdüğü izlenimi veriliyor. Bazı kullanıcılar, gerçekte yalnızca birkaç işareti doğru okuduğunu ve işin büyük kısmının başkaları tarafından tamamlandığını hatırlatıyor.

Bazı başlıklarda ise Grotefend'in iddiasının ayrıntıları da tartışılıyor. Kaynaklarda, iddiaya girdiği arkadaşının adı farklı biçimlerde geçiyor ve iddianın nasıl başladığı konusunda anlatılar değişiyor. Bu tür küçük farklılıklar, bir hikâyenin zamanla nasıl efsaneye dönüştüğünü de gösteriyor. Siz bu tür kurucu hikâyelere ne kadar güveniyorsunuz?

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Grotefend'in hikâyesi, tanrıların değil, kralların adlarıyla başladı ve bu tesadüf değildi. Persepolis'in yazıtları, Ahameniş krallarının kendi adlarını ve soylarını ilan ettikleri metinlerdi. Grotefend, bu adları okuyarak, sonraki kuşakların Marduk'un, Enlil'in ve Enki'nin adlarını okuyabileceği yolu açtı.

Belki de çivi yazısının ilk çözülen kelimelerinin "kral" ve "kralların kralı" olması, Mezopotamya'nın tanrılar dünyasına giden yolun, insan krallarının kibirli unvanlarından geçtiğini gösteriyor.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Grotefend'in hikâyesini daha önce duymuş muydunuz? Bir yazıyı, hanedanın soy ağacından yola çıkarak çözmeye çalışmak size nasıl geliyor? Sizce dışarıdan gelen araştırmacılar, uzmanların göremediği şeyleri görebilir mi? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap