Giriş yap
🏺 Anunnaki

Görev dağıtan tanrı: "Enki ve Dünya Düzeni" bir organizasyon şeması mı?

Bir şirketin yeni bir müdürü atandığında ilk yaptığı şeylerden biri, kimin ne iş yapacağını belirlemektir. Departmanlar kurulur, sorumlular atanır, herkesin görev tanımı yazılır. Sümer edebiyatında bunun en güzel örneklerinden biri, bir tanrının dünyayı bir organizasyon şeması gibi düzenlediği uzun bir şiir: "Enki ve Dünya Düzeni". Ve bu şiirin sonunda, görev alamadığı için şikâyet eden bir tanrıça var.

Enki'yi bu seride sık sık andım: Suların efendisi, sazlık duvara fısıldayan, meclise karşı çıkan, heykellerin ağzını açan. Ama onun kendi ağzından konuştuğu, kendini övdüğü ve dünyayı düzenlediği bu metni ayrıca ele almamıştım. Şimdi bu şiirin kısaca ne anlattığına bakalım.

Kendini öven tanrı

Şiir, Enki'ye yönelik bir övgüyle başlıyor; sonra Enki kendisi konuşmaya başlıyor. Ve oldukça uzun bir süre kendini övüyor. Babasının An, ağabeyinin Enlil olduğunu, kaderleri belirleme yetkisinin kendisine verildiğini, Abzu'daki evinin ne kadar görkemli olduğunu anlatıyor. Anunna tanrılarının onun önünde dua ettiğini söylüyor.

Bu bölüm modern bir okura biraz tuhaf gelebilir. Bir tanrının bu kadar uzun süre kendini övmesi, alçakgönüllülük beklentimize ters düşüyor. Ama Sümer edebiyatında bu tür kendini övme şiirleri yaygın bir türdü. Krallar da benzer şiirlerle kendilerini övüyordu. Bu, bir kibir gösterisi değil, bir yetki beyanıydı.

Ülkelere yolculuk

Kendini övdükten sonra Enki, bir tekneyle yolculuğa çıkıyor ve farklı ülkelere uğrayarak onların kaderlerini belirliyor. Önce Sümer'i kutsuyor, ona bolluk ve otorite veriyor. Sonra Ur'u, sonra Meluhha'yı, yani büyük olasılıkla İndus vadisini, sonra Dilmun'u, yani bugünkü Bahreyn çevresini kutsuyor.

Bu ülkelerin her biri için ayrı bir kutsama söylüyor. Meluhha'nın ağaçlarının yüksek, kuşlarının renkli, gümüşünün bol olmasını diliyor. Dilmun'a ise başka bir bereket veriyor. Ama Elam ve Marhaşi gibi bazı ülkelere karşı tavrı farklı; metnin bu kısmı bozuk, ama bu ülkelerin mallarının ele geçirilmesi gibi bir şeyden söz edildiği anlaşılıyor.

Bu yolculuk, Sümer'in ticaret dünyasının bir haritası gibi. Meluhha ve Dilmun, Sümer'in deniz yoluyla ticaret yaptığı uzak ülkelerdi. Enki'nin onları kutsaması, bu ticaret ilişkilerinin tanrısal bir onay alması gibi okunabilir.

Görev dağıtımı

Şiirin en uzun ve en ilginç bölümü, Enki'nin dünyanın çeşitli işlerini farklı tanrılara atadığı kısım. Dicle ve Fırat'ı suyla dolduruyor ve kanalların sorumluluğunu Enbilulu'ya veriyor. Denizin ve sazlıkların sorumluluğunu Nanşe'ye veriyor. Yağmuru ve rüzgârı İşkur'a bırakıyor. Sabanı ve ekilen tarlaları Enkimdu'ya, tahılı Aşnan'a, tuğla kalıbını Kulla'ya, bina inşasını Mušdama'ya, bozkırı ve hayvanları Şakkan'a, ağılları ve sürüleri Dumuzi'ye, sınırları ve adaleti Utu'ya, dokumayı ise Uttu'ya veriyor.

Bu liste, Sümer ekonomisinin bir envanteri gibi. Her iş kolunun bir tanrısı var ve bu tanrıların hepsi Enki tarafından atanıyor. Enki, bu açıdan bir tür "bakanlar kurulu başkanı" gibi davranıyor. Tanrıların her birine bir bakanlık, bir sorumluluk alanı veriyor.

Bu bölümü okurken, bir tanrının ne kadar uzun bir listeyle dünyayı tarif ettiğine şaşırıyorum. Hiçbir iş atlanmamış gibi. Kanal da var, tuğla da var, dokuma da var. Bu, Sümerlerin kendi dünyalarını nasıl düşündüğünü gösteren bir belge.

İnanna'nın şikâyeti

Ve sonra İnanna geliyor. Görev dağıtımı bittiğinde, İnanna Enki'ye gidip şikâyet ediyor. Bütün kız kardeşlerine, bütün tanrıçalara bir görev verildiğini, ama kendisine hiçbir şey verilmediğini söylüyor. Aruru'ya doğum, Ninisina'ya şifa, Nisaba'ya ölçü ve yazı, Nanşe'ye balıklar verilmiş. Peki İnanna'ya ne verilmiş?

Enki'nin cevabı çok ilginç. İnanna'ya aslında ne kadar çok yetkisi olduğunu hatırlatıyor. Çobanın asasını, savaşın sözlerini, savaş alanındaki gücü, kadınların ve erkeklerin konuşmalarını ona verdiğini söylüyor. Yani İnanna'nın yetkisi, tek bir iş kolu değil, savaş, aşk ve toplumsal hayatın karmaşık alanları.

Bu sahne, İnanna'nın karakterini çok iyi yansıtıyor. Hiçbir zaman yeterince yetkisi olmadığını düşünen, sürekli daha fazlasını isteyen bir tanrıça. "İnanna ve Enki" metninde de Enki'yi sarhoş edip ondan ilahi yetkileri, yani me'leri alıyordu. Burada da aynı karakter, daha resmi bir dille karşımıza çıkıyor.

Enki'nin kendi kenti

Görev dağıtımından önce şiir, Enki'nin Eridu'daki evine de uzun bir bölüm ayırıyor. Abzu'daki tapınağın görkemi, oraya gelen tanrıların saygısı, tapınaktaki müzik aletleri ve rahiplerin ilahileri anlatılıyor. Bu bölüm, Eridu'nun Sümer dünyasındaki prestijini gösteriyor. Enki, dünyayı düzenlemeye kendi evinden başlıyor.

Burada bir ayrıntı dikkat çekici. Enki'nin teknesi, ülkeler arasında dolaşırken Eridu'dan yola çıkıyor ve oraya dönüyor. Yani bütün düzenleme, Eridu merkezli bir hareket. Bu, Eridu'nun bir zamanlar Sümer'in dini ve kültürel merkezlerinden biri olduğunu hatırlatıyor. Daha sonraki dönemlerde Nippur'un ve Babil'in gölgesinde kalan bu kent, bu şiirde hâlâ dünyanın ekseni.

Tanrılar arasındaki ilişki

"Enki ve Dünya Düzeni", Enki'nin tanrılar arasındaki yerini çok net gösteriyor. O, kaderleri belirleyen, görevleri dağıtan, dünyayı düzenleyen bir figür. Ama kendisi bunu Enlil'in ve An'ın onayıyla yapıyor. Şiirde Enki, An'ın oğlu ve Enlil'in kardeşi olarak kendini tanıtıyor ve yetkilerinin onlardan geldiğini vurguluyor.

Bu, Sümer panteonunun bir tür iş bölümü olduğunu gösteriyor. An en yüksek otorite, Enlil yürütme gücü, Enki ise düzenleme ve organizasyon. Bu üçlü, bir devletin üç yüzü gibi işliyor.

İnanna'nın şikâyeti ise bu düzenin içindeki bir gerilimi gösteriyor. Düzen ne kadar mükemmel kurulursa kurulsun, birileri kendini dışarıda bırakılmış hissediyor. İnanna, bu dışarıda bırakılmışlığın sesi.

Akademik okuma

Bu şiiri ilk kez bütün olarak yayımlayan ve inceleyen çalışmalardan biri, Carlos Benito'nun 1969'da Pennsylvania Üniversitesi'nde yaptığı doktora tezi. Sonradan Oxford'daki Sümer Edebiyatı Elektronik Metin Derlemi, yani ETCSL, metnin çevrimiçi bir çevirisini sundu.

Akademisyenler bu şiiri, Sümer'in dünya görüşünü anlamak için en önemli kaynaklardan biri olarak görüyor. Samuel Noah Kramer, şiirin Sümer kültürünün bir "envanteri" olduğunu düşünüyordu. Thorkild Jacobsen ise Enki'nin bu şiirde bir organizatör, bir yönetici olarak tasvir edildiğini vurguladı.

Şiirin tarihlendirilmesi konusunda tartışmalar var. Elimizdeki kopyalar çoğunlukla Eski Babil dönemine ait, ama metnin daha eski bir geleneğe dayandığı düşünülüyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, "Enki ve Dünya Düzeni"ni Enki'nin Dünya'yı bir Anunnaki kolonisi olarak örgütlemesinin bir kaydı olarak okudu. Ona göre Enki'nin görev dağıtımı, kolonideki farklı birimlerin, yani tarım, inşaat, su yönetimi gibi bölümlerin, farklı Anunnaki liderlere verilmesiydi. Meluhha ve Dilmun'a yolculuk ise Enki'nin Dünya'daki farklı bölgeleri haritalaması ve paylaştırması olarak yorumlandı.

Bu okuma, metnin yapısına aslında oldukça uygun düşüyor. Şiir gerçekten bir organizasyon belgesi gibi. Ama Sitchin'in okumasında atlanan şey, bu organizasyonun Sümerlerin kendi ekonomisinin bir yansıması olması. Kulla'nın tuğla kalıbı, Uttu'nun dokuması, Enkimdu'nun sabanı; bunlar uzay kolonisinin değil, Sümer köylerinin işleri.

Akademik okuma ile Sitchin'in okuması burada ilginç bir şekilde yakınlaşıyor ve ayrılıyor. İkisi de şiirin bir organizasyon belgesi olduğunu kabul ediyor. Ama biri bunu Sümer toplumunun aynası olarak, öteki ise bir uzaylı kolonisinin yönetim planı olarak görüyor.

Forumlarda Enki ve Dünya Düzeni

Forumlarda bu şiir nispeten az biliniyor. Ama İnanna'nın şikâyeti sahnesi zaman zaman paylaşılıyor ve kullanıcılar arasında eğlenceli tartışmalara yol açıyor. Bir kullanıcı, İnanna'nın şikâyetini "bütün iş yerlerindeki o meslektaş" diye tarif etti. Bir başkası, aslında İnanna'nın haklı olduğunu, çünkü görev dağıtımında ona özel bir alan verilmediğini, onun alanının belirsiz bırakıldığını yazdı.

Alternatif tarih forumlarında ise Meluhha'ya yapılan yolculuk üzerinde duruluyor. Bazı kullanıcılar, Enki'nin İndus vadisine gitmesini Anunnaki'nin Hindistan'daki varlığının kanıtı olarak görüyor. Akademik çevrelerde ise Meluhha'nın Sümer ile deniz yoluyla ticaret yapan bir bölge olduğu kabul ediliyor ve İndus mühürlerinin Mezopotamya'da bulunması bu ilişkiyi destekliyor.

SohbeX teorisi: Unutulan departman

Bu bölüm spekülatif bir yorum.

İnanna'nın şikâyeti bana bir şey düşündürüyor. Belki de her düzen, bir şeyi dışarıda bırakmak zorundadır. Kanallar, tarlalar, ağıllar, tuğlalar; bunlar düzenlenebilir. Ama tutku, savaş, aşk, kıskançlık gibi şeyler bir departmana sığmaz. İnanna, düzenlenemeyen şeylerin tanrıçası.

Enki'nin ona verdiği cevap da bunu kabul ediyor gibi. Senin alanın bir iş kolu değil, diyor; senin alanın insanların arasındaki her şey. Belki de Sümerler, bir toplumun ne kadar iyi örgütlenirse örgütlensin, düzenin dışında kalan bir enerjiye ihtiyaç duyduğunu biliyordu. İnanna, bu enerjinin adıydı.

Size kalan soru

Bir organizasyon şemasında kendi yerinizi bulamadığınız oldu mu? Bütün görevler dağıtılmışken, sizin işinizin tanımlanmadığını hissettiğiniz bir an? İnanna'nın şikâyeti bana çok tanıdık geliyor. Belki de en önemli işler, hiçbir şemaya sığmayanlardır. Sizce de öyle mi?

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap