Gölgesinde serinlemek isteyen tanrıça: Eridu Tufanı'nın açılışı ve antik uzaylı yorumları
Eridu Tufanı ya da bazı kaynaklardaki adıyla Eridu Tekvini, Nippur'dan çıkmış tek bir büyük tablet üzerinden tanıdığımız, büyük kısmı kırık bir Sümer şiiri. Tablet hakkında, onun kazı tabakalarıyla ilişkisi hakkında ve tufan kahramanı Ziusudra'nın adları hakkında daha önce yazdım. Bu kez şiirin en başına, okunabilen ilk satırlara dönmek istiyorum.
Şiirin okunabilen ilk bölümünde, ana tanrıça Nintur konuşuyor. ETCSL çevirisine göre Nintur, insanlarını dağınık oldukları yerlerden geri getirmek istediğini söylüyor. Onların kentler kurmasını, tapınaklar inşa etmesini istiyor. Ve tuhaf, dokunaklı bir dilek ekliyor: insanların gölgesinde serinlemek istiyor.
Antik uzaylı anlatılarında bu satırlar, insanların "ilkel göçebeler" olduğu ve Anunnaki'nin onları uygarlığa taşıdığı bir dönemin kaydı olarak okunuyor. Ben bu satırları, şiirin geri kalanıyla birlikte okumak istiyorum: Nintur neden insanları geri çağırıyor ve bu çağrı tufanla nasıl bağlanıyor?
Dağınık insanlar
Nintur'un sözlerindeki "dağınık" ifadesi, insanların bir yerde yerleşmeden, oradan oraya dolaştığı bir durumu anlatıyor. Şiirin kırık kısmında bu durumun nedeni açıklanmış olabilir; ama elimizdeki satırlar, yalnızca Nintur'un bu durumu değiştirmek istediğini söylüyor.
Sümer düşüncesinde kent, uygarlığın kendisi. Kentte tapınak var, tanrıların evi var. Kentte kanallar var, tarlalar var. Kentte yazı ve yasa var. Kent dışında ise bozkır, dağlar ve düzensizlik var. Göçebelik, Sümer metinlerinde çoğu zaman olumsuz bir durum olarak anlatılıyor: Martu'nun Evliliği'nde, göçebe Martu halkı "ev bilmeyen, tahıl bilmeyen" insanlar olarak küçümseniyor.
Nintur'un dileği, bu dünya görüşünün bir parçası. İnsanların kentlere yerleşmesi, onların tanrılara hizmet edebilmesi için gerekli. Dağınık insanlar tapınak kuramaz, sunu getiremez.
Gölgede serinlemek
Nintur'un "gölgelerinde serinlemek" istemesi, şiirin en ilginç ifadelerinden biri. Bir tanrıça, insanların gölgesinde dinlenmek istiyor. Bu ifade, tanrılar ve insanlar arasındaki ilişkiyi tersine çeviriyor gibi: normalde tanrılar insanlara gölge verir, onları korur.
Bazı araştırmacılar, bu ifadenin insanların kurduğu kentlerin ve tapınakların gölgesini anlattığını öne sürüyor. Nintur, insanların yaptığı tapınaklarda, onların duvarlarının gölgesinde dinlenecek. Yani insanların emeği, tanrılara bir dinlenme yeri sağlıyor.
Bu okuma, Atrahasis'teki insan yaratılışı hikâyesiyle bağlantılı. Atrahasis'te insanlar, tanrıların ağır işini üstlenmek için yaratılıyor. Eridu Tufanı'nda ise insanlar, tanrılara gölge sağlamak için kentler kuruyor. İki hikâyede de insan, tanrıların rahatı için var.
Kanallar ve tapınaklar
Nintur'un dileğinin devamında, insanların yapacağı işler sıralanıyor gibi görünüyor: tuğlalarını kutsal yerlere koymaları, tapınaklarını kurmaları, kanallar açmaları. Tablet bu bölümde de hasarlı; ama okunabilen kelimeler, bir kent kurulumunun aşamalarını hatırlatıyor.
Sümer kentleri, tapınak ve kanal etrafında şekilleniyordu. Bir kentin kurulması, önce bir tapınak alanının belirlenmesi, sonra kanalların açılmasıyla başlıyordu. Kral yazıtlarında da krallar, bir tapınağı inşa ettiklerini ve bir kanalı kazdıklarını gururla anlatıyor. Nintur'un dileği, bu kraliyet ideolojisinin mitolojik kökenini sunuyor: kentleri kurmak, tanrıçanın en baştaki isteği.
Ben bu satırları okurken, bir mimarın ilk çizimlerine bakıyormuş gibi hissediyorum. Henüz hiçbir şey yok; ama ne olacağı belli. Bir tapınak, bir kanal, bir gölge. Tufan bütün bunları silecek; ama şiir, önce neyin kaybedileceğini gösteriyor.
Tufandan önce ve sonra
Şiirin yapısı, bir kuruluş ve bir yıkım arasında gidip geliyor. Nintur'un dileğiyle kentler kuruluyor, krallık iniyor, beş kent tanrılara paylaştırılıyor. Sonra tufan geliyor ve her şey suya gömülüyor. Ziusudra hayatta kalıyor ve tanrılar ona ölümsüzlük veriyor.
Bu yapı, Nintur'un dileğinin bir anlamda boşa gittiğini gösteriyor. İnsanlar kentlerini kurdu; ama tanrılar meclisi onları yok etmeye karar verdi. Nintur'un gölgesinde serinlemek istediği kentler, tufanla birlikte kayboldu. Şiirin bu ironiyi bilinçli olarak kurup kurmadığını bilmiyoruz; ama okuyucu olarak bu ironiyi hissetmemek zor. Siz bu yapıda bir trajedi görüyor musunuz?
Tanrılar arasındaki ilişki
Nintur'un konuşmasından sonra, şiir dört tanrıyı birlikte anıyor: An, Enlil, Enki ve Ninhursag. Bu dört tanrı, kara başlıları, yani Sümer halkını yaratıyor. Ardından hayvanlar çoğalıyor ve krallık gökten iniyor.
Bu dörtlü, Sümer panteonunun en yüksek tanrılarını bir araya getiriyor. Nintur ve Ninhursag, aynı tanrıçanın farklı adları ya da yakın iki tanrıça olarak görülüyor. Şiirin açılışında Nintur'un konuşması, ana tanrıçanın insanlarla özel bir ilişkisi olduğunu gösteriyor. O, insanları yaratanlardan biri ve onların geleceğiyle ilgilenen bir anne gibi davranıyor.
Tufan bölümünde ise bu anne figürü kayboluyor. Tufanı tanrılar meclisi kararlaştırıyor; Nintur'un bu karara nasıl tepki verdiği, şiirin kırık kısmında kalmış olabilir. Atrahasis'te ana tanrıça, tufandan sonra çocuklarının ölümüne ağlıyor. Eridu Tufanı'nda benzer bir ağıt olup olmadığını bilmiyoruz.
Akademik okuma
Thorkild Jacobsen, 1981'de yayımladığı "The Eridu Genesis" makalesinde, bu şiirin parçalarını bir araya getirdi ve onu bir bütün olarak yorumladı. Jacobsen'e göre şiir, insanlığın göçebelikten kentli yaşama geçişini, krallığın kurulmasını ve tufanı anlatan bir "tarih" anlatısıydı. Bu tarih, mitolojik bir çerçeve içinde, ama bir sıra izleyerek ilerliyordu.
Jacobsen'in yorumu, şiirin kırık kısımlarını doldururken bazı varsayımlara dayanıyor. Başka araştırmacılar, bu doldurmaların bazılarını sorguladı. Ama Nintur'un konuşması, okunabilen kısımda olduğu için, tartışmanın sağlam zeminlerinden biri.
Miguel Civil, Atrahasis'in İngilizce edisyonuna eklediği bir bölümde, Sümer tufan anlatısının metnini ve çevirisini verdi. Bu çeviri, Nintur'un konuşmasını da içeriyor. Akademik okumada sahne, uygarlığın kökeni üzerine bir mitolojik yorum.
Antik uzaylı yorumu
Antik uzaylı anlatılarında Nintur'un konuşması, Anunnaki'nin insanlığı "evrimsel bir sıçramaya" taşıdığının kanıtı olarak sunuluyor. Dağınık insanlar, henüz uygarlaşmamış insan türleri. Nintur, onları kentlere yerleştirerek, tarımı ve yazıyı öğreterek uygarlığı başlatıyor.
Bu okumanın kendi içinde bir mantığı var; ama şiirin söylediğinden fazlasını söylüyor. Nintur, insanlara bir şey öğretmiyor; onları kentler kurmaya çağırıyor. Uygarlık, insanların kendi emeğiyle kuruluyor. Tanrıça, bu emeğin gölgesinde dinlenmek istiyor. Bu, bir öğretmenin değil, bir hak sahibinin tutumu.
Ayrıca şiirde göçebe insanlar "ilkel" bir tür olarak tanımlanmıyor. Onlar yalnızca dağınık. Sümer düşüncesinde göçebelik, bir tür değil, bir yaşam biçimi.
Tohumun koruyucusu
Şiirin sonunda Ziusudra'ya verilen unvan da açılıştaki dilekle bağlantılı. Tanrılar ona, ETCSL çevirisine göre, hayvanların ve insan tohumunun adını koruyan kral olarak ölümsüzlük veriyor ve onu Dilmun'a, güneşin doğduğu yere yerleştiriyor.
Antik uzaylı okuması bu "tohum" kelimesini bir gen bankasına çeviriyor. Ama şiirin bütününde tohum, Nintur'un en başta geri çağırdığı insanların devamı. Açılışta dağınık insanlar toplanıyor; kapanışta onların tohumu korunuyor. Şiir, bir halkayı kapatıyor: tanrıçanın kurtarmak istediği insanlık, tufandan sonra da sürüyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Eridu'yu Anunnaki'nin Dünya'da kurduğu ilk yerleşim olarak tanımladı. Onun anlatısında Enki, Eridu'yu kurdu ve Anunnaki'nin ilk görevlerini buradan yönetti. Eridu Tufanı'nın adı bile, bu okumaya göre, ilk Anunnaki kentinin hikâyesini anlatıyor olmalıydı.
Ama şiirin adı, modern bir ad. Jacobsen bu adı, şiirin Eridu kentini ilk krallık kenti olarak anması nedeniyle verdi. Şiirin kendisi, Eridu'yu bir Anunnaki üssü olarak değil, krallığın ilk indiği kent olarak tanıtıyor. Bu, Kral Listesi'ndeki geleneğe uygun.
Forumlarda Nintur
Forumlarda Nintur'un konuşması nadiren alıntılanıyor. Forumlarda kimi kullanıcılar, "gölgelerinde serinlemek" ifadesini çok şiirsel bulduğunu ve tanrılarla insanlar arasındaki ilişkiyi tersine çevirdiğini yazıyor. Başkaları, bu ifadenin Sümerce tapınak ilahilerinde de benzer biçimlerde geçtiğini hatırlattı.
Türkçe forumlarda ise Eridu Tufanı, genellikle Nuh'un gemisiyle karşılaştırılarak anılıyor. Şiirin açılışı, tufanın gölgesinde kalıyor.
Başka tartışmalarda kimi kullanıcılar, Nintur'un dileğini Atrahasis'teki ana tanrıça Mami'nin tutumuyla karşılaştırıyor: iki tanrıça da insanların hem yaratıcısı hem de savunucusu. Bu karşılaştırma bence yerinde; iki şiirde de ana tanrıça, insanlığın geleceğiyle en çok ilgilenen tanrı.
SohbeX teorisi: Bir kuraklık sonrası
Bu bölüm spekülatif.
Belki de Nintur'un "dağınık insanları", bir kuraklık ya da kıtlık sonrasında kentlerini terk etmiş insanlardı. Mezopotamya tarihinde, kuraklık yıllarında insanların kentleri bırakıp kırsala dağıldığı dönemler oldu. Nintur'un onları geri çağırması, bir yeniden yerleşimin mitolojik bir anlatımı olabilir.
Bunu kanıtlayacak bir satır yok; şiirin kırık kısmı bu soruyu cevapsız bırakıyor. Ama "geri getirmek" ifadesi, insanların bir zamanlar zaten bir yerde olduğunu, sonra dağıldığını ima ediyor. Bu da bana bir kayıp ve bir dönüş hikâyesini düşündürüyor.
Kuraklık yıllarında boşalan kentlerin yeniden dolması, Sümerler için bir tanrıçanın sesine kulak vermek gibi görünmüş olabilir.
Size soru
Bir tanrıçanın insanların gölgesinde serinlemek istemesini nasıl yorumlarsınız? Bu sizce bir sevgi ifadesi mi, yoksa bir sahiplik iddiası mı?
Giriş yap