Göğün kapısında iki bekçi: Adapa, Dumuzi ve Gişzida
Bir iş görüşmesine gittiğinizi düşünün. Kapıda iki kişi sizi karşılıyor ve sizi patrona tanıtacak olanlar onlar. Onların gözüne girerseniz, içeride işiniz kolaylaşır. Adapa Efsanesi'nin en sevdiğim sahnesi tam olarak bu: Göğün kapısında bekleyen iki tanrı, Dumuzi ve Gişzida, ve onların önünde yas giysileri içinde duran bir insan.
Adapa'yı çoğu zaman ölümsüzlüğü kaçıran adam olarak anarız. Ama bu kez başka bir şeye bakmak istiyorum: O kapı sahnesinin içindeki kurnazlık, ve iki yeraltı tanrısının neden göğün kapısında durduğu.
Eridu'nun bilgesi
Adapa, Eridu kentinin bilgesi. Ea'nın, yani Enki'nin, hizmetkârı. Ea ona bilgelik vermiş, ama sonsuz yaşam vermemiş. Adapa, her gün Ea'nın tapınağına ekmek ve su getiriyor, sofrayı kuruyor, balık tutuyor.
Mezopotamya geleneğinde Adapa, tufandan önce insanlara uygarlık sanatlarını öğreten yedi bilgeden, yani apkallu'lardan biri olarak da anılıyor. Bazı metinlerde onun adı Uanna ya da Oannes ile ilişkilendiriliyor; Berossos'un yunanca anlattığı balık-insan bilgeyle.
Güney rüzgârının kanadı
Bir gün Adapa denize açılıyor. Güney rüzgârı esiyor ve teknesini batırıyor. Adapa öfkeleniyor ve güney rüzgârını lanetliyor: "Kanadını kırayım!" Ve sözü gerçekleşiyor. Güney rüzgârının kanadı kırılıyor; yedi gün boyunca rüzgâr esmiyor.
An, gökteki büyük tanrı, bunu fark ediyor. Veziri İlabrat'a, güney rüzgârının neden esmediğini soruyor. İlabrat, Adapa'nın onun kanadını kırdığını söylüyor. An öfkeleniyor ve Adapa'nın huzuruna getirilmesini emrediyor.
Ea'nın talimatı
Ea, Adapa'yı göğe gitmeye hazırlıyor. Ona ayrıntılı talimatlar veriyor. Saçını dağınık bırakmasını, yas giysisi giymesini söylüyor. Göğün kapısında Dumuzi ve Gişzida'nın duracağını, onların "Kimin için yas tutuyorsun?" diye soracaklarını anlatıyor. Adapa'nın cevabı şu olmalı: "Ülkemizden iki tanrı kayboldu, onlar için yas tutuyorum." Onlar kim diye sorulunca: "Dumuzi ve Gişzida."
Bu cevabı duyan iki tanrı birbirine bakacak, gülümseyecek ve Adapa için An'ın önünde iyi sözler söyleyecek. Ea, bunu biliyor.
Sonra en önemli talimat geliyor: An, ona ölüm ekmeği ve ölüm suyu sunacak; onları yememeli, içmemeli. Bir giysi sunacak; onu giymeli. Yağ sunacak; onunla kendini yağlamalı.
Kapıdaki sahne
Adapa, talimatlara harfiyen uyuyor. Göğün kapısında Dumuzi ve Gişzida'yla karşılaşıyor. Onlar soruyor, o cevaplıyor. İki tanrı, yeryüzünde kendileri için yas tutulduğunu duyunca etkileniyor. An'ın önüne çıktıklarında, Adapa'yı savunuyorlar.
Bu sahne, Mezopotamya'nın sosyal dünyasını yansıtıyor. Bir saraya girmenin yolu, kapıdakilerle iyi ilişki kurmaktan geçiyor. Adapa, bir tür ilahi aracılık sistemi kullanıyor.
Dumuzi ve Gişzida'nın kapıda olmasının bir nedeni var. İkisi de yeraltıyla bağlantılı tanrılar. Dumuzi, İnanna'nın yerine yeraltına gönderilen çoban; yılın bir kısmını orada geçiriyor. Gişzida ise "doğru ağacın efendisi", Ningişzida olarak da bilinen, yeraltının tanrılarından. Bu iki tanrının göğün kapısında olması, belki de onların ölüp dirilen, iki dünya arasında gidip gelen tanrılar olmasıyla ilgili. Yeryüzünde onlar için yas tutulur; çünkü yeryüzünden "kaybolurlar".
Ekmek ve su
An'ın önünde, Dumuzi ve Gişzida'nın sözleri işe yarıyor. An yumuşuyor. Ve ona, ölüm ekmeği değil, yaşam ekmeği ve yaşam suyu sunuyor. Ama Adapa, Ea'nın talimatına uyarak reddediyor. Giysiyi giyiyor, yağı sürünüyor, ama ekmeği ve suyu reddediyor.
An gülüyor. "Neden yemedin, neden içmedin? Artık yaşamayacaksın." Adapa cevap veriyor: "Efendim Ea bana yememeyi, içmememi söyledi." An, onu yeryüzüne geri gönderiyor.
Ea'nın Adapa'yı bilerek mi yanılttığı, yoksa An'ın tepkisini mi yanlış tahmin ettiği, akademide en çok tartışılan konulardan biri. Ea, bilgelik tanrısı; An'ın ne sunacağını bilmemesi garip. Ama belki de Ea, Adapa'nın ölümsüz olmasını istemedi. Belki de insanların ölümlü kalması gerektiğini düşündü.
Amarna'daki kopya
Adapa Efsanesi'nin en uzun kopyası, beklenmedik bir yerden geliyor: Mısır'daki Amarna'dan. Amarna, Firavun Akhenaton'un başkenti; orada bulunan diplomatik yazışmalar arşivi, Akkadca yazılmış mektuplarla dolu. Bu arşivde, Adapa'nın bir kopyası da çıktı.
Kopyanın üzerinde, kırmızı mürekkeple yazılmış noktalar var. Bunlar, büyük olasılıkla kelimeleri ya da dizeleri ayırmak için kullanılan işaretler. Bu, tabletin Mısırlı yazıcıların Akkadca öğrenmesi için kullanıldığını düşündürüyor. Yani Adapa Efsanesi, Mısır'da bir ders kitabı olarak okundu.
Asurbanipal kütüphanesinden de daha geç döneme ait parçalar var. Bu parçalar, hikâyenin başka bölümlerini, özellikle Adapa'nın Eridu'daki hayatını anlatıyor.
Giysi ve yağ
Bir ayrıntı genellikle gözden kaçıyor: Adapa, An'ın sunduğu her şeyi reddetmiyor. Giysiyi giyiyor, yağı sürünüyor. Ea'nın talimatı da tam olarak buydu. Neden bu ikisi kabul edilebilir de ekmek ve su değil?
Mezopotamya'da giysi ve yağ, misafire gösterilen ağırlamanın parçalarıydı. Bir ev sahibi, gelen konuğa temiz bir giysi verir, onu yağlarla ferahlatırdı. Bunları kabul etmek, konukluğu kabul etmek demekti. Ekmek ve su ise farklı bir anlam taşıyordu; bir sofraya oturmak, o evin bir parçası olmak gibiydi.
Bu yorumla bakınca Adapa, göğün sarayına konuk olarak giriyor ama orada kalmıyor. Konukluğun işaretlerini taşıyor, ama ev halkından biri olmayı reddediyor. Yani hikâye, ölümsüzlüğün bir yiyecekten çok bir aidiyet meselesi olduğunu ima ediyor olabilir. Tanrıların sofrasından yiyen, tanrıların dünyasına ait olur. Adapa ise Eridu'ya, Ea'nın tapınağına aitti ve oraya döndü.
Tanrılar arasındaki ilişki
Adapa Efsanesi'nde, Ea ve An arasındaki ilişki karmaşık. Ea, Adapa'yı An'a karşı koruyor; ama aynı zamanda onun ölümsüzlüğünü engelliyor. An ise başta öfkeli, sonra yumuşak; Adapa'ya ölümsüzlük sunuyor ve onun reddi karşısında gülüyor.
Bu, Mezopotamya düşüncesinde tanrılar arasındaki rekabeti gösteriyor. An, en yüksek tanrı; ama Ea, bilgelik tanrısı olarak kendi hizmetkârını koruyor. Bir anlamda, Ea An'ın kararını önceden tahmin edip onu boşa çıkarıyor.
Dumuzi ve Gişzida ise aracı tanrılar. Onlar, büyük tanrıların sarayının kapısında, insanların sesini içeriye taşıyor.
İlabrat da küçük ama yerinde bir iş görüyor. O, An'ın veziri; yani An'ın gözü ve kulağı. Güney rüzgârının esmediğini fark eden An, ama nedenini öğreten İlabrat. Tanrıların sarayında da, insanların sarayında olduğu gibi, bilgi aracılar üzerinden akıyor.
Akademik okuma
Shlomo Izre'el, 2001'de yayımladığı "Adapa and the South Wind" adlı kitabında, efsanenin Amarna kopyasını ayrıntılı biçimde inceledi. Izre'el, metnin dilini, şiirsel yapısını ve anlamını tartıştı. Ona göre efsane, insanların ölümlülüğünün kökenini açıklayan bir metin; ama aynı zamanda bilgelik ile ölümsüzlük arasındaki gerilimi işliyor.
Efsane, sık sık Tevrat'taki Âdem ve Havva hikâyesiyle karşılaştırılıyor. Her ikisinde de bir insan, ölümsüzlüğü kaçırıyor. Âdem bilgi ağacından yiyor ama yaşam ağacından yiyemiyor; Adapa bilgeliğe sahip ama yaşam ekmeğini reddediyor. Bu benzerlik, adların benzerliğiyle birlikte, bazı araştırmacıları ortak bir kökene işaret etmeye yöneltti. Ama çoğu araştırmacı, adların benzerliğinin dilbilimsel olarak zorlama olduğunu düşünüyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Adapa'yı Enki'nin bir insan kadından olan oğlu olarak yorumladı. Ona göre Adapa, Anunnaki'nin genetik bilgisini taşıyan ilk "uygar insan"dı. Göğe yolculuğu ise Nibiru'ya yapılan gerçek bir yolculuktu; An, Nibiru'nun kralıydı.
Ölüm ekmeği ve suyu, Sitchin için Nibiru'nun yiyecek ve içeceğiydi; bir Dünyalının onları tüketmesi, onun biyolojisini değiştirecek, ona Anunnaki ömrü verecekti. Enki, Adapa'nın bunu almasını engelleyerek, insanların Anunnaki ile eşit olmasını önlemişti.
Metinde Adapa'nın Ea'nın oğlu olduğuna dair açık bir ifade yok; o Ea'nın hizmetkârı olarak tanımlanıyor. Göğe yolculuk ise Mezopotamya'nın kozmolojisinde, tanrıların gökte bir sarayı olduğu inancıyla uyumlu. Bir gezegene değil, An'ın göksel sarayına gidiliyor.
Forumlarda Adapa
Forumlarda Adapa, "Âdem'in Sümer kökeni" başlıklarında sıkça tartışılıyor. Bir kullanıcı, Adapa ile Âdem'in aynı kişi olduğunu iddia etti; bir başkası ise isim benzerliğinin tesadüf olduğunu savundu. Bu tartışma, akademideki tartışmanın bir yansıması.
Bir başka forum tartışmasında, Ea'nın Adapa'yı neden yanılttığı soruldu. Cevaplardan biri, Ea'nın An'ın gerçekten ölüm ekmeği sunacağını sandığını, yani dürüstçe yanıldığını öne sürdü. Bir başkası ise Ea'nın bilerek yanılttığını, çünkü insanların ölümsüz olmasını istemediğini düşündü.
SohbeX teorisi: Yas tutan bilge
Bu bölüm spekülatif.
Adapa'nın göğe yas giysisi içinde çıkması, bana bir ritüel geleneğini çağrıştırıyor. Dumuzi için yas tutmak, Mezopotamya'da her yıl tekrarlanan bir törendi. Belki de Adapa Efsanesi, bu ritüelin kökenini ya da gücünü anlatıyor. Dumuzi için yas tutanlar, göğün kapısında bir dosta sahip oluyor.
Eğer böyleyse, efsane bir tür dini propaganda. Dumuzi ritüeline katılanlar, tanrıların önünde savunulacağına inanabiliyordu.
Son söz
Adapa, ölümsüzlüğü kaçırdı ama bize bir hikâye bıraktı. Siz olsaydınız, Ea'nın talimatına mı uyardınız, yoksa An'ın sunduğu ekmeği mi alırdınız? Ve en önemlisi: Kime güvenirdiniz, efendinize mi, yoksa önünüzdeki tanrıya mı?
Giriş yap