Giriş yap
🏺 Anunnaki

Göbeklitepe ve Anunnaki: İddia ne, kaynağı ne? Kutsal tepe Duku'nun izinde

Şanlıurfa'nın kuzeydoğusundaki Germuş dağlarının eteğinde, kireçtaşı bir sırtın üzerinde, dünyanın en eski anıtsal yapılarından biri duruyor. Göbeklitepe'yi ziyaret edenlerin çoğu, koruma çatısının altındaki dairesel yapıları ve devasa T biçimli dikilitaşları görünce bir süre susup kaldığını anlatır. Taşların üzerindeki tilkiler, yaban domuzları, akbabalar ve akrepler, sanki on bir bin yıl önceki ustaların ellerinden yeni çıkmış gibiydi.

Bu etki, Göbeklitepe'nin neden Anunnaki forumlarının en sevilen konularından biri olduğunu da açıklıyor. "Anunnaki'nin ilk tapınağı", "tanrıların doğduğu tepe", "tufan öncesi uygarlığın kalıntısı" gibi başlıklarla dolaşan paylaşımlar, burayı Sümer'den binlerce yıl önceye uzanan bir anlatının merkezine yerleştiriyor. Burada bu anlatının kaynaklarını açmak istiyorum; özellikle de bizim topraklarımızda olan bir yer hakkında doğru bilgiye sahip olmanın önemini düşünerek.

İddia ne söylüyor?

Forumlarda dolaşan anlatılar birkaç farklı versiyonda geliyor. Birinde Göbeklitepe, Anunnaki'nin Dünya'ya geldikten sonra kurduğu ilk yapı. Bir diğerinde, Sümer metinlerinde Anunnaki'nin doğduğu yer olarak anılan kutsal tepe. Bir üçüncüsünde ise, tufandan önce yaşamış ileri bir uygarlığın son kalıntısı. Bazı paylaşımlarda bu üç versiyon tek bir hikâyede birleşiyor.

Kazının kendisi

Göbeklitepe'nin bugünkü bilinirliği, Alman arkeolog Klaus Schmidt'in çalışmalarına dayanıyor. Alan, 1960'larda bir yüzey araştırmasında fark edilmişti ama önemi anlaşılmamıştı. Schmidt, 1990'ların ortasında alanı yeniden inceledi ve Şanlıurfa Müzesi ile Alman Arkeoloji Enstitüsü'nün ortak çalışmasıyla kazılar başladı. Schmidt 2014'te öldü; kazılar sonrasında başka ekiplerle sürdü. Göbeklitepe, 2018'de UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alındı.

Kazılar, alanın en eski yapılarının Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem'e, yani yaklaşık on bir bin yıl öncesine tarihlendiğini gösterdi. Bu, yazının icadından yaklaşık altı bin yıl, Sümer kentlerinin ortaya çıkışından da binlerce yıl önce. Yapılar, ortalarında iki büyük dikilitaş bulunan, çevresi daha küçük dikilitaşlar ve duvarlarla çevrili dairesel ya da oval alanlar. Dikilitaşların T biçimi, stilize insan bedenlerini temsil ediyor; bazılarının üzerinde kollar, eller ve kemerler oyulmuş.

Schmidt, ilk yıllarda Göbeklitepe'yi bir yerleşim değil, avcı-toplayıcıların toplandığı bir kutsal alan olarak yorumladı. Sonraki kazılarda ise alanda su toplama sistemleri, ev benzeri yapılar ve günlük yaşam izleri bulundu. Bu bulgular, Göbeklitepe'nin yalnızca bir tapınak değil, aynı zamanda insanların yaşadığı bir yer olabileceğini düşündürdü. Bu, bilimin kendini nasıl güncellediğinin iyi bir örneği.

Duku: Kutsal tepe

İddianın en ilginç kaynağı, Sümer metinlerinde geçen "Duku" kavramı. Sümerce du6-ku3 olarak yazılan bu kelime, "kutsal tepe" ya da "parlak höyük" anlamına geliyor. Bazı metinlerde Duku, tanrıların doğduğu ya da toplandığı, gök ile yerin buluştuğu bir yer. "Koyun ile Tahılın Tartışması" adlı şiir, şöyle başlıyor: Gök ile yerin dağında, An Anunnaki'yi doğurduğunda, henüz tahıl da koyun da yoktu.

İngiliz yazar Andrew Collins, 2014'te yayımlanan "Göbekli Tepe: Genesis of the Gods" kitabında, Duku'nun Göbeklitepe'nin bir anısı olabileceğini öne sürdü. Collins'e göre Sümerler, kuzeydeki dağlık bölgede bulunan bu kutsal tepenin hatırasını binlerce yıl boyunca taşımış olabilirdi. Bu fikir, forumlarda hızla "Anunnaki Göbeklitepe'de doğdu" iddiasına dönüştü.

Collins'in önerisi ilginç bir spekülasyon. Ama dikkat edilmesi gereken birkaç nokta var. Duku, Mezopotamya'da tapınaklarda da bulunan bir kült yeriydi; örneğin Nippur'daki Ekur tapınak kompleksinde bir Duku vardı ve Babil'deki Esagila'da da benzer bir kutsal alan bulunuyordu. Yani Duku, coğrafi bir yerden çok, tapınaklarda yeniden üretilen bir kozmik kavramdı. Ayrıca Göbeklitepe'nin kullanımı ile Sümer metinlerinin yazılışı arasında altı bin yıldan fazla bir süre var. Bu kadar uzun bir sürede bir yerin hatırasının sözlü gelenekle aktarılıp aktarılamayacağı, büyük bir soru işareti.

Siz altı bin yıllık bir hatıranın, yazı olmadan, kuşaktan kuşağa aktarılabileceğine inanıyor musunuz? Kendi ailenizde kaç kuşak öncesine ait bir hikâye biliyorsunuz?

Akbaba Taşı

Forumlarda Göbeklitepe ile ilgili en çok paylaşılan görsellerden biri, D yapısındaki 43 numaralı dikilitaş, yani "Akbaba Taşı". Üzerinde kanatları açık bir akbaba, bir akrep, başka hayvanlar ve başsız bir insan figürü var. 2017'de Edinburgh Üniversitesi'nden Martin Sweatman ve Dimitrios Tsikritsis, bu taşın bir kuyruklu yıldız çarpmasını, yani Genç Dryas olayını kaydeden bir gökyüzü haritası olduğunu öne süren bir makale yayımladı.

Bu makale, kazı ekibinden ve başka arkeologlardan sert eleştiriler aldı. Eleştirmenler, hayvan figürlerinin takımyıldızlarla eşleştirilmesinin keyfi olduğunu ve Göbeklitepe'nin başka dikilitaşlarındaki benzer hayvanların bu yoruma uymadığını belirtti. Forumlarda ise bu makale bazen Anunnaki'nin gelişinin kaydı olarak sunuluyor; oysa makalenin kendisi Anunnaki'den hiç söz etmiyor.

Taş Tepeler

Son yıllarda Göbeklitepe'nin yalnız olmadığı da anlaşıldı. Karahantepe, Sayburç, Harbetsuvan ve bölgedeki başka alanlarda benzer dönemlere ait yapılar ve dikilitaşlar bulunuyor. Bu alanlar, "Taş Tepeler" adıyla anılan geniş bir araştırma projesi kapsamında inceleniyor. Karahantepe'de kayaya oyulmuş insan başları ve yılan figürleri, Sayburç'ta ise insan ve hayvan figürlerinden oluşan bir kabartma frizi bulundu.

Bu bulgular bana çok önemli bir şey anlattı. Göbeklitepe, gökten inen bir yabancının tek başına kurduğu bir yapı değil; bir bölgenin, bir kültürün, birçok kuşağın ortak eseri. Bu, onu daha az gizemli değil, daha etkileyici kılıyor.

Taşları kim taşıdı?

Forumlarda sık sorulan sorulardan biri, bu kadar büyük taşların taş aletlerle nasıl kesilip taşındığı. Göbeklitepe'deki en büyük dikilitaşlar birkaç metre yüksekliğinde ve tonlarca ağırlığında. Kazı ekibi, alanın yakınındaki kireçtaşı yataklarında yarım kalmış bir dikilitaş buldu; taş, kayadan tam olarak ayrılmadan bırakılmıştı. Bu buluntu, taşların yerinde, yakındaki kayadan çakmaktaşı aletlerle oyularak çıkarıldığını gösteriyor. Kireçtaşı, çakmaktaşından çok daha yumuşak; bu yüzden işçilik zor ama imkânsız değil.

Taşıma için ise kalaslar, halatlar ve çok sayıda insan gücü öneriliyor. Bu, Göbeklitepe'nin bir topluluk projesi olduğunu da gösteriyor. Onlarca, belki yüzlerce insanın bir araya gelmesi, yiyeceklerin hazırlanması, işin örgütlenmesi gerekiyordu. Kazılarda bulunan çok sayıda hayvan kemiği ve büyük taş kaplar, burada büyük ziyafetlerin düzenlendiğini düşündürüyor.

Bu tabloyu düşündüğümde, gözümün önüne gökten inen bir yabancı değil, ateş başında toplanmış, şarkı söyleyen, birlikte taş taşıyan bir kalabalık geliyor. Siz Göbeklitepe'yi yapanları hayal ettiğinizde ne görüyorsunuz?

Tanrılar arasındaki ilişki

Göbeklitepe'nin dikilitaşlarında yazı olmadığı için, orada hangi varlıklara inanıldığını kesin olarak bilmiyoruz. T biçimli figürler tanrılar mı, atalar mı, yoksa toplumun önemli kişileri mi? Bu soru açık. Sümer metinlerindeki Anunnaki ise bir aile, bir meclis; adları, kentleri, ilişkileri olan tanrılar. İkisi arasında bir köprü kurmak için, Göbeklitepe'nin sessiz taşlarına Sümer'in konuşan tabletlerinin sözlerini yüklemek gerekiyor.

Akademik okuma

Akademisyenler, Göbeklitepe'yi Neolitik dönemin avcı-toplayıcı ve erken tarımcı topluluklarının bir eseri olarak görüyor. Alanın inşası, tarımın başlangıcıyla ilişkilendiriliyor; bazı araştırmacılar, büyük toplantıların ve törenlerin, tahıl ekimini teşvik etmiş olabileceğini öne sürüyor. Bölgenin, yabani buğdayın evcilleştirildiği Karacadağ'a yakınlığı da bu açıdan dikkat çekiyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Göbeklitepe'nin bugünkü bilinirliğine kavuşmasından önce, 2010'da öldü. Kitaplarında bu alandan söz etmedi. Göbeklitepe ile Anunnaki bağlantısı, onun ölümünden sonra başka yazarlar tarafından kuruldu. Bu da bir anlatının, yaratıcısının görmediği keşifleri de içine alarak büyüyebildiğini gösteriyor.

Forumlarda

Türk forumlarında Göbeklitepe tartışmaları, ayrıca bir yerel gurur boyutu taşıyor. Bu gururu çok iyi anlıyorum; ben de bu alanın bizim topraklarımızda olmasından derin bir sevinç duyuyorum. Ama bu gururu, alanı inşa eden insanlara değil, gökten gelen varlıklara yönlendirmek, bana bir çelişki gibi geliyor. Göbeklitepe'yi yapanlar, bu toprakların insanlarıydı.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Duku ile Göbeklitepe arasında doğrudan bir hatıra bağı olmasa bile, bir düşünce bağı olabilir. Kutsal bir tepede toplanmak, orada göğe yakın olmak, tanrılarla ya da atalarla buluşmak; bu fikir, Neolitik Anadolu'dan Sümer'e kadar uzanan bir kültürel sürekliliğin parçası olabilir. Bu süreklilik, bir uzay limanından değil, insanların yüksek yerlere duyduğu ortak bir eğilimden doğmuş olabilir.

Bu bir tahmin; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Göbeklitepe'yi ziyaret ettiniz mi? Dikilitaşların karşısında ne hissettiniz? Duku ile Göbeklitepe arasındaki bağlantıyı nasıl değerlendiriyorsunuz? Karahantepe'yi ve diğer Taş Tepeler alanlarını gördünüz mü? Yorumlarda paylaşın; özellikle Şanlıurfalı okurlarımın anlatacaklarını merak ediyorum.

Bir sonraki yazıda başka bir kayıp dünya iddiasına geçeceğim: Atlantis ve onun Anunnaki anlatısıyla kurulan bağına. Göbeklitepe'nin taşları ise biz konuşurken de orada, sabırla bekliyor. Onları dinlemek için önce kendi sesimizi biraz kısmamız gerekiyor.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap