Göbeklitepe-Anunnaki iddiaları neden bu kadar yayıldı? Şanlıurfa'daki taş halkalar, Duku tepesi ve Koyun ile Tahıl'ın tartışması
Göbeklitepe, son otuz yılda arkeolojinin en çok konuşulan alanlarından biri oldu. Şanlıurfa yakınlarındaki bu tepede, Alman Arkeoloji Enstitüsü'nden Klaus Schmidt'in 1990'ların ortasında başlattığı kazılar, T biçimli dev dikilitaşlardan oluşan dairesel yapıları gün ışığına çıkardı. Yapıların en eski evreleri, yaklaşık on bir bin yıl öncesine, tarımın ve yerleşik yaşamın henüz başladığı döneme tarihleniyor. Alan 2018'de UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girdi.
Bu kadar eski ve etkileyici bir yerin, Anunnaki anlatılarına da konu olması kaçınılmazdı. Sosyal medyada Göbeklitepe'yi Anunnaki'nin inşa ettiği, Sümer tanrılarının ilk yurdu olduğu ya da insanlığa uygarlığı öğreten tanrıların burada ortaya çıktığı yönünde çok sayıda paylaşım var. Burada bu iddiaların nereden geldiğine, Sümer metinlerinde bunlara dayanak olabilecek ne olduğuna ve arkeologların ne dediğine bakacağız.
Takvim sorunu
İlk bakışta en büyük sorun, zaman. Göbeklitepe'nin yapıları, Sümer şehirlerinin ortaya çıkışından yaklaşık altı bin yıl önceye tarihleniyor. Sümer çivi yazısının ilk örnekleri ise Göbeklitepe'nin terk edilişinden de binlerce yıl sonra ortaya çıkıyor.
Bu, iki dünya arasında doğrudan bir bağ kurmayı çok zorlaştırıyor. Göbeklitepe'yi inşa edenlerin hangi dili konuştuğunu, tanrılarına hangi adları verdiğini bilmiyoruz. Yazı yoktu; bıraktıkları tek şey taşlara oyulmuş hayvan figürleri, soyut semboller ve T biçimli insansı dikilitaşlar.
Ama Anunnaki anlatıları için bu zaman farkı bir engel değil, tam tersine bir fırsat. Eğer Sümer metinleri çok daha eski bir dönemin anılarını taşıyorsa, o dönem Göbeklitepe'nin dönemi olabilir mi?
Duku: kutsal tepe
Bu bağlantının en ilginç dayanağı, Sümer metinlerinde geçen "Duku" adlı yer. Duku, Sümercede "kutsal tepe" ya da "parlak tepe" diye çevrilebilecek bir kavram. Bazı metinlerde tanrıların doğduğu, kaderlerin belirlendiği ve ilk düzenin kurulduğu mitolojik bir mekân olarak anılıyor. Nippur'da Duku adı verilen kutsal bir yapı ya da kürsü de vardı.
İngiliz yazar Andrew Collins, 2014'te yayımlanan "Göbekli Tepe: Genesis of the Gods" adlı kitabında, Duku'nun Göbeklitepe'nin uzak bir hatırası olabileceğini öne sürdü. Collins'e göre Göbeklitepe'yi inşa eden topluluğun kutsal tepesi, binlerce yıl boyunca sözlü gelenekte yaşamış ve sonunda Sümer metinlerinde tanrıların doğduğu tepe olarak yer almıştı. Collins aynı kitapta, Göbeklitepe'yi Hanok kitabındaki Gözcüler'le de ilişkilendirdi.
Bu öneri, sosyal medyada çok daha kesin bir biçime dönüştü: "Sümerler, Anunnaki'nin Göbeklitepe'de doğduğunu yazdı."
Siz bir yer adının binlerce yıl boyunca sözlü gelenekte yaşayabileceğini düşünüyor musunuz?
Tanrılar arasındaki ilişki: Koyun ile Tahıl
Duku'nun en net geçtiği metinlerden biri, Sümerce "Koyun ve Tahıl Tartışması" adıyla bilinen şiir. Bu şiir, Sümer edebiyatının sevilen türlerinden biri olan tartışma şiirlerinden. İki karakter, kendi üstünlüklerini savunarak birbiriyle atışıyor.
Şiir şöyle açılıyor: Gök ve yerin tepesinde, yani Duku'da, An, Anunnaki tanrılarını doğurduğunda, henüz koyunlar ve tahıl yoktu. Tanrılar ne yün giyebiliyor ne de ekmek yiyebiliyordu; su içip ot yiyorlardı. Sonra Enki ve Enlil, tanrıların kutsal yerinde Koyun tanrıçası Lahar'ı ve Tahıl tanrıçası Aşnan'ı yaratıyor. Ama Anunnaki doymak bilmiyor. Bunun üzerine bu iki tanrıça, insanlara veriliyor; insanlar onların bolluğundan yararlanarak tanrılara da sunu yapıyor.
Ardından Koyun ile Tahıl, bira içtikten sonra tartışmaya başlıyor. Her biri kendi yararlarını sayıyor: Koyun yünü, sütü, yağı; Tahıl ekmeği, birayı, tarlaların bereketini. Sonunda Enki ve Enlil araya giriyor ve kararı veriyor: Tahıl üstün.
Bu şiirde tanrılar arasındaki ilişki çok uyumlu. An tanrıları doğuruyor; Enki ile Enlil birlikte çalışıp tanrıların ihtiyacı olan şeyleri yaratıyor; tartışma çıktığında da birlikte hakemlik yapıyor. Bir çekişme değil, bir iş birliği.
Akademik okuma
Arkeologlar, Göbeklitepe'yi Anunnaki'yle ilişkilendiren iddiaları desteklemiyor. Klaus Schmidt, alanı avcı-toplayıcı toplulukların inşa ettiği bir tören merkezi olarak yorumladı ve onu "ilk tapınak" olarak tanıttı. Schmidt'in 2014'teki ölümünden sonra kazıları sürdüren ekipler, alanda konut yapılarına, su toplama sistemlerine ve günlük yaşam izlerine de rastladı; bu da yerin yalnızca bir tapınak değil, aynı zamanda yerleşim yeri olabileceğini düşündürdü.
Arkeologların vurguladığı nokta, Göbeklitepe'nin insan emeğiyle, bölgedeki kireçtaşından, mevcut taş aletlerle yapılabileceği. Taş ocakları alanın çevresinde bulunuyor; bazı dikilitaşlar hâlâ ana kayadan ayrılmamış halde duruyor. Bu, yapım sürecinin aşamalarını açıkça gösteriyor.
Duku bağlantısı konusunda ise Sümerologlar temkinli. Duku, Sümer metinlerinde tanrıların ilk kutsal mekânı olarak anılan mitolojik bir kavram; ama onun belirli bir coğrafi yere işaret ettiğine dair bir kanıt yok. Nippur'daki Duku ise şehrin kendi tapınak kompleksi içindeydi. Binlerce yıllık bir sözlü aktarım ihtimalini ne doğrulayan ne de dışlayan bir veri var; ama bunu göstermek için de bir köprü yok.
"Koyun ve Tahıl Tartışması" şiiri ise akademik olarak, tarımın ve hayvancılığın Sümer ekonomisindeki yerini anlatan bir metin olarak okunuyor. Tanrıların koyunsuz ve tahılsız bir dönemi hatırlaması, araştırmacılara göre tarım öncesi yaşamın kültürel bir hatırası olabilir. İlginç olan şu ki, bu tarım öncesi dönem, Göbeklitepe'nin dönemiyle örtüşüyor. Ama bu örtüşme, doğrudan bir bağ olduğunu kanıtlamıyor; tarım öncesi bir dönemi hatırlamak, onun belirli bir yerini hatırlamak anlamına gelmiyor.
Bir de dikilitaşların üzerindeki figürler var. Tilkiler, yaban domuzları, yılanlar, akbabalar ve akrepler, taşların yüzeylerinde kabartma olarak duruyor. Bazı dikilitaşlarda kollar, eller ve kemerler oyulmuş; yani T biçimli taşlar, stilize insan ya da insansı varlıklar olarak tasarlanmış. Bu varlıkların kimler olduğunu bilmiyoruz: atalar mı, ruhlar mı, tanrılar mı? Anunnaki anlatıları bu boşluğu dolduruyor, ama arkeologlar boşluğu açık bırakmayı tercih ediyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Göbeklitepe'nin kazıları dünya kamuoyunda tanınmadan önce yazıyordu ve bu alan hakkında ayrıntılı bir yorum yapmadı. Ama onun anlatısındaki genel çerçeve, yani Anunnaki'nin insanlara tarımı ve hayvancılığı öğrettiği fikri, sonraki yazarlar tarafından Göbeklitepe'ye uygulandı. Bu yazarlar için "Koyun ve Tahıl Tartışması", Anunnaki'nin tarımı insanlara verdiğinin açık bir kaydı.
Neden bu kadar yayıldı?
İlk neden, Göbeklitepe'nin kendisinin şaşırtıcılığı. Bir avcı-toplayıcı topluluğun bu boyutta yapılar inşa edebileceği, arkeologlar için bile büyük bir sürpriz oldu. Bu sürpriz, "Bunu kim yaptı?" sorusunu doğal olarak gündeme getirdi.
İkinci neden, medya ilgisi. Göbeklitepe, uluslararası dergilerde, belgesellerde ve haber sitelerinde "tarihi yeniden yazan yer" olarak sunuldu. Bu çerçeve, alternatif tarih anlatılarına da kapı açtı: Tarih yeniden yazılıyorsa, neden bu şekilde yazılmasın?
Üçüncü neden, Türkiye'deki yerel ilgi. Göbeklitepe, Türk kamuoyunda ulusal bir gurur kaynağı haline geldi. Alanın Anunnaki gibi küresel bir anlatıyla ilişkilendirilmesi, bu ilgiyi daha da artırdı ve Türkçe içeriklerin sayısını çoğalttı.
Dördüncü neden, Collins ve Graham Hancock gibi yazarların popüler kitapları. Hancock, 2015'te yayımlanan "Magicians of the Gods" adlı kitabında Göbeklitepe'yi, buzul çağının sonunda yaşanmış bir felaketten kurtulan ileri bir uygarlığın mirası olarak yorumladı. Bu kitaplar, Göbeklitepe'yi alternatif tarih anlatılarının merkezine yerleştirdi.
Forumlarda
Forumlarda Göbeklitepe tartışmaları genellikle tarihlendirme etrafında yoğunlaşıyor. Bazı kullanıcılar, alanın bu kadar eski olmasının ancak dış bir müdahaleyle açıklanabileceğini düşünüyor. Eleştirel kullanıcılar ise çevredeki taş ocaklarını, yarım kalmış dikilitaşları ve avcı-toplayıcı toplulukların sosyal organizasyonu üzerine yapılan araştırmaları paylaşıyor. Türkçe forumlarda Göbeklitepe sık sık Karahantepe gibi bölgedeki diğer alanlarla birlikte anılıyor ve tartışma, bölgenin genel olarak "medeniyetin beşiği" olup olmadığı sorusuna kayıyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Göbeklitepe'yi Anunnaki'ye bağlama isteği, aslında bir hayranlığın yanlış yöne akması. Avcı-toplayıcı insanların, yazısız ve metal aletsiz bir dünyada bu taşları kesip oymaları, dikmeleri ve onlara anlam yüklemeleri, insanlık hikâyesinin en etkileyici bölümlerinden biri. Bu başarıyı tanrılara ya da başka bir ırka vermek, o insanlardan bir şey almak gibi geliyor bana.
"Koyun ve Tahıl Tartışması" ise başka bir şey anlatıyor. Tanrıların bile bir zamanlar yünsüz ve ekmeksiz yaşadığını hatırlayan bir metin bu. Belki de Sümerliler, tarım öncesi dünyayı kendi tanrılarının çocukluğu olarak hayal etti. Göbeklitepe'yi inşa edenler de belki o çocukluğun gerçek sahipleriydi: Tanrılar değil, tanrılarını taşa oyan insanlar.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Göbeklitepe'yi ziyaret etmeyi düşünür müsünüz, ya da bu konuda bir belgesel izlediniz mi? Bir yerin çok eski olması, size onun "başka bir yerden" geldiğini mi, yoksa insanların sanılandan daha yetenekli olduğunu mu düşündürüyor? "Koyun ve Tahıl Tartışması"ndaki tarım öncesi tanrılar sahnesini bir hatıra olarak mı, yoksa bir hayal olarak mı okursunuz? Yorumlarda yazın.
Giriş yap