Giriş yap
🏺 Anunnaki

Göbeklitepe-Anunnaki iddiaları hakkında uzmanlar ne diyor? Kazı ekibinin cevabı, Akbaba Taşı'ndaki kuyruklu yıldız ve Yaz ile Kış'ın tartışması

Şanlıurfa'nın kuzeydoğusundaki Göbeklitepe, son otuz yılın en heyecan verici arkeolojik keşiflerinden biri. Burada, T biçimli devasa taş dikmeler, üzerlerine oyulmuş hayvan kabartmaları ve dairesel yapılar, binlerce yıl toprağın altında kaldıktan sonra gün ışığına çıktı. Bu yapıların, yaklaşık on bir bin yıldan daha eski olduğu, yani Sümer şehirlerinden çok önce inşa edildiği belirlendi.

Bu keşif, antik uzaylı anlatılarında hızla yer buldu. Bazı yorumcular, Göbeklitepe'yi Anunnaki'nin Dünya'daki ilk yerleşimlerinden biri olarak, Sümer metinlerinde anılan "Duku" tepesiyle ya da tanrıların yaşadığı kutsal dağla özdeşleştirdi. Bu iddiaların neden bu kadar yayıldığını daha önce konuşmuştuk. Bu kez, Göbeklitepe'yi kazan ve inceleyen uzmanların, bu iddialara ve alanın kendisine dair ne söylediğine bakıyorum.

Kazı ekibinin cevabı

Göbeklitepe'nin bilimsel kazıları, 1990'ların ortasında Alman arkeolog Klaus Schmidt'in yönetiminde, Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Şanlıurfa Müzesi işbirliğiyle başladı. Schmidt, 2014'teki ölümüne kadar kazıları yönetti ve Göbeklitepe'yi dünyaya tanıtan isim oldu. Schmidt'in yorumuna göre Göbeklitepe, avcı-toplayıcı toplulukların bir araya geldiği bir tören merkeziydi; Schmidt, onu "tepedeki ilk tapınak" olarak tanımladı.

Schmidt'ten sonra kazıları sürdüren ekip, özellikle Lee Clare'in yer aldığı Alman ekibi ve Türk arkeologlar, yeni bulgular ortaya koydu. Bu bulgular, Göbeklitepe'nin sadece bir tören merkezi olmadığını, aynı zamanda insanların yaşadığı bir yerleşim olabileceğini gösteriyor. Alanda su toplama sistemleri, sarnıçlar, öğütme taşları ve konut olarak kullanılmış olabilecek yapılar bulundu. Bu, Schmidt'in ilk yorumunun bir ölçüde değişmesine yol açtı.

Kazı ekibi, Anunnaki iddialarına doğrudan cevap verme ihtiyacı duymadı; ama yayınlarında, Göbeklitepe'nin Neolitik dönemin avcı-toplayıcı ve erken tarımcı toplulukları tarafından inşa edildiğini gösteren kanıtları ayrıntılı biçimde sundu. Taş ocakları, yarım kalmış dikmeler, çakmaktaşı aletler, hayvan kemikleri ve bitki kalıntıları, bu kanıtlar arasında.

Taş ocağında yarım kalmış bir dikme, sizce bir yapının nasıl inşa edildiğini anlamak için ne kadar önemli?

Taş Tepeler

Son yıllarda, Göbeklitepe'nin tek başına olmadığı da anlaşıldı. Şanlıurfa çevresinde, benzer T biçimli dikmeler ve yapılar barındıran pek çok başka alan tespit edildi. Bunlardan en bilineni, Karahantepe. Türk arkeolog Necmi Karul'un yönettiği kazılarda, Karahantepe'de insan başı heykelleri, yılan kabartmaları ve kayaya oyulmuş odalar bulundu.

Bu alanların tamamı, "Taş Tepeler" adı verilen bir proje çerçevesinde inceleniyor. Uzmanlar, bu alanların birbirine benzer mimari ve sanat özellikleri taşıdığını ve bölgede yaygın bir kültürün varlığına işaret ettiğini belirtiyor. Bu, Göbeklitepe'nin yalnız ve açıklanamaz bir istisna değil, bölgesel bir geleneğin parçası olduğunu gösteriyor.

Akbaba Taşı'ndaki kuyruklu yıldız

Göbeklitepe üzerine yapılan en tartışmalı yorumlardan biri, 2017'de Edinburgh Üniversitesi'nden kimya mühendisi Martin Sweatman ve Dimitrios Tsikritsis'in yayımladığı bir makaleden geldi. Bu makaleye göre, "Akbaba Taşı" olarak bilinen dikmenin üzerindeki hayvan figürleri, takımyıldızları temsil ediyordu ve taş, yaklaşık on üç bin yıl önce yaşanmış bir kuyruklu yıldız çarpmasını kaydediyordu.

Bu yorum, medyada geniş yer buldu; ama arkeologlar ve arkeoastronomlar tarafından ciddi biçimde eleştirildi. Kazı ekibi, taşın üzerindeki figürlerin takımyıldızlarla eşleştirilmesinin keyfi olduğunu ve Neolitik dönemin gökyüzü takımyıldızlarını nasıl gruplandırdığına dair hiçbir bilgimiz olmadığını belirtti. Ayrıca, modern takımyıldız biçimlerinin Neolitik insanlara atfedilmesinin yöntemsel olarak sorunlu olduğu vurgulandı.

Bu tartışma, Göbeklitepe'nin, akademik çevrelerde bile spekülatif yorumlara açık olduğunu gösteriyor. Ama bu spekülasyonlar, arkeolojik kanıtlarla test edildiğinde, genellikle zayıf kalıyor.

Tanrılar arasındaki ilişki: Yaz ile Kış'ın tartışması

Göbeklitepe, insanlığın avcı-toplayıcılıktan tarıma geçtiği büyük dönüşümün tam ortasında duruyor. Sümer edebiyatında, mevsimlerin ve tarımın düzenine dair tanrısal bir hikâye anlatan bir şiir var: "Yaz ile Kış'ın Tartışması". Sümercede yaz "Emeş", kış ise "Enten" olarak adlandırılıyor.

Şiirde Enlil, dünyaya bereket getirmek istiyor. Bunun için iki kardeş yaratıyor: Emeş ve Enten. Her birine farklı görevler veriyor. Enten, kışın gelen suları, kanalları doldurmayı, tarlaları sulamayı, sürülerin yavrulamasını ve balıkların çoğalmasını üstleniyor. Emeş ise yazın tarlaların sürülmesini, hasadın toplanmasını, evlerin ve tapınakların inşasını, meyvelerin olgunlaşmasını yönetiyor.

İki kardeş, bir süre sonra, hangisinin daha önemli olduğu konusunda tartışmaya başlıyor. Her biri, kendi armağanlarını Enlil'e sunmak için Nippur'a gidiyor. Emeş, yaz ürünlerini, yani tahılı, meyveleri ve kuşları; Enten ise kış ürünlerini, yani süt ürünlerini, balıkları ve sürüleri götürüyor.

Enlil'in huzurunda tartışma büyüyor. Her biri, kendi önemini uzun uzun anlatıyor ve diğerinin eksikliklerini sıralıyor. Sonunda Enlil, kararını veriyor: Enten, yani Kış, "tanrıların çiftçisi" olarak daha üstün. Gerekçesi, kışın getirdiği suların, tüm tarım döngüsünün kaynağı olması. Emeş, bu kararı kabul ediyor; Enten'in önünde diz çöküyor ve ona armağanlar sunuyor. İki kardeş barışıyor.

Bu şiirde tanrılar arasındaki ilişki, Enlil'in yaratıcı ve yargıç rolünde görülüyor. Enlil, hem mevsimleri yaratan hem de aralarındaki anlaşmazlığı çözen tanrı. Bu şiirde Enlil, Sitchin'in ve "Enki fraksiyonu" anlatılarının çizdiği sert ve kötü tanrıdan çok farklı: Bereketi düzenleyen, kardeşleri barıştıran bir baba.

Akademik okuma

Arkeologlar, Göbeklitepe ile Sümer metinleri arasında doğrudan bir bağ kurulmasına karşı çıkıyor. İkisi arasında yaklaşık yedi bin yıl var; bu süre, Sümerlerin kendisiyle bizim aramızdaki süreden bile uzun. Göbeklitepe'yi inşa eden toplulukların dili, inançları ve tanrıları hakkında, yazılı bir kaynak bulunmuyor.

Sümer metinlerindeki "Duku" ise Asurologlara göre, Nippur'daki tanrıların kutsal tepesi ya da kader belirlenen kutsal yer olarak anılıyor. Bu kavramın, binlerce kilometre uzaklıktaki ve binlerce yıl önceki bir yapıyla özdeşleştirilmesi, metinlere dayanmıyor.

Uzmanlar, Göbeklitepe'nin asıl öneminin, avcı-toplayıcıların büyük ve karmaşık yapılar inşa edebileceğini göstermesi olduğunu vurguluyor. Bu bulgu, uygarlığın tarımla başladığı ve büyük yapıların ancak yerleşik toplumlar tarafından inşa edilebileceği yönündeki eski görüşü sarstı. Belki de, insanları bir araya getiren ortak törenler ve inanışlar, tarıma geçişi tetikleyen etkenlerden biriydi.

Göbeklitepe'nin dikmeleri üzerindeki kabartmalar da uzmanların dikkatini çekiyor. Tilkiler, yaban domuzları, yılanlar, akbabalar, akrepler: Bunlar, bölgenin vahşi hayvanları. Evcilleştirilmiş hayvanların neredeyse hiç görülmemesi, yapıları inşa edenlerin hâlâ avcılıkla yaşadığını gösteriyor. Bazı dikmelerde ise insan kolları ve elleri, kemerler ve tilki postu biçiminde peştamallar oyulmuş. Kazı ekibi, bu dikmelerin soyut biçimde insan ya da insan benzeri varlıkları temsil ettiğini düşünüyor; ama bu varlıkların atalar mı, ruhlar mı, yoksa başka bir şey mi olduğu bilinmiyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, 2010'da öldüğünde, Göbeklitepe henüz geniş kitlelerce bilinmiyordu ve onun kitaplarında Göbeklitepe'ye dair bir yorum yok. Göbeklitepe-Anunnaki bağlantısı, Sitchin'in okurları ve sonraki yazarlar tarafından kuruldu. Bu yazarlar, Sitchin'in Anunnaki'nin tufan öncesinde Dünya'da yaşadığı iddiasını, Göbeklitepe'nin çok eski tarihiyle birleştirdi.

Neden bu kadar yayıldı?

Göbeklitepe iddialarının uzmanların cevaplarına rağmen yaşamasının bir nedeni, alanın yaşının yarattığı şaşkınlık. On bir bin yıllık devasa taş yapılar, pek çok insanın tarih anlayışını sarsıyor. Bu şaşkınlık, olağanüstü açıklamalara kapı aralıyor.

İkinci neden, Göbeklitepe'nin Türkiye'de olması. Türk okurlar için bu alan, yerel bir gurur kaynağı ve bu gurur, alanı dünyanın en önemli gizemlerinden biri olarak görme isteğini besliyor.

Forumlarda

Forumlarda Göbeklitepe tartışmaları, Taş Tepeler projesinin yeni bulgularıyla sürekli canlanıyor. Bazı kullanıcılar, Karahantepe'deki insan başı heykellerini Anunnaki portreleri olarak yorumluyor. Eleştirel kullanıcılar ise kazı raporlarından ve müze sergilerinden bilgiler paylaşıyor. Bazı başlıklarda, Göbeklitepe'yi ziyaret eden kullanıcılar, alandaki rehberlerin anlattıklarını aktarıyor ve uzaylı iddialarına karşı arkeologların açıklamalarını öne çıkarıyor. Akbaba Taşı'ndaki kuyruklu yıldız yorumu da sık tartışılıyor; bazı kullanıcılar bu yorumu bir bilimsel kanıt olarak sunuyor, diğerleri ise kazı ekibinin itirazlarını hatırlatıyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Göbeklitepe, Yaz ile Kış'ın tartışmasına benzer bir dönüşüm anını taşıyor. Bir tarafta avcı-toplayıcılığın, yani mevsimlerle birlikte göç eden hayatın dünyası; diğer tarafta tarımın, yani bir yere bağlanan ve mevsimleri bekleyen hayatın dünyası. Göbeklitepe'yi inşa eden insanlar, belki de bu iki dünya arasında, hangisinin daha iyi olduğunu tartışıyordu.

Enlil'in kararı, Kış'ın, yani suyun ve bekleyişin, üstün olduğuydu. Belki Göbeklitepe'nin insanları da, bir araya gelip büyük yapılar inşa ederken, bir yere bağlanmanın ve beklemenin değerini keşfediyordu. Anunnaki'ye gerek duymadan, kendi elleriyle, kendi tartışmalarıyla ve kendi kararlarıyla. Belki de bu, Göbeklitepe'nin asıl mucizesi.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Göbeklitepe'yi ziyaret ettiniz mi; sizi en çok ne etkiledi? Avcı-toplayıcıların bu kadar büyük yapılar inşa edebilmesi, sizce insanlık tarihine bakışımızı nasıl değiştiriyor? Yaz ile Kış'ın tartışmasında Enlil'in Kış'ı seçmesini nasıl yorumluyorsunuz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap