Giriş yap
🏺 Anunnaki

Gılgamış Türkçede: Muzaffer Ramazanoğlu'ndan bugüne

Türkçe okurun, Gılgamış'la tanışması, yirminci yüzyılın ortalarına uzanıyor. Bu tanışmanın ilk önemli adımlarından biri, Muzaffer Ramazanoğlu'nun çevirisiyle atıldı. Ramazanoğlu'nun "Gılgameş Destanı" adıyla yayımlanan çevirisi, Hasan Ali Yücel'in Milli Eğitim Bakanlığı döneminde başlatılan klasik çeviriler hareketinin bir parçası olarak, 1940'larda, okurlara ulaştı. Bu çevirinin tam yılı ve dayandığı kaynak dil konusunda, elimdeki bilgiler kesin değil; bu yüzden, ayrıntıları, ihtiyatla aktarıyorum.

Bu sayfada, Gılgamış'ın Türkçedeki yolculuğuna, yani çevirilerine, uyarlamalarına ve Türk kültüründeki yerine bakmak istiyorum. Bu yolculuk, aynı zamanda, Türkiye'nin, Mezopotamya mirasına nasıl baktığının da bir hikâyesi. Siz Gılgamış'ı ilk kez, hangi Türkçe kitaptan okudunuz?

Tercüme Bürosu ve klasikler

1940'ta, Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde, Tercüme Bürosu kuruldu. Bu büro, dünya edebiyatının klasiklerini, Türkçeye kazandırmak için, büyük bir çeviri programı başlattı. Yunan ve Latin klasikleri, Doğu klasikleri ve Batı edebiyatının önemli eserleri, bu programla, Türkçeye çevrildi. "Dünya Edebiyatından Tercümeler" dizisi, bu programın ürünüydü.

Gılgamış Destanı'nın, bu dönemde, bu dizi kapsamında ya da bu hareketin etkisiyle Türkçeye çevrilmesi, Türk okurlarına, Mezopotamya edebiyatını, ilk kez, geniş bir ölçekte tanıttı. O dönemde, destanın ilk çevirileri, büyük olasılıkla, Akadca aslından değil, Almanca ya da diğer Batı dillerindeki çevirilerden yapıldı. Bu, döneminin koşulları içinde, olağan bir durumdu; Türkiye'de, Akadcadan doğrudan çeviri yapabilecek uzmanlar, henüz yetişme aşamasındaydı.

Ankara'daki Sümeroloji geleneği

Aynı dönemde, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde, Sümeroloji ve Hititoloji bölümleri kuruldu. Benno Landsberger ve Hans Gustav Güterbock gibi Alman bilim insanları, Nazi Almanyası'ndan ayrılarak, Ankara'da ders verdi. Landsberger, Asurolojinin, yirminci yüzyıldaki en önemli isimlerinden biriydi.

Bu bilim insanlarının yetiştirdiği öğrenciler arasında, Muazzez İlmiye Çığ, Hatice Kızılyay ve diğerleri vardı. Çığ ve Kızılyay, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin Eski Şark Eserleri bölümünde, binlerce tableti tasnif etti ve yayımlanmalarına katkı sağladı. Bu tabletler arasında, Sümer edebiyatının önemli eserleri de vardı.

Çığ, daha sonra, Sümer kültürünü, Türk okurlara tanıtan popüler kitaplar yazdı. Bu kitaplarda, Gılgamış, Sümer edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak, sık sık ele alındı. Çığ'ın kitapları, birçok Türk okurun, Gılgamış'ı, ilk kez duymasını sağladı.

Sonraki çeviriler

Ramazanoğlu'ndan sonra, Gılgamış Destanı, farklı çevirmenler tarafından, Türkçeye birkaç kez yeniden çevrildi. Bu çevirilerin bir kısmı, İngilizce ya da Almanca çevirilere dayanıyor; bir kısmı ise, Akadca aslıyla karşılaştırılarak hazırlandı. Andrew George'un ve Stephen Mitchell'in İngilizce çevirileri de, Türkçeye kazandırıldı ya da Türkçe çevirilere kaynaklık etti.

Bu çeviriler, farklı yayınevleri tarafından yayımlandı ve farklı okur kitlelerine ulaştı. Bazıları, akademik bir yaklaşımla, metindeki boşlukları ve farklı versiyonları gösterirken, bazıları, akıcı bir anlatı sunmayı tercih etti. Bu çeşitlilik, İngilizcedeki çeviri tarihinin, Türkçede de, küçük ölçekte yaşandığını gösteriyor.

Burada, belirli çevirmenlerin adlarını ve yıllarını sıralamaktan kaçınıyorum; çünkü bu bilgileri, kitapların künyelerinden doğrulamadan vermek istemiyorum. Okurlarım, kendi ellerindeki çevirinin künyesine bakarak, hangi kaynağa dayandığını görebilir.

Tiyatroda Gılgamış

Gılgamış, Türk tiyatrosunda da yer buldu. Orhan Asena'nın "Tanrılar ve İnsanlar" adlı oyunu, Gılgamış Destanı'ndan yola çıkıyor. Asena, oyununda, Gılgamış'ın ölümsüzlük arayışını, insanın tanrılara karşı duruşu ve kendi kaderini belirleme çabası olarak yorumladı. Oyun, 1950'lerde yazıldı ve sonraki yıllarda, farklı tiyatrolarda sahnelendi.

Asena'nın Gılgamış'ı, destandaki Gılgamış'tan daha isyankâr bir figür. Tanrıların iradesine boyun eğmek yerine, insanın, kendi değerlerini yaratması gerektiğini savunuyor. Bu yorum, oyunun yazıldığı dönemin, varoluşçu düşünceden etkilendiğini gösteriyor.

Adın yazımı: Gılgamış mı, Gılgameş mi?

Türkçede, destanın kahramanının adı, farklı biçimlerde yazılıyor: Gılgamış, Gılgameş, Bilgameş. Bu farklılık, rastgele değil. Akadca kaynaklarda, ad, "Gilgameš" olarak okunuyor; Türkçede, "š" sesi, "ş" ile karşılanıyor ve ad, "Gılgameş" oluyor. "Gılgamış" ise, Türkçenin ses uyumuna göre, zamanla yerleşmiş bir biçim.

Sümerce kaynaklarda ise, ad, "Bilgames" olarak geçiyor. Bu yüzden, Sümerce Gılgamış şiirlerini çeviren bazı akademisyenler, "Bilgameş" biçimini tercih ediyor. Andrew George da, Sümerce şiirleri çevirirken, "Bilgames" biçimini kullandı.

Hangi yazımı kullandığınız, aslında, hangi kaynağa yakın durduğunuzu da gösteriyor. Bu sayfada, Türkçede en yaygın biçim olduğu için, "Gılgamış" yazımını kullanıyorum. Siz hangi yazımı daha doğal buluyorsunuz?

Tanrılar arasındaki ilişki

Türkçe çevirilerde, destandaki tanrıların adları, farklı biçimlerde yazılıyor. İştar, bazen "İştar", bazen "Ištar" olarak; Enlil, "Enlil" ya da "Ellil" olarak; Şamaş, "Şamaş" ya da "Utu" olarak geçiyor. Bu farklılıklar, çevirmenin, Akadca mı yoksa Sümerce adları mı tercih ettiğine bağlı.

Destanda, Şamaş, yani güneş tanrısı, Gılgamış'ın koruyucusu. Humbaba'ya karşı savaşta, Şamaş, Gılgamış'a yardım ediyor ve on üç rüzgâr göndererek, Humbaba'yı etkisiz bırakıyor. Ama Humbaba'nın öldürülmesinden sonra, Enlil, öfkeleniyor; çünkü Humbaba, onun atadığı bir bekçiydi. Bu çatışma, Enkidu'nun ölümüne yol açan kararın arka planını oluşturuyor. Türkçe çevirilerde, bu tanrılar arası gerilim, çevirmenin üslubuna göre, farklı tonlar kazanıyor.

Hattuşa'daki Gılgamış

Hattuşa'da bulunan Gılgamış parçaları, destanın, Anadolu'daki yolculuğuna dair, en somut kanıt. Bu parçalar, üç farklı dilde: Akadca, Hititçe ve Hurrice. Akadca parçalar, büyük olasılıkla, Hitit kâtiplerinin, Babil edebiyatını, kendi okullarında, örnek metin olarak kopyaladığını gösteriyor.

Hititçe versiyon ise, birebir bir çeviri değil; bir uyarlama. Bu versiyonda, destanın Mezopotamya kentlerine dair ayrıntıları kısaltılmış, buna karşılık, sedir ormanına yolculuk gibi bölümler, daha geniş anlatılmış. Bazı araştırmacılar, bunun, Hitit okurlarının, Uruk'tan çok, Lübnan ve Amanos dağlarındaki ormanlara yakın bir coğrafyada yaşamasıyla ilgili olabileceğini öne sürüyor.

Hurrice parçalar ise, destanın, Hurri dünyasında da bilindiğini gösteriyor. Hurriler, Kuzey Mezopotamya ve Doğu Anadolu'da yaşayan bir halktı ve Hitit kültürünü, derinden etkiledi.

Bu üç dilli miras, Gılgamış'ın, yalnızca bir Mezopotamya destanı değil, aynı zamanda, Anadolu'nun da bir parçası olduğunu gösteriyor. Hititoloji alanında, bu parçalar üzerine, Ankara'daki ve dünyadaki araştırmacılar, çalışmalarını sürdürüyor. Gary Beckman, Hititçe Gılgamış'ın, İngilizce çevirisini ve tartışmasını, çeşitli yayınlarda sundu.

Bu parçaları, Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde ya da Boğazköy Müzesi'nde görmek, sizce, destanı okumaktan farklı bir deneyim olur mu?

Akademik okuma

Türkiye'de, Gılgamış Destanı üzerine, Sümeroloji ve Asuroloji bölümlerinde, akademik çalışmalar yapılıyor. Bu çalışmalar, destanın, Sümerce kökenleri, Akadca versiyonları ve Anadolu'daki yankıları üzerine yoğunlaşıyor.

Özellikle ilginç bir konu, Gılgamış'ın Hitit versiyonu. Hattuşa'da, yani bugünkü Çorum'un Boğazköy ilçesinde, Gılgamış Destanı'nın Hititçe, Hurrice ve Akadca parçaları bulundu. Bu, destanın, MÖ ikinci binyılda, Anadolu'da da okunduğunu ve çevrildiğini gösteriyor. Yani, Gılgamış'ın Anadolu'daki yolculuğu, Türkçe çevirilerden binlerce yıl önce başlamıştı.

Sitchin'in okuması

Sitchin'in Gılgamış yorumu, Türkçe çevirileri aracılığıyla, Türk okurlara da ulaştı. Bu yorumda, Gılgamış'ın ölümsüzlük arayışı, Anunnaki'nin uzay üssüne yapılan bir yolculuk olarak sunuluyor.

Türkçe okurlar, bu yorumla, çoğunlukla, Sitchin'in kitaplarından ya da YouTube videolarından tanışıyor. Bu durum, bazı okurların, destanı, Sitchin'in yorumuyla birlikte okumasına yol açıyor.

Forumlarda

Türkçe forumlarda, Gılgamış Destanı, sık sık tartışılıyor. Bazı kullanıcılar, destanın hangi Türkçe çevirisinin en iyisi olduğunu soruyor; bazıları ise, destanın içeriğini, Kuran ve Tevrat'taki anlatılarla karşılaştırıyor.

Bu karşılaştırmalar, özellikle tufan anlatısı üzerine yoğunlaşıyor. Gılgamış'taki Utnapiştim ile Nuh arasındaki benzerlikler, Türkçe forumlarda, sık sık tartışılan bir konu.

Türkçe bir okuma için öneriler

Gılgamış'ı Türkçe okumak isteyenler için, birkaç öneri yapabilirim. Önce, elinizdeki çevirinin önsözüne bakın: çevirmen, hangi kaynaktan çevirdiğini belirtiyor mu? Akadca aslından mı, yoksa bir Batı dili çevirisinden mi? Metindeki boşlukları gösteriyor mu, yoksa akıcı bir anlatı mı sunuyor?

Sonra, destanı, Muazzez İlmiye Çığ'ın Sümer kültürü üzerine kitaplarıyla birlikte okuyun. Bu kitaplar, destanın, hangi toplumsal ve dinsel çerçevede doğduğunu anlamanızı kolaylaştırır.

Son olarak, eğer İngilizce biliyorsanız, Türkçe çeviriyi, Andrew George'un çevirisiyle karşılaştırın. Bu karşılaştırma, çevirmenin tercihlerini ve metnin, gerçekte, ne kadar parçalı olduğunu gösterir. Bir destanı, iki dilde okumak, bence, onu, iki kez okumak demek.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Gılgamış'ın Türkçedeki yolculuğu, Türkiye'nin, Mezopotamya mirasıyla ilişkisinin, bir aynası. 1940'larda, Batı klasiklerini Türkçeye kazandırma çabası, Gılgamış'ı da kapsadı. Bugün, Gılgamış, hem bir dünya klasiği, hem de Anadolu'nun kadim mirasının bir parçası olarak okunuyor. Belki de Hattuşa'daki Hititçe Gılgamış parçaları, bu destanın, Türkçe okurlar için, neden bu kadar yakın hissettirdiğini açıklıyor.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Gılgamış'ın hangi Türkçe çevirisini okudunuz? Destanın, Anadolu'da, Hititler döneminde de okunduğunu biliyor muydunuz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap