Gılgamış operası, tiyatrosu ve resmi
Bir destan, yalnızca okunmaz. Söylenir, oynanır, çizilir. Gılgamış Destanı da, binlerce yıl önce, büyük olasılıkla, yüksek sesle okunuyor ya da ezberden aktarılıyordu. Yirminci yüzyılda ise, bu destan, yeni sahnelere taşındı: opera salonlarına, tiyatro sahnelerine ve ressamların tuvallerine.
Bu sayfada, Gılgamış'ın, sanatın farklı dallarındaki yolculuğuna bakmak istiyorum. Bir besteci, Gılgamış'ın yasını, nasıl bir müziğe dönüştürür? Bir ressam, Enkidu'nun ölümünü, nasıl bir renkle anlatır? Bu sorular, destanın, metnin ötesinde, nasıl yaşadığını gösteriyor. Siz Gılgamış'tan esinlenen bir sanat eseri gördünüz ya da dinlediniz mi?
Martinů'nun oratoryosu
Çek besteci Bohuslav Martinů, 1955'te, "The Epic of Gilgamesh" adlı bir oratoryo besteledi. Oratoryo, koro, solistler, anlatıcı ve orkestra için yazılmıştı. Martinů, metni, Reginald Campbell Thompson'ın İngilizce çevirisine dayandırdı.
Oratoryo, üç bölümden oluşuyor: Gılgamış ve Enkidu'nun dostluğu, Enkidu'nun ölümü ve Gılgamış'ın, ölümün sırrını arayışı. Martinů, destanın, özellikle, ölüm ve yas temalarına odaklandı. Oratoryonun son bölümünde, Gılgamış, Enkidu'nun ruhunu çağırıyor ve ona, ölülerin dünyasını soruyor. Enkidu'nun cevabı, karanlık ve umutsuz.
Martinů, bu oratoryoyu, hayatının son yıllarında, sürgünde yazdı. Çekoslovakya'dan uzakta, ölüm ve kayıp temaları, onun için, kişisel bir anlam taşıyor olabilirdi. Bu, oratoryoyu dinlerken, akılda tutulabilecek bir bağlam.
Gılgamış operaları
Gılgamış, birçok besteci tarafından, operaya da uyarlandı. Danimarkalı besteci Per Nørgård, 1973'te, "Gilgamesh" adlı bir opera besteledi. Bu opera, deneysel bir müzik diliyle yazılmıştı ve destanı, modern bir sahne deneyimi olarak sundu.
Sırp besteci Rudolf Brucci de, 1980'lerde, "Gilgamesh" adlı bir opera besteledi. Bu operalar, destanın, Avrupa müzik dünyasında, bir ilham kaynağı olarak kabul gördüğünü gösteriyor.
Operaların ortak noktası, destanın, büyük duygusal anlarını, yani dostluğu, ölümü ve yası, müziğin gücüyle vurgulaması. Ama her besteci, bu anları, kendi müzik dili ve kendi dönemi içinde yorumluyor.
Tiyatroda Gılgamış
Gılgamış, tiyatro sahnelerinde de, sık sık yer aldı. Türk tiyatrosunda, Orhan Asena'nın "Tanrılar ve İnsanlar" adlı oyunu, destandan yola çıkan en bilinen eser. Asena, Gılgamış'ı, tanrılara karşı duran ve insanın kendi değerini savunan bir figür olarak yorumladı.
Uluslararası tiyatroda da, Gılgamış'ın birçok uyarlaması yapıldı. Bu uyarlamaların bir kısmı, destanı, sadık bir şekilde sahneliyor; bir kısmı ise, onu, modern bir bağlama taşıyor. Örneğin, bazı uyarlamalarda, Gılgamış ve Enkidu'nun dostluğu, savaşta kaybedilen arkadaşlar ya da hastalıkla kaybedilen sevgililer üzerinden yeniden yorumlandı.
Tiyatro, destanın, bir özelliğini, özellikle iyi aktarıyor: diyalog. Gılgamış Destanı, uzun konuşmalar ve diyaloglarla dolu; Gılgamış ve Enkidu, Gılgamış ve İştar, Gılgamış ve Utnapiştim arasındaki konuşmalar, sahnede, doğal olarak canlanıyor.
Resimde Gılgamış
Alman ressam Willi Baumeister, 1940'larda, Gılgamış Destanı'ndan esinlenen bir dizi resim yaptı. Baumeister, Nazi rejimi tarafından "yozlaşmış sanatçı" ilan edilmiş ve sergi yapması yasaklanmıştı. Bu dönemde, kadim destanlara yöneldi ve Gılgamış'ı, soyut ve ilkel biçimlerle tasvir etti.
Baumeister'in Gılgamış resimleri, çivi yazısını ve Mezopotamya silindir mühürlerini andıran biçimler içeriyor. Bu resimler, destanın, yalnızca içeriğini değil, kadim yazının ve sanatın görsel dilini de yeniden yorumluyor.
Başka ressamlar da, Gılgamış'tan esinlendi. Bazıları, destanın sahnelerini, doğrudan değil, simgesel bir biçimde çizdi; bazıları ise, Mezopotamya sanatının üslubunu taklit ederek, destanı, kadim bir kabartma gibi sundu.
Sahnede zor olan sahneler
Destanın bazı sahneleri, sahneye taşınması kolay değil. Sedir Ormanı'ndaki Humbaba savaşı, Gök Boğası'nın Uruk'a inişi ve Tufan anlatısı, büyük görsel olaylar. Tiyatroda, bu sahneler, çoğu zaman, anlatıcının sözleriyle ya da ışık ve sesle anlatılıyor. Opera ise, bu tür sahneleri, orkestranın gücüyle canlandırabiliyor.
Bana kalırsa, sahnede en zor olan, fiziksel olaylar değil, sessiz anlar. Gılgamış'ın, Enkidu'nun cesedinin başında, yedi gün yedi gece beklemesi, bir solucanın burnundan düştüğünü görene kadar onu gömmemesi, metinde birkaç satır. Ama bu satırlar, destanın en ağır yükünü taşıyor. Bir yönetmen, bu bekleyişi, seyirciyi sıkmadan nasıl sahneler? Bir besteci, bu sessizliği, nasıl bir müziğe dönüştürür?
Bir başka zor sahne, uykudur. Utnapiştim, Gılgamış'a, ölümsüzlüğü istiyorsa, önce altı gün yedi gece uyumadan durmasını söylüyor. Gılgamış, hemen uykuya dalıyor. Utnapiştim'in karısı, her gün bir ekmek pişirip yanına koyuyor; ekmekler bayatlayarak, geçen günleri gösteriyor. Bu sahne, metinde, ince bir ironiyle anlatılıyor. Sahnede, bu ironiyi korumak, ayrı bir ustalık istiyor.
Bu sorulara verilen her cevap, aslında, destanın yeni bir okuması oluyor. Siz bu sahnelerden hangisini görmek isterdiniz?
Tanrılar arasındaki ilişki
Sanat eserlerinde, destandaki tanrılar, genellikle, ikincil bir rol oynuyor. Odak, Gılgamış ve Enkidu'nun insani ilişkisi. Ama bazı eserler, tanrıların rolünü de vurguluyor.
Martinů'nun oratoryosunda, tanrılar, uzak ve kayıtsız güçler olarak görünüyor. Enkidu'nun ölümü, tanrıların kararıyla gerçekleşiyor; ama bu karar, sahnede, bir ses olarak değil, bir sessizlik olarak var. Bu sessizlik, tanrıların, insanlara karşı mesafesini vurguluyor.
Destanda, Enkidu'nun ölümüne, tanrıların meclisi karar veriyor. Anu, Enlil, Ea ve Şamaş, toplanıyor; Gök Boğası'nı ve Humbaba'yı öldürdükleri için, Gılgamış ya da Enkidu'dan birinin ölmesi gerektiğine karar veriyorlar. Enlil, Enkidu'nun ölmesini istiyor; Şamaş, ona karşı çıkıyor; ama Enlil'in kararı uygulanıyor. Bu tanrılar arası tartışma, Enkidu'nun bir rüyasında anlatılıyor; sahne, Hitit versiyonunda daha ayrıntılı korunmuş.
Akademik okuma
Akademisyenler, Gılgamış'ın sanattaki yolculuğunu, alımlama çalışmaları çerçevesinde inceliyor. Theodore Ziolkowski'nin "Gilgamesh Among Us" adlı kitabı, destanın, modern edebiyat, müzik ve görsel sanatlardaki izlerini, kapsamlı bir şekilde ele alıyor.
Ziolkowski'ye göre, Gılgamış, yirminci yüzyılda, özellikle iki dünya savaşından sonra, sanatçılar için, güçlü bir ilham kaynağı oldu. Savaşın yarattığı ölüm ve kayıp deneyimi, destanın temalarıyla, derin bir yankı yarattı. Gılgamış'ın Enkidu için yası, savaşta arkadaşlarını kaybeden bir kuşağın yası gibi okunabildi.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Gılgamış'ın sanattaki yorumlarından, doğrudan söz etmedi. Onun ilgisi, destanın, sanatsal değeri değil, onun, Anunnaki'nin varlığına dair "kanıt" olarak okunmasıydı.
Bu, ilginç bir karşıtlık: sanatçılar, Gılgamış'ta, insanın ölümle yüzleşmesini görürken, Sitchin, onda, bir uzay yolculuğu gördü. İki okuma da, destandan beslenen; ama birbirinden tamamen farklı.
Forumlarda
Forumlarda, Gılgamış'ın sanattaki yorumları, Anunnaki tartışmalarından daha az ilgi görüyor. Ama bazı kullanıcılar, Martinů'nun oratoryosunu ya da Baumeister'in resimlerini, destanı yeniden keşfetmenin bir yolu olarak paylaşıyor.
Türkçe forumlarda, Asena'nın oyunu, Türk tiyatrosunun klasiklerinden biri olarak anılıyor. Bazı kullanıcılar, oyunun sahnelemelerini ve Gılgamış yorumunu tartışıyor.
Müzik paylaşım sitelerinde de, Gılgamış adını taşıyan çok sayıda parça var. Bunların bir kısmı, kadim Mezopotamya müziğini yeniden kurma iddiası taşıyor. Bu iddialara, dikkatle yaklaşmak gerekiyor. Mezopotamya'dan, nota sistemi içeren çok az metin kaldı; bunların en bilineni, Ugarit'te bulunan Hurri ilahisi. Gılgamış Destanı için, bilinen bir melodi yok. Dolayısıyla, "Gılgamış'ın orijinal müziği" diye sunulan parçalar, ne kadar güzel olursa olsun, modern bestelerdir. Bunu bilerek dinlemek, hem müziğin hakkını veriyor, hem de geçmişe dair yanlış bir izlenim bırakmıyor. Siz böyle bir parçayı, kadim bir kayıt sanarak dinlediniz mi?
Destanın sesi
Gılgamış Destanı'nın, kadim dönemde, nasıl seslendirildiğini, kesin olarak bilmiyoruz. Bazı akademisyenler, destanın, belirli ritimlerle okunduğunu ve belki de müzik eşliğinde söylendiğini düşünüyor. Ama bunun, doğrudan bir kanıtı yok.
Son yıllarda, bazı akademisyenler ve sanatçılar, destanı, Akadca aslından, yüksek sesle okuyan kayıtlar yaptı. Londra Üniversitesi SOAS'ta, Martin Worthington'ın başlattığı bir proje, Babil ve Asur şiirlerini, Akadca olarak seslendiren kayıtlar yayımladı. Bu kayıtlar, destanın, binlerce yıl sonra, kendi dilinde, yeniden duyulmasını sağlıyor.
Çocuklar için Gılgamış
Gılgamış, çocuk kitaplarına da uyarlandı. Ludmila Zeman'ın resimli üçlemesi, "Gilgamesh the King", "The Revenge of Ishtar" ve "The Last Quest of Gilgamesh", destanı, Mezopotamya sanatından esinlenen resimlerle anlatıyor. Bu kitaplar, destanın, sert sahnelerini yumuşatıyor; ama dostluk ve kayıp temasını koruyor. Bir çocuğa Enkidu'nun ölümünü anlatmak, bir yetişkine anlatmaktan farklı bir dil gerektiriyor; bu kitaplar, o dili arıyor.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bence Gılgamış'ın sanattaki yolculuğu, Anunnaki tartışmasının unuttuğu bir şeyi hatırlatıyor: destan, her şeyden önce, bir insan hikâyesi. Martinů, Baumeister ve Asena, Gılgamış'ta, tanrıları ya da uzaylıları değil, kaybı, yası ve ölümle yüzleşmeyi gördü. Belki de destanın, dört bin yıldır yaşamasının nedeni, bu insanî çekirdek.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Gılgamış'tan esinlenen bir müzik, oyun ya da resim biliyor musunuz? Destanın hangi sahnesi, sizce, en güçlü sanat eserine dönüşebilir? Yorumlarda yazın.
Giriş yap