Giriş yap
🏺 Anunnaki

Gılgamış'ın fazladan tableti: On ikinci tablet neden hikâyeye uymuyor?

Gılgamış Destanı'nın standart Babil versiyonunu okuyan biri, on birinci tabletin sonunda tatmin edici bir kapanışla karşılaşır. Gılgamış, ölümsüzlük bitkisini bir yılana kaptırmıştır. Eli boş Uruk'a döner, kayıkçıya kentin surlarını gösterir ve destan, başladığı yere, surlara geri döner. Mükemmel bir çember. Sonra bir tablet daha gelir. On ikinci tablette Enkidu, ölmemiş gibi yeniden sahnededir. Ve hikâye bambaşka bir yerden devam eder.

Bu seride Gılgamış'tan dolaylı olarak birkaç kez söz ettim; İştar'ın reddedilişi, Utnapiştim, Ninsun. Ama destanı bir bütün olarak, "kısaca ne anlatıyor" sorusuyla ele almadım. Şimdi bunu yapmak istiyorum, ama alışılmış bir yoldan değil. Destanın kendisini anlatırken, onun en garip parçasına, son tablete özellikle yer ayıracağım. Çünkü bir metnin uymayan parçası, onun nasıl oluştuğunu en iyi anlatan parça olabilir.

On bir tablette hikâye

Uruk kralı Gılgamış, üçte ikisi tanrı, üçte biri insandır. Halkına zulmeder; tanrılar ona denk bir rakip yaratır: Enkidu. Enkidu bozkırda hayvanlarla yaşar, bir kadın olan Şamhat ile karşılaşarak insanlaşır ve Uruk'a gelir. Gılgamış ile güreşir, sonra dost olurlar.

Birlikte Sedir Ormanı'na gidip koruyucusu Humbaba'yı öldürürler. Dönüşte İştar, Gılgamış'a evlilik teklif eder; Gılgamış onu aşağılayarak reddeder. İştar Göğün Boğası'nı gönderir; iki dost boğayı da öldürür. Tanrılar bir ceza kararı verir: Enkidu ölecektir.

Enkidu'nun ölümü Gılgamış'ı yıkar. Ölüm korkusuyla, tufandan kurtulup ölümsüzlük kazanmış olan Utnapiştim'i aramaya çıkar. Uzun bir yolculuktan sonra onu bulur. Utnapiştim ona tufan hikâyesini anlatır ve ölümsüzlüğün tanrıların bir defalık armağanı olduğunu söyler. Gılgamış uyumama sınavını geçemez, ama Utnapiştim ona deniz dibindeki bir gençlik bitkisinin yerini söyler. Gılgamış bitkiyi alır, ama yolda bir yılan onu kapar. Gılgamış Uruk'a döner.

On ikinci tablet

Son tablet, Enkidu'nun yeraltına inişini anlatır. Gılgamış'ın iki oyuncağı, pukku ve mikkû diye adlandırılan iki nesne, yeraltına düşmüştür. Bu nesnelerin tam olarak ne olduğu tartışmalı; bir top ve sopa, bir tef ve tokmak gibi öneriler var. Enkidu onları getirmek için yeraltına inmeyi teklif eder. Gılgamış ona yeraltının kurallarını anlatır: Temiz elbise giyme, güzel yağ sürünme, sopa fırlatma, karını öpme, oğluna vurma.

Enkidu bu kuralların hepsini çiğner ve yeraltında kalır. Gılgamış tanrılara yalvarır, sonunda Ea'nın aracılığıyla yerde bir delik açılır ve Enkidu'nun ruhu yukarı çıkar. İki dost kucaklaşır ve Gılgamış, Enkidu'ya yeraltında neler gördüğünü sorar. Enkidu, çok oğlu olanın iyi durumda olduğunu, oğlu olmayanın acı çektiğini, savaşta ölenin babasının başını tuttuğunu, gömülmemiş olanın ruhunun huzursuz dolaştığını anlatır.

Neden uymuyor?

Bu tabletin uymadığı ilk nokta açık: Enkidu yedinci tablette ölmüştü. On ikinci tablette ise canlı olarak yeraltına iniyor. Ayrıca on birinci tablet, destanın açılışını tekrarlayan bir kapanışla bitmişti. On ikinci tablet, bu kapanıştan sonra bir ek gibi duruyor.

Akademisyenler bu tabletin, Sümerce bir şiirin, "Bilgameş, Enkidu ve Yeraltı Dünyası" adlı metnin ikinci yarısının Akkadcaya neredeyse kelimesi kelimesine çevrilmiş hali olduğunu gösterdi. Bu Sümerce şiirde Enkidu ölmüş değil; Gılgamış'ın hizmetkarı olarak hikâyede yer alıyor. Akkadca destanı derleyen yazıcı, bu metni olduğu gibi alıp sona eklemiş.

Neden? Bu soruya kesin bir cevap yok. Bazı araştırmacılar, on ikinci tabletin destanın parçası olmaktan çok bir ek, bir tamamlayıcı belge olduğunu düşünüyor. Bazıları ise yeraltının nasıl olduğunu anlatan bu bölümün, ölümü anlamaya çalışan bir destana uygun bir kapanış olduğunu savunuyor.

Sin-leqi-unninni ve standart versiyon

Gılgamış Destanı'nın standart versiyonu, geleneğe göre Sin-leqi-unninni adlı bir yazıcıya atfediliyor. Bu kişi, büyük olasılıkla ikinci binyılın sonlarında yaşadı ve daha eski Gılgamış hikâyelerini derleyip yeniden düzenledi. Sonraki dönemlerde Uruk'taki bazı yazıcı aileleri, kendilerini onun soyundan gelen kişiler olarak tanıtıyordu.

Eski Babil döneminde destanın farklı bir versiyonu vardı ve açılış satırı da farklıydı: "Bütün krallardan üstün olan." Standart versiyon ise "Derini gören" diye başlıyor. Bu değişiklik, destanın odağını bir kralın gücünden bir bilgenin bilgisine kaydırıyor. On ikinci tabletin eklenmesi de belki aynı fikrin bir parçasıydı: Gılgamış, yeraltının sırlarını da öğrenen biri olarak tamamlanıyordu.

Tabletlerin kendisi

Standart versiyonun tabletlerinin büyük kısmı, Ninova'daki Asurbanipal kütüphanesinin kalıntılarından geliyor. Ama Gılgamış'ın parçaları çok daha geniş bir coğrafyada bulundu. Anadolu'da Hattuşa'da Hititçe ve Hurrice çeviriler ya da uyarlamalar çıktı. Levant'ta Megiddo'da küçük bir parça bulundu. Ugarit'te, Emar'da da Gılgamış'a ait metinler ele geçti. Yani bu hikâye, Mezopotamya'nın sınırlarını aşarak bütün Yakın Doğu'nun yazıcı okullarında okunuyordu.

On ikinci tablet de Ninova kopyalarında yer alıyor. Bu, onun Asur yazıcıları tarafından destanın bir parçası olarak kabul edildiğini gösteriyor. Bir bakıma, eski okurlar bu "uymayan" tabletle bir sorun yaşamamıştı. Bizim gözümüzde tutarsız görünen şey, onlara belki de doğal bir tamamlayıcı gibi geliyordu.

Bu da bana modern okuma alışkanlıklarımızın sınırlarını hatırlatıyor. Biz bir romandan baştan sona tutarlı bir hikâye bekliyoruz. Eski yazıcılar ise bir metni, farklı kaynakları bir araya getiren bir derleme olarak görebiliyordu.

Tanrılar arasındaki ilişki

Destan boyunca tanrılar arasındaki ilişkiler de görünüyor. Şamaş, Gılgamış'ın koruyucusu; Sedir Ormanı seferinde ona yardım ediyor. İştar, reddedildiğinde babası Anu'ya gidip öfkesini dile getiriyor. Enlil, Humbaba'nın öldürülmesine ve Göğün Boğası'nın ölümüne kızıyor ve Enkidu'nun ölümüne karar veriyor. Şamaş ise bu karara itiraz ediyor ama başarısız oluyor.

On ikinci tablette ise Ea, Enkidu'nun ruhunun yukarı çıkması için aracılık ediyor. Bu, Ea'nın her zamanki rolüne uygun: İnsanlara yardım eden, sistemin kapalı kapılarında bir aralık bulan tanrı. Destan, onun aracılığıyla bir teselli ile kapanıyor.

Akademik okuma

Andrew George'un 2003'te yayımladığı kapsamlı Gılgamış edisyonu, destanın bütün versiyonlarını ve parçalarını bir arada değerlendiren en önemli çalışmalardan biri. George, on ikinci tabletin destanın ayrılmaz bir parçası olmadığını, ama derleyicinin bilinçli bir tercihle eklediğini düşünüyor.

Bazı araştırmacılar, bu tabletin bir tür "yeraltı rehberi" olarak işlev gördüğünü öne sürüyor. Ölülerin ruhlarına nasıl davranılması gerektiği, onlara nasıl sunular verilmesi gerektiği gibi konular, Mezopotamya'nın ölüler kültüyle doğrudan ilgiliydi. Enkidu'nun anlattıkları, bu kültün neden önemli olduğunu açıklıyordu.

Sitchin'in Gılgamış'ı

Sitchin, Gılgamış'ı yarı tanrı yarı insan bir figür olarak, yani Anunnaki ile insanlar arasındaki melezleşmenin bir ürünü olarak yorumladı. Ona göre Gılgamış'ın ölümsüzlük arayışı, Anunnaki'nin uzun ömrünü elde etme çabasıydı. Sedir Ormanı ise Lübnan'daki Baalbek'teki dev platformla ilişkilendirildi; Sitchin'e göre burası bir iniş alanıydı.

Sitchin on ikinci tablete pek ilgi göstermedi. Onun anlatısında Gılgamış'ın asıl önemli yolculuğu, Utnapiştim'e ve "tanrıların yeri"ne gidişti. Yeraltı tasvirleri, bu teknolojik okumaya kolayca uymuyordu.

Akademik okuma ve Sitchin'in okuması arasındaki fark, burada destanın amacında. Akademisyenler destanı ölümle yüzleşmeyi anlatan bir insanlık hikâyesi olarak görüyor. Sitchin ise onu, ölümsüzlüğün teknolojik sırrını arayan bir yarı tanrının hikâyesi olarak okuyor.

Forumlarda Gılgamış

Forumlarda Gılgamış Destanı en çok tufan anlatısı ve Nuh hikâyesiyle karşılaştırması üzerinden konuşuluyor. On ikinci tablet ise genellikle "karışık" ya da "sonradan eklenmiş" bir bölüm olarak geçiştiriliyor. Ama bir edebiyat forumunda, biri bu tabletin aslında destanın en dokunaklı kısmı olduğunu yazdı: Bir dostun ölümden sonra bile konuşabilmesi ve ölülerin dünyasını anlatması.

Bir başka tartışmada, pukku ve mikkû'nun ne olduğu konuşuldu. Bir kullanıcı bunların bir tür oyun aletleri olduğunu, bir başkası ise bir müzik aleti ve tokmağı olabileceğini öne sürdü. Bu belirsizlik, eski metinlerin bazen en sıradan nesneleri bile anlamakta ne kadar zorlandığımızı gösteriyor.

SohbeX teorisi: Kapanış ve teselli

Bu bölüm bir spekülasyon.

On ikinci tabletin destanın sonuna eklenmesi, bana belki de Mezopotamyalı okurların ihtiyaç duyduğu bir teselliyi düşündürüyor. On birinci tabletin kapanışı güçlü ama soğuk: İnsan ölür, geriye surlar kalır. On ikinci tablet ise başka bir şey söylüyor: İnsan ölür, ama ölüler dünyası da bir düzene sahiptir; çocukların, ailenin, sunuların ölüye iyi geldiği bir düzen.

Belki derleyici, okurunu soğuk bir surlar manzarasıyla baş başa bırakmak istemedi. Ona ölülerle ilişkiyi sürdürmenin bir yolunu gösterdi. Bu açıdan on ikinci tablet, destanın sonuna eklenmiş bir dua gibi.

Okura soru

Bir hikâyenin en güçlü kapanışı mı, yoksa en teselli edici kapanışı mı daha değerli? On birinci tabletin surlarla biten sonu mu, yoksa on ikinci tabletin ölülerle konuşan sonu mu size daha yakın? Ben karar veremiyorum; belki de iki son, iki farklı ruh haline hitap ediyor.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap