Giriş yap
🏺 Anunnaki

Gılgamış Destanı'nda Anunnaki nerede geçiyor? Meşaleler ve ölümün günü

Gılgamış Destanı on iki tabletten oluşan uzun bir metin ve tanrılarla dolu. Şamaş kahramanı koruyor, İştar ona evlenme teklif ediyor, Enlil Enkidu'nun ölümüne karar veriyor, Ea tufanı Utnapiştim'e fısıldıyor. Ama "Anunnaki" kelimesi bu kalabalık içinde şaşırtıcı derecede seyrek. Standart Babil versiyonunu tarayınca kelimenin en belirgin olarak iki sahnede karşıma çıktığını gördüm: onuncu tabletin sonunda ve on birinci tablette, tufanın başladığı anda.

Bu iki sahne de ölümle ilgili. Biri ölümün kaçınılmazlığını, diğeri kitlesel ölümü anlatıyor. Kelimenin bu iki yerde yoğunlaşması bence tesadüf değil. Bu kez Gılgamış'ı bir kahramanlık destanı olarak değil, Anunnaki kelimesinin izini süren bir okur gözüyle okumayı deneyeceğim.

İlk tabletlerde tanrılar

Destanın ilk tabletlerinde tanrılar, Gılgamış'ın dünyasının bir parçası. Uruk halkı tanrılara yakarıyor; tanrılar Aruru'ya Gılgamış'a denk bir rakip yaratmasını söylüyor; Aruru Enkidu'yu kilden yoğuruyor. Gılgamış'ın annesi Ninsun, oğlunun rüyalarını yorumluyor. Sedir Ormanı yolculuğunda Şamaş, kahramanlara yol gösteriyor ve rüzgarlarıyla Humbaba'yı bağlıyor.

Bu bölümlerde tanrılar çoğunlukla adlarıyla anılıyor. Bir kolektif olarak tanrılardan söz edildiğinde de genellikle "tanrılar" ya da "büyük tanrılar" deniyor. Anunnaki kelimesi bu ilk yarıda belirleyici bir rol oynamıyor. Destanın ilk yarısı, kahramanların ve tek tek tanrıların hikâyesi.

Gök Boğası ve ölülerin kapısı

Altıncı tablette İştar, Gılgamış'ın reddine öfkelenip babası Anu'ya gidiyor ve ondan Gök Boğası'nı istiyor. İsteğini güçlendirmek için bir tehditte bulunuyor: eğer boğayı vermezse, yeraltının kapılarını kıracak ve ölüleri yukarı çıkaracak; ölüler, yaşayanlardan fazla olacak.

Bu tehdit, İştar'ın Yeraltına İnişi'ndeki tehditle neredeyse aynı. Orada da İştar, yeraltının kapısında bekçiye aynı sözleri söylüyor. Yeraltı, Babil düşüncesinde Anunnaki'nin oturduğu yer olarak da düşünülüyordu. Ama Gılgamış'ın bu sahnesinde kelime doğrudan öne çıkmıyor; tehdidin hedefi ölüler.

Onuncu tablet: ölümün günü

Onuncu tablette Gılgamış, Enkidu'nun ölümünden sonra ölümsüzlüğü arayarak Utnapiştim'e ulaşıyor. Utnapiştim, ona uzun bir konuşma yapıyor. Bu konuşmanın sonunda, kelime ilk kez çarpıcı biçimde ortaya çıkıyor: Anunnaki, büyük tanrılar, bir araya geliyor; kaderleri belirleyen Mammetum onlarla birlikte kaderleri saptıyor. Ölümü ve yaşamı belirliyorlar; ama ölümün gününü açıklamıyorlar.

Bu satırlar, destanın en kederli cümlelerinden biri. İnsanın öleceği kesin; ama ne zaman öleceği gizli. Bu kararı veren, Anunnaki'nin meclisi. Kelimenin burada geçmesi, Babil düşüncesinde Anunnaki'nin kader ve ölümle ilişkisini gösteriyor. Onlar, yaşamın sınırlarını çizen tanrılar.

Utnapiştim'in konuşması, ölümün her şeyi eşitlediğini anlatan imgelerle dolu. Nehir taşıyor ve sonra çekiliyor; yusufçuk suyun üzerinde süzülüyor ve sonra kayboluyor. Gılgamış'ın arayışı, bu satırlarla bir duvara çarpıyor.

On birinci tablet: meşaleler

On birinci tablette Utnapiştim, tufanın hikâyesini anlatıyor. Ea'nın uyarısını, geminin yapımını, hayvanların gemiye alınmasını sıralıyor. Ardından fırtına başlıyor. Ve kelime yeniden ortaya çıkıyor: Anunnaki meşalelerini kaldırıyor, ışıklarıyla ülkeyi tutuşturuyor.

Bu satırlar, antik uzaylı anlatılarında belki de en çok alıntılanan Gılgamış satırları. Meşaleler, roket ateşi ya da patlama ışığı olarak okunuyor. Akademik okumada ise bu imge, fırtınanın şimşeklerini anlatıyor. Anunnaki, burada yeraltının ve yerin tanrıları olarak, fırtınanın içindeki yıldırımları taşıyan varlıklar gibi tasvir ediliyor.

Aynı sahnede Adad bulutların içinde gürlüyor, Şullat ve Haniş önden yürüyor, Erragal direkleri söküyor, Ninurta setleri yıkıyor. Anunnaki'nin meşaleleri, bu fırtına alayının bir parçası. Ardından tanrılar bile tufandan korkuyor; Anu'nun göğüne çekiliyor ve köpekler gibi büzülüyorlar.

Ağlayan tanrılar

Tufanın ortasında İştar ağlıyor. Kendi insanlarının yok oluşuna kendisinin de onay verdiğini söyleyerek pişmanlığını dile getiriyor. Metne göre Anunnaki tanrıları da onunla birlikte ağlıyor. Tanrılar oturuyor, gözyaşı döküyor, dudakları kurumuş.

Bu sahne, Atrahasis'teki susuz ve aç tanrıları hatırlatıyor. İki metin arasındaki ilişki, akademisyenler tarafından ayrıntılı olarak incelendi; Gılgamış'ın tufan anlatısının Atrahasis'ten uyarlandığı genel olarak kabul ediliyor. Anunnaki'nin ağlaması, bu uyarlamanın izlerinden biri.

On ikinci tablet ve yeraltı

Destanın son tableti, on ikinci tablet, öncekilerden farklı bir metin. Sümerce "Gılgamış, Enkidu ve Ölüler Dünyası" şiirinin ikinci yarısının Akadca bir çevirisi. Burada Enkidu yeraltına iniyor, orada tutuluyor ve sonra bir gölge olarak Gılgamış'a yeraltındaki hayatı anlatıyor. Çok oğlu olanın nasıl yaşadığını, hiç çocuğu olmayanın nasıl acı çektiğini, savaşta ölenin ve gömülmeyenin durumunu tek tek sayıyor.

Bu tablet, Anunnaki'nin yeraltıyla ilişkisini düşünenler için doğal bir yer gibi görünüyor. Ama metinde yeraltının düzeni, tanrı adlarından çok ölülerin durumları üzerinden anlatılıyor. Ereşkigal'in ülkesi tasvir ediliyor; ama orada kimin yargıladığı ayrıntılı olarak anlatılmıyor. Yeraltının yargıç meclisi, İnanna'nın İnişi gibi metinlerde çok daha belirgin.

On ikinci tabletin destana sonradan eklendiği konusunda akademisyenler genel olarak hemfikir. Onuncu tablette Anunnaki'nin ölüm hükmünü duyan Gılgamış, on ikinci tablette ölümün içini görüyor. Kelimenin yokluğu bile bu son tabletin dili hakkında bir şey söylüyor: burada artık meclis değil, ölülerin kendileri konuşuyor. Siz destanın bu son tabletle mi, yoksa Uruk'un surlarına bakan Gılgamış'la mı bitmesini tercih ederdiniz?

Tanrılar arasındaki ilişki

Kelimenin dağılımı, Gılgamış'taki tanrılar arasındaki ilişkiyi bir açıdan aydınlatıyor. Bireysel tanrılar, yani Şamaş, İştar, Enlil, Ea, Gılgamış'ın hayatına doğrudan müdahale ediyor. Anunnaki ise bir kolektif olarak, insan hayatının en büyük sınırlarını belirliyor: ölüm ve felaket.

Bu iki katman arasında bir gerilim var. Bireysel tanrılar, Gılgamış'a yardım edebiliyor ya da ona zarar verebiliyor. Ama ölümün gününü değiştiremiyorlar. O karar, Anunnaki'nin meclisinde verilmiş. Gılgamış, tanrılarla pazarlık yapabilir; ama Anunnaki'nin kararıyla pazarlık yapamaz.

Akademik okuma

Andrew George, 2003'te yayımladığı The Babylonian Gilgamesh Epic adlı iki ciltlik edisyonda destanın bütün kopyalarını ve versiyonlarını bir araya getirdi. Bu edisyon, destanın kelime kelime incelenmesini mümkün kıldı. George, standart Babil versiyonunun Sin-leqi-unninni adlı bir yazıcıya atfedildiğini ve eski Babil versiyonlarından önemli ölçüde farklı olduğunu gösterdi.

Anunnaki kelimesinin destandaki kullanımı da bu çerçevede okunuyor. Standart Babil döneminde kelime, büyük ölçüde yeraltı ve kader tanrılarıyla ilişkilendirilmişti. Gılgamış'ta kelimenin ölüm ve tufan sahnelerinde geçmesi, bu anlamla tutarlı.

Eski Babil versiyonlarında durum

Standart versiyonun öncesinde, eski Babil döneminden kalma Gılgamış tabletleri de var. Pennsylvania ve Yale tabletleri gibi bu kopyalar, destanın daha erken bir biçimini gösteriyor. Bu versiyonlarda tufan anlatısının bulunup bulunmadığı belirsiz; meşaleler sahnesinin eski Babil dönemindeki Gılgamış'ta yer alıp almadığını bilmiyoruz. Kelimenin dağılımı, bu yüzden büyük ölçüde standart versiyona ait bir tablo.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Gılgamış'ı Anunnaki'nin bir uzay limanına, yani Sedir Ormanı'ndaki bir iniş alanına ulaşmaya çalışan bir yarı tanrının hikâyesi olarak okudu. Onun anlatısında Gılgamış, ölümsüzlüğü Anunnaki'nin uzun ömrüne kavuşmak olarak arıyor. Tufanın meşaleleri ise bir uzay aracının kalkışı ya da bir nükleer patlamanın ışığı.

Kelimenin dağılımına bakınca bu okumanın zorlandığı bir nokta görülüyor. Sedir Ormanı bölümünde Anunnaki kelimesi öne çıkmıyor. Kelime, ölümün ve tufanın sahnelerinde yoğunlaşıyor. Eğer Sedir Ormanı bir Anunnaki üssü olsaydı, metnin orada onları anması beklenirdi.

Forumlarda meşaleler

Forumlarda Gılgamış'ın meşale satırı çok sık alıntılanıyor. Forumlarda kimi kullanıcılar, "Meşaleler kaldırıldı ve ülke yandı; bu tam olarak bir roket kalkışının tasviri" diye yazıyor. Başkaları, aynı satırın fırtına alayının bir parçası olduğunu ve öncesinde ve sonrasında Adad'ın gök gürültüsünün anlatıldığını hatırlattı.

Türkçe tartışmalarda ise onuncu tablet sonundaki ölüm satırı pek bilinmiyor. Oysa bence bu satır, Anunnaki'nin Babil düşüncesindeki rolünü meşalelerden çok daha iyi anlatıyor.

SohbeX teorisi

Bir spekülasyon olarak şunu öne sürüyorum; kanıtlanmış bir görüş değil.

Gılgamış Destanı'nda Anunnaki kelimesinin yalnızca ölüm ve felaket sahnelerinde öne çıkması, bence destanın yazarının bilinçli bir tercihi. Sin-leqi-unninni, Anunnaki'yi insan hayatının aşılamaz sınırlarının simgesi olarak kullanıyor. Gılgamış, bütün tanrılarla karşılaşabilir; ama Anunnaki ile hiçbir zaman yüz yüze gelmiyor. Onlar, görünmeyen bir meclis gibi, kahramanın kaderini uzaktan belirliyor.

Bu yüzden Gılgamış'ın arayışı baştan başarısızlığa mahkûm. Ölümün gününü belirleyen meclise ulaşamazsınız. Bu bir spekülasyon; Sin-leqi-unninni'nin niyetini doğrudan bilmiyoruz.

Size soru

Bir destanın en ünlü tanrılarından çok, adı az geçen bir tanrı kolektifinin kaderi belirlemesi size ne düşündürüyor? Ve sizce ölümün gününün gizli tutulması bir merhamet mi, yoksa bir ceza mı?

Ben Utnapiştim'in yusufçuğunu düşünüyorum. Suyun üzerinde bir an süzülen, sonra kaybolan bir kanat. Anunnaki'nin gizlediği gün, o kanadın ne zaman kaybolacağı. Gılgamış o günü hiç öğrenemedi; biz de öğrenemiyoruz.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap