Giriş yap
🏺 Anunnaki

Gezegen Dokuz: gerçek bir hipotez ve Nibiru ile farkı

Ocak 2016'da, Caltech'ten iki astronom, Konstantin Batygin ve Michael Brown, The Astronomical Journal'da bir makale yayımladı. Makalenin başlığı, "Evidence for a Distant Giant Planet in the Solar System", yani "Güneş Sisteminde uzak bir dev gezegen için kanıt" idi. Bu makale yayımlandıktan birkaç saat sonra, internette, "Nibiru doğrulandı" başlıklı paylaşımlar dolaşmaya başladı.

Bu iki şey, aynı şey mi? Bence değil. Ama aralarındaki farkı görmek, bir bilimsel hipotezle bir mitolojik yorumun nasıl ayrıldığını anlamak için, iyi bir fırsat. Siz bu haberi ilk duyduğunuzda ne düşünmüştünüz?

Batygin ve Brown ne öne sürdü?

Batygin ve Brown, Kuiper Kuşağı'nın ötesindeki bazı küçük cisimlerin yörüngelerine baktı. Bu cisimler, Neptün'ün çok ötesinde, Güneş'ten yüzlerce astronomik birim uzakta dolaşıyor. Astronomlar, bu cisimlerin yörüngelerinin, beklenmedik bir biçimde, aynı yöne kümelendiğini fark etti.

Bu kümelenmeyi açıklamak için, Batygin ve Brown, henüz görülmemiş bir gezegenin varlığını önerdi. Bu gezegenin, Dünya'nın yaklaşık beş ila on katı kütlesinde olduğu ve Güneş'in etrafında, on bin ile yirmi bin yıl arasında süren, oldukça eliptik bir yörüngede dolandığı tahmin ediliyor. Sonraki çalışmalarda, bu tahminler, birkaç kez güncellendi; 2019'da yayımlanan bir derlemede, kütle tahmini, beş Dünya kütlesine yakın bir değere çekildi.

Önemli olan, bu gezegenin, henüz gözlemlenmemiş olması. Hipotez, dolaylı kanıtlara, yani küçük cisimlerin yörüngelerine dayanıyor. Bu yüzden, Batygin ve Brown, kendi iddialarını, "hipotez" olarak sunuyor; birçok astronom da, kümelenmenin, gözlem yanlılığından kaynaklanabileceğini öne sürüyor.

Gözlem yanlılığı tartışması

Bazı astronomlar, Kuiper Kuşağı cisimlerinin kümelenmesinin, gerçek bir kümelenme değil, gözlemlerin yapıldığı gökyüzü bölgelerinin seçiminden kaynaklandığını savunuyor. Yani, teleskoplar, gökyüzünün belli bölgelerine daha çok bakıyorsa, o bölgelerde daha çok cisim bulunur ve bu, bir kümelenme izlenimi yaratabilir.

2021'de, Kevin Napier ve arkadaşlarının yayımladığı bir çalışma, bu yanlılığı hesaba kattığında, kümelenmenin istatistiksel olarak anlamlı olmadığını ileri sürdü. Batygin ve Brown ise, kendi analizlerinde, bu yanlılığı zaten dikkate aldıklarını savundu. Tartışma, hâlâ sürüyor.

Bu tartışma, bilimin nasıl işlediğinin iyi bir örneği: bir hipotez öneriliyor, başka araştırmacılar onu sorguluyor, veriler yeniden analiz ediliyor. Kimse, kesin bir sonuç ilan etmiyor.

Vera Rubin Gözlemevi

Şili'de inşa edilen Vera C. Rubin Gözlemevi, gökyüzünü, düzenli aralıklarla, geniş bir alanda tarayacak. Bu taramanın, Gezegen Dokuz'u bulması ya da onun varlığına dair dolaylı kanıtları güçlendirmesi ya da zayıflatması bekleniyor. Yeni Kuiper Kuşağı cisimleri keşfedildikçe, kümelenmenin gerçek olup olmadığı daha net anlaşılacak.

Yani, Gezegen Dokuz hipotezi, test edilebilir bir hipotez. Gelecekte, ya doğrulanacak ya da çürütülecek. Bu, onu, bir bilimsel hipotez yapan şey.

Nibiru ile farkı

Zecharia Sitchin'in Nibiru'su, Batygin ve Brown'un Gezegen Dokuz'undan, birçok açıdan farklı.

Birincisi, kaynak. Gezegen Dokuz, Kuiper Kuşağı cisimlerinin yörüngelerine dayanıyor. Nibiru ise, Sitchin'in, Babil yaratılış destanı Enuma Eliş'i ve bazı Sümer metinlerini yorumlamasına dayanıyor.

İkincisi, yörünge. Gezegen Dokuz'un yörüngesi, tahminlere göre, Güneş'ten en yakın noktasında bile, Neptün'ün çok ötesinde. Nibiru ise, Sitchin'e göre, her 3600 yılda bir, iç Güneş Sistemi'ne giriyor ve Mars ile Jüpiter arasından geçiyor.

Üçüncüsü, sakinler. Gezegen Dokuz, büyük olasılıkla, buz ve gazdan oluşan, yaşama uygun olmayan bir dünya. Nibiru ise, Sitchin'e göre, Anunnaki'nin yaşadığı, ileri bir uygarlığın evi.

Dördüncüsü, test edilebilirlik. Gezegen Dokuz, gözlemlerle doğrulanabilir ya da çürütülebilir. Nibiru ise, Sitchin'in anlatısında, yalnızca 3600 yılda bir yaklaşıyor; bu yüzden, onu gözlemlemek için, uzun bir süre beklemek gerekiyor. Ama Sitchin'in hesaplamalarına göre, Nibiru'nun bugün nerede olması gerektiği belli; o konumda, büyük bir gezegen görülmüyor.

Kızılötesi taramalar

NASA'nın WISE uzay teleskopu, 2009-2011 arasında, gökyüzünü kızılötesi dalga boylarında taradı. Kevin Luhman'ın 2014'te yayımladığı analiz, bu verilerle, Güneş'ten belli bir uzaklığa kadar, Satürn ya da daha büyük kütlede bir gezegenin bulunmadığını gösterdi.

Bu sonuç, Nibiru'nun, Sitchin'in tarif ettiği biçimde, yani Dünya'ya yakın dönemde yaklaşan büyük bir gezegen olarak var olma ihtimalini çok zayıflatıyor. Gezegen Dokuz ise, daha küçük ve daha uzak olduğu için, bu taramada görülmemiş olabilir.

Tanrılar arasındaki ilişki

Enuma Eliş'te, Marduk, Tiamat'ı yenip, onun bedeninden gökyüzünü ve yeryüzünü yaratıyor. Sonra, yıldızları ve gezegenleri, yerlerine yerleştiriyor. Bu metinde, Marduk'un yıldızı, "Nibiru" olarak anılıyor; Nibiru, gökyüzünde bir "geçiş noktası" anlamına geliyor.

Babil astronomisinde, Nibiru, genellikle Jüpiter'le ya da gökyüzündeki belirli bir noktayla ilişkilendiriliyor. Marduk, Babil'in baş tanrısı; Jüpiter de, onun gezegeni. Bu bağlamda, Nibiru, Marduk'un gökyüzündeki yerini, yani en yüksek tanrının konumunu temsil ediyor.

Sitchin, bu ilişkiyi, Marduk'un, aslında bir gezegen olduğu ve Tiamat'la, yani başka bir gezegenle çarpıştığı yönünde yorumladı. Ama metinde, tanrılar arasındaki savaş, bir hükümranlık mücadelesi olarak anlatılıyor: Marduk, diğer tanrıları koruduğu için, onların kralı oluyor.

Tarihte "kayıp gezegen" arayışları

Gezegen Dokuz, Güneş Sistemi'nde görülmemiş bir gezegen arayışının ilk örneği değil. 1846'da, Urbain Le Verrier, Uranüs'ün yörüngesindeki sapmalardan yola çıkarak, bilinmeyen bir gezegenin konumunu hesapladı. Johann Galle, Berlin Gözlemevi'nde, bu hesaplamanın gösterdiği bölgeye baktı ve Neptün'ü buldu. Bu, dolaylı kanıtla yapılan bir gezegen keşfinin en ünlü örneği.

Le Verrier, aynı yöntemi, Merkür'ün yörüngesindeki sapmayı açıklamak için de kullandı ve Güneş'e çok yakın, "Vulkan" adını verdiği bir gezegenin varlığını önerdi. Onlarca yıl boyunca, astronomlar, Vulkan'ı aradı; ama bulamadı. Sonunda, Merkür'ün yörüngesindeki sapma, 1915'te, Einstein'ın genel görelilik kuramıyla açıklandı. Vulkan, hiç var olmamıştı.

Percival Lowell da, yirminci yüzyılın başında, "Gezegen X" adını verdiği bir gezegeni aradı. 1930'da Clyde Tombaugh, Plüton'u buldu; ama Plüton, Lowell'ın beklediği kütleden çok daha küçüktü.

Bu üç örnek, dolaylı kanıtın, bazen bir keşfe, bazen de bir yanılgıya götürdüğünü gösteriyor. Gezegen Dokuz, Neptün mü olacak, Vulkan mı? Bunu, ancak gözlemler söyleyebilir.

Akademik okuma

Asurologlar, Nibiru'nun anlamı üzerine, farklı görüşler ileri sürüyor. Bazı metinlerde Jüpiter, bazılarında Merkür, bazılarında ise, gökyüzündeki bir yıldız ya da nokta olarak anılıyor. Wayne Horowitz'in "Mesopotamian Cosmic Geography" adlı kitabı, bu belirsizliği ve farklı kullanımları tartışıyor.

Akademisyenler, Nibiru'nun, Babil astronomisinde, bir gezegen değil, bir kavram ya da işaret olduğu konusunda, büyük ölçüde hemfikir. Bu kavram, gökyüzündeki belirli bir geçişi, yani bir gök cisminin, belirli bir noktayı aşmasını ifade ediyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Nibiru'yu, on ikinci gezegen olarak sundu; Güneş, Ay ve Plüton'u da sayarak. Ona göre, Sümerler, bu gezegeni biliyordu, çünkü Anunnaki, onlara, kendi gezegenlerini anlatmıştı.

Sitchin'in ölümünden sonra, bazı okurları, Gezegen Dokuz haberini, onun haklı çıktığının kanıtı olarak sundu. Ama Gezegen Dokuz'un özellikleri, Sitchin'in tarif ettiği Nibiru'nun özellikleriyle uyuşmuyor. Mike Brown, Nibiru iddialarını, birçok kez, açıkça reddetti.

Forumlarda

Forumlarda, Gezegen Dokuz haberi, Nibiru'nun doğrulanması olarak paylaşıldı. Ama bazı kullanıcılar, bu paylaşımları düzeltti ve iki kavram arasındaki farkları açıkladı.

Türkçe forumlarda, "Nibiru geliyor" başlıklı paylaşımlar, özellikle 2012 ve 2017'de yaygındı. Bu yıllarda, Nibiru'nun Dünya'ya çarpacağı ya da yaklaşacağı yönünde tahminler yapıldı. Bu tahminler, gerçekleşmedi.

Bir haberin iki okuması

Bir bilimsel haber, nasıl bu kadar farklı okunabiliyor? Bence bunun nedeni, haberin başlığının, içeriğinden daha hızlı yayılması. "Güneş Sisteminde yeni bir gezegen" başlığı, Nibiru'yu bekleyen biri için, beklentisini doğrulayan bir işaret. Makalenin ayrıntıları ise, çoğunlukla okunmuyor.

Bu, yalnızca Nibiru'ya özgü bir durum değil. Bilim haberlerinin çoğu, başlıklar üzerinden yayılıyor ve farklı okurlar, aynı başlıkta, farklı şeyler görüyor.

Benim önerim, bir bilim haberini paylaşmadan önce, en azından özetini okumak. Batygin ve Brown'un makalesinin özeti, birkaç paragraf; orada, "hipotez", "olasılık" ve "dolaylı kanıt" gibi ifadeler açıkça yer alıyor. Bu ifadeler, başlıkta yok. Siz en son hangi bilim haberinin özetini okudunuz?

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Gezegen Dokuz hipotezi, Nibiru anlatısına, beklenmedik bir yardım sağladı. Bu hipotez, uzak bir gezegenin varlığını, bilimsel bir olasılık olarak gündeme getirdi. Nibiru inananları, bu olasılığı, kendi anlatılarına uyarladı. Ama asıl ilginç olan, iki anlatının, aynı merakı paylaşması: Güneş Sistemi'nin kenarında, henüz görmediğimiz bir şey var mı? Bilim bu soruyu test ederek, mit ise anlatarak cevaplıyor.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Gezegen Dokuz bulunursa, Nibiru tartışmasını sizce nasıl etkiler? Yoksa iki tartışma, birbirinden ayrı mı kalır? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap