Giriş yap
🏺 Anunnaki

Gertrude Bell ve Irak Müzesi'nin kuruluşu

Bağdat'ta, bir yaz günü, 1926'da, elli yedi yaşında bir İngiliz kadın, yeni kurulan bir müzenin raflarını düzenliyordu. Raflarda, Ur'dan gelen altın takılar, Kiş'ten gelen tabletler ve çevredeki höyüklerden toplanmış çanak çömlekler vardı. Müze, küçük bir binada, birkaç odadan ibaretti. Ama bu kadın, onu, Irak'ın kendi geçmişini kendi topraklarında koruyacağı bir kurumun başlangıcı olarak görüyordu. Birkaç hafta sonra, aynı yaz, Bağdat'taki evinde hayatını kaybetti.

Bu kadın, Gertrude Bell'di. Gezgin, dağcı, yazar, arkeolog, istihbarat görevlisi ve Irak devletinin kuruluşunda etkili olan bir siyasetçi. Ben Bell'i, Mezopotamya tanrılarının eserlerinin bugün nerede durduğu sorusuyla doğrudan bağlantılı bir isim olarak görüyorum. Çünkü bugün Bağdat'taki Irak Müzesi'nde sergilenen eserlerin önemli bir kısmının orada olmasının nedeni, kısmen onun hazırladığı bir yasa. Bir müzenin, bir ülkenin kimliği için ne kadar önemli olduğunu düşünüyorsunuz?

Oxford'dan çöle

Bell, 1868'de, İngiltere'nin kuzeyinde, zengin bir sanayici ailede doğdu. Oxford Üniversitesi'nde modern tarih okudu ve birincilikle mezun oldu; bu, o dönemde bir kadın için olağanüstü bir başarıydı.

Gençliğinde, İran'a, sonra Suriye'ye, Anadolu'ya ve Arabistan'a uzun yolculuklar yaptı. Arapça ve Farsça öğrendi. Çölde, bedevi aşiretleriyle birlikte seyahat etti ve aşiret liderleriyle ilişkiler kurdu. Ayrıca Alplerde zorlu tırmanışlar yaparak dağcı olarak da ün kazandı.

Bell, arkeolojiyle de yakından ilgilendi. 1909'da, İngiliz arkeolog William Ramsay ile birlikte, Karaman yakınlarındaki Binbirkilise'deki Bizans kiliselerini inceledi ve bu çalışmayı "The Thousand and One Churches" adlı bir kitapta yayımladılar. Ayrıca Irak'taki Uhaydır sarayını inceledi ve bu yapı hakkında ayrıntılı bir kitap yazdı.

Yani Bell'in Anadolu ile de güçlü bir bağı vardı. Binbirkilise'yi gezdiniz mi?

Savaş ve siyaset

Birinci Dünya Savaşı sırasında, Bell'in bölge hakkındaki bilgisi, İngiliz hükümeti için çok değerli hale geldi. Kahire'deki İngiliz istihbarat bürosunda çalıştı; burada T. E. Lawrence ile birlikte görev yaptı. Daha sonra Basra'ya ve Bağdat'a gönderildi.

Savaşın ardından, Osmanlı İmparatorluğu'nun Mezopotamya'daki toprakları, İngiliz mandası altına girdi. Bell, Bağdat'taki İngiliz yönetiminde "Doğu Sekreteri" olarak görev yaptı. Yeni Irak devletinin sınırlarının çizilmesinde ve 1921'de Faysal'ın Irak kralı olarak tahta çıkarılmasında etkili oldu.

Bu siyasi rol, bugün tartışmalı olarak görülüyor. Irak'ın sınırları, farklı etnik ve dinsel toplulukları tek bir devlet içinde birleştirdi; bu da sonraki on yıllardaki çatışmaların nedenlerinden biri olarak görülüyor.

Eski Eserler Yasası

Bell'in arkeoloji alanındaki en kalıcı katkısı, Irak'ın ilk eski eserler yasasının hazırlanmasıydı. Kral Faysal, Bell'i, ülkenin eski eserler dairesinin onursal müdürü olarak atadı. Bell, bu görevde, yabancı kazı ekiplerinin Irak'ta nasıl çalışacağını belirleyen bir yasa hazırladı. Yasa, 1920'lerin ortalarında yürürlüğe girdi.

Yasanın en önemli maddesi, buluntuların paylaşımıyla ilgiliydi. Bu maddeye göre, yabancı ekiplerin bulduğu eserler, Irak ile kazıyı yapan kurum arasında paylaşılacaktı. Ancak Irak, eserler arasından önce seçim yapma hakkına sahipti ve özellikle benzersiz eserleri kendisine ayırabilecekti.

Bu, on dokuzuncu yüzyıldaki uygulamadan büyük bir değişiklikti. Layard'ın ve Botta'nın döneminde, buluntuların neredeyse tamamı Avrupa'ya taşınıyordu. Bell'in yasası ise, Irak'ın kendi geçmişinden pay almasını sağladı.

Ancak yasa, bazı Iraklı milliyetçiler tarafından, yabancı ekiplere fazla hak tanıdığı gerekçesiyle eleştirildi. Paylaşım sistemi, eserlerin yarısının yine de yurt dışına gitmesi anlamına geliyordu. Sonraki on yıllarda, Irak yasaları değiştirildi ve eserlerin ülke dışına çıkarılması giderek daha sıkı kurallara bağlandı.

Müzenin kuruluşu

Bell, yasanın yanında, buluntuların Irak'ta sergileneceği bir müze kurmak için de çalıştı. Müze, başlangıçta, Bağdat'taki bir hükümet binasının birkaç odasında kuruldu. 1926'da, ayrı bir binaya taşındı ve kral Faysal tarafından resmen açıldı.

Bell, müzenin koleksiyonunu bizzat düzenledi. Woolley'nin Ur'daki kazılarından gelen eserlerin paylaşımında, Irak adına seçim yapan kişi de oydu. Bu paylaşım, bazen gergin tartışmalara yol açtı; Woolley, en değerli eserlerin bir kısmını Londra ve Philadelphia için almak istiyordu.

Bell, aynı yıl, 12 Temmuz 1926'da, Bağdat'ta, aşırı dozda uyku ilacı aldıktan sonra hayatını kaybetti. Ölümünün kaza mı yoksa intihar mı olduğu kesin olarak bilinmiyor. Bağdat'taki İngiliz mezarlığına gömüldü.

Müze, sonraki on yıllarda büyüdü. Bugün Irak Müzesi olarak bilinen kurum, 1960'larda yeni ve büyük bir binaya taşındı.

Tanrılar arasındaki ilişki: müzedeki İnanna

Bell'in kurduğu müze, sonraki yıllarda, Mezopotamya tanrılarıyla ilgili en önemli eserlerin bir kısmının evi oldu. Bunların en ünlüsü, Uruk'ta, 1930'larda Alman ekibi tarafından bulunan Uruk Vazosu. Bu vazo, Uruk dönemine ait ve üzerinde, kabartmalarla anlatılan bir tören sahnesi var.

Vazonun en alt kısmında, su ve bitkiler, onun üstünde koyun ve keçiler, daha yukarıda ise sunu taşıyan çıplak erkekler sıralanıyor. En üst kısımda, bir kadın figürü, büyük olasılıkla tanrıça İnanna ya da onun rahibesi, bir erkek figürüne doğru dönmüş, onun getirdiği sunuları kabul ediyor. Arkasında, İnanna'nın simgesi olan düğümlü kamış demetleri duruyor.

Araştırmacılar, bu sahnenin, Uruk'un tanrıçasına sunulan bir adağı ya da kutsal evlilik ritüelini gösterebileceğini düşünüyor. Sahne, evrenin düzenini aşağıdan yukarıya doğru gösteriyor: su, bitkiler, hayvanlar, insanlar ve en üstte tanrıça.

Müzede ayrıca, "Uruk'un Hanımı" ya da "Warka Maskesi" olarak bilinen mermer bir kadın yüzü de bulunuyor. Bu yüzün de İnanna'yı ya da bir rahibeyi temsil ettiği düşünülüyor.

Mektuplar ve günlükler

Bell, hayatı boyunca, ailesine ve arkadaşlarına binlerce mektup yazdı ve düzenli olarak günlük tuttu. Ölümünden sonra, üvey annesi Florence Bell, bu mektupların bir seçkisini 1927'de iki cilt halinde yayımladı. Bu mektuplar, Bell'in yolculuklarını, siyasi çalışmalarını ve müze için verdiği uğraşı ayrıntılı olarak anlatıyor.

Bugün Bell'in mektuplarının, günlüklerinin ve çektiği binlerce fotoğrafın büyük bir kısmı, İngiltere'deki Newcastle Üniversitesi'nin arşivinde korunuyor ve çevrimiçi olarak erişilebiliyor. Bu fotoğraflar arasında, Anadolu'daki ve Mezopotamya'daki anıtların yüz yıl önceki halleri de var. Bazı anıtlar, sonraki on yıllarda zarar gördüğü ya da yok olduğu için, Bell'in fotoğrafları bugün değerli belgeler haline geldi.

Mektuplarında, Ur'dan gelen eserlerin paylaşımı sırasında yaşadığı heyecanı ve gerginliği de anlatıyor. Bu satırlar, bir müzenin nasıl doğduğunu içeriden gösteren nadir kaynaklardan biri.

Akademik okuma

Akademik çevrelerde Bell, Irak arkeolojisinin kurumsallaşmasındaki rolüyle anılıyor. Araştırmacılar, onun eski eserler yasasının, Irak'ın kendi kültürel mirası üzerindeki hakkını tanıyan ilk düzenlemelerden biri olduğunu vurguluyor.

Ancak Bell'in mirası, sömürgecilik bağlamında da değerlendiriliyor. Bell, İngiliz yönetiminin bir parçasıydı ve yasa, bir anlamda, yabancı kazıların sürmesini kolaylaştırmak için hazırlanmıştı. Bazı araştırmacılar, Bell'in Irak'a olan sevgisinin samimi olduğunu, ama bu sevginin, bir yabancının ve bir yöneticinin bakış açısından şekillendiğini belirtiyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Bell'in adını anmadı. Ama Bell'in kurduğu müzede bulunan eserlerin bir kısmı, özellikle Uruk Vazosu ve silindir mühürler, Sitchin'in ve onun izinden giden yazarların kitaplarında kullanıldı. Bu eserlerin Irak'ta olması, araştırmacıların onlara erişimini belirli dönemlerde zorlaştırdı. Savaş yıllarında, müzeye erişim neredeyse imkânsız hale geldi.

Bugün Irak Müzesi'nin koleksiyonunun bir kısmı, çevrimiçi sanal turlarla da görülebiliyor. Bu, Sitchin'in kitaplarında görülen eserlerin, kendi bağlamlarında ve kendi etiketleriyle incelenmesine olanak tanıyor.

Forumlarda

Forumlarda Bell'in adı, genellikle Irak'ın kuruluşu ve İngiliz sömürgeciliği tartışmalarında geçiyor. Bazı kullanıcılar, onu "Irak'ın kraliçesi" olarak anıyor; diğerleri ise, onun siyasi rolünü sert bir şekilde eleştiriyor. 2015'te, Bell'in hayatını anlatan "Queen of the Desert" adlı bir film de yapıldı; bu film, Bell'in hikâyesini geniş bir kitleye tanıttı.

Anunnaki forumlarında ise Bell'in adı pek geçmiyor; ama Irak Müzesi'nin eserleri, özellikle 2003'teki yağmadan sonra, sık sık tartışılıyor.

Siz Gertrude Bell'i, bütün bu çelişkileriyle birlikte, hangi yönüyle hatırlamayı seçerdiniz?

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Bell'in hikâyesi, Mezopotamya tanrılarının "evine dönüş" hikâyesinin ilk adımı. Yüzyıl boyunca, tanrıların heykelleri ve kabartmaları, Londra'ya, Paris'e, Berlin'e taşındı. Bell'in kurduğu müze ise, ilk kez, onların bir kısmının kendi topraklarında kalmasını sağladı.

Belki de İnanna'nın Uruk Vazosu'nun Bağdat'ta durması, tanrıçanın, binlerce yıl sonra, kendi halkının arasında kalmayı seçtiğinin bir işareti. Ama bu ev, 2003'te büyük bir sınavdan geçecekti.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Gertrude Bell'in adını daha önce duymuş muydunuz? Sizce eski eserler, bulundukları ülkede mi kalmalı, yoksa dünyanın büyük müzelerinde mi sergilenmeli? Irak Müzesi'ni ziyaret etmek ister miydiniz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap