Genetik müdahale anlatısı neden bu kadar yayıldı? Laboratuvar haberleri ve kil tabletler
Anunnaki'nin insanı genetik olarak tasarladığı anlatısı, forumlarda neredeyse bir varsayım gibi dolaşıyor. Bir kullanıcı Enki'den söz ettiğinde, ondan "genetik mühendis" diye bahsediyor; bir başkası Ninmah'ı "laboratuvar şefi" olarak anıyor. Bu dil o kadar yerleşmiş ki, bazı okurlar Sümer tabletlerinde gerçekten "gen" kelimesinin geçtiğini sanıyor.
Daha önceki yazılarda bu anlatının dayandığı metinleri, Atrahasis'i ve Enki ile Ninmah şiirini ele almıştım. DNA testleri iddiasını da ayrıca incelemiştim. Burada başka bir soruya odaklanmak istiyorum: Bu anlatı neden son elli yılda bu kadar güçlendi? Bence yanıtın büyük bir kısmı, gazete manşetlerinde.
Her kuşağın kendi yaratılış dili
İnsanlar, yaratılış hikâyelerini her zaman kendi çağlarının teknolojisiyle anlattı. Sümerler, tanrıların insanı kilden yoğurduğunu anlattı; çünkü onların dünyasında en önemli yaratıcı faaliyet, çömlekçilik ve tuğla yapımıydı. Mısır'da koç başlı tanrı Hnum, insanları bir çömlekçi çarkında şekillendiriyordu. Sanayi Devrimi döneminde bazı ilahiyatçılar, Tanrı'yı evreni kuran bir saatçiye benzetti. William Paley, 1802'de yayımlanan "Natural Theology" kitabında, bir saatin bir saatçiyi gerektirdiği gibi, canlıların da bir tasarımcıyı gerektirdiğini öne sürdü.
Genetik çağda ise yaratıcı, bir genetik mühendis oldu. Bu dönüşüm, bana hikâyenin değil, anlatıcının değiştiğini gösteriyor. Kil, saat ve DNA; her biri, kendi çağının en karmaşık ve en güçlü yaratma aracı.
Siz bir sonraki kuşağın yaratılış hikâyelerini hangi teknolojiyle anlatacağını tahmin edebilir misiniz?
Manşetlerin zaman çizelgesi
Genetik müdahale anlatısının yayılmasını, genetik bilimindeki büyük haberlerle yan yana koyduğumda, ilginç bir örtüşme görüyorum.
1976'da Sitchin'in ilk kitabı yayımlandığında, rekombinant DNA teknolojisi henüz birkaç yaşındaydı. 1975'te Kaliforniya'daki Asilomar Konferansı'nda bilim insanları, bu yeni teknolojinin risklerini tartışmak için toplanmıştı. Gen aktarımı, kamuoyunun yeni öğrendiği, hem heyecan hem korku uyandıran bir kavramdı.
1997'nin başında, İskoçya'daki Roslin Enstitüsü'nden Ian Wilmut ve ekibi, yetişkin bir hücreden klonlanan koyun Dolly'yi duyurdu. Dolly haberi, dünya çapında manşet oldu. Bu dönemde Sitchin'in kitapları yeniden ilgi gördü; forumlarda Dolly, Anunnaki'nin binlerce yıl önce yaptığını insanların ancak şimdi başarabildiğinin kanıtı olarak sunuldu.
2000'in Haziran ayında, Beyaz Saray'da düzenlenen bir törenle İnsan Genomu Projesi'nin ilk taslağı duyuruldu. Başkan Bill Clinton, bu taslağı "Tanrı'nın yaşamı yarattığı dil" olarak tanımladı. Bu ifade, Anunnaki forumlarında hemen yakalandı: Eğer genom bir dilse, onu kim yazdı?
2012'de Jennifer Doudna ve Emmanuelle Charpentier, CRISPR adlı gen düzenleme yöntemini tanıttı. 2018'de Çinli araştırmacı He Jiankui, genleri düzenlenmiş ikiz bebeklerin doğduğunu duyurdu ve bu açıklama dünya çapında büyük bir etik skandala yol açtı. Her iki olay da forumlarda yeni bir dalga başlattı.
Bu zaman çizelgesini çıkardığımda, genetik müdahale anlatısının kendi başına değil, bilimin her büyük adımının ardından güçlendiğini fark ettim.
Tüp bebekten önce gelen sorular
Zaman çizelgesine bir tarih daha eklemek istiyorum. Temmuz 1978'de İngiltere'de Louise Brown doğdu; tüp bebek yöntemiyle dünyaya gelen ilk insan oydu. Robert Edwards ve Patrick Steptoe'nun yıllar süren çalışmalarının sonucuydu bu doğum. Gazeteler, onu "yüzyılın bebeği" olarak duyurdu. Sitchin'in "The 12th Planet" kitabı o sırada iki yaşındaydı.
Sitchin, Anunnaki'nin insanı yaratırken bir tanrıçanın rahmini kullandığını, döllenmiş yumurtayı bir "taşıyıcı" bedene yerleştirdiğini anlatıyordu. Bu anlatım, Louise Brown haberinden sonra okurlara çok daha anlaşılır geldi. Bir yöntem, gazete sayfalarında gerçek olduğunda, binlerce yıl önce de uygulanmış olabileceğini düşünmek kolaylaşıyor.
Burada şunu belirtmeliyim: Atrahasis'teki doğum tanrıçaları, on dört rahim tanrıçasının birlikte doğum yaptığı bir sahnede yer alıyor ve bu sahne, Mezopotamya'daki gerçek doğum ritüellerini yansıtıyor. Ebeler, tuğla doğum yatakları ve doğum duaları, Mezopotamya hayatının bir parçasıydı. Metin, laboratuvarı değil, doğum odasını anlatıyor.
Siz Louise Brown haberini bir yaratılış tartışmasıyla ilişkilendiren biriyle karşılaştınız mı?
Kayıp halka ve belgeseller
Bir başka etken de, popüler bilim belgesellerinin "kayıp halka" dili. Onlarca yıl boyunca belgeseller, insan evrimini, bulunamayan tek bir halkanın peşinde bir arayış olarak anlattı. Oysa paleoantropologlar, insan evrimini tek bir zincir olarak değil, dallanıp budaklanan bir çalı olarak görüyor. Homo naledi, Homo floresiensis ve Denisovalılar gibi keşifler, bu çalının ne kadar karmaşık olduğunu gösterdi.
"Kayıp halka" dili ise, bir boşluk olduğu izlenimini yaratıyor. Genetik müdahale anlatısı, bu boşluğu Anunnaki ile dolduruyor. Forumlarda sık sık "bilim kayıp halkayı hâlâ bulamadı" cümlesini görüyorum. Bu cümle, bilimin değil, belgesellerin dilinden geliyor.
Gerçek bir korku
Genetik müdahale anlatısının gücü, yalnızca merakla değil, gerçek bir kaygıyla da besleniyor. İnsanlar, genetik teknolojilerin nereye varacağını, kimin elinde olacağını ve hangi sonuçlar doğuracağını merak ediyor. He Jiankui skandalı, bu kaygının ne kadar haklı olabileceğini gösterdi.
Anunnaki anlatısı, bu kaygıyı geçmişe yansıtıyor. "Bizi de birileri tasarladıysa, biz de birilerinin deneyiysek" sorusu, bugünün etik tartışmalarını binlerce yıl öncesine taşıyor. Bu, kaygıyı hem uzaklaştırıyor hem de büyütüyor.
Tanrılar arasındaki ilişki
Enki ve Ninmah şiirinde, insanın yaratılışı iki tanrı arasında bir yarışmaya dönüşüyor. Ninmah, kusurlu insanlar yaratıyor: elleri titreyen bir adam, gözleri görmeyen bir adam, ayakları tutmayan bir adam. Enki ise her birine toplumda bir yer buluyor; kör adamı bir müzisyen yapıyor, titreyen adamı kralın hizmetine veriyor. Bu şiir, bir genetik deney raporu gibi okunabilir mi? Bence hayır. Bu, insan farklılıklarının nasıl karşılanması gerektiği üzerine çok eski ve çok derin bir düşünce. Engelli bir insanın toplumda bir yeri olduğunu, tanrıların bile bunu kabul ettiğini anlatıyor.
Genetik müdahale anlatısı bu şiiri laboratuvar diline çevirdiğinde, şiirin bu insani mesajı kayboluyor. Ninmah'ın "kusurlu" yaratıkları, başarısız deneyler olarak okunuyor; Enki'nin onlara yer bulması ise unutuluyor.
Bilimkurgunun payı
Bir de bilimkurgunun katkısını unutmamak lazım. 1997'de vizyona giren "Gattaca", genetik olarak seçilmiş insanların yönettiği bir toplumu anlatıyordu. 1993'te "Jurassic Park", DNA'dan dinozor üretmeyi milyonlarca seyircinin hayal gücüne yerleştirdi. 2012'de Ridley Scott'ın "Prometheus" filmi ise doğrudan, insanlığı yaratan uzaylı "Mühendisler"i konu aldı. Film, bir antik mağara resminde bir yıldız haritası bulunmasıyla başlıyor ve bu sahne, Anunnaki forumlarında uzun süre tartışıldı.
Bu filmler, genetik müdahale fikrini görsel ve duygusal olarak somutlaştırdı. Bir izleyici, "Prometheus"taki Mühendis'i gördükten sonra, Enki'yi de benzer bir figür olarak hayal etmeye başlayabiliyor. Sinema ile tabletler arasındaki sınır, böylece bulanıklaşıyor.
Akademik okuma
Akademisyenler, Mezopotamya yaratılış metinlerini, insanın doğası, ölümlülüğü ve tanrılarla ilişkisi üzerine düşünceler olarak okuyor. Atrahasis'te insanın yaratılış amacı açık: tanrıların yükünü taşımak. Ama metin aynı zamanda insanın tanrısal bir öğe, yani öldürülen tanrının kanı ve aklı, taşıdığını da söylüyor. Bu, insanın hem toprak hem de tanrısal olduğu fikrinin bir ifadesi.
Sitchin'in okuması
Sitchin, kendi döneminin genetik bilimini takip ediyordu ve kitaplarında bu bilimin dilini yoğun biçimde kullandı. "Genesis Revisited" kitabında, Sümer metinlerindeki yaratılış sahnelerini, tüp bebek ve gen aktarımı gibi kavramlarla açıkladı. Bu açıklamalar, okurlara tanıdık bir dil sunuyordu. Ama bu dil, tabletlerin değil, 1980'lerin ve 1990'ların dilini yansıtıyordu.
Forumlarda
Forumlarda genetik müdahale anlatısı, genellikle kişisel bir boyut kazanıyor. Kullanıcılar, kendi bedenlerinin, kendi hastalıklarının, kendi yeteneklerinin bir tasarımın sonucu olup olmadığını soruyor. Bu soruyu küçümsemek istemiyorum; bedenimizi anlamak, en eski insani ihtiyaçlardan biri. Ama evrim biyolojisinin bu soruya verdiği yanıtın da, en az Anunnaki anlatısı kadar büyüleyici olduğunu düşünüyorum.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki genetik müdahale anlatısı, bilimin hızına yetişemeyen bir kültürün tepkisi. Genetik bilimi, birkaç on yıl içinde insanlığın kendisini anlama biçimini kökten değiştirdi. Bu değişimi sindirmek zaman alıyor. Anunnaki anlatısı, bu yeni bilgiyi eski bir hikâyenin içine yerleştirerek, onu daha tanıdık ve daha anlaşılır kılıyor. Belki de bu, bir öğrenme sürecinin geçici bir aşaması.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Belki de asıl mesele şu: Genetik bilimi, bize kim olduğumuzu anlatmaya başladı ve bu anlatı, eski hikâyelerle yarışmak zorunda kaldı. Anunnaki anlatısı, bu yarışta iki tarafı birleştiren bir köprü gibi görünüyor.
Size soru
Dolly'nin duyurulduğu günleri hatırlıyor musunuz? Genetik bilimdeki bir haberin, size bir yaratılış hikâyesini hatırlattığı oldu mu? Enki ve Ninmah şiirini bir deney raporu olarak mı, bir insanlık dersi olarak mı okuyorsunuz? Yorumlarda paylaşın.
Bir sonraki yazıda Nefilim anlatısının, yani dev insan iddialarının neden bu kadar yayıldığına bakacağım.
Giriş yap