Giriş yap
🏺 Anunnaki

Genetik müdahale anlatısı hakkında uzmanlar ne diyor? Neandertal kuzenler, Cebel İrhud'un kafatası ve Enlil'in kazması

Anunnaki anlatısının merkezinde, insanın bir genetik müdahaleyle ortaya çıktığı fikri var. Bu anlatıya göre Dünya'da zaten insansı bir tür yaşıyordu; Anunnaki bu türün genlerini kendi genleriyle birleştirerek Homo sapiens'i yarattı. Böylece insanın hızlı zihinsel gelişimi, dil yeteneği ve diğer canlılardan farklılığı açıklanmış oluyordu.

Bu fikir, Sitchin'in kitaplarından bu yana defalarca anlatıldı ve DNA dizileme teknolojileri geliştikçe yeni bir canlılık kazandı. Peki insanın genetik tarihini doğrudan inceleyen bilim insanları ne diyor? Bu kez evrimsel genetikçilerin, paleoantropologların ve Sümer metinlerini okuyan uzmanların söylediklerine bakmak istiyorum. Bir de pek bilinmeyen bir Sümer metnine: insanların topraktan bitki gibi filizlendiğini anlatan şiire.

Genetikçinin cevabı: kuzenlerimiz

Son yirmi yılda insan evrimine dair en büyük sürprizlerden biri, eski DNA araştırmalarından geldi. İsveçli genetikçi Svante Pääbo ve ekibi, 2010'da Neandertallerin genomunun taslak dizilimini yayımladı. Bu çalışma, Afrika dışındaki modern insanların genomunun küçük bir kısmının Neandertallerden geldiğini gösterdi. Yani atalarımız, Afrika'dan çıktıktan sonra Neandertallerle karşılaşmış ve onlarla çocuk sahibi olmuştu.

Aynı yıl, Sibirya'daki Denisova Mağarası'nda bulunan küçük bir parmak kemiğinden elde edilen DNA, daha önce bilinmeyen bir insan grubunun varlığını ortaya koydu: Denisovalılar. Bugün Okyanusya ve Asya'daki bazı toplulukların genomunda da Denisovalılardan gelen izler bulunuyor. Pääbo, bu çalışmalar nedeniyle 2022'de Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü'nü aldı.

Bu keşifler, genetik müdahale anlatısını sevenler tarafından bazen "dışarıdan gelen DNA'nın kanıtı" olarak yorumlanıyor. Ama genetikçilerin açıklaması tam tersi: Bu DNA, başka bir dünyadan değil, bizimle aynı soydan gelen kuzen insan gruplarından geliyor. Neandertaller ve Denisovalılar da Dünya'da evrimleşmiş insanlardı. Genomumuzdaki izleri, insan tarihinin tek bir müdahaleyle değil, karmaşık ve dallı budaklı bir karşılaşmalar ağıyla şekillendiğini gösteriyor.

Siz kendi genomunuzun küçük bir kısmının Neandertallerden gelebileceğini düşündünüz mü?

Paleoantropoloğun cevabı: Cebel İrhud

Genetik müdahale anlatısında sık geçen bir rakam var: Sitchin, insanın yaklaşık üç yüz bin yıl önce yaratıldığını öne sürmüştü. İlginç bir rastlantı olarak, 2017'de Fas'taki Cebel İrhud alanında bulunan fosillerin yeniden tarihlendirilmesi, Homo sapiens'in en eski bilinen temsilcilerinin yaklaşık üç yüz bin yıl öncesine ait olduğunu gösterdi.

Bu rastlantı, bazı çevrelerde Sitchin'in haklı çıktığı şeklinde yorumlandı. Ama paleoantropologlar, Cebel İrhud fosillerinin tam da genetik müdahale anlatısının tersini gösterdiğini belirtiyor. Bu fosillerin yüz yapısı modern insana çok benziyor; ama beyin kafatası daha uzun ve basık, yani modern insanınkinden farklı. Bu, Homo sapiens'in özelliklerinin bir anda değil, yüz binlerce yıl boyunca adım adım ortaya çıktığını gösteriyor.

Paleoantropologlara göre Homo sapiens, Afrika'nın farklı bölgelerinde yaşayan topluluklar arasında, uzun bir süreçte biçimlendi. Bu süreçte ne ani bir sıçrama ne de dışarıdan bir müdahale izi var; daha çok, birbirleriyle zaman zaman karışan ve ayrılan toplulukların yavaş bir mozaiği.

Genom karşılaştırmaları

Genetik müdahale anlatısının bir diğer iddiası, insanın şempanzelerle olan genetik benzerliğinin "çok az" ya da "çok fazla" olduğu, ama her iki durumda da bir müdahaleyi gösterdiği. Genetikçiler, insan ve şempanze genomlarının, nasıl ölçüldüğüne bağlı olarak, büyük ölçüde benzer olduğunu belirtiyor. Bu benzerlik, ortak bir atadan ayrıldığımız yaklaşık altı ila sekiz milyon yıl boyunca biriken farklılıklarla uyumlu.

Genom karşılaştırmaları, insanı diğer canlılardan ayıran bazı genlerdeki değişiklikleri de gösteriyor. Örneğin dil ve konuşmayla ilişkilendirilen FOXP2 geninde insana özgü bazı değişiklikler var; ama bu değişikliklerin Neandertallerde de bulunduğu anlaşıldı. Yani bu gen değişiklikleri, Homo sapiens'ten önce ortaya çıkmıştı.

Tanrılar arasındaki ilişki: Enlil'in kazması

Sümer metinlerinde insanın yaratılışına dair tek bir anlatı yok. Enki ve Ninmah şiirinde insan kilden yaratılıyor; Atra-Hasis'te bir tanrının kanıyla karıştırılmış kilden. Ama pek bilinmeyen bir üçüncü anlatı daha var: "Kazmanın Yaratılışı" ya da "Kazmanın Şarkısı" adıyla bilinen Sümerce şiir.

Şiir, Enlil'in göğü yerden ayırmasıyla başlıyor. Bu, Mezopotamya kozmolojisinde evrenin düzenlenmesinin ilk adımı. Sonra Enlil, kazmayı yaratıyor: altından bir başlığı, lapis lazuliden bir ucu olan bir kazma. Bu kazmayla, Nippur'da "Uzumua" adı verilen bir yerde toprağı kazıyor. Uzumua, "etin filizlendiği yer" anlamına geliyor.

Enlil toprağı kazdığında, insanlar topraktan bitki gibi filizleniyor. Anunnaki tanrıları Enlil'in yanına gelip ona dua ediyor ve Sümer'in insanlarını kendilerine hizmetkâr olarak istiyor. Enlil, insanları onlara veriyor ve kazmayı da insanlara armağan ediyor. Şiir, kazmanın faydalarını öven uzun bir bölümle devam ediyor: Kazma evler inşa ediyor, kanallar açıyor, tarlaları işliyor.

Bu anlatıda tanrılar arasındaki ilişki, Enlil'in cömertliği etrafında kuruluyor. Enlil yaratıyor, diğer tanrılar istiyor, Enlil veriyor. İnsanlar ise kazmayla birlikte, yani emeğin aracıyla birlikte dünyaya geliyor.

Akademik okuma

Asurologlar, Sümer metinlerindeki farklı yaratılış anlatılarının bir arada var olmasını, Mezopotamya düşüncesinin tek bir dogmaya bağlı olmadığının bir göstergesi olarak görüyor. Farklı şehirler, farklı tapınaklar ve farklı dönemler, insanın kökenine dair farklı hikâyeler anlattı. Kil, kan ve filizlenme imgeleri, bir arada, insanın topraktan geldiğini ama içinde tanrısal bir şey taşıdığını anlatan bir düşünce dünyasını oluşturuyor.

"Kazmanın Yaratılışı" özellikle ilginç, çünkü insanı bir laboratuvarda değil, bir bahçede yetişen bitki gibi hayal ediyor. Bu imge, tarım toplumunun kendi deneyiminden doğuyor: Toprağı işle, filizler çıksın. Bazı araştırmacılar, şiirin Nippur'un dini önemini vurgulamak için yazıldığını ve kazmanın kutsal bir alet olarak yüceltilmesini, Mezopotamya'da tarımsal emeğin değerine bağlıyor.

Şiirin bir başka ilginç yanı, kazmanın neredeyse bir karakter gibi övülmesi. Kazma, tuğla kalıbını dolduruyor, tapınakların ilk taşlarını yerleştiriyor, hendekleri kazıyor, düşman şehirlerini yıkıyor. Tanrıların armağanı, insanın elinde bir yaratma ve yıkma aracına dönüşüyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Enki ve Ninmah ile Atra-Hasis'teki yaratılış sahnelerini genetik mühendislik olarak yorumlarken, "Kazmanın Yaratılışı" gibi farklı yaratılış anlatılarına pek değinmedi. Bu seçicilik, uzmanların ona yönelttiği eleştirilerden biri. Eğer Sümer metinleri tek bir genetik deneyin kaydı olsaydı, neden insanın topraktan bitki gibi filizlendiğini anlatan bir şiir de yazılmıştı?

Neden bu kadar yayıldı?

Genetik müdahale anlatısının yayılmasının bir nedeni, genetiğin kendisinin popüler kültürdeki yükselişi. DNA, son yirmi yılda tıptan suç dizilerine, soy kökeni testlerinden tarım tartışmalarına kadar her yerde konuşuluyor. Bu kavramın eski bir mitolojiyle birleşmesi, hem tanıdık hem de heyecan verici bir hikâye yaratıyor.

İkinci neden, eski DNA keşiflerinin şaşırtıcılığı. Neandertal ve Denisovalı DNA'sı gibi bulgular, insan tarihinin sanılandan daha karmaşık olduğunu gösterdi. Bu karmaşıklık, alternatif açıklamalar için de bir alan açtı.

Üçüncü neden, insan olmanın özelliğine dair derin bir merak. İnsan dili, sanatı, teknolojisi ve bilinci, diğer canlılardan çok farklı görünüyor. Bu farkı açıklamak için tek bir olay aramak, uzun ve dağınık bir evrimsel süreci kabul etmekten daha tatmin edici olabilir.

Forumlarda

Forumlarda genetik müdahale tartışmaları genellikle "kayıp halka" kavramı etrafında dönüyor. Bazı kullanıcılar, insan evriminde açıklanamayan bir sıçrama olduğunu düşünüyor. Eleştirel kullanıcılar, Pääbo'nun çalışmalarını, Cebel İrhud fosillerini ve insan evriminin dallı budaklı yapısını anlatan kaynakları paylaşıyor. "Kazmanın Yaratılışı" gibi metinler bu tartışmalarda neredeyse hiç anılmıyor; anıldığında ise genellikle şaşkınlık uyandırıyor. Türkçe forumlarda bu konu, evrim teorisine dair daha geniş tartışmalarla iç içe geçiyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki genetik müdahale anlatısı, insanın tekliği duygusunu bir tasarımcıya bağlama isteğinden doğuyor. Eğer biz özelsek, birinin bizi özel olarak yapmış olması gerekir. Ama eski DNA araştırmaları, bize başka bir hikâye anlatıyor: Biz, kuzenlerimizle karşılaşan, karışan ve onlardan bir şeyler taşıyan bir türüz. Tekliğimiz, ayrılığımızdan değil, karşılaşmalarımızdan geliyor.

"Kazmanın Yaratılışı" bana bu noktada çok güzel bir imge sunuyor. İnsanlar topraktan bitki gibi filizleniyor; her biri ayrı ayrı, ama aynı topraktan. Belki de Sümerliler, insanın kökenini bir tasarımdan çok bir büyüme olarak düşündü. Ve belki de bu imge, modern evrim anlayışına, bir laboratuvar sahnesinden daha yakın: Yavaş yavaş, topraktan, kendi koşullarında büyüyen bir tür.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Neandertallerle atalarımızın karşılaştığını ve karıştığını öğrendiğinizde ne hissettiniz? İnsanın kökenini bir tasarım olarak mı, yoksa bir büyüme olarak mı düşünmek size daha anlamlı geliyor? Enlil'in kazmasıyla topraktan filizlenen insanlar imgesini, tarımın bir övgüsü olarak mı, yoksa bir yaratılış inancı olarak mı okursunuz? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap