Giriş yap
🏺 Anunnaki

Fırat kıyısında bir düello: Enmerkar ve Ensuhgirana ve antik uzaylı yorumları

Enmerkar'ın Aratta ile çekişmesini anlatan metinler arasında, en az okunanı bence en eğlencelisi. Bu metinde iki kral karşılaşmıyor, iki ordu çarpışmıyor. Bunun yerine Aratta'dan gelen bir büyücü ile Uruk'un yakınındaki bir kasabada yaşayan yaşlı, bilge bir kadın, Fırat'ın kıyısında bir sihir düellosuna giriyor. Kazanan, iki kentin kaderini belirliyor.

Kile yazılan mektubu ve Nudimmud büyüsünü daha önce ele almıştım; orada Ensuhgirana'nın adı yalnızca geçerken anılmıştı. Bu kez o metne kendi başına bakmak istiyorum. Antik uzaylı anlatılarında bu düello, Anunnaki teknolojisine sahip iki "uzmanın" karşılaşması olarak okunuyor. Metnin kendisi ise başka bir şeyle, bir tanrıçaya kimin daha yakın olduğu sorusuyla ilgileniyor.

Metin ve edisyon

Enmerkar ve Ensuhgirana, ETCSL'de 1.8.2.4 numarasıyla yer alıyor. Adele Berlin, 1979'da metnin edisyonunu Enmerkar and Ensuhkeshdanna adıyla yayımladı; bu ad, Aratta beyinin adının o dönemki okunuşu. Metin, Eski Babil dönemine ait Nippur ve Ur kopyalarından biliniyor.

Metin, Enmerkar-Aratta döngüsünün dört şiirinden biri. Diğer üçü, Enmerkar ve Aratta Beyi, Lugalbanda Dağ Mağarasında ve Lugalbanda ile Anzud Kuşu. Hepsinde Uruk ile uzak Aratta arasındaki rekabet, tanrıların gözdesi olma yarışı üzerinden anlatılıyor.

İnanna kimin yatağında?

Şiir, Ensuhgirana'nın bir habercisiyle açılıyor. Aratta beyi, Enmerkar'dan boyun eğmesini istiyor. Onun iddiası, İnanna'nın kendisiyle birlikte olduğu. Enmerkar ise cevabında İnanna'nın Uruk'ta, kendi yanında yaşadığını, Aratta beyinin İnanna'yı ancak rüyasında görebileceğini söylüyor.

Bu çekişme, kutsal evlilik ritüeline bir gönderme. Mezopotamya krallarının İnanna ile evlilik ilişkisi, onların meşruiyetinin bir dayanağıydı. İki kral, tanrıçanın kendileriyle olduğunu iddia ederek kentlerinin üstünlüğünü ilan ediyor.

Enmerkar'ın cevabı Aratta'da bir paniğe yol açıyor. Ensuhgirana'nın meclisi, boyun eğmesini öneriyor. Ama tam bu sırada bir büyücü sahneye çıkıyor.

Hamazi'den gelen büyücü

Büyücünün adı Urgirnuna. Metne göre o, Hamazi'den gelmiş; Hamazi yıkıldıktan sonra Aratta'ya sığınmış biri. Ensuhgirana'ya, Uruk'u kanallarına kadar boyun eğdireceğini vaat ediyor. Ensuhgirana da ona büyük bir ödül vaat ediyor.

Büyücü Uruk'a doğru yola çıkıyor ve Nisaba'nın kenti Ereş'e varıyor. Orada ahırlara ve ağıllara giriyor, ineklerle ve keçilerle konuşuyor. Onları, sütlerini ve kaymaklarını tapınağa vermemeye ikna ediyor. Hayvanlar sütü kesiyor; ahırlar ve ağıllar boşalıyor. Çobanlar çaresizlik içinde Utu'ya yakarıyor.

Hamazi ve sığınmacı büyücü

Büyücünün Hamazi'den gelmesi küçük ama anlamlı bir ayrıntı. Hamazi, Sümer Kral Listesi'nde kısa bir süre krallık yapmış bir yer olarak geçiyor; konumu kesin bilinmiyor, ama genellikle Zagros'un eteklerinde, Mezopotamya'nın doğusunda bir yerde aranıyor. Metne göre Hamazi yıkılmış ve büyücü Aratta'ya sığınmış.

Yani Urgirnuna, kendi kenti yok olmuş bir göçmen. Hizmetini bir krala sunuyor, karşılığında koruma ve ödül bekliyor. Bu durum, onun Uruk'a karşı neden bu kadar istekli olduğunu da açıklıyor olabilir. Sığınmacı bir uzman, yeni efendisine değerini kanıtlamak zorunda. Bu açıdan bakınca büyücü, kötü bir figürden çok, yanlış tarafı seçmiş çaresiz bir adam gibi duruyor. Siz onu nasıl görürsünüz?

Ereş: Nisaba'nın kenti

Düellonun geçtiği Ereş, Nisaba'nın kült merkezi. Kentin yeri kesin olarak belirlenmiş değil; bazı araştırmacılar onu Abu Salabih höyüğüyle ilişkilendirmeyi önerdi, ama bu öneri tartışmalı. Kesin olan, Ereş'in Uruk'a yakın ve Fırat'ın kıyısında düşünüldüğü.

Büyücünün doğrudan Uruk'a değil de Ereş'e gitmesi ilginç. Belki Uruk'un kendisi, İnanna'nın koruması altında olduğu için ona kapalıydı. Belki de Ereş, Uruk'un süt ve tahıl ihtiyacını karşılayan bir ardülkeydi; orayı vurmak, Uruk'u aç bırakmak demekti. Metin bu konuda açık değil, ama ahırları ve ağılları hedef alan bir saldırı, savaşın ekonomik bir boyutu olduğunu düşündürüyor.

Sütün kesilmesi

Büyücünün yaptığı şey, aslında bir ambargo. Hayvanlar sütünü tapınağa vermiyor; tapınağın sunuları aksıyor. Mezopotamya'da tapınak, ekonominin merkeziydi. Sütün ve kaymağın kesilmesi, tanrıların sofrasının boşalması anlamına geliyordu.

Bu sahne, Enmerkar ve Aratta Beyi'ndeki tahıl sahnesinin tersine çevrilmiş bir yansıması gibi. Orada Enmerkar, Aratta'ya tahıl göndererek baskı kuruyordu. Burada ise Aratta'nın büyücüsü, Uruk'un yiyecek kaynağını kurutmaya çalışıyor.

Sagburu ve düello

Yardım, beklenmedik bir yerden geliyor. Sagburu adında yaşlı, bilge bir kadın, büyücüyle Fırat'ın kıyısında karşılaşıyor. İkisi, nehre bir şey atıyorlar. Büyücü, sudan büyük bir sazan balığı çıkarıyor; Sagburu ise bir kartal çıkarıyor ve kartal sazanı kapıp dağlara uçuyor.

Düello birkaç tur sürüyor. Büyücü bir koyun ve kuzusu çıkarınca Sagburu bir kurt çıkarıyor; büyücü bir inek ve buzağısı çıkarınca Sagburu bir aslan çıkarıyor. Her turda büyücünün yarattığı hayvan, Sagburu'nun yarattığı yırtıcının avı oluyor. Sonunda büyücünün yüzü kararıyor, aklı karışıyor.

Sagburu, büyücüye büyüsünün Nisaba'nın kentinde yapılmaması gerektiğini söylüyor ve onu Fırat'ın kıyısında öldürüyor. Ensuhgirana bunu duyunca Enmerkar'a boyun eğiyor: İnanna'nın gözdesinin Enmerkar olduğunu, kendisinin ancak ikinci olabileceğini kabul ediyor. Şiir, Nisaba'ya bir övgüyle bitiyor.

Neden hep hayvanlar?

Düellodaki bütün yaratıklar hayvan. Bu tercih rastlantı değil. Ereş'te büyücü hayvanlara saldırmıştı; Sagburu da ona hayvanlarla cevap veriyor. Saldırının alanı neyse, karşı saldırının alanı da o. Bir tür ölçülü misilleme. Bu simetri, şiirin dinleyicilerine adaletin yerine geldiğini hissettiriyordu.

Tanrılar arasındaki ilişki

Bu şiirde üç tanrı belirgin. İnanna, iki kralın arasındaki çekişmenin ödülü. Nisaba, büyücünün saldırdığı kentin tanrıçası ve şiirin sonunda övülen tanrıça. Utu ise çobanların yakarışlarını dinleyen tanrı.

Nisaba'nın bu şiirdeki rolü, onun yalnızca yazının değil, tahılın ve hayvancılığın da tanrıçası olduğunu hatırlatıyor. Büyücünün Ereş'teki hayvanlara saldırması, Nisaba'nın alanına bir saldırı. Sagburu'nun zaferi de, Nisaba'nın kentinin ve onun düzeninin zaferi.

Akademik okuma

Akademik okumada Enmerkar ve Ensuhgirana, Uruk'un Aratta üzerindeki kültürel üstünlüğünü anlatan bir propaganda şiiri olarak görülüyor. Aratta, Uruk'un ihtiyaç duyduğu taşlara ve metallere sahip uzak bir dağ ülkesi. Şiirler, bu ekonomik bağımlılığı Uruk'un tanrısal üstünlüğüyle dengeliyor.

Düello sahnesi, Mezopotamya'nın büyü anlayışına dair değerli ipuçları veriyor. Büyücü, Aratta'dan, yani yabancı bir diyardan geliyor; Sagburu ise yerel, yaşlı bir kadın. Yabancı büyü, yerel bilgelik tarafından yeniliyor.

Sitchin'in okuması ve antik uzaylı yorumları

Sitchin, Enmerkar döngüsünü İnanna'nın Uruk ile Aratta arasındaki seyahatleri üzerinden okudu. Onun anlatısında İnanna, iki kent arasında uçarak gidip gelen bir Anunnaki. Aratta ise onun dağlardaki bir başka üssü.

Antik uzaylı forumlarında düello sahnesi, genetik mühendislik ya da "canlı yaratma" teknolojisi olarak yorumlanıyor. Sudan hayvan çıkarmak, bir tür biyolojik üretim olarak sunuluyor. Ama metnin anlattığı düello, bir yaratma yarışından çok bir av zinciri. Her yırtıcı, önceki avı yiyor. Bu yapı, bir masalın ya da bir halk anlatısının mantığına daha yakın.

Forumlarda Sagburu

Forumlarda Sagburu adı neredeyse hiç geçmiyor. İngilizce tartışmalarda kimi kullanıcılar, düello sahnesini Musa ile Firavun'un büyücüleri arasındaki yarışmaya benzetiyor; değnekler yılana dönüşüyor ve Musa'nın yılanı diğerlerini yutuyor. Bu benzetme bence yerinde; iki sahnede de yabancı büyü, bir tanrının gücüyle yeniliyor.

Türkçe forumlarda ise Enmerkar adı daha çok Babil Kulesi ve dillerin karışması tartışmalarında geçiyor. Ensuhgirana ve büyücü düellosu ise pek bilinmiyor.

SohbeX teorisi

Burada yazacaklarım bir spekülasyon; metinde bunu doğrulayan bir ifade yok.

Sagburu'nun zaferi, bence bir sınıf ve cinsiyet hikâyesi de anlatıyor. Büyücü, kralın himayesindeki profesyonel bir uzman; Sagburu ise bir kasabada yaşayan yaşlı bir kadın. Saray büyüsü, köyün bilgeliği karşısında yeniliyor. Şiirin dinleyicileri, belki de bu sahneyi kendi yaşlı kadınlarının bilgisine bir saygı olarak duyuyordu.

Bir adım daha ileri gideyim. Şiirin bir saray şiiri olduğunu düşünürsek, Sagburu figürü belki de Uruk'un sıradan halkının da kentin savunmasında payı olduğunu söyleyen bir mesaj. Kral, İnanna'nın gözdesi; ama tanrıçanın gücü, kasabadaki yaşlı bir kadının elinden de akabiliyor. Krallık, halkın bilgisiyle birlikte güçlü. Bu okuma da bir spekülasyon; metin Sagburu'yu övmekle birlikte ondan sonra bir daha hiç anmıyor.

Bu sessizlik de bana bir şey söylüyor. Zaferi kazanan kadın, şiirin sonunda kaybolup gidiyor; övgü Nisaba'ya ve Enmerkar'a kalıyor. Kahramanlığın ödülü, her zaman kahramana gitmiyor.

Size soru

Bir krallar çekişmesinin kaderini, yaşlı bir köylü kadının belirlemesi size ne düşündürüyor? Ve sizce Sagburu'nun hayvanları, bir tanrıçanın gücünü mü, yoksa kendi bilgisini mi temsil ediyor?

Ben o kartalın sazanı kapıp dağlara uçtuğu anı düşünüyorum. Aratta'dan gelen büyü, Aratta'nın dağlarına geri taşınıyor. Belki de şiirin asıl dersi, gücün geldiği yere geri döndüğü.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap