Eridu Tufanı'nda Anunnaki nerede geçiyor? Adsız bir meclisin kararı
Eridu Tufanı ya da bazı kaynaklarda anıldığı adıyla Eridu Tekvini, Sümerce tufan anlatısının bilinen en eski biçimi. Nippur'dan gelen tek bir tablet, CBS 10673, bu anlatının bize ulaşan ana kaynağı. Bu sitede o tabletin bulunuşunu, kazı tabakalarıyla ilişkisini ve Nintur'un göçebe insanlarını daha önce konuştuk. Bu kez dar bir soruya bakmak istiyorum: Bu tablette Anuna kelimesi geçiyor mu?
Cevabım ihtiyatlı olacak. Tabletin üçte ikisi kayıp; kalan bölümde, bildiğim kadarıyla, Anuna kelimesi belirgin bir biçimde okunmuyor. Ama tabletin en ünlü satırlarından birinde bir meclisten, tanrıların meclisinden söz ediliyor. Kelime yok; ama kurum var. Bu kez o adsız meclisin izini sürmek istiyorum.
Tabletin durumu
CBS 10673, Pennsylvania Üniversitesi Müzesi'nde saklanan, üç sütunlu iki yüzlü bir tablet. Arno Poebel, 1914'te tabletin ilk yayınını yaptı. Miguel Civil, 1969'da Lambert ve Millard'ın Atrahasis kitabına eklediği bölümde metni yeniden düzenledi ve çevirdi. Thorkild Jacobsen, 1981'de "The Eridu Genesis" başlıklı makalesinde, metni yaratılış, kentlerin kuruluşu ve tufanı içeren bütünlüklü bir anlatı olarak okudu.
Tablet, kırılmış ve aşınmış durumda. Her sütunun üst ve alt kısımları kayıp. Bu yüzden anlatının birçok bölümü tahminle tamamlanıyor. Anuna kelimesinin kayıp bölümlerde geçip geçmediğini bilemiyoruz. Elimizdeki satırlar üzerinden konuşmak zorundayız.
Meclisin kararı
Tabletin okunabilen bölümünde, tufanın geleceğini Ziusudra'ya bir duvarın yanında duyuran bir ses var. Bu ses, kararın tanrıların meclisinde alındığını söylüyor: insan soyunun yok edilmesine karar verildi; meclisin sözü geri alınamaz; An ve Enlil'in emri değiştirilemez.
Bu satırlar, tufanın bir meclis kararı olduğunu açıkça söylüyor. Ama meclisin üyeleri adlandırılmıyor. An ve Enlil, kararın sahipleri olarak anılıyor; meclisin geri kalanı ise adsız. Anuna kelimesi burada kullanılmıyor; meclis, kendi adıyla, "meclis" olarak geçiyor.
Bu, bence önemli bir ayrıntı. Sümer metinlerinde tanrıların meclisi için kullanılan kelime ile Anuna kelimesi aynı şey değil. Meclis bir kurum, bir toplantı; Anuna ise o toplantıya katılanların kolektif adı. Eridu Tufanı, kurumu anıyor, katılımcıları anmıyor.
An ve Enlil'in ağırlığı
Kararın An ve Enlil'e atfedilmesi, Sümer düşüncesindeki tanrı hiyerarşisini yansıtıyor. An, göğün tanrısı ve panteonun en yaşlısı; Enlil, yerin efendisi ve kaderleri belirleyen. Bir meclis kararının bu iki tanrının adıyla mühürlenmesi, kararın en üst düzeyde onaylandığını gösteriyor.
Bu yapı, Akadca Atrahasis'te farklı bir biçim alıyor. Atrahasis'te tufan, Enlil'in insanların gürültüsünden rahatsız olmasıyla başlıyor ve tanrıların meclisinde tartışılıyor. Orada Anunnaki adıyla geçiyor; tufan sırasında aç kalıyor, tufandan sonra kurbanın etrafına toplanıyor. Eridu Tufanı ise kararın nedenini, en azından kalan satırlarda, açıkça anlatmıyor.
Siz bir kararın nedenini bilmeden, yalnızca kimin verdiğini bildiğinizde ne hissediyorsunuz? Ben bu tabletin o sessizliğini rahatsız edici buluyorum.
Tufandan sonra
Tufan yedi gün yedi gece sürüyor. Utu, güneş tanrısı, ortaya çıkınca Ziusudra kayığının penceresini açıyor ve Utu'nun önünde yere kapanıyor. Bir öküz ve bir koyun kurban ediyor.
Tabletin son okunabilir bölümünde Ziusudra, An ve Enlil'in önünde yere kapanıyor. Ona bir tanrınınki gibi bir hayat veriliyor, sonsuz bir nefes veriliyor. Ziusudra, bitkilerin adını ve insan soyunu koruyan kral olarak, Dilmun'da, güneşin doğduğu yerde yerleştiriliyor.
Bu bölümde de Anuna kelimesi yok. Ziusudra'yı ödüllendirenler An ve Enlil. Meclisin geri kalanı, tufan öncesindeki gibi, adsız kalıyor.
Duvarın yanındaki ses
Uyarının bir duvarın yanında verilmesi, sonraki versiyonlarda da korunan bir ayrıntı. Gılgamış XI'de Ea, Utnapiştim'e değil, kamıştan kulübeye ve duvara konuşuyor; böylece meclisin yeminini bozmadan uyarıyı iletiyor. Eridu Tufanı'nda bu hile açıkça anlatılmıyor; ama Ziusudra'nın duvarın yanında durması ve bir sesin ona hitap etmesi, aynı motifin daha erken bir biçimi gibi görünüyor.
Bu motif, meclisin gücü hakkında ilginç bir şey söylüyor. Meclisin kararı geri alınamaz; ama kararın bir insana ulaşması tamamen engellenemiyor. Bir tanrı, kararı değiştiremese de, onun etrafından dolaşabiliyor. Meclisin sözü kesin; ama o sözün sızabileceği bir duvar her zaman var.
Eğer uyaran ses gerçekten Enki'ye aitse, bu tablette de Enki'nin meclis karşısındaki bilinen tavrını görüyoruz: kararlara açıkça karşı çıkmıyor, ama sonuçlarını hafifletmenin yolunu buluyor. Bu tavır, Atrahasis'te ve Gılgamış XI'de çok daha belirgin. Eridu Tufanı ise onun en eski ve en sessiz izi olabilir.
Ziusudra'nın dindarlığı
Tablet, Ziusudra'yı bir kral ve aynı zamanda bir gudu rahibi olarak tanıtıyor. Ziusudra, her gün tanrılara saygıyla eğilen, rüyalara dikkat eden bir adam. Bu dindarlık, belki de onun neden uyarıldığının açıklaması. Meclisin kararı bütün insanlığı kapsıyor; ama dindar bir insan, bir duvarın yanında duyduğu sese kulak veriyor.
Tanrılar arasındaki ilişki
Eridu Tufanı'nda tanrılar arasındaki ilişki, kalan satırlarda sınırlı bir şekilde görülebiliyor. An, Enlil, Enki ve Ninhursag, tabletin başında insanları yaratan tanrılar olarak anılıyor. Nintur, insanlarının dağınıklığından endişe ediyor ve onları kentlere yerleştirmek istiyor. Tufan kararı An ve Enlil'e ait. Uyarıyı veren sesin Enki'ye ait olduğu, sonraki versiyonlarla karşılaştırılarak varsayılıyor; tabletin kendisinde bu ses adlandırılmıyor.
Bu yapıda tanrılar, bireyler olarak hareket ediyor. Meclis bir kez anılıyor; ama meclisin bir tartışma yaptığı, bir oylama yaptığı ya da üyelerinin görüş bildirdiği bir sahne kalan satırlarda yok. Belki kayıp bölümlerde vardı; bilmiyoruz.
Akademik okuma
Jacobsen'in okuması, Eridu Tufanı'nı Sümer'in tarih anlayışının bir ifadesi olarak sundu. Ona göre metin, yaratılıştan kentlerin kuruluşuna, oradan tufana ve tufandan sonraki yeni başlangıca uzanan bir tarih anlatısı. Bu okumada tanrıların meclisi, tarihin yönünü belirleyen güç.
Daha sonraki akademisyenler, Jacobsen'in tamamlamalarının bir kısmını fazla iddialı buldu. Tabletin kayıp bölümlerini Atrahasis ve Gılgamış XI'e dayanarak tamamlamak, metne olmayan şeyler eklemek anlamına gelebiliyor. Anuna'nın bu tablette geçip geçmediği sorusu da bu tartışmanın bir parçası: Atrahasis'te geçiyorsa burada da geçmiş olabilir; ama elimizdeki satırlar bunu doğrulamıyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Sümerce tufan anlatısını Anunnaki'nin tufanı bilerek insanlardan gizlediği bir kriz anı olarak okudu. Ona göre tufan, Nibiru'nun yaklaşmasıyla Antarktika'daki buz tabakasının kaymasından kaynaklandı; Anunnaki bunu önceden biliyordu ve gökteki araçlarına çekilerek kendilerini kurtardı. Meclis kararı, onun okumasında insanları kaderlerine terk etme kararı.
Bu okuma, kararın "geri alınamaz" olarak tanımlanmasıyla belli bir uyum içinde. Ama Eridu Tufanı'nın kalan satırlarında tanrıların göğe çekildiğine, bir araca bindiğine ya da tufanı izlediğine dair bir sahne yok. Bu sahneler, Gılgamış XI ve Atrahasis'ten geliyor; Sitchin onları Sümerce tablete taşıyor.
Kopya sorunu
Eridu Tufanı'nın bu tek tabletten başka kopyası çok az. Ur'dan küçük bir parça ve geç dönemden iki dilli bir parça, aynı anlatının farklı bölümlerine ait olabilir. Bu azlık, meclis sahnesinin ayrıntılarını kontrol etmemizi zorlaştırıyor.
Forumlarda
Forumlarda Eridu Tufanı, genellikle "en eski tufan hikâyesi" olarak paylaşılıyor. Kimi forum yazarları meclis kararını "Anunnaki konseyinin insanlığı yok etme oylaması" olarak tanımlamıştı. Başka kullanıcılar ise kararın geri alınamaz olmasını, Anunnaki'nin kendi kurallarına bağlı olduğunun kanıtı olarak sundu.
Tabletin büyük kısmının kayıp olduğu, forumlarda nadiren vurgulanıyor. Türkçe tartışmalarda kimi kullanıcılar, "Sümer tufan tableti eksiksiz mi?" diye soruyor. Yanıt verenlerin bir kısmı, tabletin üçte birinin kaldığını yazıyor. Bu bilgi, tartışmanın geri kalanında kimsenin dikkatini çekmemişti.
SohbeX teorisi
Şimdi bir spekülasyon; doğrudan bir metin kanıtına dayanmıyor.
Eridu Tufanı'nda meclisin adsız kalması, bence anlatının odağının tanrılardan çok insanlara, özellikle Ziusudra'ya yönelmiş olmasıyla ilgili. Metin, Nintur'un insanlara duyduğu kaygıyla başlıyor ve Ziusudra'nın ölümsüzlüğüyle bitiyor. Tanrılar meclisi, bu insan hikâyesinin arka planında bir güç; ama hikâyenin öznesi değil.
Akadca versiyonlarda ise, Atrahasis'te ve Gılgamış XI'de, tanrıların duyguları ve tepkileri çok daha ayrıntılı. Anunnaki aç kalıyor, ağlıyor, kurbanın etrafına toplanıyor. Bu fark, belki de Sümerce anlatının Akadca'ya aktarılırken tanrılar dünyasının daha görünür hale geldiğini gösteriyor. Bu bir spekülasyon; Sümerce versiyonun kayıp bölümlerinde neler olduğunu bilmiyoruz.
Size soru
Bir felaketin kararını veren meclisin üyelerini bilmemek, o felaketi daha mı korkunç kılıyor? Sizce Eridu Tufanı'nın adsız meclisi, bilinçli bir seçim mi, yoksa sadece kırık bir tabletin tesadüfü mü?
Bu tabletin fotoğrafına bakan birinin aklına kalan satırlarda okunan o cümle geliyor: meclisin sözü geri alınamaz. Kimin sözü olduğunu bilmeden, yalnızca geri alınamaz olduğunu bilmek. Bu, belki de tufanın en eski korkusu.
Giriş yap