Enuma Eliş'in son iki tableti: Elli ad neden bir savaştan daha uzun?
Enuma Eliş'i okuyan birçok kişi, Marduk'un Tiamat'ı yendiği sahneyi doruk noktası sayar. Ok atılır, ağ gerilir, rüzgârlar tanrıçanın ağzına dolar, beden ikiye bölünür. Ama destan orada bitmez. Hatta bitmeye yakın bile değildir. Yedi tabletin son bölümü, neredeyse tamamen bir isim listesine ayrılmıştır. Tanrılar, yeni krallarına elli ad verir ve her adın anlamını tek tek açıklar. Modern bir okur için bu kısım sıkıcı görünebilir. Ama Babilliler için belki de destanın asıl amacı buydu.
Tiamat'ın bedenini, bayramın dördüncü gecesini, Lahmu'nun ordusunu ve Kingu'nun kader tabletini daha önce ayrı yazılarda ele aldım. Bu kez hikâyeyi kısaca hatırlatıp sonra bakışı, çoğu okurun atladığı o uzun listeye çevirmek istiyorum. Hikâye kısaca ne anlatıyor sorusunun cevabı, bence en çok bu listede saklı.
Hikâye birkaç cümlede
Başlangıçta adı konmamış gök ve yer vardır; sadece Apsu ile Tiamat, tatlı su ile tuzlu su birbirine karışır. Onlardan kuşaklar halinde tanrılar doğar. Genç tanrılar gürültü yapar, Apsu onları yok etmek ister, Ea onu büyüyle uyutup öldürür ve onun üzerine evini kurar. Marduk bu evde doğar.
Tiamat, eşinin intikamını almak için canavarlardan bir ordu kurar, Kingu'yu komutan yapar ve kader tabletlerini ona verir. Tanrılar korkar. Anşar, Ea ve Anu sırayla Tiamat'a karşı çıkmayı dener ama geri döner. Sonunda Marduk, bir şartla savaşmayı kabul eder: Kazanırsa, kaderleri o belirleyecektir. Tanrılar bunu bir ziyafette onaylar. Marduk Tiamat'ı yener, bedeninden gök ve yeri kurar, takvimi düzenler, Kingu'nun kanından insanı yarattırır, Babil'i inşa ettirir. Sonra tanrılar toplanır ve onun adlarını söylemeye başlar.
Adların tabletleri
Altıncı tabletin sonlarında başlayan ad listesi, yedinci tabletin neredeyse tamamını kaplar. Her adın ardından, o adın anlamını açıklayan birkaç dize gelir. Bu açıklamalar çoğu zaman kelime oyunlarına dayanır; Sümerce bir adın işaretleri tek tek ele alınır ve her işarete Akkadca bir anlam yüklenir. Bu yöntem, Babil yazıcılarının çok sevdiği bir tür bilgece etimolojiydi.
İlk adlardan biri, tanrının kendi adı: Marduk. Ardından Marukka, Marutukku, Barašakušu, Lugaldimmerankia gibi adlar gelir. Asalluhi adı da listede yer alır; Eridu'nun büyü tanrısı burada Marduk'un adlarından biri olarak eriyip gider. Tutu, Šazu, Enbilulu, Sirsir gibi adlar, başka tanrıların ya da eski kült figürlerinin Marduk'a katıldığını gösterir.
Listenin sonlarına doğru, iki önemli olay olur. Enlil, Marduk'a kendi unvanı olan "ülkelerin efendisi" adını verir. Ea ise "benim adım gibi onun adı da Ea olsun" der. Böylece eski tanrılar, kendi kimliklerini yeni krala devretmiş olur.
Neberu: Listedeki geçit
Listenin bir yerinde bir ad var ki modern okurların çoğu onu başka bir bağlamdan tanır: Neberu. Metin, Neberu'nun göğün ve yerin geçitlerini tuttuğunu, yukarıdan ve aşağıdan geçenlerin ona bakması gerektiğini söyler. Bu dizeler, Marduk'un bir yıldızla, büyük olasılıkla Jüpiter'in belirli bir konumuyla ilişkilendirildiğini gösteriyor. Neberu kelimesi Akkadcada "geçit, geçiş yeri" anlamına geliyor.
Bu adı daha önce Nibiru tartışması içinde ayrıntılı ele almıştım; o yüzden burada sadece şunu hatırlatayım: Neberu, elli addan biri. Destanın kendi içinde, bir tanrının kozmik görevlerinden birini anlatan bir unvan olarak duruyor. Ayrı bir gezegenin adı olarak değil, Marduk'un bir yönü olarak.
Listeyi kim okuyordu?
Elli ad listesinin, Babil'in büyük tapınaklarında yetişen yazıcıların eğitiminde de kullanıldığı düşünülüyor. Sümerce işaretleri Akkadca anlamlarla eşleştirmek, bir öğrencinin hem iki dili hem de teolojiyi aynı anda öğrenmesini sağlıyordu. Yani liste, bir dua olduğu kadar bir ders kitabıydı da.
Ayrıca birinci binyılda, elli ad listesine dayanan ayrı yorum metinleri de yazıldı. Bu metinler, bazı adların işaretlerini daha da ayrıntılı çözümleyerek yeni anlamlar çıkarıyordu. Bir adın üzerine yorum, sonra yorumun üzerine yorum. Babil bilginleri, destanın bu bölümünü bitmiş bir metin olarak değil, sürekli açılabilen bir bilgi kaynağı olarak görüyordu.
Tanrılar arasındaki ilişki
Elli ad sahnesi, Mezopotamya panteonunun yeniden düzenlenmesinin en açık örneği. Eski tanrılar ortadan kaldırılmıyor. Enlil hâlâ var, Ea hâlâ var, Anu hâlâ var. Ama onların en önemli yetkileri ve unvanları Marduk'a geçiyor. Bir bakıma, eski yöneticiler emekliye ayrılıyor ve yeni genel müdüre bütün yetkilerini devrediyor.
Bu devrin bir ziyafette ve bir toplantıda olması da anlamlı. Tanrılar meclisi, Marduk'un savaştan önce koyduğu şartı kabul etmişti. Şimdi bu sözleşmeyi isimlerle mühürlüyorlar. Her ad, bir yetkinin devri; liste, bir tapu kaydı gibi.
Tiamat ile ilişki açısından bakarsak, ilginç bir tersine dönüş var. Tiamat kader tabletlerini Kingu'ya vermişti; Marduk onları Kingu'dan aldı. Şimdi tanrılar, kader belirleme yetkisini Marduk'a isimler aracılığıyla resmen tanıyor. Tablet zorla alınmıştı, isimler gönüllü veriliyor.
Akademik okuma
W. G. Lambert, Enuma Eliş üzerine yaptığı kapsamlı çalışmada, elli ad listesinin metnin en eski ve en önemli katmanlarından biri olabileceğini tartıştı. Bazı araştırmacılara göre bu liste, destanın geri kalanından ayrı olarak da var olmuş, bir ilahiye ya da tanrı listesine dayanıyor olabilir. Destan, bu listeyi bir anlatı çerçevesine yerleştirmiş olabilir.
Jean Bottéro ise bu tür etimolojilerin Babil düşüncesinde bilgi üretmenin bir yolu olduğunu vurguladı. Bir adın işaretlerini ayırıp her birine anlam yüklemek, rastgele bir oyun değil, adın içinde saklı olan gerçeği ortaya çıkarma çabasıydı. Bir şeyin adını bilmek, onun doğasını bilmekti.
Destanın son dizeleri de bu fikri destekliyor. Metin, elli adın saklanmasını, bilge ve bilgili olanların onları birlikte tartışmasını, babanın oğluna öğretmesini, çobanın ve sığırtmacın onları kulak vermesini istiyor. Yani liste, ezberlenip aktarılması gereken bir bilgi olarak sunuluyor.
Sitchin'in elli adı
Sitchin, elli ad listesini genellikle Nibiru tezine destek olarak kullandı. Neberu adının listede geçmesini, Marduk'un aslında Nibiru gezegeni olduğunun kanıtı olarak gördü. Ona göre Enuma Eliş, bir gezegenin güneş sistemine girişini ve Tiamat ile çarpışmasını anlatıyordu; elli ad ise bu gezegenin çeşitli yönlerini ve etkilerini sayıyordu.
Ancak Sitchin'in okumasında listenin geri kalanına pek ilgi gösterilmiyor. Asalluhi, Tutu, Enbilulu gibi adların bir gezegen olarak nasıl açıklanacağı sorusu cevapsız kalıyor. Akademik okuma ise bu adların çoğunun eski tanrıların ya da kült figürlerinin adları olduğunu, Marduk'un onları içine alarak büyüdüğünü gösteriyor.
Bu karşılaştırmada bana ilginç gelen şey, Sitchin'in elli addan sadece birini seçip ona bütün ağırlığı yüklemesi. Babilliler ise elli adın hepsini eşit derecede önemli sayıyordu. Bir adın öne çıkarılması, listenin mantığını bozuyor.
Forumlarda elli ad
Forumlarda elli ad listesi en çok Nibiru tartışmalarında karşımıza çıkıyor. Bir kullanıcı, Neberu adının geçtiği satırları paylaşıp bunun "kesin kanıt" olduğunu öne sürüyor. Başka bir kullanıcı ise aynı tablette Marduk'a "ekin bolluğunun efendisi" ya da "suların düzenleyicisi" gibi adlar da verildiğini, bunların da mı birer gezegen olduğunu soruyor.
Bir mitoloji grubunda ise daha farklı bir soru konuşuldu: Elli ad neden elli? Cevap verenler, elli sayısının Enlil'in kutsal sayısı olduğunu, Mezopotamya'da tanrılara sayılar verildiğini ve Anu'ya altmış, Enlil'e elli, Ea'ya kırk sayısının bağlandığını hatırlattı. Marduk'a elli ad verilmesi, onun Enlil'in yerini aldığını gösteren bir sayısal sembol olarak okunabilir.
Türkçe forumlarda ise elli ad listesi pek bilinmiyor. Enuma Eliş daha çok Tiamat'ın ölümü ve insanın yaratılışı sahneleriyle anılıyor.
SohbeX teorisi: Bir unvan sözlüğü
Bu bölüm spekülatiftir.
Elli ad listesine bakarken bana şunu düşündürüyor: Belki de bu liste, Babil'in din adamları için bir tür başvuru kitabıydı. Herhangi bir kentte, herhangi bir tanrıya dua eden biri, o tanrının Marduk'un bir adı olduğunu bu listeden öğrenebilirdi. Liste, yerel kültleri merkezi kültle birleştiren bir sözlük gibi çalışıyordu.
Eğer öyleyse, Enuma Eliş'in asıl işlevi bir yaratılış hikâyesi anlatmaktan çok, bu sözlüğe bir hikâye çerçevesi vermekti. Savaş sahnesi, listenin neden geçerli olduğunu açıklıyordu: Marduk Tiamat'ı yendiği için bu adları hak etmişti. Ama asıl kalıcı olan, savaşın kendisi değil, onun sonunda imzalanan isim sözleşmesiydi.
Bu bakış açısıyla, Sitchin'in tek bir ada takılması ile akademisyenlerin bütün listeyi okumaya çalışması arasındaki fark daha da belirginleşiyor. Biri bir kanıt arıyor, öteki bir sistem.
Okura soru
Bir isim, bir hikâyeden daha uzun mu yaşar? Mezopotamya'da tanrılar adlarıyla güçlüydü ve bir tanrının adını almak, onun gücünü almak demekti. Bizim dünyamızda da birçok kişi, bir unvanla, bir lakapla, bir markayla hatırlanır. Siz kendinize elli ad verseydiniz, hangisinin hatırlanmasını isterdiniz?
Giriş yap