Giriş yap
🏺 Anunnaki

Enuma Anu Enlil: göğe bakarak kral için kehanet

"Eğer ay, ilk gününde görünürse: ülke düzenli olur, ülkenin kalbi sevinir." Bu cümle, Babil'in en büyük kehanet derlemesinden, Enuma Anu Enlil'den bir satır. Derleme, adını, ilk satırının başındaki sözcüklerden alıyor: "Anu ve Enlil zaman..." Yaklaşık yetmiş tabletten oluşan bu seri, göklerde görülen her işareti, bir yeryüzü olayına bağlıyor.

Bu metinde, ayın, güneşin, gezegenlerin, yıldızların, bulutların, şimşeklerin ve depremlerin anlamı sıralanıyor. Ama kehanetlerin çoğu, sıradan insanlarla değil, kral ve ülkeyle ilgili. Gök, Babilliler için, tanrıların krala yazdığı bir mektuptu. Gökyüzüne bakıp, orada sizinle ilgili bir mesaj aradığınız oldu mu?

Serinin yapısı

Enuma Anu Enlil, dört ana bölüme ayrılıyor. Bu bölümleri, Francesca Rochberg ve Erica Reiner gibi araştırmacılar ayrıntılı olarak inceledi.

Birinci bölüm, ay ile ilgili. Ayın görünmesi, ayın halesi, ayın tutulması, ayın gezegenlerle ve yıldızlarla yakınlaşması, ayrıntılı olarak ele alınıyor. Bu bölüm, serinin en uzun bölümü; yaklaşık yirmi iki tablet.

İkinci bölüm, güneş ile ilgili. Güneşin rengi, güneş tutulmaları, güneşin halesi gibi işaretler burada yer alıyor.

Üçüncü bölüm, Adad'a, yani fırtına tanrısına ait işaretler: gök gürültüsü, şimşek, bulutlar, rüzgârlar, depremler. Bu bölüm, meteorolojik olayları kapsıyor.

Dördüncü bölüm, yıldızlar ve gezegenler ile ilgili. Özellikle Venüs'ün hareketleri, burada geniş yer tutuyor.

Venüs Tableti

Serinin en ünlü parçalarından biri, 63. tablet, yani Ammisaduqa'nın Venüs Tableti. Bu tablet, Venüs'ün görünme ve kaybolma tarihlerini, yirmi bir yıl boyunca kaydediyor. Kayıtlar, Babil'in birinci hanedanlığının kralı Ammisaduqa'nın döneminden geliyor; ama elimizdeki nüshalar, birinci binyılda, Ninova'da Asurbanipal'in kütüphanesi için yapılmış kopyalar.

Bu tablet, Mezopotamya kronolojisi tartışmalarında özel bir yere sahip. Venüs'ün hareketleri, belirli bir döngüyle tekrar ettiği için, tabletteki kayıtlar, birkaç farklı tarihe uyabiliyor. Bu nedenle, Hammurabi'nin dönemi için, "uzun", "orta" ve "kısa" kronolojiler önerildi. Erica Reiner ve David Pingree, 1975'te, bu tableti ayrıntılı olarak yayımladı.

Kehanetin dili

Enuma Anu Enlil'deki kehanetler, hep aynı biçimde yazılıyor: "Eğer (işaret): (sonuç)." Bu biçim, Hammurabi Kanunları'ndaki "Eğer bir adam ... yaparsa, ..." biçimine benziyor. Mezopotamya'da, bilgi, çoğu zaman, bu "eğer-ise" yapısıyla düzenleniyordu.

Bazı kehanetler, şöyle: "Eğer ay tutulması, Nisan ayında, akşam nöbetinde olursa: kral ölecek." "Eğer Venüs, kalbinde bir yıldız taşırsa: ülkeye bolluk gelecek." "Eğer Jüpiter, ayın içinde durursa: ülkede kıtlık olacak."

Bu kehanetlerin bir kısmı, gerçekleşmesi mümkün olmayan işaretleri de içeriyor. Örneğin, bazı tabletlerde, astronomik olarak imkânsız olan tutulma tarihleri de sıralanıyor. Bu, kehanet bilginlerinin, olası tüm durumları kapsayan bir sistem kurmaya çalıştığını gösteriyor.

Kehanet kralı nasıl korurdu?

Babil'de, bir kötü işaret, kesin bir yazgı değildi. Kehanet, bir uyarıydı ve uyarıya karşı önlem alınabilirdi. Bu önlemlerin en çarpıcısı, "yedek kral" ritüeliydi. Bir ay tutulması, kralın ölümünü haber veriyorsa, bir süreliğine, tahta, bir yedek kral oturtuluyordu. Gerçek kral, bir köşeye çekiliyor, "çiftçi" diye anılıyordu. Kehanet, yedek kral üzerinde gerçekleşiyor, sonra yedek kral öldürülüyor ve gerçek kral tahtına dönüyordu.

Bu ritüel, en ayrıntılı biçimde, Asur kralı Esarhaddon döneminden kalan mektuplarda anlatılıyor. Simo Parpola, 1970'lerde ve 1993'te, bu mektupları yayımladı.

Yedek kral dışında, "namburbi" adı verilen arındırma ritüelleri de vardı. Bu ritüeller, kötü bir işaretin etkisini ortadan kaldırmak için yapılıyordu. Ritüelde, tanrılara, özellikle Ea'ya, Şamaş'a ve Marduk'a, dualar okunuyor, adaklar sunuluyordu.

Tanrılar arasındaki ilişki

Serinin adı, Anu ve Enlil'i anıyor. Giriş bölümünde, Anu, Enlil ve Ea'nın, ayı ve yıldızları, göklerde yerlerine koyduğu anlatılıyor. Yani gök, bu üç büyük tanrının kurduğu bir düzen.

Göğün üç "yolu" vardı: Anu'nun yolu, Enlil'in yolu ve Ea'nın yolu. Bu yollar, gökyüzünün farklı şeritlerine karşılık geliyordu. Bir yıldızın hangi yolda doğduğu, onun anlamını etkiliyordu. Bu üçlü bölüm, MUL.APIN adlı astronomik metinde de görülüyor.

Ay tanrısı Sin, güneş tanrısı Şamaş ve Venüs olarak İştar, serinin farklı bölümlerinde, işaretlerin sahipleri olarak beliriyor. Adad, hava olaylarının efendisi. Bu tanrıların her biri, kendi alanında, krala mesaj veriyordu.

Bu mesajların okunması, Ea'nın armağanı olarak görülüyordu. Ea, bilgeliğin tanrısıydı ve kehanet bilgisi, onun insanlara verdiği gizli bilgilerden biriydi.

Uzmanlar ve rakipleri

Asur sarayında, gökyüzünü gözleyen uzmanlar, "tupşarru", yani kâtip unvanını taşıyordu. Bu uzmanlar, Enuma Anu Enlil'i ezbere bilir, gökte gördüklerini bu metindeki satırlarla karşılaştırır ve krala rapor yazardı. Hermann Hunger, 1992'de, bu raporların büyük bir kısmını "Astrological Reports to Assyrian Kings" adıyla yayımladı.

Raporlarda, uzmanlar, çoğu zaman, doğrudan Enuma Anu Enlil'den alıntı yapıyor; ardından, kendi yorumlarını ekliyordu. Bazen, aynı işaret için, farklı uzmanlar, farklı yorumlar yaptı. Bu durumda, kral, kime inanacağına karar vermek zorundaydı.

Uzmanlar arasında, rekabet de vardı. Bazı mektuplarda, bir uzman, başka bir uzmanın yanlış yorum yaptığını, krala şikâyet ediyor. Bu mektuplar, kehanet bilgisinin, saray içinde bir güç ve itibar kaynağı olduğunu gösteriyor. Doğru yorum yapan uzman, kralın güvenini kazanıyordu.

Kehanetin bir başka yönü de, bulutlu gecelerdi. Gök kapalıyken bir tutulma gözlemlenemezse, uzmanlar, bunun etkisinin de ortadan kalktığını düşünebiliyordu. Bazı raporlarda, "tutulma oldu, ama biz görmedik" gibi notlar bulunuyor.

Akademik okuma

Akademisyenler, Enuma Anu Enlil'i, bilim tarihi açısından önemli bir belge olarak görüyor. Francesca Rochberg, 2004'te yayımladığı "The Heavenly Writing" adlı kitabında, Babil kehanet bilgisinin, gözleme, kayda ve sistemleştirmeye dayandığını, bu yönüyle bilimsel düşüncenin bir öncülü sayılabileceğini savundu.

Ama Rochberg, aynı zamanda, bu bilginin, bizim bilim anlayışımızdan farklı olduğunu vurguladı. Babil kehanet bilgisinde, gök ile yer arasında, nedensel değil, göstergesel bir ilişki vardı. Gök, olayları yaratmıyor; olayları haber veriyordu.

Hermann Hunger ve David Pingree, Babil astronomisinin gelişimini inceleyen çalışmalarında, kehanet amacıyla yapılan gözlemlerin, zamanla, matematiksel astronominin gelişmesine yol açtığını gösterdi.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Babil astronomisinin, Anunnaki'den öğrenilen bir bilgi olduğunu savundu. Ona göre, Babillilerin gezegenleri ve yıldızları bu kadar ayrıntılı bilmesi, insanların kendi başına ulaşabileceği bir bilgi değildi.

Akademik okumada ise, Enuma Anu Enlil, yüzyıllar süren gözlemin ve kaydın ürünü olarak değerlendiriliyor. Metnin farklı nüshaları arasındaki farklar, metnin zaman içinde nasıl büyüdüğünü ve değiştiğini gösteriyor. Bir kerede, dışarıdan verilmiş bir bilgi gibi değil, yavaş yavaş birikmiş bir bilgi gibi görünüyor.

Forumlarda

Forumlarda, Enuma Anu Enlil, astrolojinin kökeni tartışmalarında sık sık anılıyor. Kullanıcılar, Babil kehanetlerini, bugünkü burç yorumlarıyla karşılaştırıyor. Bazıları, Babil kehanetinin, bireyle değil, kral ve ülkeyle ilgilendiğini; bireysel burç yorumlarının, çok daha sonra, Helenistik dönemde geliştiğini hatırlatıyor.

Bazı kullanıcılar, yedek kral ritüelini, "Anunnaki'nin insanları kandırması" olarak yorumluyor. Başkaları, bu ritüelin, Mezopotamyalıların, kehanete ne kadar ciddi yaklaştığını gösterdiğini; bir kralın, bir ay tutulması yüzünden tahtından çekilmesinin, bu inancın gücünü gösterdiğini yazıyor.

Türkçe forumlarda, "kehanet tabletleri" çoğunlukla, Nostradamus tarzı geleceği bilen metinler gibi sunuluyor. Bu sunum, Babil kehanetlerinin "eğer-ise" yapısını görmezden geliyor. Babil kehaneti, bir olayı önceden bilmek değil, bir işaretin ne anlama geldiğini okumaktı.

Metnin uzun ömrü

Enuma Anu Enlil, yaklaşık bin yıl boyunca kopyalandı ve kullanıldı. Ninova'daki Asurbanipal kütüphanesinde, serinin birden fazla nüshası bulundu. Selevkos döneminde de, Uruk'ta ve Babil'de, metin hâlâ kopyalanıyordu.

Metnin etkisi, Mezopotamya'nın sınırlarını aştı. Babil kehanet geleneği, Hitit başkenti Hattuşa'da da biliniyordu; orada bulunan tabletlerde, Akadca kehanet metinlerinin parçaları var. Daha sonra, bu gelenek, Helenistik dünyaya, Hindistan'a ve oradan da başka kültürlere geçti. David Pingree, Hint astrolojisinde, Babil kökenli öğeler bulunduğunu gösterdi.

Bu uzun ömür, bir metnin, kendi kültürünün ötesine nasıl yayılabileceğini gösteriyor. Babilli bir kâtibin, ay tutulmasının anlamını yazdığı satır, binlerce kilometre ve yüzlerce yıl ötede, başka bir dilde, başka bir kâtip tarafından yeniden yazılmış olabilir.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bence Enuma Anu Enlil, Mezopotamyalıların, belirsizlikle başa çıkma yolunu gösteriyor. Kötü bir işaret görüldüğünde, kral, çaresiz değildi; bir ritüel yapabilir, bir yedek kral oturtabilir, tanrılara dua edebilirdi. Belki de kehanetin asıl işlevi, geleceği bilmek değil, geleceğe karşı bir şey yapabildiğini hissetmekti.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Bir ay tutulması yüzünden tahtından çekilen bir kralı düşünün. Sizce bu, inancın gücünü mü gösteriyor, yoksa siyasi bir hesabı mı? Gökyüzüne bakıp bir anlam aradığınız oldu mu? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap