Giriş yap
🏺 Anunnaki

Enmerkar ve Aratta Beyi'nde Anunnaki nerede geçiyor? Nudimmud'un büyüsü ve dillerin karışması

Enmerkar ve Aratta Beyi, Sümer edebiyatının en uzun destanlarından biri ve bence en eğlencelisi. İki kral arasında, dağları aşarak gidip gelen bir ulak; bilmeceler, hileler, tahıl dolu ağlar, köpek dövüşleri. Bu sitede metnin konusunu, Aratta'ya yazılan ilk mektubu ve büyücü Enshuhgirana'yı başka yazılarda konuştuk. Bu kez dizinin sorusunu soruyorum: tanrılar topluluğu bu destanda nerede duruyor?

Önce bir uyarı. Metin Oxford'un ETCSL derlemesinde 1.8.2.3 numarasıyla yer alıyor ve yaklaşık altı yüz satır uzunluğunda. Bu satırların içinde Anuna kelimesinin geçtiği yerleri tek tek saymadım ve bir sayı vermeyeceğim. Yazının odağı, tanrıların destandaki rolü ve özellikle Enki'nin dillerle ilgili sahnesi.

Uruk ve Aratta

Destan, Uruk'un parlak geçmişini anlatarak açılıyor. Enmerkar, Uruk'un kralı ve Utu'nun oğlu olarak tanıtılıyor. Kral, İnanna'nın tapınağı Eanna'yı ve Eridu'daki Enki'nin tapınağını süslemek istiyor. Bunun için değerli taşlara, altına, gümüşe, lacivert taşa ihtiyacı var. Bu malzemeler ise uzak dağların ardındaki Aratta kentinde bulunuyor.

Enmerkar, İnanna'dan yardım istiyor: Aratta'nın halkı Uruk'a boyun eğsin, dağlardan taşlarını getirsin. İnanna, Enmerkar'ı destekliyor ve bir ulak göndermesini öneriyor. Aratta Beyi ise İnanna'nın kendisini sevdiğini düşünüyor; tanrıçanın iki kral arasında ikiye bölündüğü bir gerilim kuruluyor.

Nudimmud'un büyüsü

Destanın en çok tartışılan bölümü, Enmerkar'ın ulağına öğrettiği bir büyü sözü. Bu sözde, insanlığın bir zamanlar tek dille Enlil'e övgü okuduğu, sonra Enki'nin bu dili değiştirdiği anlatılıyor. Sümerce metinde Enki, Nudimmud adıyla anılıyor. Bu büyü sözü, Samuel Noah Kramer'in 1968 tarihli "The Babel of Tongues" makalesiyle ünlendi; Kramer bunu Babil Kulesi anlatısıyla karşılaştırdı.

Bu bölümün çevirisi hâlâ tartışmalı. Bazı akademisyenler, metnin geçmişte yaşanan bir dil karışıklığını anlattığını düşünüyor. Bazıları ise büyünün geleceğe yönelik bir dilek olduğunu, yani "bütün halklar tek dille Enlil'i övsün" anlamına geldiğini savunuyor. Herman Vanstiphout'un 2003'te yayımladığı "Epics of Sumerian Kings" çevirisi, bu belirsizliği dikkatle not ediyor.

Siz hangisini daha ikna edici buluyorsunuz? Ben ikinci yoruma daha yakınım, çünkü destanın bütünü bir egemenlik isteğini anlatıyor. Ama kesin bir şey söylemek mümkün değil.

Tanrıların diplomasisi

Enmerkar ve Aratta Beyi'ni bir tanrılar diplomasisi olarak da okuyabiliriz. İnanna, iki kral arasında taraf tutmak zorunda kalıyor. Enki, bilgeliğiyle Enmerkar'a yardım ediyor; bir sahnede Aratta'ya gönderilecek tahılı nasıl taşıyacağını ve bir asayı nasıl hazırlayacağını öğretiyor. Utu, Enmerkar'ın babası olarak arka planda duruyor.

Destanın sonuna doğru İşkur, fırtına tanrısı, Aratta'ya yağmur yağdırıyor. Bu yağmur, Aratta'nın kıtlıktan kurtulmasını sağlıyor, ama aynı zamanda Aratta Beyi'nin İnanna'nın hâlâ kendisini sevdiğine dair umudunu besliyor. Tanrılar, bu öyküde bir satranç tahtasının arkasındaki oyuncular gibi.

Yazının icadı

Destanın belki de en ünlü anı, Enmerkar'ın ulağının ezberlemekte zorlandığı uzun bir mesajı kil bir tablete yazması. Metin bunu açıkça söylüyor: daha önce kil üzerine söz yazılmamıştı, şimdi Enmerkar bunu yaptı. Aratta Beyi ise tabletteki işaretlere bakıyor, ama anlamıyor. Bu sahne, Sümerlerin yazının kökenini nasıl hayal ettiğini gösteren nadir metinlerden biri.

Burada tanrılar sahnede değil. Yazıyı bir tanrı icat etmiyor; bir kral, bir pratik sorunu çözmek için icat ediyor. Bu, bence metnin en modern ayrıntısı. Siz yazının icadının bir insana atfedilmesini Mezopotamya için şaşırtıcı buluyor musunuz?

Bilmeceler ve sınavlar

Destanın orta bölümü, iki kralın birbirine yolladığı imkânsız görevlerden oluşuyor. Aratta Beyi, Uruk'tan tahılın ağlarla, yani file çuvallarla taşınmasını istiyor. Enmerkar bu sorunu çözüyor; metnin anlatımına göre tahılı filizlendirip taneleri yapıştırarak ağların içinde dökülmeden taşıtıyor. Ardından Aratta Beyi, ne ağaçtan ne metalden ne taştan yapılmış bir asa istiyor. Enmerkar bir kamış türünü işleyerek bu asayı da hazırlatıyor. Sonra sıra, rengi belirsiz bir köpeğin dövüşmesi gibi bir sınava geliyor.

Bu sınavların her birinde Enki'nin bilgeliği hissediliyor. Bazı satırlarda Enmerkar'a yol gösteren bilgelik doğrudan tanrıya bağlanıyor, bazılarında kralın kendi aklına. Metin bu çizgiyi bilinçli olarak bulanık bırakıyor gibi. Kral akıllı, çünkü bilgelik tanrısının gözetiminde.

Bu bölümü okurken çocukluğumda dinlediğim masalları hatırlıyorum: padişahın kızını almak için yerine getirilmesi gereken üç imkânsız iş. Sizce bu tür sınav anlatıları Sümerlerden bu yana mı yaşıyor, yoksa insanların her yerde kendiliğinden kurduğu bir kalıp mı? Ben bu soruyu yanıtlayamıyorum, ama benzerlik her seferinde beni gülümsetiyor.

Ulağın yolu

Destanda ulak, yedi dağı aşarak Aratta'ya gidip geliyor. Bu yolculuk birçok kez, neredeyse aynı kelimelerle tekrar ediliyor. Modern okur için yorucu olan bu tekrar, sözlü anlatım geleneğinin izi. Dinleyici, ulağın her yolculuğunda mesajın nasıl değiştiğini dikkatle takip ediyordu. Her gidişte biraz daha ağırlaşan, biraz daha karmaşıklaşan bir mesaj; sonunda da kile yazılmak zorunda kalan bir söz.

Tanrılar arasındaki ilişki

Destanda tanrılar arasındaki ilişki, bölüşülmüş bir sorumluluk gibi kurulmuş. İnanna, iki kralın da sevgisini paylaşıyor. Enki, bilgiyi ve büyüyü veriyor. Enlil, insanlığın tek dille övdüğü üst tanrı olarak büyü sözünde anılıyor. Utu, soy bağıyla Enmerkar'ın meşruiyetini sağlıyor. İşkur, doğal güçleri kontrol ediyor.

Bu ilişkide, bir meclis kararı yok. Tanrılar tek tek hareket ediyor. Anuna, büyük tanrıların topluluğu olarak arka planda kalıyor; asıl dramı bireysel tanrıların tercihleri oluşturuyor. Bu, Akad'ın Laneti'ndeki ortak lanet sahnesinden çok farklı.

Aratta Beyi'nin de bu ilişkide kendi tanrısal bağları var. O da İnanna'ya bağlı olduğunu söylüyor ve tanrıçanın gerçekten kimi seçtiği sorusu destanın sonuna kadar askıda kalıyor. Bu belirsizlik, Sümer düşüncesinde bir tanrının birden fazla kente ait olabileceğini, sevgisinin bölünebileceğini gösteriyor. Tanrılar topluluğu bir yapı olarak sabit, ama tek tek tanrıların tercihleri değişken. Belki de Mezopotamya'daki siyasal belirsizliğin en iyi açıklaması buydu: bugün sana gülen tanrı, yarın komşu kente yüzünü dönebilir.

Ben bu belirsizliği metnin en dürüst yanı sayıyorum. Kesin bir galip ilan edilmiyor; iki kral da tanrıçaya yakın olduğunu düşünmeye devam ediyor.

Akademik okuma

Akademisyenler Enmerkar destanlarını, Uruk ile İran platosu arasındaki tarihi ticaret ilişkilerinin edebi yansıması olarak okuyor. Aratta'nın yeri hâlâ belirsiz; bazı araştırmacılar onu bugünkü İran'ın güneydoğusunda, Jiroft çevresinde arıyor. Ancak kesin bir arkeolojik kanıt yok.

Akademik okumada Anuna, Sümer panteonunun büyük tanrılarını anlatan genel bir terim olarak görülüyor. Destanın teolojik çerçevesi, Uruk'un dini merkez olarak üstünlüğünü vurgulamaya yönelik. İnanna'nın Uruk'u seçmesi, bu üstünlüğün kozmik onayı.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Aratta'yı İndus vadisiyle ilişkilendirdi ve İnanna'nın bu bölgeye ait olduğunu öne sürdü. Onun okumasında İnanna, kendi ülkesini yöneten ve Mezopotamya'ya gidip gelen bir uzaylı. Enmerkar ile Aratta Beyi arasındaki gerilim, tanrıların kendi aralarındaki toprak paylaşımı olarak görülüyor.

Nudimmud'un büyü sözü de Sitchin okurları arasında bir kanıt olarak dolaşıyor: dillerin karıştırılması, insanların birlik olup tanrılara karşı çıkmasını engellemek için yapılmış bir müdahale. Bu yorum, metnin kendi tartışmalı çevirisinin üstüne fazla yük bindiriyor.

Forumlarda

Forumlarda bu destan, Babil Kulesi karşılaştırması nedeniyle sık sık gündeme geliyor. Reddit'teki din tarihi toplulukları, Kramer'in yorumunu ve onun eleştirilerini tartışıyor. Antik uzaylı forumlarında ise Nudimmud'un büyüsü, "Enki dilleri karıştırdı" başlığıyla, tanrıların insanları bölme planı olarak paylaşılıyor.

Yazının icadı sahnesi ise daha az ilgi görüyor. Bence bu bir kayıp; çünkü o sahne, metnin en insani ve en sağlam bölümlerinden biri.

SohbeX teorisi

Bu bölümü spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Nudimmud'un büyüsü, destanın içinde bir tür felsefi ara söz. Bir yanda Uruk'un Aratta'ya boyun eğdirme isteği; öte yanda insanlığın bir zamanlar tek dilde birleştiği bir dünyanın hatırası. Belki de yazıcı, egemenliği haklı çıkarmak için bu hatırayı kullandı: Uruk, eski birliği yeniden kurabilir.

Bu yorumu destekleyen kesin bir kanıt yok. Sadece metnin politik bağlamı ile büyü sözünün içeriği arasında bir bağlantı kurma denemesi.

Size soru

Bir kralın yazıyı icat ettiğini anlatan bu metin size ne düşündürüyor? Nudimmud'un büyüsünü bir geçmiş anlatımı olarak mı, yoksa bir gelecek dileği olarak mı okuyorsunuz? Aratta'nın bulunması bu destanın okunuşunu değiştirir mi? Yorumlarda düşüncelerinizi bekliyorum.

Ben bu destanı her okuduğumda dağları aşan o ulağı düşünüyorum. Yorgun, ezberi karışmış, elinde bir kil tablet. Tanrılar bir yerde kendi oyunlarını oynarken, tarih bir ulağın unutkanlığıyla değişiyor.

Bir sonraki durakta Nippur'dan çıkan tabletlere bakacağım; orada tanrılar topluluğu, bir okul sırasının üstünde bambaşka bir yüzle karşımıza çıkıyor.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap