Enki ve Ninhursag'da Anunnaki nerede geçiyor? Tozun içine oturan tanrılar
"Enki ve Ninhursag" şiiri hakkında bu sitede daha önce birkaç kez yazdım: Dilmun'un saflığı, sekiz bitki, Langdon'un cennet okuması. Bu kez tek bir satıra odaklanmak istiyorum. Ninhursag, Enki'yi lanetleyip ortadan kaybolduğunda, şiir bize Anuna'nın ne yaptığını söylüyor: tozun içine oturuyorlar.
Bu satır, şiirde Anuna'nın geçtiği tek yer olabilir ya da en azından en belirgin yer. Ve bir meclisin, bir karar organının, kaderi belirleyen tanrıların yerde, tozun içinde oturması, bence bütün Anuna tasavvuru içinde en beklenmedik görüntülerden biri. Bu kez o tozun ne anlama geldiğini düşünmek istiyorum.
Satırın bağlamı
Şiirin bu bölümüne gelene kadar çok şey oluyor. Enki, Dilmun'a su getiriyor; Ninhursag'la birleşiyor; Ninsar, Ninkurra ve Uttu kuşaklar boyunca doğuyor. Ninhursag, Uttu'yu Enki'ye karşı uyarıyor; ama Uttu yine de Enki'yle birleşiyor. Ninhursag, Enki'nin tohumunu Uttu'nun bedeninden alıp toprağa gömüyor ve oradan sekiz bitki çıkıyor.
Enki bu sekiz bitkiyi görüyor, her birinin ne olduğunu soruyor ve onları yiyor. Bitkilerin kaderini belirlemek yerine onları tüketiyor. Ninhursag bunu duyunca Enki'yi lanetliyor: ölene kadar ona yaşam gözüyle bakmayacağını söylüyor. Ve gidiyor.
İşte tam bu noktada şiir, Anuna'nın tozun içine oturduğunu söylüyor. Ninhursag'ın gidişinin ardından, tanrıların meclisi yere çöküyor.
Toz ne anlatıyor?
Mezopotamya'da toza oturmak ya da başa toz serpmek, yasın bilinen bir hareketi. Ağıtlarda, yıkılan kentlerin halkı yere oturur, başlarına toz döker. Bu hareket, bir felaketin, bir kaybın ya da büyük bir korkunun beden diliyle ifadesi.
Anuna'nın toza oturması, onların da bu yas hareketini yaptığını gösteriyor. Ama yas neyin yası? Enki henüz ölmedi; sadece hastalanmaya başladı. Ninhursag gitti, ama tanrılar arasından kimse eksilmedi. Anuna'nın yası, bir ölüm için değil; ölümün yaklaşmasından duyulan korku için olabilir.
Bu, Anuna'yı farklı bir açıdan gösteriyor. Ağıtlarda Anuna, kentlerin yıkımına karar veren güç. Burada ise kendisi yas tutan, çaresiz bir topluluk. Bir tanrının hastalığı karşısında, diğer tanrılar hiçbir şey yapamıyor.
Enki'nin hastalığı
Ninhursag'ın lanetinin ardından Enki'nin bedeninde sekiz yer hastalanıyor. Şiir bu yerleri tek tek sayıyor; aralarında ağız, boğaz ve kaburga var, bazı organ adlarının okunuşu ise hâlâ tartışmalı. Enki giderek zayıflıyor. Anuna'nın toza oturması, bu hastalığın başlangıcıyla aynı anda.
Enlil, durumu çözmek için bir şey yapamıyor. Bir tilki, Enlil'e Ninhursag'ı geri getirebileceğini söylüyor ve bir ödül istiyor. Tilki bir şekilde Ninhursag'ı buluyor ve geri getiriyor; şiirin bu bölümü kırık ve tilkinin bunu nasıl başardığı tam olarak anlaşılamıyor.
Ninhursag dönünce Enki'yi kendi vulvasının yanına oturtuyor ve her hasta yer için bir tanrı doğuruyor. Sekiz hastalık, sekiz tanrıyla iyileşiyor. Bu tanrıların adları, hasta organların adlarıyla ses oyunu içinde. Şiir, bu yeni tanrıların kaderlerini belirleyerek bitiyor.
Toz başka nerede?
Tanrıların toza oturması, Sümer edebiyatında tek başına bir görüntü değil. Ur Ağıtı'nda kentin halkı yere oturuyor; Nippur Ağıtı'nda yaşlılar başlarına toz serpiyor. İnanna'nın İnişi'nde Ninşubur, İnanna'nın yasını tutarken yüzünü tırmalıyor, gözlerini ve kulaklarını tırmalıyor, yoksul giysiler giyiyor. Bu hareketler, yasın bilinen bir dilinin parçaları.
Ama bu dilin tanrılara uygulanması daha nadir. İnsanlar tanrılar için yas tutar; tanrılar insanlar için ağlar. Tanrıların kendi aralarında, bir tanrı için yas tutması, Sümer metinlerinde sık rastlanan bir şey değil. Dumuzi'nin ölümü için tutulan yaslar bunun en bilinen örneği; orada da yas tutanlar, Dumuzi'nin kız kardeşi Geştinanna ve annesi gibi yakınları.
"Enki ve Ninhursag"da ise yas tutan bir aile değil, bütün bir meclis. Anuna'nın tamamı yere oturuyor. Bu ölçek, Enki'nin hastalığının bütün tanrılar dünyası için bir tehdit olduğunu söylüyor olabilir. Enki, bilgeliğin ve tatlı suyun tanrısı. Onun ölümü, dünyanın düzeninin bir parçasının ölümü demek.
Dilmun'un sessizliği
Şiirin açılışında Dilmun, her şeyin henüz başlamadığı bir yer olarak anlatılıyor. Kuzgun çığlık atmıyor, aslan öldürmüyor, kurt kuzu kapmıyor, hastalık yok, yaşlılık yok. Bu açılış, bir yokluk listesi.
Anuna'nın toza oturduğu an, bu listenin ters yüz olduğu an gibi. Başta hastalık yoktu; şimdi bir tanrı hasta. Başta yas yoktu; şimdi bütün bir meclis yas tutuyor. Dilmun'un sessizliği, bir felaketin sessizliğine dönüşüyor.
Şiirin bu dönüşü, bence Dilmun'un saflığının kalıcı olmadığını söylüyor. Saflık, bir başlangıç durumu; Enki'nin merakı ve Ninhursag'ın öfkesiyle bozuluyor. Ve bu bozulmanın ilk tanığı, toza oturan Anuna.
Tanrılar arasındaki ilişki
Bu şiirde tanrılar arasındaki ilişki, bir bağımlılık zinciri gibi. Enki, Ninhursag olmadan iyileşemiyor. Enlil, tilki olmadan Ninhursag'ı bulamıyor. Anuna ise hiçbir şey yapamıyor; sadece yas tutuyor.
Bu yapıda güç, bir meclisin değil, bireylerin elinde. Ninhursag, laneti koyan ve kaldıran. Enki, sorunu yaratan ve sonunda iyileşen. Enlil ve Anuna, seyirciler. Bu, ağıtlardaki ve destanlardaki güç dağılımından çok farklı.
Bence bu fark, şiirin konusundan geliyor. Burada mesele, bir kentin ya da insanlığın kaderi değil; bir tanrının bedeni. Bir bedenin iyileşmesi, bir meclisin kararıyla değil, bir doğurganın eliyle oluyor. Siz bu şiirde Anuna'nın çaresizliğini nasıl okurdunuz?
Akademik okuma
Samuel Noah Kramer, 1945'te bu şiiri "Enki and Ninhursag: A Sumerian Paradise Myth" başlığıyla yayımladı. Bu başlık, şiirin uzun süre bir cennet miti olarak okunmasına yol açtı. Daha sonraki akademisyenler, özellikle Bendt Alster, şiirin bir cennet anlatısından çok bir doğurganlık ve yaratılış anlatısı olduğunu vurguladı.
Anuna'nın toza oturduğu satır, akademik tartışmalarda pek ön plana çıkmıyor. Şiirin odağı Enki ile Ninhursag arasındaki ilişki; Anuna bu ilişkinin yan figürü. Ama bu yan figür, şiirin duygusal tonunu belirleyen önemli bir an: bir felaketin geldiğini, tanrıların bile korktuğunu gösteren an.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Enki ile Ninhursag arasındaki ilişkiyi Anunnaki'nin genetik çalışmalarının bir kaydı olarak okudu. Ninhursag'ı Anunnaki'nin baş tıp görevlisi olarak tanıttı; Enki'nin hastalığını ve iyileşmesini bir tıbbi müdahale olarak yorumladı. Sekiz yeni tanrının doğuşu, onun okumasında sekiz farklı tedavi.
Bu okuma, şiirin tıbbi bir dil kullanması açısından anlaşılabilir. Organlar sayılıyor, her biri için bir çözüm bulunuyor. Ama şiirin dili bir tıp metni değil; bir doğum metni. Ninhursag Enki'yi tedavi etmiyor; onun için tanrılar doğuruyor. Ve Anuna'nın toza oturması, bir hastane bekleme salonunun sessizliği değil; bir yas töreni.
Tilkinin ödülü
Tilki, Enlil'den bir ödül istiyor ve Enlil ona kendi kentinde onun adına iki ağaç dikmeyi, adını ünlü yapmayı vaat ediyor. Bu küçük pazarlık, şiirin en insani anlarından biri. Anuna tozun içinde otururken, krizi çözmek için harekete geçen bir hayvan, karşılığında şan istiyor.
Bu sahne, tanrıların çaresizliğini bir kez daha vurguluyor. Meclis yere çökmüş, Enlil ne yapacağını bilmiyor; çözüm, kurnazlığıyla bilinen bir tilkiden geliyor. Tanrılar dünyasının bir hayvanın aklına muhtaç kaldığı bu an, bence şiirin ironisinin zirvesi.
Forumlarda
Forumlarda bu şiir, Ninhursag'ın tıbbi becerileri üzerine tartışmalarda sıkça anılıyor. Kimi forum yazarları Ninhursag'ın Enki'yi iyileştirmesini "Anunnaki'nin ileri tıbbının kanıtı" olarak sundu. Başka kullanıcılar ise sekiz hastalığı, Enki'nin bir radyasyon zehirlenmesine maruz kalması olarak yorumladı.
Anuna'nın toza oturması, forumlarda hemen hiç konuşulmuyor. Türkçe forumlarda kimi kullanıcılar, bu sahnenin "tanrıların da korkabildiğini" gösterdiğini yazıyor. Bu yorum bence satırın özünü yakalıyor.
Ninhursağ'ın sekiz yarayı sekiz tanrıyla iyileştirmesi, şifanın Sümer zihninde bir ad verme işi olduğunu da düşündürüyor.
SohbeX teorisi
Şimdi bir spekülasyon; doğrudan bir metin kanıtına dayanmıyor.
"Enki ve Ninhursag"da Anuna'nın toza oturması, bence Sümer düşüncesinde tanrıların ölümlülüğüne dair bir sezgiyi yansıtıyor. Tanrılar ölümsüz olarak düşünülür; ama bu şiirde Enki ölmek üzere. Ve tanrıların meclisi, bu olasılık karşısında insanların yaptığını yapıyor: yere oturuyor, yas tutuyor.
Bu sahne, tanrılarla insanlar arasındaki sınırın bazı anlarda ne kadar ince olduğunu gösteriyor olabilir. Ölüm tehdidi karşısında Anuna, yıkılan bir kentin halkından farklı davranmıyor. Bu bir spekülasyon; şiirin bu satırı ne kadar bilinçli bir anlamla kullandığını bilmiyoruz.
Size soru
Bir meclisin yere oturması, size neyi düşündürüyor? Sizce tanrıların yas tutması, onları insanlara yaklaştırıyor mu, yoksa insanların yasını daha da büyütüyor mu?
Ben bu şiiri her okuduğumda, Anuna'nın tozun içinde oturduğu o anı gözümde canlandırıyorum. Dilmun'un saf topraklarında, bitkilerin arasında, kaderleri belirleyen tanrılar sessizce yere çökmüş. Ve onları o tozdan kaldıran, bir tilki. Belki de en eski kahramanlık, en küçük olanın kahramanlığıdır.
Giriş yap