Elam ve Susa: Mezopotamya'nın doğu komşusu
Mezopotamya'nın tarihini okurken, doğudan gelen bir komşunun adı sık sık karşımıza çıkıyor: Elam. Sümer kral listelerinde, Akad yazıtlarında, Ur'un ağıtlarında ve Asur yıllıklarında Elam, bazen bir müttefik, bazen bir rakip, çoğu zaman da bir tehdit olarak anılıyor. Ur'un Üçüncü Hanedanlığı'nın son kralı İbbi-Sin, Elamlılar tarafından esir alınarak götürüldü. Babil'in en ünlü anıtları, Elam kralları tarafından ganimet olarak Susa'ya taşındı.
Elam, bugünkü İran'ın güneybatısında, Huzistan ovası ve Zagros dağlarının eteklerinde kurulmuş bir uygarlıktı. Başkentlerinden biri olan Susa, bugün de Şuş adıyla bilinen bir kasabanın yanında yükselen büyük bir höyük. Anunnaki tartışmaları çoğu zaman Mezopotamya'nın batı ve kuzey bağlantılarına bakıyor; ama Elam, Sümer'in tanrılarıyla en uzun süre komşuluk eden, onlarla savaşan ve onları etkileyen bir kültür.
Susa'nın kazıları
Susa'daki kazılar, on dokuzuncu yüzyılın sonlarında Fransız araştırmacılar tarafından başlatıldı. 1880'lerde Marcel ve Jane Dieulafoy, Susa'daki Ahameniş sarayının kalıntılarını kazdı ve sırlı tuğlalardan oluşan "Okçular Frizi" gibi ünlü eserleri Louvre'a götürdü. 1897'den itibaren Jacques de Morgan'ın yönettiği Fransız heyeti, Susa'nın daha eski katmanlarını kazmaya başladı.
De Morgan'ın heyeti, Susa'da çok sayıda Mezopotamya anıtı buldu: Naram-Sin Zafer Steli, Hammurabi Kanunları Steli, kudurru taşları ve başka eserler. Bu eserlerin Susa'da bulunması, Elam krallarının Mezopotamya'ya yaptığı seferlerin bir sonucuydu. Kazılar, Fransız heyetleri tarafından yirminci yüzyılın büyük bölümünde sürdürüldü.
Susa'nın en eski katmanları, MÖ beşinci binyılın sonlarına kadar uzanıyor. Bu katmanlarda, ince duvarlı, siyah boyalı seramik kaplar bulundu. Bu kaplar, üzerlerindeki stilize hayvan figürleriyle, eski Yakın Doğu'nun en güzel seramikleri arasında sayılıyor.
Elam yazısı ve dili
Elamlılar, kendi dillerini, Elamcayı konuşuyordu. Elamca, bilinen hiçbir dil ailesine ait değil; tıpkı Sümerce gibi, yalnız başına duran bir dil. Elamlılar, tarihlerinin farklı dönemlerinde farklı yazı sistemleri kullandı. En eski dönemde, MÖ dördüncü binyılın sonlarında, "Proto-Elam yazısı" denen ve henüz çözülmemiş bir yazı kullandılar.
Sonraki dönemlerde, Akad dönemine yakın bir zamanda, "Lineer Elamca" denen bir başka yazı kullanıldı. Bu yazı, kısa bir süre kullanıldı ve sonra yerini, Mezopotamya'dan alınan çivi yazısına bıraktı. Elamlılar, çivi yazısını kendi dillerini yazmak için uyarladı ve Ahameniş dönemine kadar kullandı. Behistun Yazıtı'ndaki üç dilden biri de Elamca.
Tanrılar arasındaki ilişki: İnşuşinak ve Sümer tanrıları
Elam'ın tanrıları, Mezopotamya'nın tanrılarından farklıydı. Susa'nın baş tanrısı İnşuşinak'tı; adı, "Susa'nın efendisi" anlamına geliyor. Elam'ın genel tanrılar dünyasında ise Humban adlı bir gök tanrısı, Kiririşa ve Pinikir gibi tanrıçalar önemli bir yere sahipti. Elam dininde, tanrıçaların özellikle erken dönemlerde çok yüksek bir konumda olduğu düşünülüyor.
İnşuşinak, zamanla yeraltı dünyasıyla ve ölülerin yargılanmasıyla da ilişkilendirildi. Susa'da bulunan bazı metinlerde, ölülerin İnşuşinak'ın önünde yargılandığı anlatılıyor. Bu, Mezopotamya'nın yeraltı tanrıları ve Anunnaki'nin yeraltındaki yargıç rolüyle karşılaştırılabilir.
Elam ile Mezopotamya arasındaki ilişki, tanrılar düzeyinde de karmaşıktı. Elamlılar, Mezopotamya'nın tanrılarını tanıyordu ve bazı Mezopotamya tanrılarına Susa'da da tapınılıyordu. Elam kralları, Mezopotamya'dan aldıkları ganimet anıtları, kendi tanrıları İnşuşinak'a adıyordu. Bu, tanrılar arasında bir tür zafer ilanıydı: Mezopotamya'nın tanrılarının korunduğu anıtlar, Elam'ın tanrısının tapınağında duruyordu.
İbbi-Sin'in sonu
Ur'un Üçüncü Hanedanlığı, MÖ yirmi birinci yüzyılda, Sümer'in son büyük gücüydü. Bu hanedanlığın son kralı İbbi-Sin, saltanatının son yıllarında, hem iç isyanlarla hem de dış saldırılarla uğraştı. Sonunda Elamlılar, Ur'u ele geçirdi ve İbbi-Sin'i esir alarak Elam'a götürdü. İbbi-Sin, Elam'da öldü.
Bu olay, Sümer edebiyatında derin bir iz bıraktı. "Ur için Ağıt" ve "Sümer ve Ur için Ağıt" gibi metinlerde, Ur'un yıkılışı, tanrıların kararıyla gerçekleşen bir felaket olarak anlatılıyor. Bu ağıtlarda, Enlil'in Ur'u terk etmeye karar verdiği, kentin tanrısı Nanna'nın ve eşi Ningal'in bu karara karşı yalvardığı, ama Enlil'in kararından dönmediği anlatılıyor. Elamlılar, bu ağıtlarda, tanrıların kararını uygulayan bir fırtına olarak görülüyor.
Bir kentin yıkılışını, düşmanın değil, kendi tanrılarının kararı olarak anlatmak, size nasıl bir dünya görüşünü yansıtıyor gibi geliyor?
Asurbanipal'in Susa'yı yıkışı
Elam ile Mezopotamya arasındaki çatışma, yüzyıllar boyunca sürdü. MÖ yedinci yüzyılda, Asur kralı Asurbanipal, Elam'a karşı büyük seferler düzenledi. MÖ 640'larda Asurbanipal, Susa'yı ele geçirdi ve yıktı. Asurbanipal'in yıllıkları, bu yıkımı ayrıntılı biçimde anlatıyor.
Asurbanipal, yıllıklarında, Susa'nın zigguratını yıktığını, tapınakları yağmaladığını ve Elam'ın tanrılarının heykellerini Asur'a götürdüğünü söylüyor. Ayrıca Elam krallarının mezarlarını açtığını, onların kemiklerini Asur'a götürdüğünü ve böylece onların ruhlarını huzursuz bıraktığını anlatıyor. Yıllıklarda, Elam'ın topraklarına tuz ve dikenli bitkiler serptiği de yazıyor.
Asurbanipal'in yıllıkları, Elam'ın tanrılarının yenilgisini, Asur'un tanrısı Aşur'un ve diğer Asur tanrılarının zaferi olarak sunuyor. Yıllıklarda, bir ayrıntı daha var: Asurbanipal, Elamlıların yüzyıllar önce Uruk'tan götürdüğü bir İnanna heykelini, Susa'dan geri alarak Uruk'a geri getirdiğini söylüyor.
Puzur-İnşuşinak ve Şutruk-Nahhunte
Elam tarihinde iki kral, Mezopotamya ile ilişkiler açısından öne çıkıyor. Birincisi, Akad İmparatorluğu'nun çöküşünden sonra, MÖ yirmi ikinci yüzyıl civarında Susa'yı yöneten Puzur-İnşuşinak. Bu kral, hem Akadca hem de Lineer Elamca yazıtlar bıraktı. Yazıtlarının bir kısmı, aynı taş üzerinde iki yazıyla yazılmış; bu iki dilli yazıtlar, Lineer Elamcanın çözülmesi için araştırmacılara ilk ipuçlarını verdi. Puzur-İnşuşinak, yazıtlarında kendini İnşuşinak'ın hizmetkârı olarak tanıtıyor ve tanrıya adanmış yapılar inşa ettiğini anlatıyor.
İkinci kral, MÖ on ikinci yüzyılda yaşayan Şutruk-Nahhunte. Bu kral, Babil'e karşı büyük bir sefer düzenledi ve Babil'in birçok kentinden anıtlar toplayarak Susa'ya getirdi. Naram-Sin Zafer Steli ve Hammurabi Kanunları Steli, bu sefer sırasında Susa'ya taşındığı düşünülen eserler arasında. Şutruk-Nahhunte, Naram-Sin stelinin üzerine kendi adına Elamca bir yazıt ekledi ve steli İnşuşinak'a adadığını belirtti.
Bu iki kral, Elam'ın Mezopotamya ile ilişkisinin iki yüzünü gösteriyor: biri yazıyı ve kültürü ödünç alıp kendi diline uyarlayan, diğeri ise Mezopotamya'nın anıtlarını kendi tanrısına sunarak zaferini ilan eden. Bir taşın üzerine, bin yıl sonra bir başka dilde yazılmış bir ek, sizce o taşın hikâyesini nasıl değiştiriyor?
Akademik okuma
Akademik çevrelerde Elam, Mezopotamya'nın gölgesinde kalmış, ama kendi başına önemli bir uygarlık olarak görülüyor. Araştırmacılar, Elam'ın kültürünü, Mezopotamya'nın bir yansıması olarak değil, kendine özgü bir gelenek olarak incelemeye çalışıyor. Ancak bu çalışmalar, Elamca metinlerin azlığı ve Elam dilinin tam olarak anlaşılamamış olması nedeniyle zorlaşıyor.
Elam ile Mezopotamya arasındaki ilişki, çatışma kadar etkileşimle de tanımlanıyor. İki bölge arasında ticaret, evlilik ittifakları ve kültürel alışveriş vardı. Elam, Mezopotamya ile İran yaylası ve Orta Asya arasında bir köprü işlevi görüyordu.
Susa'daki Mezopotamya eserlerinin bugün Louvre'da durması da ayrıca düşündürücü: bu anıtlar, önce Babil'den Susa'ya, sonra Susa'dan Paris'e taşındı. Her taşınma, bir başka gücün hikâyesini anlatıyor.
Sitchin'in okuması
Sitchin, Elam'ı, Anunnaki'nin İran bölgesindeki yönetim alanının bir parçası olarak yorumladı. Ona göre Elam'ın tanrıları, Mezopotamya'nın Anunnaki'sinin farklı adlarla anılan biçimleriydi. Sitchin, Elam'ın Mezopotamya'ya yaptığı saldırıları, Anunnaki arasındaki çatışmaların bir yansıması olarak gördü.
Ancak Elam'ın tanrıları, adları ve özellikleriyle Mezopotamya'nın tanrılarından farklı. İnşuşinak, Humban ve Kiririşa, Sümer'in An'ına, Enlil'ine ya da Enki'sine doğrudan karşılık gelmiyor. Elam, Mezopotamya ile komşu ama farklı bir tanrılar dünyasına sahipti.
Forumlarda
Forumlarda Elam, genellikle İran'ın antik tarihi tartışmalarında karşımıza çıkıyor. Bazı kullanıcılar, Elam'ın Sümer'den daha eski olduğunu, hatta Sümer uygarlığının Elam'dan geldiğini öne sürüyor. Bu iddia, arkeolojik verilerle desteklenmiyor; Elam ve Sümer, aynı dönemlerde gelişen, birbirini etkileyen iki ayrı kültür olarak görülüyor.
Diğer başlıklarda ise Elam yazısının çözülmesi tartışılıyor. Lineer Elamca üzerine son yıllarda yapılan çalışmalar, forumlarda büyük ilgi gördü.
SohbeX teorisi
Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Elam, Mezopotamya'nın tanrıları için bir ayna işlevi gördü. Sümer ve Babil'in tanrıları, Elam'ın karşısında, bazen kenti terk eden, bazen intikam alan, bazen de ganimet olarak götürülen tanrılar olarak anlatıldı. Bir İnanna heykelinin Uruk'tan Susa'ya götürülüp yüzyıllar sonra geri getirilmesi, tanrıların da komşular arasında esir düşüp kurtarılabildiği bir dünyayı gösteriyor.
Belki de Mezopotamya'nın tanrılarını tam olarak anlamak için, onları yalnızca kendi kentlerinde değil, komşu bir ülkenin tapınağında, ganimet olarak dururken de görmek gerekiyor.
Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.
Size soru
Elam'ı daha önce duymuş muydunuz? Bir kentin yıkılışını kendi tanrılarının kararı olarak anlatmak size ne düşündürüyor? Tanrı heykellerinin ganimet olarak götürülmesi, sizce tanrıların gücü hakkında ne anlatıyor? Yorumlarda yazın.
Giriş yap