Giriş yap
🏺 Anunnaki

Ebu Salabih: adı bilinmeyen bir kentin edebiyat tabletleri

Bazı arkeolojik alanlar, büyük adlarıyla ünlüdür: Ur, Uruk, Babil. Ebu Salabih ise, tam tersi bir nedenle ilginç. Bu höyüğün antik adını hâlâ kesin olarak bilmiyoruz. Ama buradan çıkan tabletler, Sümer edebiyatının bilinen en eski örneklerinden bazılarını taşıyor.

Irak'ın güneyinde, Nippur'un yaklaşık yirmi kilometre kuzeybatısında bulunan bu küçük höyük, MÖ 2600 civarında, bir grup katibin, ilahileri, öğütleri ve sözcük listelerini kopyaladığı bir yerdi. Bu katipler kimdi, hangi dili konuşuyorlardı, ve neden bu kadar küçük bir kentte bu kadar zengin bir edebiyat birikimi vardı? Ben bu soruları, Mezopotamya'nın en sessiz bilmecelerinden biri olarak görüyorum. Siz adı unutulmuş bir kentte, kimin şarkılarını kopyalardınız?

Kazıların hikâyesi

Ebu Salabih'te ilk kazıyı, 1963 ve 1965'te, Chicago Üniversitesi Doğu Enstitüsü adına Donald P. Hansen yaptı. Bu kısa kazılarda, Erken Hanedanlık dönemine ait bir yapı ve onun içinde, birkaç yüz tablet ve parça bulundu.

Daha sonra, 1975'ten 1989'a kadar, Irak'taki İngiliz Arkeoloji Okulu adına, Cambridge Üniversitesi'nden Nicholas Postgate, Ebu Salabih'te uzun soluklu bir kazı yürüttü. Postgate'in kazıları, kentin konut alanlarını, sokak düzenini, mezarlarını ve yüzeyini ayrıntılı olarak inceledi. Postgate, bu çalışmada, büyük anıtlar yerine, bir kentin sıradan yapısını anlamayı amaçladı.

Postgate'in yöntemi, o dönem için yenilikçiydi. Kazıcılar, höyüğün yüzeyini, yağmur sonrası sıyırarak, toprağın altındaki duvar hatlarını görünür hale getirdi. Bu yöntemle, kazmadan, kentin büyük bir kısmının planı çıkarıldı.

Tabletler

Ebu Salabih tabletleri, Robert D. Biggs tarafından 1974'te "Inscriptions from Tell Abū Ṣalābīkh" adlı bir eserde yayımlandı. Bu tabletler, yaklaşık MÖ 2600-2500 arasına tarihleniyor ve Fara'daki tabletlerle aynı döneme ait.

Tabletlerin çoğu, idari değil, edebi ve sözlüksel metinlerdi. Bunlar arasında şunlar vardı: Şuruppak'ın Öğütleri'nin bilinen en eski nüshalarından biri, Keş Tapınağı İlahisi'nin en eski nüshası, "Zame İlahileri" adı verilen bir dizi kısa ilahi ve uzun sözcük listeleri.

Keş Tapınağı İlahisi, Ninhursag'ın kenti Keş'teki tapınağı öven bir metin. Bu ilahi, yaklaşık beş yüz yıl sonra, Eski Babil dönemindeki okullarda da kopyalanmaya devam etti. Yani bir metin, en az beş asır boyunca, neredeyse aynı biçimde korundu. Bu, Mezopotamya katiplik geleneğinin ne kadar istikrarlı olduğunu gösteren çarpıcı bir örnek.

Zame İlahileri: tanrıların coğrafyası

Ebu Salabih'in belki de en ilginç metni, Zame İlahileri. Bu metin, Sümer'in farklı kentlerinin tanrılarını sırayla öven kısa ilahilerden oluşuyor. Her ilahi, bir kenti ve onun tanrısını anıyor ve "zame", yani "övgü" sözcüğüyle bitiyor.

Metinde, Nippur'un Enlil'i, Eridu'nun Enki'si, Uruk'un İnanna'sı, Ur'un Nanna'sı, Lagaş'ın Ningirsu'su ve daha pek çok tanrı yer alıyor. Bu sıralama, o dönemde Sümer kentlerinin ve tanrılarının bir tür haritasını sunuyor. Hangi tanrının hangi kentle ilişkilendirildiği, hangi kentin hangi sırada anıldığı, araştırmacılar için değerli bilgiler.

Bu ilahi dizisi, sonraki dönemlerde yazılan "Tapınak İlahileri" ile de karşılaştırılıyor. Tapınak İlahileri, geleneksel olarak Enheduanna'ya atfediliyor ve benzer bir biçimde, Sümer'in tapınaklarını sırayla övüyor. Ebu Salabih'teki Zame İlahileri, bu geleneğin çok daha eski bir öncüsü olabilir.

Sami adlı katipler

Ebu Salabih tabletlerinin en çok tartışılan özelliklerinden biri, katiplerin adları. Tabletlerin sonundaki kolofonlarda, yani katibin adını ve bazen tarihini veren notlarda, pek çok katibin Sami, yani Akadca kökenli adlar taşıdığı görülüyor.

Bu, MÖ 2600 civarında, Sümerce metinleri kopyalayanların önemli bir kısmının, ana dili Akadca olan insanlar olduğunu düşündürüyor. Yani Sümer edebiyatı, daha bu erken dönemde bile, iki dilli bir ortamda yaşıyordu. Bazı tabletlerde, Sümerce sözcüklerin Akadca okunuşlarına dair ipuçları da bulunuyor.

Bu bulgu, Sümerler ve Akadlar arasındaki ilişkiye dair eski bir görüşü sorguluyor. Eskiden, Sümerlerin güneyde, Akadların kuzeyde yaşadığı ve ancak Sargon döneminde iki halkın karıştığı düşünülürdü. Ebu Salabih, bu karışımın çok daha eski olduğunu gösteriyor.

Kentin adı

Ebu Salabih'in antik adı, kesin olarak bilinmiyor. Bazı araştırmacılar, burasının, yazı tanrıçası Nisaba'nın kenti Ereş olabileceğini öne sürdü. Bu öneri çekici, çünkü Ebu Salabih tabletlerinin büyük kısmı, yazı ve öğrenimle ilgili. Nisaba'nın kentinde, bir katip okulunun olması anlamlı olurdu.

Ancak bu öneri, kesin bir kanıta dayanmıyor. Kentin adını taşıyan bir yazıt ya da tuğla bulunmadı. Başka araştırmacılar, farklı adlar önerdi. Bu belirsizlik, Mezopotamya arkeolojisinde sık rastlanan bir durum: bazı kentlerin tabletlerini okuyabiliyoruz, ama adlarını bilemiyoruz.

Mezarlar ve eşekler

Postgate'in kazılarında, Ebu Salabih'te, Erken Hanedanlık dönemine ait çok sayıda mezar bulundu. Bazı mezarlarda, insanlarla birlikte eşekler de gömülmüştü. Bu eşeklerin, bir araba ya da kızağı çeken hayvanlar olduğu düşünülüyor.

Eşek gömüleri, Mezopotamya'nın başka yerlerinde de bulunuyor, özellikle Ur Kraliyet Mezarlığı'nda. Ebu Salabih'teki gömüler, bu geleneğin yalnızca kraliyet ailesiyle sınırlı olmadığını, varlıklı ailelerin de benzer törenler yaptığını gösteriyor olabilir.

Tanrılar arasındaki ilişki: Nisaba ve Ninhursag

Ebu Salabih tabletlerinde, iki tanrıça özellikle öne çıkıyor. Birincisi, Nisaba. Nisaba, başlangıçta tahıl tanrıçasıydı; ama zamanla yazının, hesabın ve öğrenimin tanrıçası haline geldi. Sümer katipleri, bir tableti bitirdiklerinde, sık sık "Nisaba'ya övgü" diye yazardı. Bu formül, Ebu Salabih tabletlerinde de görülüyor.

Nisaba'nın tahıl ile yazı arasında köprü kurması anlamlı: yazının ilk kullanımı, tahıl hesaplarıydı. Tahılın tanrıçası, hesabın da tanrıçası oldu.

İkincisi, Ninhursag. Keş Tapınağı İlahisi, Ninhursag'ın kenti Keş'i övüyor. Ninhursag, ana tanrıça ve doğumun tanrıçasıydı. Bazı metinlerde, Enlil'in kız kardeşi, bazılarında Enki'nin eşi olarak görülüyor. Enki ve Ninhursag mitinde, Enki'nin Dilmun'da Ninhursag'ın yarattığı bitkileri yemesi ve bu yüzden hastalanması anlatılır. Ninhursag, ancak Enki'yi iyileştirdikten sonra onu affeder.

Bir katip okulunun günü

Ebu Salabih tabletlerinden yola çıkarak, bir katip öğrencinin gününü hayal etmek mümkün. Öğrenci, sabah okula gelir, ıslak kilden bir tablet hazırlar ve öğretmeninin yazdığı örneği kopyalar. Önce işaretleri, sonra sözcük listelerini, en sonunda da ilahileri ve öğütleri öğrenir.

Daha sonraki dönemlerden kalan "okul metinleri", bu sürecin ne kadar zorlu olduğunu anlatıyor. "Okul Günleri" adlı Sümerce bir metinde, bir öğrenci, geç kaldığı, yanlış yazdığı ve izinsiz konuştuğu için defalarca dövüldüğünü anlatır. Babası, öğretmeni eve davet edip ona armağanlar verince, öğretmen öğrenciyi övmeye başlar. Bu metin, Ebu Salabih'ten çok daha geç bir döneme ait; ama eğitim ortamının yüzyıllar boyunca pek değişmediğini düşündürüyor.

Ebu Salabih'teki öğrenciler de, belki benzer bir disiplin altında, Keş İlahisi'nin dizelerini tekrar tekrar yazdı. Onların hataları bile, bugün araştırmacılar için değerli: hangi işaretlerin karıştırıldığı, hangi sözcüklerin zor geldiği, dilin nasıl okunduğuna dair ipuçları veriyor.

Akademik okuma

Akademisyenler, Ebu Salabih'i, Sümer edebiyatının erken gelişimini anlamak için en önemli alanlardan biri olarak görüyor. Fara ve Ebu Salabih tabletleri birlikte, MÖ 2600 civarında, edebi metinlerin zaten yazıya geçirildiğini ve kopyalandığını gösteriyor.

Ancak bu erken metinleri okumak çok zor. Yazı sistemi, henüz tam olarak gelişmemişti; dilbilgisel ekler çoğu zaman yazılmıyordu ve işaretlerin sırası her zaman okunma sırasını yansıtmıyordu. Bu yüzden, bu metinlerin pek çoğu, ancak daha sonraki nüshalarıyla karşılaştırılarak anlaşılabiliyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Ebu Salabih'e doğrudan pek değinmedi. Ancak onun genel yaklaşımında, Sümer edebiyatının ani ve tam gelişmiş bir şekilde ortaya çıktığı fikri önemliydi. Ona göre, Sümerler, bilgilerini Anunnaki'den hazır olarak almıştı.

Ebu Salabih tabletleri, bu iddiayı sorgulamak için iyi bir örnek. Tabletler, yazının ve edebiyatın, Uruk dönemindeki ilk denemelerden sonra, yüzyıllar içinde, adım adım geliştiğini gösteriyor. Yazının ilk aşamaları muhasebeye ayrılmıştı; edebi metinler ise, ancak birkaç yüz yıl sonra ortaya çıktı.

Forumlarda

Forumlarda Ebu Salabih, nadiren anılıyor. Daha çok, uzmanlık düzeyinde tartışmaların yapıldığı akademik ağırlıklı topluluklarda, Sami adlı katipler ve iki dillilik konusunda bahsi geçiyor. Popüler Anunnaki forumlarında ise, bu kent neredeyse hiç bilinmiyor.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Belki de Ebu Salabih, bir kentten çok bir okul olarak hatırlanmalı. Adı unutuldu, ama öğrencilerinin kopyaladığı metinler beş bin yıl sonra hâlâ okunuyor.

Bir de şunu düşünüyorum: bu katiplerin çoğu, ana dili Akadca olan insanlardı. Yani Sümer edebiyatını yaşatanlar, belki de kendileri Sümerli değildi. Bir dil, onu ana dili olarak konuşanlardan çok, onu sevenler tarafından korunabilir.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Bir kentin adını bilmeden onun kültürünü anlayabilir miyiz? Sizce Sümer edebiyatını kopyalayan Akadca konuşan katipler, bu metinlere nasıl bakıyordu? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap