Giriş yap
🏺 Anunnaki

Ebla arşivi: Suriye'de bulunan beklenmedik kütüphane

1970'lerin ortasında, kuzey Suriye'de, Halep'in güneyinde Tell Mardih adlı bir höyükte çalışan İtalyan arkeologlar, bir sarayın odalarında binlerce kil tablet ve tablet parçası buldu. Tabletler, düşmüş raflarının bulunduğu yerde, sıralı halde, bir yangının pişirdiği kil yığınları olarak duruyordu. Bu buluş, o güne kadar Mezopotamya'nın dışında kalan bir bölgede, Sümer'le çağdaş, büyük bir yazılı kültürün varlığını ortaya çıkardı.

Bu kentin adı Ebla'ydı. Ebla arşivi, Anunnaki tartışmalarında pek anılmıyor; ama Sümer'in tanrılarının ve yazısının, MÖ üçüncü binyılda bile, ne kadar geniş bir alana yayıldığını gösteren en önemli belgelerden biri. Ayrıca bu arşiv, bir buluşun nasıl abartılı yorumlara ve siyasi tartışmalara konu olabileceğinin de bir örneği.

Kentin adını bulmak

Tell Mardih'te kazılar, 1964'te Roma Sapienza Üniversitesi'nden Paolo Matthiae'nin yönetiminde başladı. İlk yıllarda, höyüğün hangi antik kente ait olduğu bilinmiyordu. 1968'de, bir kralın adını taşıyan bir heykel gövdesi bulundu. Heykelin üzerindeki yazıtta, Ebla kralı İbbit-Lim'in adı geçiyordu. Bu yazıt, höyüğün Ebla olduğunu düşündüren ilk kanıt oldu.

Ebla, Mezopotamya metinlerinden zaten bilinen bir kentti. Akad kralları Sargon ve Naram-Sin, yazıtlarında Ebla'yı fethettiklerini söylüyordu. Ama kentin nerede olduğu ve ne kadar önemli olduğu bilinmiyordu. Tell Mardih'teki buluşlar, Ebla'nın büyük bir kent devleti ve bölgenin önemli bir siyasi merkezi olduğunu gösterdi.

Saray G'nin arşivi

Tabletler, 1974-1976 yılları arasında, arkeologların "Saray G" adını verdiği bir yapıda bulundu. Arşiv, sarayın birkaç odasına dağılmıştı; ama en büyük bölümü, bir avlunun yanındaki küçük bir odada, raflar üzerinde düzenlenmiş halde duruyordu. Raflar yandığında, tabletler yere düşmüş; ama düştükleri sıra, onların nasıl düzenlendiğini anlamaya yardımcı oldu.

Arşivdeki tabletlerin büyük kısmı, sarayın yönetimine ait belgelerdi: tekstil ve metal dağıtımları, hayvan sayımları, tarım ürünleri, diplomatik yazışmalar ve antlaşmalar. Bunların yanında, Sümerce ve Eblaca sözcük listeleri, dualar, büyü metinleri ve birkaç edebi metin de vardı.

Arşivin tarihi, yaklaşık MÖ yirmi dördüncü yüzyıla, yani Akad İmparatorluğu'nun kuruluşundan hemen öncesine tarihleniyor. Saray, bir yangınla yıkıldı. Bu yıkımın kimin tarafından yapıldığı tartışmalı; Sargon, Naram-Sin ya da Ebla'nın rakibi Mari kenti aday olarak gösteriliyor.

Dünyanın en eski iki dilli sözlükleri

Ebla arşivinin en önemli buluşlarından biri, Sümerce ve Eblaca sözcüklerin karşılıklı olarak verildiği listeler. Ebla'nın kâtipleri, Sümer'in yazı geleneğini öğrenmiş ve kendi dillerini, yani Eblacayı, çivi yazısıyla yazmak için bu geleneği uyarlamıştı. Sümerce sözcük listelerini kopyalarken, bazılarının yanına Eblaca karşılıklarını yazdılar.

Bu listeler, bilinen en eski iki dilli sözlükler arasında sayılıyor. Eblaca, Sami dil ailesine ait bir dil; Akadcayla akraba, ama ondan farklı. Bu listeler sayesinde araştırmacılar, hem Eblacanın yapısını hem de Sümerce sözcüklerin nasıl telaffuz edildiğini daha iyi anlayabildi.

Ebla'nın kâtiplerinin, Sümer'in okul metinlerini, Mezopotamya'daki kâtiplerle aynı biçimde kopyaladıkları görülüyor. Örneğin Abu Salabikh ve Fara gibi Mezopotamya kentlerinde bulunan sözcük listelerinin aynıları, Ebla'da da bulundu. Bu, kâtip eğitiminin, MÖ üçüncü binyılda bile, bölgeler arası ortak bir gelenek olduğunu gösteriyor.

Sümer'in yazı geleneğinin, yüzlerce kilometre uzaklıktaki bir kentte bu kadar sadakatle sürdürülmesi size neyi düşündürüyor?

Tanrılar arasındaki ilişki: Kura ve Hadda

Ebla'nın tanrıları, Sümer'in tanrılarından farklıydı. Kentin baş tanrısı, adı Kura olarak okunan bir tanrıydı; onun ne tür bir tanrı olduğu tam olarak bilinmiyor. Onun yanında, fırtına tanrısı Hadda, Sami dünyasının önemli tanrılarından Dagan, salgın ve yeraltı tanrısı Raşap ve güneş tanrıçası gibi tanrılar vardı. İştar da Ebla'da tapınılan tanrılar arasındaydı.

Ebla'nın kâtipleri, kendi tanrılarının adlarını yazarken, bazen Sümer tanrılarının adlarını kullanıyordu. Bu, bir tür çeviri gibiydi: Bir Ebla tanrısı, ona benzeyen bir Sümer tanrısının adıyla yazılabiliyordu. Bu uygulama, sonraki dönemlerde Mezopotamya'nın ve Suriye'nin tanrılarının birbiriyle eşleştirilmesinin erken bir örneği.

Hadda, yani fırtına tanrısı, sonraki yüzyıllarda Suriye ve Kenan dünyasının en önemli tanrılarından biri olacaktı. Ugarit metinlerinde Baal olarak anılan tanrı, aslında Hadda'nın bir başka adıydı. Ebla'daki Hadda, bu uzun geleneğin bilinen en eski izlerinden biri.

Pettinato tartışması

Ebla arşivinin ilk epigrafı, yani tabletleri okuyan uzmanı, İtalyan dilbilimci Giovanni Pettinato'ydu. Pettinato, arşivin ilk yayınlarında, tabletlerde Kutsal Kitap'taki bazı kent adlarının, özellikle Sodom ve Gomora'nın, ve Tanrı'nın adı Yahve'ye benzeyen bir tanrı adının geçtiğini öne sürdü. Bu iddialar, büyük medya ilgisi gördü ve Ebla'yı bir anda dünyanın gündemine taşıdı.

Ancak sonraki incelemeler, bu okumaların çoğunun hatalı ya da aşırı yorum olduğunu gösterdi. Kent adlarının okunuşu tartışmalıydı ve Yahve'ye benzeyen ad, başka biçimde okunabiliyordu. Bu tartışma, Pettinato ile kazı başkanı Matthiae arasında ciddi bir anlaşmazlığa ve Suriye hükümetiyle de gerginliklere yol açtı. Sonunda Pettinato, arşivin yayın ekibinden ayrıldı ve tabletlerin yayını, başka araştırmacılarla devam etti.

Ebla'nın kraliçeleri ve vezirleri

Ebla arşivi, kentin yönetim yapısını da ayrıntılı biçimde gösteriyor. Kent, bir kral tarafından yönetiliyordu; ama arşivde kraldan çok, vezir olarak anılan yüksek yöneticilerin adı geçiyor. Bu vezirler, ticareti, dağıtımları ve diplomatik ilişkileri yönetiyordu. Bazı araştırmacılar, Ebla'da gerçek gücün kraldan çok bu vezirlerin elinde olduğunu düşünüyor.

Kraliçe ve kralın annesi de arşivde önemli figürler olarak görülüyor. Kraliçenin kendi mülkleri, hizmetkârları ve dağıtım kayıtları vardı. Kraliyet ailesinin kadınları, başka kentlerin yöneticileriyle evlendirilerek diplomatik ittifaklar kuruluyordu. Bu evlilikler, Ebla'nın bölgedeki ilişkilerini güçlendiren bir araçtı.

Arşivde, Ebla ile Abarsal adlı bir kent arasında yapılmış bir antlaşma da bulundu. Bu antlaşma, bilinen en eski uluslararası antlaşmalardan biri olarak kabul ediliyor. Antlaşmada, iki kent arasındaki ticaret, sınır ve kaçak kişilerin iadesi gibi konular düzenleniyor; antlaşmayı bozana karşı da tanrıların adıyla lanetler okunuyor.

Bu antlaşmada tanrıların tanık olarak çağrılması, Mezopotamya'nın sonraki antlaşmalarında da sürecek bir gelenekti. Tanrılar, insanlar arasındaki sözlerin bekçisi olarak görülüyordu. Bir antlaşmayı bozmak, yalnızca karşı tarafa değil, tanık olan tanrılara da karşı gelmek demekti.

Ebla'nın yönetim belgelerinde, tekstil dağıtımlarının ne kadar ayrıntılı kaydedildiği de dikkat çekiyor. Hangi giysinin hangi elçiye, hangi tanrının tapınağına ya da hangi saray görevlisine verildiği tek tek yazılmış. Bu kayıtlar, Ebla'nın ekonomisinin büyük ölçüde yün ve dokuma üretimine dayandığını gösteriyor.

Dört bin beş yüz yıl önce yazılmış bir antlaşmada, bugünkü uluslararası anlaşmalarda da görülen konuların yer alması size nasıl geliyor?

Akademik okuma

Akademik çevrelerde Ebla arşivi, MÖ üçüncü binyılın Suriye'sini anlamak için en önemli kaynak olarak görülüyor. Arşiv, Ebla'nın bir ticaret ve siyasi merkez olarak, Mezopotamya ile Anadolu ve Akdeniz kıyısı arasında bir köprü işlevi gördüğünü gösteriyor. Ebla'nın yazışmaları ve antlaşmaları, Mari, Kiş ve başka kentlerle ilişkilerini ortaya koyuyor.

Pettinato tartışması ise akademik çevrelerde, bir buluşun yorumunun dikkatle yapılması gerektiğinin bir uyarısı olarak hatırlanıyor. Bir tabletin okunması, çoğu zaman uzun yıllar süren bir çalışma gerektiriyor; ilk okumalar, sonradan düzeltilmek zorunda kalınabiliyor.

Sitchin'in okuması

Sitchin, Ebla'yı, Sümer'in etkisinin Suriye'ye uzandığını gösteren bir kanıt olarak kullandı. Ona göre bu etki, Anunnaki'nin bölgeleri yönettiği bir düzenin parçasıydı. Pettinato'nun ilk okumaları da, Sitchin'in ve onun izleyicilerinin, Kutsal Kitap ile Mezopotamya arasındaki bağlantıları vurgulamak için kullandığı bir kaynak oldu.

Ancak bu okumaların sonradan düzeltilmesi, Sitchin'in anlatısında genellikle göz ardı edildi. Ebla arşivi, bize Sümer'in yazı geleneğinin, bir tanrısal yönetimle değil, kâtiplerin eğitimiyle ve kentler arasındaki ilişkilerle yayıldığını gösteriyor.

Forumlarda

Forumlarda Ebla, çoğu zaman "Sodom ve Gomora'nın kanıtı" olarak anılıyor. Bazı kullanıcılar, Pettinato'nun ilk iddialarının bastırıldığını, gerçeğin gizlendiğini öne sürüyor. Eleştirel kullanıcılar, iddiaların sonraki incelemelerle düzeltildiğini, bunun bir gizleme değil, bilimsel bir düzeltme süreci olduğunu hatırlatıyor.

Ebla'nın son yıllarda yaşadıkları da forumlarda tartışılıyor. Suriye'deki savaş sırasında, Tell Mardih ve çevresi, kaçak kazılardan ve çatışmalardan zarar gördü. Bu hasar, arkeolojik mirasın korunmasıyla ilgili tartışmaları alevlendirdi.

SohbeX teorisi

Spekülasyon olarak okuyun. Bana öyle geliyor ki Ebla arşivi, Sümer'in en güçlü mirasının, yazıyı başka bir dile uyarlama fikri olduğunu gösteriyor. Ebla'nın kâtipleri, Sümerce öğrendi; ama kendi dillerini ve tanrılarını unutmadılar. Sümer'in işaretleriyle Eblaca yazdılar, Sümer tanrılarının adlarıyla kendi tanrılarını andılar.

Belki de Anunnaki'nin yayılması, bir dilin ve bir yazının yayılmasıyla aynı yolu izledi. Bir kâtip, Sümerce bir tanrı adını öğrendiğinde, o tanrıyı kendi dünyasına getirmiş oluyordu; ama onu kendi tanrısıyla eşleştirerek değiştiriyordu da.

Bu bir yorum; kesin bir bilgi değil.

Size soru

Ebla arşivini daha önce duymuş muydunuz? Pettinato tartışması, sizce eski metinlerin yorumlanmasında nasıl bir ders veriyor? Bir dilin yazısını başka bir dile uyarlamak, o dilin tanrılarını da beraberinde getirir mi? Yorumlarda yazın.

❤ 0 beğeni💬 0 yorumBeğenmek ve yorum yapmak için giriş yap